BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR I - Ünite 3: Orta Çağ, Rönesans, Reform, Hümanizm Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Orta Çağ, Rönesans, Reform, Hümanizm

Giriş

XVI. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan hümanizmi, yalnızca hümanist çerçeve içinde anlamak pek mümkün değildir. Çünkü hümanizmin ortaya çıkışındaki dönem, coğrafya, siyasal, toplumsal, düşünsel, tarihsel ve entelektüel koşullar, bu hareketin ortaya çıkışında etkili olmuştur.

Orta Çağ

Orta Çağ, 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüyle başlar ve 1420-1500 yılları arasında gerçekleşen, topun kullanılması, matbaanın yaygınlaşması, Rönesans’ın başlaması, Osmanlıların İstanbul’u alarak Doğru Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını başlatması, İspanya’nın birleşerek yeni ticaret yolları arayışına girmesi gibi nedenlerle 1500’lü yıllara doğru sona erer.

Orta Çağ, şu dört ana özelliğiyle tanımlanabilir: Siyasi otoritenin parçalanması ve devlet kavramına dönüş; tarımın ağırlıkta olduğu ekonomi, bir toprağa sahip askerlik ve savaş işlerini üstlenen soylu bir sınıf ile onların topraklarında köle gibi çalışan köylü sınıfı arasında kalmış kapalı bir toplum yapısı; Kilise tarafından belirlenmiş dinsel inanç üzerine kurulu bir düşünce yapısı.

Türk ve İslam coğrafyasını Hıristiyanların kutsal mekânları için tehlike olarak görülen ve Müslümanları işgalci olarak nitelendiren Kilisenin öncülüğünde “Haçlı düşüncesi” ortaya çıkar. Bu dönemde Kralların sırtını dayadığı derebeylikler gitgide güç kazanır.

Bu dönemde yazılan eser ve metinler ağırlıklı olarak dinsel içerikli ve Latincedir. Bilim alanında ise keşif ve düşüncelerini ortaya koyan Galileo gibi kişiler yaptırımlara maruz kalır.

Skolastik Felsefe ve Eğitim

Skolastik terimi genellikle bir dönemden çok, bir düşünce biçimini kapsar ve bilhassa XII. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar olan dönemde manastır okullarında ve Paris’teki okul ve üniversitelerde yetişen din adamlarına verilen ilahiyat ve Aristo ilkelerine dayanan felsefi eğitimi ifade etmek için kullanılır. Ancak Aristo’nun eksik ve yanlış anlaşılmış öğretileri üzerine kurulu Orta Çağ’ın bu felsefesi ya da eğitim anlayışı, aslında başlangıç aşamasında IX. yüzyılda Fransa kralı Charlemagne tarafından ülkenin yeni baştan inşası için insanların daha iyi eğitilmesi amacına yönelik olarak okullarda öğretilmesini istediği, yedi dal (gramer, astronomi, müzik, hitabet, mantık, aritmetik, geometri) üzerine oturur. Skolastik düşüncenin tüm dönemleri kapsayan ortak düşünce özelliği, felsefeyi dinin alanına ya da aklı inancın alanına uygulamak ve dinsel sorunları anlaşılır kılmaktır. Skolastik felsefe, üç döneme ayrılmaktadır. Bunlar:

  • Erken Dönem Skolastik Felsefe
  • Yükseliş Döneminde Skolastik Felsefe
  • Son Dönem Skolastik Felsefe

Protestan reformu sırasında skolastik düşünce, antik felsefeyi fazlasıyla dinin içine yerleştirmek suretiyle, Hıristiyan öğretiye zarar vermekle suçlanır.

Skolastik düşüncenin temellerinden biri, İskenderiye’de İbraniceden Yunancaya çevrilmiş olan ve 72 kişilik çevirmen kadrosu ve 270 yılında çevrilmiş olmasından dolayı Yetmişler İncili olarak bilinen İncil’in incelenmesidir. Bu İncil daha sonra Saint Jérome tarafından Yunancadan Latinceye çevrilerek Vulgata diye adlandırılır. Vulgata , Orta Çağ’ın Latin düşünürleri için mutlak referans metni haline gelir. Yalnızca eğitimli insanların okuyup anlayabildiği bu İncil, yapılan araştırma ve incelemelerin vazgeçilmez kaynağı olur.

