BASIN FOTOĞRAFÇILIĞI - Ünite 6: Basın Fotoğrafçılığı ve Etik Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 6: Basın Fotoğrafçılığı ve Etik

Giriş

Günümüzde dünyanın her yerinde gazetecilik etik sorunlarla karşı karşıyadır. Sadece gazetecilik mesleği değil hemen hemen bütün disiplin alanları kendilerini etik anlamda sorgulamaktadırlar. 1990’lardan günümüze piyasaya çıkan medya üzerine yazılmış kitapların, yayınlanan makalelerin, araştırmaların, düzenlenen kongre, panel, sempozyum ve seminerlerin çoğu “etik” üzerinedir. Etik anlamda medyada meydana gelen bozulmaların genel olarak sebepleri arasında medya sektöründe yaşanan tekelleşme, genel olarak küreselleşme olgusu ve neo-liberal yapının başarı için her yolu mubah sayması bulunmaktadır. Medya, kamu hizmeti gören, sosyal sorumluluk ile donanmış bir araçlar bütünü ve profesyonel bir meslek alanıdır. Sahip olduğu nitelikleri ile hukuksal bağlayıcılıkları olan ancak bundan daha da önemlisi her etkinliği, her işlevi etik değerlerle donanmış bir meslek alanıdır. Medya en etkin gücünü haber verme işlevinden almaktadır. Doğru, çarpıtılmamış, kişi hak ve özgürlüklerini gözeten, özel yaşama saygılı, sosyal sorumluluk bilinciyle oluşturulan haberler, medyanın en temel etik ilkelerini bünyesinde taşımaktadır. Gazetelerde etik sorun yelpazesi çok geniştir, ancak bu bölümde gazetelerde kullanılan fotoğraflardan dolayı ortaya çıkan etik sorunların temel nedenleri tartışılacaktır.

