BELGE YÖNETİMİ VE OFİS UYGULAMALARI - Ünite 3: Sosyal Güvenlik Sistemi: Belgeler ve Yaptırımlar Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Sosyal Güvenlik Sistemi: Belgeler ve Yaptırımlar

Sosyal Güvenlik Kavramı

Sosyal devletin gerçekleşme aracı olan sosyal güvenlik kavramı, insanlığın eski ve derin bir gereksiniminin somut belirtisidir. Bu ihtiyaç, gelecekten emin olma isteğidir. Evrensel bir ilkeye dönüşen ve çağdaş uygarlığın simgesi olan sosyal güvenlik kavramı, esas olarak, bireyin karşılaşacağı ve yaşamı için tehlike oluşturan olaylara karşı bir güvence arayışının sonucudur. Tehlikeyle karşılaşan bireye, asgari bir güvence sağlamak, sosyal güvenliğin var oluş nedenidir. Günümüzde yaşanan ekonomik kriz ve küreselleşme olguları, sosyal güvenliğin önemini daha da artırmıştır.

Sosyal Güvenliğin Tanımı

Sosyal güvenlik iki farklı açıdan da tanımlanabilmektedir. Dar anlamda sosyal güvenlik; tanımlanmış sosyal risklerin sonuçlarına karşı güvence sağlayan sosyal güvenlik anlayışını; geniş anlamda sosyal güvenlik ise sebebi ne olursa olsun muhtaçlık yaratan bütün sosyal risklere karşı koruma garantisini sağlayan sosyal güvenlik anlayışını ifade eder.

Dar anlamda sosyal güvenlik sosyal sigortalarla sağlanan sosyal güvenlik garantisini; geniş anlamda sosyal güvenlik ise eğitim, kira ve gıda harcamalarının karşılanması, dahil olmak üzere geniş gelir transferi uygulamalarını kapsar. Geniş anlamda sosyal güvenlik uygulamaları gelir dağılımı adaleti sağlamayı amaçlayan sosyal refah devleti politikaları ile gelişmiştir.

Sosyal Güvenlik Sistemlerinin Tarihsel Gelişimi

Dünyada sosyal güvenliğin özellikle 18. yüzyıl ile birlikte sanayi devriminin ortaya çıkması ile geliştiğini söylemek mümkündür. Bu dönemde işçilerin sefalet ücretleri ile son derece olumsuz şartlarda çalışmak zorunda bırakılmaları, devletlerin iş hukuku alanında olduğu gibi sosyal güvenlik hukuku alanında da bazı koruyucu düzenlemeler yapmalarını zorunlu kılmıştır. Ayrıca sosyal devlet ilkesinin de bir sonucu olarak sosyal güvenliği sağlamak, devletin görevidir.

Günümüzdeki anlamda sosyal güvenlik sistemi, 19. yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşmiştir. Özellikle Almanya’da Bismarck döneminde, hastalık sigortasından başlamak üzere bazı sigorta kollarının uygulamaya konulması, bunu diğer ülkelerin izlemesine yol açmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrası, sosyal güvenlik alanında hızlı bir gelişme görülmüştür. Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, “her bireyin toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştır (m. 22). Beyanname m. 25/1’e göre, “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir. Bu alanda Uluslararası Çalışma Örgütü ile Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatının da kurulması önemli bir adımdır.