Orta Çağ’da Edebiyat

Orta Çağ’ın okuryazarlık açısından İslam uygarlıklarına göre oldukça gerilerde olduğunu, Kilisenin tekelinde olan eğitimin ruhban sınıfı ve aristokratların eğitimi dışında sıradan halkın eğitimiyle ilgilenmediğini, bu nedenle okuryazarlık oranının oldukça düşük olduğunu, bu nedenle dönemin edebi ürünlerinin yazılı olmaktan çok sözlü edebiyat ürünü olarak yaygınlaştığını vurgulamak gerekir. Bu sözlü edebiyatta, çoğunlukla şiir formunda yazılmış ürünler “gezgin ozan”lar ya da müzisyenler tarafından bir çalgı aleti eşliğinde şarkı biçiminde aktarılır. Bu şiirsel anlatının belli bölümlerinde jest ve mimiklerini kullanmak suretiyle metni canlı kılarlar.

Orta Çağ edebiyatında yazar kavramı XIII. yüzyıl itibarıyla yavaş yavaş ortaya çıkar. Bu dönemde himaye görmeyen yazarların tutunmaları ve varlıklarını sürdürmeleri pek mümkün değildir. Bu nedenle yazar ya bir prensin ya da bir hükümdarın emrinde onun talepleri doğrultusunda mesleğini icra eder. XII. Yüzyılda gelişen romans/roman türü, saraylardaki aristokrat kadınların gösterdiği ilgiyle başarılı olur, yaygınlaşır. Yazılmış kitap ve metinlerin çoğaltılması ancak manastırlarda toplanan keşişler aracılığıyla elyazması olarak tek tek yeniden yazılarak gerçekleşir. Azizlerin yaşantıları, İncil hakkında yapılan yorumlar, önemli dini gün ve bayramların tarihleri ve özelliklerini anlatan elkitapları en fazla basılan eserlerdendir.

Kahramanlık Destanları (Chanson de geste’ler)

XI. yüzyıldan başlayarak, Fransızcada chanson de geste olarak adlandırılan sözlü edebiyat geleneğinin ürünü olan kahramanlık destanları, kral ve şövalyelerin genellikle din adına verilen savaşlarda gerçekleştirdikleri örnek cesaret ve savaşçılığı anlatan destanlardır. Şiir tarzında kaleme alınan kahramanlık destanları, farklı uzunluktaki kıtalardan oluşurlar. Dizeleri uyaklı değildir, ancak son sözcüklerde benzer seslerin vurgulu bir tekrarı söz konusudur. Gezgin ozanlar tarafından şarkı ve şiir biçiminde okunmak için yazılırlar. Akılda tutması ve öykülenmesi kolay olsun diye çoğunlukla on heceli dizelerle yazılmıştır. Orta Çağ’ın bu dönem eserlerinde kinayelerin kullanımı yaygındır, öyle ki, saray aşkı olarak bilinen şövalyelerin hanımefendilerine duydukları aşkın anlatılması bile Hz. Meryem’e olan sevgiyle ilişkilendirilir. Bu kinayelerin en fazla yapıldığı eser, Fransa’da Guillaume de Lorris’in yazmaya başladığı, ancak ömrü yetmediği için tamamlayamadığı, sonradan Jean de Meung tarafından toplam elli yıllık sürede tamamlanan yirmi iki bin dizelik Gülün Romanı’dır.

Saray Edebiyatı

XII. yüzyılın ikinci yarısında saray ve saray çevresindeki insanlara yönelik olarak okunmak amaçlı edebi bir tür olarak roman/roman(s) gelişir. Soylu insanların törelerini, aşk ve nezaket anlayışlarını gözler önüne seren bu tür romanlar ve lirik şiirler saray edebiyatının malzemesini oluştururlar. İlk olarak Güney Fransa’da ortaya çıkan saray romanları ve lirik şiirler dahi sonra ülkenin kuzeyine ve oradan diğer Avrupa ülkelerine sıçrarlar.