Genel Anlamda Etik Kavramı ve Yapısı

Fotoğraf, insanlık tarihinin (kimya, fizik, matematik, optik, tıp, estetik, felsefe, anatomi, ideoloji gibi disiplinlerin birikimleri sonucu) ortak birikimidir. Tüm bu disiplinlerle içi içe; yan yana gelişmesini sürdürmüştür. Fotoğrafın ve elbette basın fotoğrafının etik ile bağıntısını açıklamaya geçmeden önce etiğin aslında felsefenin bir alt birimi ama gerçekte temeli olduğunu da söylemek yerinde olur. Genel olarak baktığımızda etik kavramının “ahlâk” anlamına geldiği zannedilmektedir. Oysa aralarında anlamsal bir fark vardır. Yazılan akademik makale ve kitaplar dahil olmak üzere ahlâk ve etik kavramlar› birbirinin yerine kullanılmaktadır. Buna rağmen pek de kavram kargaşası yaşanmamaktadır. Demek ki bizler etik ve ahlâk kavramlarını aynı zannediyor ve aynı anlamda değerlendiriyoruz. Etik, doğru ve yanlış davranışın teorisidir. Ahlâk ise onun pratiğidir. Etik, bir kişinin belli bir durumda ifade etmek istediği değerlerle ilgilidir, ahlâk ise bunu hayata geçirme tarzıdır. Etik, insan davranışının ilkeleridir. Konusu ahlâktır ve o ahlâkı açıklamaya, buna bağlı olarak da ilkeler tespit etmeye çalışır. Yani etik belli bir disiplin altında çözümleme yapar ve bu çözümleme sonucunda elde edilen verilerle ahlâki bir disiplin oluşturulmaya çalışılır. Sözgelimi mesleki kimlik oluşturulurken de etikten yararlanılır ve söz konusu mesleğin tarihsel ve toplumsal önemine uygun olarak meslek ahlâkı geliştirilir. Örneğin gazetecilik meslek etiği, basın fotoğrafçısının etik kimliği gibi. Gazetecinin, paparazzinin veya basın fotoğrafçısının ahlâkı dendiğinde ise bu mesleki ilkelerin (etik), o kişilerce (gazeteci, muhabir, paparazzi, basın fotoğrafçısı, vs.) uygulanma biçimi anlaşılmalıdır. Basın fotoğrafçısı gördüğü bir olayı nasıl değerlendirecek ve çekecek? Olayı hangi açıdan hangi kadrajla çekecek, yoksa hiç çekmeyecek mi? Bunların hepsi birer değerlendirme ve doğru eylemde bulunup bulunmamakla ilgili kararlardır. Etik ilkeler ortaya atmak zor değildir. Genellikle bu ilkelere (iyiliğe, hoşgörüye, adalete, eşitliğe...) kimse karşı çıkmaz. Sorun, bu ilkeler çatıştıklarında hiyerarşi zinciri oluşturmanın zorluğudur. Sözgelimi kişinin özel hayatına izinsiz girmek ile kamunun haber alma hakkı bir anda çatışabilir. Her verilen karar bir seçimdir ve dolayısıyla diğer olasılıkları bir kenara bırakmaktır. Bu, ciddi bir iç mücadeleyi gerektirir. Gazeteci ne seçerse seçsin birileri mutlaka zarar görecektir. Seçeneklerini ve verdiği kararla birlikte ortaya çıkacak olan zararları listelemelidir. Böylece her seçenekte söz konusu olan potansiyel zarar miktarını ölçebilir ve bu zarardan kaçmanın pratik olarak olanaksız olduğunu anlayabilir. Bu sonuca dayanarak gazeteci, en az zararı verecek seçeneği belirleyebilir. Etik, hukukla ahlâk arasında sıkışmış kalmıştır. Ahlâk kuralları yazısız normlardır ve cezai yaptırımı yoktur, en fazla “ahlaksız” olarak nitelendirilirsiniz. Hukuk kuralları yazılı normlardır, para veya hapis cezası olarak cezai yaptırımları vardır. Etik kurallar ise yazılı normlardan (ilkeler) oluşur ama cezai yaptırımı yoktur. Sözgelimi basın fotoğrafçısından etik normları tıpkı ahlâk kuralları gibi içselleştirmesi istenir. Kararlarında (haberin fotoğrafını çekerken) etik ilkelerin belirleyici olması beklenir. Cezai yaptırımı olmasa da aslında “kınama cezaları” onurlu bir gazetecinin kendini ciddi biçimde sorgulamasına ve hatta işi bırakmasına sebep olmalıdır. Kısaca, gazetecilik meslek ilkeleri (Etik kodlar) gazetecilere (basın fotoğrafçısı, muhabir, köşe yazarı, editör vs.) yol gösteren kurallardır. Bir etik kod üzerinde yeterince kuvvetli bir fikir birliği sağlanmışsa bu koda, yazılı bir yasaymış gibi yaklaşmak ve o kodu içselleştirmek ve mesleği bu şekilde yürütmek gerekir.

