ANTROPOLOJİ - Ünite 6: Sanayi Öncesi Uyarlanma ve Yaşam Tarzları: Avcı-Toplayıcılık ve Tarım Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 6: Sanayi Öncesi Uyarlanma ve Yaşam Tarzları: Avcı-Toplayıcılık ve Tarım

Ünite 6: Sanayi Öncesi Uyarlanma ve Yaşam Tarzları: Avcı-Toplayıcılık ve Tarım

Giriş

İnsanlık, kültür yaratan ata türlerinden başlayarak günümüzden on bin yıl öncesine kadar, yaklaşık olarak 2-2,5 milyon yıl boyunca, avcı-toplayıcı bir geçim ve yaşam tarzı sürdü. Avcı-toplayıcı yaşam tarzı, herhangi bir üretim etkinliğine değil, doğada verili olarak bulunan bitki ve hayvan varlığının istismarına dayanıyor ve buna uygun bir insan örgütlenmesi gerektiriyordu. Doğal olarak beslenme

rejiminin temeli de etti. Zira uzun süren buzul çağlarına yayılan avcı-toplayıcı etkinlik kıt bir bitkisel ortamda sürüp gitmekteydi. Ancak günümüzden on bin yıl önce bu uzun süren buzul çağlarından çıkıldı ve büyük bir küresel ısınma yaşandı. Küresel ısınma doğayı dönüştürdü, dünya ısındı, sulak alanlar arttı, büyük ırmaklar kararlı bir akış rejimine kavuştu, bitki ve hayvan varlığı çoğaldı. Böylelikle üretimciliğe geçildi, yani tarımsal hayat başladı. Tarımsal hayat Neolitik devirde gerçekleşti. Neolitik Devrim’le birlikte avcı-toplayıcı hayat hızla tasfiye oldu ve dünyanın çok büyük bölümünde tarım ve onunla birlikte gelişen hayvancı geçim ve yaşam tarzı egemen hale geldi. Bu Neolitiğin Tarım Devrimi’nin ardından insanlığın yaşadığı ikinci büyük devrim, Sanayi Devrimi’nin bir sonucuydu. Sanayi Devrimi’yle birlikte geleneksel tarım biçimleri, iki yüz yıla sığacak bir sürede hızla ortadan kalktı ve tıpkı dünyanın sınırlarına çekilen avcı-toplayıcılık gibi kendi dar alanlarına sıkıştı.

Avcı-Toplayıcılık

Tarih ve Tanımlama**:** Bitki ve hayvan evcilleştirmesinin ortaya çıktığı Neolitik döneme, yani günümüzden kabaca 10,000 y›l öncesine kadar bütün insanlar avcı-toplayıcı idiler. 10,000 yıl öncesine kadar devam eden iklim ve çevre koşulları, böyle bir yaşamı ve geçimi dayatmış, insanlar da bu koşullara

uyarlanmış bir hayat sürmeye devam etmişlerdi. 16. yüzyıldan itibaren, dünyanın Avrupalılar tarafından kolonileştirilmeye başlanmasına kadar, tarıma geçilmesine karşın dünyanın pek çok yerinde avcı-toplayıcı etkinlik sürmekteydi. 16. yüzyılda başlayan ve giderek etkisini artıran kolonileştirme hareketi bu yörelerin pek çoğunda avcı-toplayıcılığı ortadan kaldırdı ve avcı-toplayıcı etkinlik besin üreticiliğine uygun olmayan çevrelerde sürdürülebilir hale geldi. Ancak bu avcı-toplayıcıların varlıkları ve yaşam biçimleri de sınırları içinde yaşadıkları ulus-devletlerin modernleştirici etkisi karşısında tehdit altındadır ve çok geçmeden bu geçim biçiminin dünya yüzünde hiçbir örneğinin kalmaması şaşırtıcı olmayacaktır.