Saray ve şatolardaki hanımefendi ve derebeylerine yönelik olarak yazıldıkları ve içeriklerinde şövalye ve saray aşkları anlatıldığı için bu tür anlatılara saray roman(s)ı denir. Bu türe giren eserleri antik roman(s) lar, serüven roman(s)ları ve Bröton roman(s)ları diye üç grup altında toplanır.

Eleştiri Edebiyatı

Orta Çağ edebiyatı yalnızca serüven ve olayların anlatımını içermez, aynı zamanda yergi de içerir. Özellikle kasabalarda “taşlama” ve “kaba güldürü”ler dönemin beğenilen türleridir. Bu türler içinde “fablio” (fr. fabliau) denen ve sokaklarda, meydanlarda genellikle hayvan kılığı ya da davranışlarıyla, bir tiyatro oyunu gibi, oynanan “manzum masal” türü en fazla rağbet gören yergisel türüdür.

Orta Çağ romanlarının en tanınmışlarından biri Tilkinin Romanı olarak bilinir. XII ve XIII. Yüzyıllara ait anlatıların bir araya getirilmesinden oluşan roman, kişi olarak insanlar yerine hayvanları kullanır.

Dinsel Tiyatro ve Dinsel Olmayan Tiyatro

Kiliselerin avlularında, cemaatin içinden yetenekli kişilerin oynadıkları, İncil’de anlatılan sahnelerin ya da azizlerin yaşamlarının canlandırılmasını amaçlayan, peygamber, havari ve azizlerin gösterdikleri olağanüstülüklerden hareketle “mucizeler” diye adlandırılan dinsel içerikli tiyatro oyunları bulunmaktadır.

Orta Çağ’da Hümanizmin Habercisi İsimler

1313 yılında Floransa’da dünyaya gelen Giovanni Boccaccio, Dante ve Petrarca’yla birlikte İtalyan edebiyat geleneğinin ve hümanist kültürün en tanınmış simalarındandır. Fransız hümanist ve klasik yazarların yanı sıra İngiliz William Shakespeare ve Geoffrey Chaucer gibi pek çok aydını etkileyen isimdir. Decameron adlı eseriyle, geleneklerin ve insani değerlerin tanıtımında simge bir isim haline gelir.

Orta Çağ edebiyatının en büyük eseri belki de İtalyan Dante’nin yazdığı İlahi Komedya adlı eserdir.

Rönesans

Rönesans, XIV. yüzyılda İtalya’da başlayan ve Antik Yunan ve Latin düşünce ve sanatlarına geri dönüşün teşvik edildiği bir entelektüel gelişmedir. Kelime anlamı “yeniden doğuş” veya “yeniden diriliş”tir.

Rönesans’ın Gelişmesinde Etkili Unsurlar

Rönesans’ın gelişmesinde Haçlı Seferleri, dini mimarideki görkem, şehirlerin gelişmesi, entelektüel kaynakların çoğalması gibi olay ve durumlar etkili olmuştur.

Rönesans’ın Yaygınlaşması

1494 yılından itibaren Fransa kralları, İtalya’yla yaptıkları savaşlarla Rönesans’ı ülkelerine taşırlar. Rönesans’ın etkileri, Fransa benzeri bir yaygınlıkla, İspanya, Hollanda, Almanya ve İngiltere’de bilhassa sanat ve mimaride kendini gösterir.

Rönesans’ın Temel Özellikleri

Antik dönem kaynaklarına yöneliş ve kilisenin önemini kaybedip gözden düşmesi, Rönesans döneminin temel özellikleridir.

Rönesans Sanatının Gerilemesi

1520’li yılları gerileme yılları olarak gösterenlerin yanında, bu tarihin 1630’a kadar sürdüğünü de söyleyenler vardır. 1520’li tarihleri gerileme tarihi olarak söyleyenlerin dayanağı özellikle İtalya’daki kent cumhuriyetlerinin XVI. yüzyıl başından itibaren çöküş sürecine girdiği aşamadır. Bu aşama da İtalya yeniden feodal bir yapıya doğru sürüklenir.