Basın Fotoğrafçılığında Çıkan Etik Sorunlar

Basın fotoğrafçısı (foto muhabiri, haber fotoğrafçısı) özünde gazetecidir (muhabirdir, habercidir). Onlar haberi kelimelerle değil ellerindeki fotoğraf makineleri ile yazarlar. Kullandıkları dil farklıdır sadece. Yoksa amaçları elbette ki haber peşinde koşup bunu kamuya sunmak ve kamuyu bilgilendirmektir. Gazetecilik mesleği ile ilgi her ne anlatırsak anlatalım her şey ama her şey basın fotoğrafçılığı için de aynen geçerlidir. Yani bir gazetecinin uyması gereken etik ilkeler veya hukuk kuralları ne ise bunlara basın fotoğrafçısı da aynen uymak zorundadır. Gazeteci haberini yazarken nelere dikkat etmesi gerekiyorsa basın fotoğrafçısı da aynı kaygıyla çalışmak zorundadır. Aslına bakarsanız çoğu zaman basın fotoğrafçısı fotoğrafını çektiği gibi onun haber metnini de yazmaktadır. Bu nedenle “basın fotoğrafçılığında etik” konusu genel anlamda gazetecilik etiği ile ilgilidir. Gazeteciler haber yaparken sorumluluk taşımaları gereken bireylerdir. İnsanların yaşamlarını derinden etkileme güçleri olduğu için gazetecilerin daha hassas olmaları, başkalarına saygı ve diğer insanlara zarar vermeme ilkelerine bağlı olmaları gerekir. Bu iki ilke kesinlikle kâr ve kişisel prestij hesaplarından önce gelmelidir. Gazetecilik sadece tirajın veya izlenme oranının (rating) arttırılması demek değildir. Gazetecilerin haberi, toplumun çoğunluğunun okudukları, dinledikleri veya gördükleri haberden fayda sağlamasını sağlayacak şekilde hazırlamaları beklenmektedir. Haber en çok okur/izleyici kitlesini ilgilendirmeli, bilgilendirmeli ve toplumsal fayda sağlamalıdır. Tersinden de anlatabiliriz: Basın fotoğrafçısı fotoğrafını çekerken birileri mutlaka zarar görecektir. Sonucunu düşünmeli ve hangi kararda en az zarar ortaya çıkıyorsa o seçeneğe göre karar oluşturmalıdır. Etik, “sansür” ya da “baskı” demek değildir. Etik, daha çok özgürlükten herkesin olabildiğince yararlanabilmesi için gereken müdahaledir. Bir bilgi alanı olarak etikten sadece insanın değerine ve onuruna zarar vermeden yaşamayı öğrenebiliriz. Etiğin işlevi budur ve ondan başka bir şey bekleyemeyiz. Sadece özgür olan kişi seçim yapabilir. Seçim yapabilen kişi yaptığı seçimlerinden sorumludur. Gazeteci (basın fotoğrafçısı) özgür seçim yapabiliyor mu? Editöryal bağımsızlığın olmadığı bir medya çalışanından özgür seçimler yapmasını bekleyemeyiz elbette. Dolayısıyla özgür seçimlerin olmadığı yerden de etik sonuçlar ortaya çıkmayacaktır. Basın fotoğrafçısı çalıştığı kurumdaki fotoğraf editörünün beğenebileceği fotoğrafları çeker, bu çekim kararında elbette ki çalıştığı kurumun ideolojisi de etkili olur. Yayınlanacak fotoğrafı seçecek olan editör (haber müdürü, genel yayın yönetmeni...) de patronun beğeneceği şekilde fotoğrafı düzenler (kadrajlar, gazetenin ideolojisine uygun halde sayfaya yerleştirir). Görüldüğü gibi medya çalışanı özgür değildir. Basın fotoğrafının etik olup olmadığını şu dört önemli noktaya bakarak değerlendirilebiliriz:

  • Fotoğrafın öznesi ünlü bir kişi mi yoksa sıradan bir kişi mi?
  • Fotoğraf izinli mi yoksa izinsiz mi çekilmiş?
  • Fotoğraf kamusal alandan m› yoksa özel alandan m› çekilmiş?
  • Bu fotoğraf “kamu ilgisi ”ne mi yoksa “kamu yararına” m› yöneliktir?