Ekoloji, Teknoloji ve Nüfus**: Avcı-toplayıcılar ekolojik koşullara üst düzeyde bağımlıdırlar. Burada hayatî kavram biyolojik taşıma kapasitesi kavramıdır. Biyolojik taşıma kapasitesi kavramı, belirli bir yaşam alanında (ekolojik eşikte), o çevrenin ekolojik koşullarının sunduğu olanaklarla, herhangi bir güçlük çekmeden yaşayabilecek en yüksek miktardaki canlı sayısını ifade eder, ayrıca bu yaşam alanının canlılara sağlayabileceği en yüksek yaşama olanağını da gösterir. Ayrıca antropoloğun dikkat edeceği bir başka şey, o ekosistemde beslenme açısından zorunlu ama kıt olan kaynak ya da kaynaklardır. Kıtlaşan kaynak hangisiyse, biyolojik taşıma kapasitesi bakımından hayatî önemde olan kaynak odur. Üstelik bu çağlarda ömür beklentisi** de çok düşüktü. Paleolitik dönemdeki nüfus artış hızı bin yılda ancak % 2 kadar gerçekleşmişti.

Avcı-toplayıcılarda teknolojik gelişme yavaş olmuştur. Ancak buna karşın yaklaşık olarak 2 milyon yıldır çeşitli aletler yardımıyla yapılan avcı-toplayıcı etkinlik, ilk zamanlardan Neolitik döneme uzanan süreçte oldukça değişmiş, ama insan türü için bu milyon yıllarla ölçülen süreyle kıyaslandığında hayli kısa sayılabilecek bir zaman öncesine kadar temel ve evrensel besin edinme stratejisi olmayı sürdürmüş, zaman içinde teknoloji ve örgütlenme bakımından giderek yetkinleşmiştir.

Ekonomi, Örgütlenme ve Siyaset: Avcı-toplayıcıların temel örgütlenme biçimine takım adı verilir. Bu takımlar, yararlandıkları besin ve su kaynaklarının mevsimsel değişmelerine bağlı olarak hareket ederler; bu yüzden göçerler. Bu hareketlilik, aynı zamanda avcı-toplayıcıların komşu topluluklarla karşılıklı ziyaret ve değiş-tokuş (mübadele) ilişkileri geliştirmesine neden olmuştur. Bu temaslar içinde bugün en iyi bildiklerimiz sessiz ticaret, ticaret ortaklığı ve bunun ilginç bir örneği olan kula döngüsüdür.

Uyarlanma: Avcı-toplayıcılar çok farklı çevrelere uyarlanmış, farklı av ve toplama etkinliklerine özelleşmişlerdir. Bu farklı uyarlanma ve özelleşme süreçleri, doğal olarak farklı yaşam biçimlerini yaratmış, farklı kültürel özelliklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Doğanın tahakkümünü ve kontrolünü amaçlamayan, onunla karşılıklı yarar ve saygı yaşayan bu topluluklar, doğayla bugünkü Batı anlayışından çok farklı bir ilişki biçimi geliştirmişlerdi.

Beslenme ve Sağlık: Avcı-toplayıcılar genellikle sağlıklı topluluklardır. Hareketlilikleri, küçük nüfusları ve avcılığa bağlı olarak yüksek protein tüketimleri, onları salgın hastalıklar karşısında dirençli hale getirmiştir. Küçük nüfuslar halinde yaşayan avcı-toplayıcılar genellikle diğer topluluklardan yalıtık olarak yaşarlar. Dolayısıyla bu topluluklarda hastalık taşıyan virüslerin, bakterilerin, parçacıkların, spor, yumurta ve enfeksiyon taşıyan larvaların akışına izin verecek bir temas yoktur ya da çok azdır. Avcı-toplayıcılarda toplumsal farklılaşma sadece yaş ve cinsiyet gibi biyolojik kategoriler üzerinden yürüdüğü için, yani bir toplumsal tabakalaşma bulunmadığından, karmaşık ve tabakalı toplumlara özgü olan, farklı tabaka ve meslek gruplarına özgü hastalık farklılaşmasına onlarda rastlanmaz.