İkinci Rönesans Hareketi

XVII. yüzyılın ilk yarısında Rönesans sanatı kendini gösterir. Kinayeli ve mitolojik temalara ilişkin yeni bir repertuar sunan Antik Dönem sanatından etkilenir ve esinlenir. Siyasi karmaşalar yüzünden önemini kaybeden Floransa’nın yerini Roma alır.

Reform

Reform, XVI. yüzyıl Avrupa’sında Protestan Kilisenin ve Protestan inancın ortaya çıkmasını sağlayan “dinde yenileşme hareketi”nin adıdır. Kuzey ve Kuzey-Batı Avrupa ülkelerinde halkın, Katolik Kilisenin din alanında bir takım yenilikler yapması gerektiği yönündeki talepleri ile başlayan, taleplerinin karşılanmamasıyla genişleyen ve neticesinde bu ülkelerin Katolik Kiliseden kopup Protestan Kiliseyi oluşturmasıyla sonuçlanan harekettir. 1517 ile 1570 yılları arasında gerçekleşen bu hareketi, Roma Kilisesi kendisine karşı bir ihanet olarak nitelendirir, önderlerini dinden çıkarma cezasıyla cezalandırır.

Reformun Temelleri

Orta Çağ’ın sonunda, insanlardaki ölüm korkusu dinsel bir endişenin toplumda egemen olmasına neden olur. Cehennemin varlığına inanan ve öldükten sonra cehenneme gitmek istemeyenler yaptıkları dua ve ibadetlerle ve Kiliseye yaptıkları bağışlar karşılığında öteki dünyada azap çekmekten kurtulmayı umarlar. Hümanistler, halkta egemen olan bu inançların boş ve batıl inançlar olduklarını savunurlar. Ruhban sınıfındaki din adamlarının herkes gibi sıradan bir birey olarak muamele görmelerini, ayrıcalıkları olmaması gerektiğini; matbaanın gelişmesiyle halkın anlayabileceği dilde bir İncil’in basılıp dağıtılması gerektiğini talep ederler.

Protestanların Talepleri

Luther, 31 Ekim 1517 tarihinde Wittenberg Şatosunun kilisesinin kapısına doksan beş maddelik dinde yapılması gerekenleri ve eleştirilerini içeren talep listesini asar. Bu listede, bir önceki başlıkta belirtilen talepler yer alır.

Diğer Reformcular

Luther hayattayken, kendisi gibi başka yenileşme yanlıları da farklı coğrafyalarda benzer taleplerle yola çıkar. Hepsi de Katolik Kilisesine karşı aynı tür bir tepki gösterse de kendi aralarında bazı konularda farklı düşünce ve öğretilere sahiptirler.

Reformun Sonuçları

Reformun başlıca sonuçları şunlardır; Avrupa’da inanç birliği ikinci bir büyük bölünmeyle karşı karşıya kalır, din adamları ve kilise, eski saygınlıklarını kaybeder, skolastik eğitim anlayışından uzaklaşılır, Avrupa’da din ve mezhep savaşları, Osmanlı’nın Avrupa’da ilerlemesini kolaylaştırır.

Hümanizm

XIV. yüzyıl İtalya’sında doğan, XVI. yüzyıl Avrupa’sında gelişen, yöntem ve felsefesini Antik Yunan ve Latin kaynaklarından alan, insanı ve ona ait değerleri her türlü değerin üstünde gören, insanı geliştirme ve yüceltme amacını güden düşünce sisteminin adına hümanizm denir.

Hümanizm, Kilisenin Babaları diye adlandırılan Hıristiyanlık dininin büyük din âlimleriyle, dindışı alanlarda düşünce ve çalışmalarını ortaya koyan filozofları, insanın onuru üzerine kurulu bir etik oluşturmak için bir araya getirmeyi amaçlar.

Hümanistlere Göre İnsan

Hümanist insan anlayışıyla din merkezli anlayışı ilişkilendirme konusunda “bilginlerin prensi” diye adlandırılan simge durumundaki yazar Pico della Mirandola (1463-1494) öne çıkar. İnsanın Onuru Hakkında (1486) adlı eserinde yazdığı, Yunan mitolojisinde yer alan Prometeus mitine benzeyen fablında mükemmel bir işçi rolündeki Tanrı’nın, ortaya koyduğu eserde insanın ve onun rolünün ne olacağının tanımlamasını yapar. Pico della Mirandola’e göre insan, kendi yazgısını oluşturmaya ve yönetmeye ehildir, bu da onun liyakatini ortaya çıkarır.