Fotoğrafın Öznesi

Hukuk ve etik, yayınlanan fotoğrafları değerlendirirken öncelikle habere konu olan kişilere bakar: Bunlar kamuya mal olmuş (ünlüler) kişiler mi? Yoksa kamuya mal olmamış (sıradan) kişiler mi? İlk önce bu sorunun yanıtı gerekmektedir. Kamuya mal olmamış sıradan insanlar ise genellikle gazetelerin 3. sayfalarında gördüğümüz vatandaşlardır. Bunların peşinde bir basın fotoğrafçısı ya da bir paparazzi yoktur. Ani gelişen olaylar sonucu vatandaş ölmüştür, yaralanmıştır, kapkaç kurban› olmuştur, gasp edilmiştir, darp edilmiştir, trafik kazası geçirmiştir. Kısacası olay olup bitmiştir. Olay yerine gelen muhabir fotoğrafları çeker ve olayın haber metnini yazar. Sıradan insanlar insan faktörü devreye girdiğinde de habere konu olurlar. Milli piyango gibi talih oyunlarını kazananlar, ikiz beklerken dördüz bebe- ¤e sahip olanlar gibi. Bunun dışında miting veya bir futbol sahasındaki tribünlerden alınan fotoğraf karelerine takılanlar gibi. Bu kişileri hukuk da etik de ünlülerden daha çok korumaktadır.

İzin Alma

İster basın fotoğrafı çekelim ister sanat fotoğrafı, ünlü veya sıradan vatandaşların fotoğraflarını çekerken mutlaka izin almak gerekir. İster basın fotoğrafı çekelim ister sanat fotoğrafı, ünlü veya sıradan vatandaşların fotoğraflarını çekerken mutlaka izin almak gerekir. Hukuk ve etik açısından izinsiz çekilen fotoğraflar suç unsuru oluşturur. Ancak günümüzde haberin öznesi ünlüyse ve bu kişi kamusal alandaysa izin almadan da basın fotoğrafçıları tarafından görüntülenebilir. “Ünlü olmanın bedelidir bu” diyerek, ünlülerin kamusal alanda özel hayatlarına dikkat etmeleri gerektiği aksi halde göründükleri yerde habere konu olabileceklerini savunan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Nitekim sırf kamusal alanda diye ünlülerle ilgili haber fotoğraflarının izinsiz çekildiğini de sık sık görmekteyiz. Sanat fotoğrafçılığında da üzerinde en çok durulan konulardandır “izin alma” konusu. Sokaklarda insanların, özellikle de çocukların fotoğraflarını çekerken çok dikkatli olunması gerekir. İzinsiz çekilen fotoğrafları alenileştirmek ve bu fotoğraflardan para kazanmak tehlikeli sularda yüzmektir. “şikâyet” edildiği an suçlusunuzdur. Kişi fotoğrafının çekilmesine izin verebilir ama yayınlanmasına veya sergilenip alenileşmesine izin vermeyebilir. “Suç unsuru”, fotoğraf çekmekle değil, onun alenileşmesiyle başlar. Bu nedenle fotoğrafçı bir sürprizle karşılaşmaması için niyetini en baştan söylemelidir.

Kamusal Alan ve Özel Alan

Bu konu üzerinde biraz fazla durulacaktır. Sebebi ise “Gazetecilerin ve basın fotoğrafçılarının özel alan nerde başlar nerde biter?” sorusunu kendilerine göre yorumlamalarıdır. Bunun elbette bir sınırı var. Ancak basın fotoğrafçıları bu sınırı çeşitli bahaneler ve gerekçeler üreterek kendileri çizmeye çalışmaktadırlar. Birinin mahremiyetine girmek o kişinin özel hayatını öğrenecek kadar yakın olmak demektir. Özel yaşam ya da mahremiyet, kişilerin yalnız başına kalabildikleri, istedikleri gibi düşünüp davranabildikleri başkalarıyla hangi yer, zaman ve koşullarda ne ölçüde ilişki ve iletişim kuracaklarını bizzat kendilerinin karar verebildikleri bir alan› ve bu alan üzerinde sahip olunan hakkı ifade eder. Mahremiyetin, günümüzde modernleşme sürecinde (özel hayata çok rahatlıkla girebilen yeni teknolojiler nedeniyle) giderek daha fazla önem kazandığı söylenebilir. Yayıncılık açısından bakıldığında kişinin davranışları haber değeri taşımalı ve o kişinin “izni” olması gerekir. Fotoğrafı çekilirken el sallaması, gülümsemesi gerekir. Ancak burada verilen izin kadar çekim yapılması gerekir. Bir defalığına izin verilmesine rağmen bu kişiyi sürekli izlemek ve özel hayatını didiklemek doğru değildir, hukuka aykırıdır. Eğer kişi hukuka aykırı davranışta bulunuyorsa ve bu konunun açıklanması “kamu yararına” ise o zaman özel hayata müdahale olabilir. Kural olarak özel ve mahrem yaşam alanlarına ait olayların yayınlanması hukuka aykırıdır ve kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilir. Kamusal (ortak alan) yaşam alanına giren olayların yayınlanması ise kural olarak serbesttir.