Tarım ve Hayvancı Uyarlanma

Tarih ve Tanımlama: Besin Üreticiliğine Geçiş : Dünya yaklaşık olarak 10 bin yıl önce Holosen devir adını verdiğimiz dönemde büyük bir küresel ısınma yaşayarak Son Buzul Çağı’ndan çıktı. Bu büyük iklimsel dönüşüm sonucunda dünyanın belirli yerlerinde avcı-toplayıcı yaşam tarzı terk edilerek tarıma, başka bir deyişle besin üreticiliğine geçildi. Holosen devrin başında buzulların erimesiyle birlikte ortaya çıkan buzul-sonrasının ekolojik ortamında, daha sonra evcilleştirilerek tarımı yapılan belli başlı bitkilerin yabani örnekleri dünyanın farklı yerlerinde yaygınlık kazandı. İklimbilimciler bu büyük değişmeye büyük iklim geçişi demektedir. Son Buzul Çağı’nın değişken iklimi, ekolojide pek çok değişmenin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, özellikle Ortadoğu’da, yerleşik hayata ve tarımcılığa geçişle simgelenen Neolitik dönemin hazırlayıcısı olan Epipaleolitik dönemin yaşam koşullarını da ortaya çıkarmıştır. Buzul çağının değişken ama soğuk ve kurak iklimi, günümüzden yaklaşık olarak 12 bin yıl öncesine kadar devam etmiştir. Küresel ısınmayla birlikte Avrupa’nın ve Rusya’n›n kuzeyini ve İspanya’dan Himalaya’lara kadar bütün Alp dağları sistemini kaplayan buzullar hızla çekilmiş ve buzların çekildiği yerleri ormanlar ve sulak alanlar doldurmaya başlamıştı. Bu ısınma ve nemlenmenin sonucunda bugün tarımını yaptığımız pek çok bitkinin ve evcilleştirdiğimiz hayvan türünün yabani ataları belirli bölgelerde yayıldı.

Nüfus ve Tarımın Yayılması**:* Tarıma geçişle birlikte nüfusun arttığı bir gerçektir. Nitekim biz Neolitik’le birlikte daha önce görmediğimiz büyüklükte yerleşmelerle karşılaşmaya başlamaktayız. Arkeolog Robert J. Braidwood, tarımın ilk ortaya çıktığı bölgenin aşırı nüfus baskısı yüzünden biyolojik taşıma kapasitesi*nin üzerinde bir nüfus yüküyle karşılaştığını ve bu durumun bir göçü doğurduğunu söylemektedir. Tarım tekniklerinin ve kültürünün doğuya, batıya ve güneye doğru yayılması Braidwood tarafından bu olguya bağlanmıştır. Biyolojik taşıma kapasitesinin doygunluğu ile birlikte çiftçiler, yerli toplayıcıları sürmüş ve tarım teknikleri ve tarımcı yaşam tarzı bu harekete bağlı olarak çepere doğru her kuşakta 10-20 km. yayılmıştır. Neolitik Devrim’i izleyen 9 bin yıl içinde, dünya nüfusu yaklaşık olarak yüz kat arttı ve 17. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ortalama olarak 500 milyon kişiye ulaştı.

Temel Tarım ve Toplumsal Örgütlenme Biçimleri: Tarımın yayılmasıyla birlikte, bir taraftan avcı-toplayıcılık daralıp dünyanın kenarlarına çekilirken bir taraftan da tarımın yayıldığı bölgelerin ekolojik özelliklerine, burada yaşayan toplulukların demografik durumlarına uygun farklı tarım biçimleri ortaya çıktı.

Göçebe-Hayvancılık (Pastoralistler): Göçebe-hayvancı geçim ve yaşam tarzı (pastoralizm), yukarıda söylendiği gibi, hayvan evcilleştirmesi temelli bir uyarlanmadır. Dolayısıyla yaşam biçimi tamamen üretimin temeli olan hayvanların ihtiyaçlarına göre düzenlenmiştir. Bu geçim tarzında insanların temel üretim ve besin kaynağı olan hayvan sürüleriyle birlikte her zaman taze olan otlak ve çayırlara hareketi, yani transhümans, esastır. Bu yüzden göçebe-hayvancılık yerleşikliği değil göçerliği ya da belirli noktalar arasında hareketi gerektirir. Göçebe-çobanlar genellikle yerleşik bitki üreticileriyle karşılıklı bağımlılık ilişkisi içindedir. Bu ilişki tarihsel olarak bitki üreticilerinin ihtiyaç duyduğu hayvansal ürünlerle, çobanların ihtiyaç duyduğu zirai ürünlerin mübadelesine (değiş-tokuşuna) dayanır. Bu mübadele ihtiyacı tarihteki ilk büyük pazarları da doğurmuştur. Dolayısıyla göçebe döngüsünün bir yerinde, bağımlı oldukları bir pazar merkeziyle kurulan iktisadî ilişki ve bunun doğurabileceği siyasî ilişkiler önemli bir rol oynar.