Dönüşümler ve Yeni Avrupa Dengeleri

İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından sonraki dönemde Rusya coğrafyasında III. İvan güçlü bir devlet kurar, “çar” unvanını alır ve Moskova’yı üçüncü bir Roma ilan ederek, Ortodoks Bizans’ın m0irasçısı olduğunu iddia eder.

Roma Kilisesinin desteği ve yönlendirmesiyle bir ortaklık, bir birliktelik görünümündeki Orta Avrupa’daki Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, irili ufaklı 350 devletten oluşsa da, başındaki imparatorun gerçek anlamda gücü yoktur. Batıda yeni monarşi devletleri oluşur. Yüzyıl Savaşlarından sonra kral XI. Louis, Fransa’da yeni bir yönetim oluşturarak, sürekli vergi ve düzenli ordu sistemini oluşturur.

Hümanizmin Kökenleri

Bilginler ve bilim insanları geçmişin el yazmalarının peşine düşer ve Eflatun’un kitabı gibi, bir yerlerde unutulmuş metinleri keşfederler.

1453 XVI. yüzyılda Fransız hümanizmi ise Yunan ve Latin şiiri tutkunu Ronsard’dan esinlenir.

Hümanizmin Yayılmasında Matbaanın İşlevi

Matbaayla birlikte kitapların kopyaları Avrupa’da hızla yaygınlaşır. Yazarlar, etkilerinin arttığını görür ve hümanizm İspanya ve İngiltere’de de yaygınlaşır. Ayrıca kitap maliyetlerinin düşmesiyle kitap okuyanların sayısı artar.

Hümanizmin Üç Alandaki Mücadelesi

Hümanizm’in genel olarak üç alanda etkili olduğu söylenebilir. Bu alanlar; eğitim, din ve siyasettir.

Hümanist Eğitim ve Montaigne’in Eğitim Anlayışı

XVI. yüzyılın ortalarından itibaren kendi kolejlerinde Erasmus’un önerdiği yeni hümanist eğitim sistemini uygulamaya sokan ve Katolik dinde yapılan reformlarda etkin işleve sahip Cizvitler, eğitim konusunda, Antik Dönem yazarların bilinmesi ve eserlerinin öğrenilmesi; çocuğun kişiliğine saygı gösterilmesi; öğretmen ve öğrenci arasında sürekli bir diyalogun olması gibi kuralları temel alırlar.

Hümanist eğitim programında dillerin öğrenilmesine öncelik verilir, çünkü diller Antik metinlere doğrudan ulaşmaya olanak verirler. Bu nedenle hümanist kültür üç dillidir: Yunanca, Latince ve İbranice.

Rönesans hümanistleri arasında “yeni insan” anlayışına karşı en kuşkucu yaklaşımı sergileyen Montaigne (1533- 1592)’dir. Montaigne, merkeze tüm evren, doğa ya da insanla ilgili soruları özel bir bireysellik, kendi dünya bilinci ve dünyayı algılama biçimiyle koyar.

Hümanizmin Sonraki Dönemlere Etkisi

XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı’nda da insana ve bilime verilen önemle hümanizmin mirası kendini açıkça belli eder. Marksist hümanizm, varoluşçu hümanizm, Camus’nün hümanizmi, Malraux’nun hümanizmi gibi düşünce akım ve anlayışlarını etkilemeye devam eder.

Rönesans ve Hümanist Akımın Getirdiği Büyük Değişimler

Büyük keşifler, savaşlar, bilimsel gelişmeler, dile verilen önem, Rönesans ve Hümanizm’in getirdiği değişimlerdir.

Hümanizmin Tanınmış İsimleri ve Bazı Eserler

Aşağıdaki yazarlar ve eserleri, Hümanizmin önemli örneklerindendir:

  • Giovanni Boccaccio- Decameron
  • Erasmus- Deliliğe Övgü
  • Thomas More-Ütopya
  • Machiavelli- Prens
  • Shakespeare- Macbeth,
  • Montaigne-Denemeler