Kamu İlgisi ve Kamu Yararı

Etik teoriler içinde yer alan faydacılık teorisini (utilitarism) göz önüne alarak gazetecilik mesleği için şunu söyleyebiliriz: Yapılan haber toplumun çoğunun yararınaysa “etiktir”. Sonuç önemli: Belki haber toplama yöntemi yanlış ve sorunlu olabilir ama o haber kamu yararınaysa etiktir. Yani sıra hukuk da önüne gelen davalarda “kamu yararı” kıstasını aramaktadır. Gerçek olmayan haber her şeyden önce hukuka aykırıdır. Günümüz gazetecilik uygulamasında haberin kaynağı araştırılmadan, doğruluğu saptanmadan yayınlanabildiğini görmekteyiz. Oysa gazetecinin haberi yazmadan önce özenle ve duyarlı bir biçimde haberin ne ölçüde doğru olduğunu araştırması ve haberin yayınlanmasında kişilere zarar getirebilecek fiil ve davranışlardan kaçınması gerekir. Etik ilkeler bir gazetecinin özümsemesi, çalışma anında bunları bir refleks olarak yaşaması gereken ilkelerdir. Gazeteci daima “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusunu kendisine yönelterek, gazetelerdeki haberleri eleştirel bir gözle yorumlamalı, etik ilkeye aykırı bir haberi ve fotoğrafını gördüğünde bunu hemen fark edebilmelidir. Etik ilkeler etik sahibi basın fotoğrafçıları yaratmaz. Kurallar (meslek ilkeleri) kendi başına, etik değerleri önemsemeyen bir basın fotoğrafçısını mesleğinde saygın bir kişi konumuna taşıyamaz. Tıpkı bir hırsızın ceza kanunu okuyarak iyi bir insan, iyi bir vatandaş olamayacağı gibi. Yasalar bile kurallara karşı gelinmesini engelleyemez. Basın ahlâk yasaları yazılı metinler halinde ortalıkta dolaşır, ancak ahlâk aslında gazetecinin kendi içindedir. Bireysel ahlâkın ve meslek ahlâkının (etiğin) temelinde başkalarına saygı duymak ilkesi yatar. Başkalarının fikirlerine, yaşam biçimlerine, duygularına saygı gösteren bir gazetecinin (basın fotoğrafçısı) hata yapma riski çok azdır. Sonuç olarak Etik kodlar yasa değildir. Bunların yaptırım gücü de yoktur. Etik kuralların yaptırım gücünün olmaması uygulanmadıkları anlamına gelmesin. Özellikle Amerikan ve Batı medyasında mesleki ilkeler ve etik değerler güçlü bir gazetecilik geleneğinin de desteğiyle önemli ölçüde etkin olabilmektedir. Yanlış yapanlar, yine güçlü meslek örgütleri tarafından kınanmakta, yaptıklarından pişman edilmektedirler. Meslek örgütleri, her hangi bir yaptırıma başvurmasa bile kendi ahlâk kurallarını saptamış gazeteler bunlara uymayan muhabirlerini işten çıkartmakta tereddüt etmezler. Etik, sansür ya da baskı demek değildir. Bu daha çok özgürlükten herkesin olabildiğince yararlanabilmesi için gereken müdahaledir. Bir bilgi alan› olarak etikten sadece insanın değerine ve onuruna zarar vermeden yaşamayı öğrenebiliriz.