Kaba Tarım Biçimleri: Nüfusu fazla yoğun olmayan bölgelerde, geniş alanlara yayılmış olarak yapılan düşük verimli tarım biçimlerine toplu olarak kaba tarım denilmektedir. Bu tarım tipi, tarımın en ilkel biçimlerini bünyesinde barındırır. Buna karşılık kaba tarım yapan topluluklar, avcı-toplayıcıların aksine yerleşik topluluklardır. Yerleşiklik basit köy yerleşimleri biçiminde tezahür eder. Buna bağlı olarak bu topluluklarda bir toprak bilincinin varlığından söz edebiliriz. Kaba tarım biçimleri bahçecilik (horticulture) ve geçimlik tarla tarımı olmak üzere iki başlık altında sınıflandırılabilir.

1) Bahçecilik (horticulture): Bu biçime çapa tarımı da denilmektedir. İnsanlar avcı-toplayıcılıktan tarıma geçtiklerinde ilk başvurdukları tarım yöntemi buydu. Kaba tarım biçimleri içinde en az emek harcanan ve buna karşılık en az enerji elde edilen biçim, bahçeciliktir. Bu yüzden artık değer yaratımı yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla bahçecilerde tabakalaşma ve toplumsal farklılaşma görülmez. Bahçeciler, küçük alanlarda, çapa, değnek gibi basit aletler kullanarak tarım yaparlar. Tarlalar kalıcı bir mülkiyetin konusu değildir, hatta çoğu zaman belirli bir tarla bile yoktur.

2) Geçimlik Tarla Tarımı: Bahçecilik uygulamalarının olanaklı olduğu coğrafyaların dışında, bir kaba tarım yöntemi olarak geçimlik tarla tarımı yapıldığı görülmektedir. Geçimlik tarla tarımında küçük ve düzensiz tarlalar söz konusudur. Ekilen üründen elde edilen verim, yine o ekim işini yapan bir hanenin ihtiyaçlarını giderecek kadardır. Yani bu tarım biçiminde de artık değer yaratımı söz konusu değildir, sadece geçimlik üretim söz konusudur. Dolayısıyla burada tabakalaşma yoktur ya da çok gevşektir.

Yoğun Tarım Biçimleri: Sadece geçimlik üretim yapmakla yetinmeyip artık değer de yaratan bir üretim etkinliğine geçmiş ve bu etkinlik etrafında örgütlenmiş tarım biçimine yoğun tarım denir. Tarım burada artık değer yaratmaktan ya da para kazanmaktan fazlasını anlatır. Burada da hane temel birimdir ve her hane içinde örgütlenmiş olduğu köy yerleşiminin iktisadî, coğrafî ve toplumsal sınırları içinde, sermaye temelinde değil, üretim araçlarının bakımına ve geçimin sürdürülebilirliğine odaklanmıştır. Neolitik dönemden çıkıp Kalkolitik döneme ve Tunç Çağı’na girildiğinde, özellikle Mezopotamya’da kuru tarım yerine sulamalı tarıma geçilmesiyle birlikte, tarımdan artı-ürün yaratımı başlamıştı. Bu artı-ürün yaratımı, kısa sürede öyle boyutlara vardı ki, Gordon Childe’ın ikinci büyük devrim olarak tanımladığı Kentleşme Devrimi ortaya çıktı. Tarımdan elde edilen artık, bundan böyle tarımda fiilen çalışmak zorunda olmayan bir nüfusu da besleyebilecek hale gelmiş, bununla birlikte toplumsal yaşam içinde başka uzmanlar, başka faaliyet alanları ve yeni mekânsal ve siyasal örgütlenme biçimleri, kent ve devlet, ortaya çıkmıştı. Kalkolitik dönemden modern çağa kadar, içinde yoğun tarım yapılan çeşitli toplumsal örgütlenme biçimleri meydana gelmiştir. Bunlardan ilki toprağın mülkiyetinin bir toprak beyinde veya kral gibi bir yöneticide bulunduğu ve çiftçilerin onlar için üretim yaptığı feodal veya haraççı üretim tarzıdır. Burada çiftçiler, toprağın sahibi olarak ya da anılan toprak sahiplerinin tarlalarında ortakçı veya yarıcı olarak üretime katılır ve üretilen artık değer bu egemenlere aktarılır. Bu yoğun tarımdaki en yaygın ve uzun sürmüş istismar biçimidir.

Bir ikinci yoğun tarım uygulaması köle emeği kullanılarak yapılan üretimdir. Burada özgür köylü ya da serf yerine, üretimde yoğun köle emeği kullanılır. Kölelerin iktisadî ve siyasî hakları yoktur. Özellikle antik dünyada bu tür bir tarımcılığın yaygın biçimde uygulandığı, savaşlardan ya da kaçırılma suretiyle elde edilen kölelerin üretim aracına dönüştürüldüğü ve bunun sonucunda büyük imparatorlukları ya da ekonomileri besleyen yüksek bir artık-değer yaratıldığı görülür.

Üçüncü biçim küçük köylü işletmeleri yoluyla yapılan üretime dayanır. Burada köylü özgürdür ve temel üretim kararları özgür köylü hanesinde alınır. Anca küçük aile işletmeciliği de denilen bu biçimde çiftçi pazarda oluşan fiyatların, üretimdeki girdi fiyatlarının ve en önemlisi demografik etkinin baskısı altındadır.

Enerji ve Çevre: Tarım biçimlerinin tamamının hedefi, tıpkı diğer geçim biçimlerinde olduğu gibi, belirli bir toprak biriminden insanların yararına kullanılabilecek istikrarlı ve güvenilir bir enerji elde etmektir. Bahçeciler yoğun tarım yapan çiftçilere göre dönüm başına çok daha az ürün alır ve enerji (kalori) elde ederler. Ancak buna karşılık bu kalori miktarının elde edilmesi için harcadıkları enerji yoğun tarımcılara göre çok daha azdır. Dolayısıyla birim başına elde ettikleri verim çok düşüktür. Özellikle bahçecilerin besin üretiminde başvurdukları enerji kaynağı büyük ölçüde kendi kas enerjileridir. Onları ilgilendiren yalnızca bir aileyi besleyecek kadar üretim yapmaktır. O nedenle üretim için ayrılan nüfus da diğer tarımcılarla karşılaştırıldığında azdır. Bu nedenle bahçecilikle uğraştıkları halde, çoğu avcılığı da sürdürür. Çünkü lüks bir besin olan eti elde etmek için ayırabilecekleri zaman fazlası vardır.

Kaba tarım yapanlar, üretim ve yaşam için görece daha az enerjiye ihtiyaç duyduklarından fiziksel ve doğal çevrelerini de o ölçüde az değiştirirler. Yoğun tarımcılar ise aksine tek veya birkaç ürüne bağımlıdırlar ve çevrelerini bu ürün türüne uygun biçimde hatırı sayılır derecede değişikliğe uğratırlar.

Göçebe-hayvancıların temel enerji kaynağı otlak ve çayırlardır. Otlak ve çayırlardan hayvansal ürünlere dönüşen enerji, bitki tarımcılığına göre çok daha düşük bir verim sağladığı gibi, çok daha fazla emek gerektirir.

Toplumsal Örgütlenme ve Siyaset**:** Yerleşikleşme ve nüfus artışıyla birlikte daha karmaşık bir toplumsal örgütlenme ortaya çıkmıştır. Tarım zaten yüksek nüfusu ve bu nüfusun işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca bütün bu örgütlenmeyi sağlayacak, karar verecek merci ve kişilerin belirlenmesi, bu kişi ve mercilerin bu işlevleri yerine getirmesi, (evlenme ilişkileri, çocuk bakımı gibi) toplum içi ilişkileri düzenleyecek kuralların koyulması ve gözetilmesi de bu toplulukların temel ihtiyaçları arasındadır. Bütün bu işlevler siyaset kurumunu doğurur. Ortaklaşa çalışan ve eşitlikçi topluluklarda, örneğin avcı-toplayıcılarda, bu tür sorunlar nadiren ortaya çıkar. Çünkü bu tür topluluklarda sorunlar birleşerek değil bölünerek çözülür.

Bahçeciler gibi toprağın ortak mülkiyetini kabul eden topluluklarda dahi, sonuçta üretim üzerindeki tasarruf hakkı hanelere aittir. Bir sorun çıktığında bahçecilerin de çekip gitme (göç etme) şansı vardır ama bir kez göç edildiğinde düzenlenmiş üretim ilişkilerini yeniden kurmak oldukça zordur; o yüzden bahçeciler de göç yerine sorun çözme mekanizmaları oluşturmayı tercih ederler. Tarımcılar büyük ölçüde evlilik ve akrabalık ilişkileri temelinde örgütlenirler. Burada temel birim, yukarıda değinildiği gibi, kendi kendine yeterli birer üretim ve yeniden üretim birimi olan hanedir. Hane aile demektir.

Göçebe-hayvancılarda da hane (ya da çadır) temel iktisadî ve toplumsal birimdir. Bağımsız bir sürü sahibi olan her hane, yaylalar söz konusu olduğunda başka tür bir mülkiyet ilişkisi içine girerler.

Siyaset ilişkisi en başta birilerinin karar verme yetkisini tanımakla başlar. Karar verme yetkisi, en ilksel düzeyde bir iktidar ilişkisi yaratır. Dolayısıyla tarımcılar, avcı-toplayıcılara göre çok daha iyi tanımlanmış ve sınırları daha açık biçimde çizilmiş otorite ve iktidar ilişkileri örerler.

Geçimlik tarım yapan toplulukların klanlar veya kabileler halinde, kimi yerlerde de bu kabilelerin bütünleşmesiyle, belirli bir pazarın merkezinde yer aldığı beylikler biçiminde örgütlendiğini görmekteyiz. Kabile, tarımcılar için temel bir örgütlenme tarzıdır. Kabilelerde kandaşlık esastır ve tanımlanmış bir toprak parçası üzerinde yaşayan birbiriyle akraba bir büyük soydan ya da bir kaç soyun birleşmesinden oluşurlar.

Göçebe-çobanlar çok daha iyi örgütlenmiş siyasal birimlere sahiptir. Bu birimler içinde en dikkat çekici olanı aşirettir. Aşiret örgütlenmesi sadece göçebe-hayvancı topluluklarda değil, yerleşik tarımcılarda da görülür. Ancak bu topluluklar büyük ölçüde önceden göçebe-hayvancı olup yerleşik hayata geçen ve temel örgütlenme biçimini bu yeni koşullarda yeniden üreten gruplardır.

Beslenme ve Sağlık: Bitki tarımcılığı ya da hayvancılık yapan ya da karma olarak her ikisini de sürdüren topluluklar, avcı-toplayıcılara göre çok daha güvenli ve istikrarlı beslenme rejimlerine sahiptir. Beslenme rejimleri bu toplulukların yaşadıkları ekosisteme ve bu ekosistemin sunduğu üretim olanaklarına bağlı olarak değişmektedir. Dolayısıyla bitki ve hayvan üretimciliğiyle birlikte, tamamen bitkisel diyetlerden tamamen hayvansal ürünlere yayılan bir diyet yelpazesi görülür. Burada toplulukların kendi üretmedikleri ama ihtiyaç duydukları besin maddelerini çeşitli mübadele yollarıyla elde ettikleri görülür. Ancak tarımla birlikte insanların tek yönlü beslenme eğilimi de artmıştır.

Üretimciliğe geçişle birlikte insanlık pek çok bulaşıcı ve salgın hastalığa da maruz kalmıştır. Belli bir yerde sürekli yerleşme eğilimi, bitkisel üretimin ağırlık kazanmasıyla birlikte diyetin protein bakımından zayıflaması ve bazı yeme-içme alışkanlıklarının yol açtığı hastalıklar, tarım dönemindeki sağlık faturasını yüklü hale getirmiştir. Özetle bugün bildiğimiz insan hastalıklarının kökeni, yerleşik hayata geçiş ve bitki ve hayvan evcilleştirmesidir. İnsanların yerleşik hayata geçişi ve tarım ve hayvancılık yoluyla üretimci bir yaşam tarzının benimsemesi, bu açıdan bir dönüm noktası olmuştur. Bu tayin edici değişiklik, insanların daha önce tanımadıkları birtakım hastalıklarla karşılaşmalarına yol açmıştır.

Tarıma geçişle birlikte ortaya çıkan belki de en dramatik hastalık sıtma olmuştur. Neolitik çağın tarımcı toplulukları, sürekli yerleşimler (köyler) oluştururken çevresinde genellikle bataklıkların bulunduğu sulak alanları tercih etmişlerdi.

Böylelikle tarımcı yaşam tarzı ile belirli hastalık türleri arasında sıkı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Avcı-toplayıcı dönemde sürekli hareket halindeki insan gruplar›, belirli virüslerin ve bakterilerin o grup içinde yerleşikleşmesine, kendilerini yeniden üretmelerine imkan tanımayacak coğrafi hareketlilikleri ve hayvansal proteine dayalı beslenme biçimleri ile yerleşik yaşama özgü birçok enfeksiyona karşı başarılı bir savunma mekanizması geliştirmişlerdi.