Farklı Sosyal Güvenlik Sistemleri

Alman Başbakanı Bismarck tarafından oluşturulan sosyal sigorta mevzuatı, sosyal güvenlik alanında ilk ve önemli çaba olarak görülmektedir. Bismarck sosyal sigorta modelinin öncüsü olarak kabul edilir. Bu sistem, özel sigorta tekniğine dayanmaktadır. Ayrıca zorunluluk esası da bulunmaktadır. Kapsamda yer alan kişiler, zorunlu olarak sosyal sigorta kapsamındadırlar. Prim ödeyerek yararlanırlar. Bununla birlikte devletin de sosyal sigortaya genel bütçeden katkısı söz konusudur. Sistemin temel özelliği, mesleki faaliyet ölçütüne bağlı olarak kişinin sosyal sigorta kapsamına alınması, finansmanın işçi ve işveren primleri yanında Devlet katkılarıyla sağlanmasıdır. Sistem idari yapıda çokluğu da beraberinde getirir. Yapılan işin veya yürütülen mesleğin niteliğine göre farklı sosyal güvenlik kurumları oluşmuştur. Sosyal sigorta zorunlu bir sigorta tekniği olup, sosyal riskle karşılaşanlara çalışmadıkları süre içinde ücret gelirlerini koruma amacını taşır. Almanya’da uygulanan bu sistem zamanla diğer Avrupa ülkelerinde de uygulanmıştır.

Bismarck Sistemi

19. yüzyılın ikinci yarısında Almanya’da büyük iktisadi ve sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu arada gelişen radikal ideolojik akımlar, sanayileşmenin başlangıcında ortaya çıkan sosyal sorunlar Alman toplumunun sosyal yapısına zarar verecek boyutlara ulaşmıştır. Bu gelişmelerin Alman toplumunun yapısına zarar vermesini önlemek ve Alman toplumunun sosyal yapısını korumak amacı ile dönemin Başbakanı Bismarck’ın öncülüğünde ilk defa sosyal sigorta sistemi kurulmuştur. Bismarck sosyal sigorta sistemini dünyada ilk defa uygulamaya koyan kişidir. 1880-1890 yılları arasında Bismarck yönetimindeki Almanya’da hastalık, iş kazaları, sakatlık ve yaşlılık sigortası kanunları çıkarılarak; ilk defa zorunlu sigorta sistemi uygulamaya konulmuştur.

Beveridge Sistemi

1942 tarihli Beveridge planı ise İngiliz Hukukunda uygulanmıştır. Beveridge Modelinde sosyal güvenlik, ulusal dayanışma ilkesini yaşama geçirir. Finansmanı vergi gelirleriyle sağlanan sosyal güvenlikle, toplumun tüm bireylerine asgari düzeyde bir koruma ve ücretsiz sağlık hizmetleri sunulması amaçlanır. Toplumun vatandaşlarına bir nafaka borcu olduğu varsayılır ve kamu hizmeti niteliğinde ihtiyacı olanlara bu yardımın yapılması amaçlanır. Kişinin mesleki faaliyeti ve gelir düzeyi kapsama alınma açısından önem taşımaz. İngiltere ve bazı İskandinav ülkelerinde görülür. Buna göre, sosyal güvenlik sistemi tek elden yürütülmelidir. Ulusal sağlık hizmetleri kurulmalı ve sosyal güvenlik sadece çalışanlara değil, herkes için olmalıdır.

İskandinav Sistemi

İskandinav sistemi ise İskandinav ülkelerinde egemen olan sosyal politika anlayışının ortaya çıkardığı bir sistemdir. Bu sistemin temel özelliği, herkesin iş sahibi yapılması ve yine herkesin devletçe asgari bir sosyal güvenliğe kavuşturulmasıdır. Kişiler çağdaş sosyal güvenlik teknikleri ile kendi sosyal güvenliklerini garanti altına alacaklar; kendi sosyal güvenliğini sağlayamayanların sosyal güvenlik ihtiyacı da devletçe karşılanacaktır.

Amerikan Sistemi

ABD günümüzdeki anlamı ile sosyal güvenliği ilk defa yasalarında kullanan ülkedir. 1935 tarihinde Sosyal Güvenlik Kanunu adı altında dünyada ilk defa sosyal güvenlik kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanun 1929 Ekonomik Bunalımına çözüm üretmek amacı ile geliştirilen New Deal politikalarının bir parçası olarak yaşama geçirilmiştir. Amerikan sistemi bir anlamda karma sistem olarak adlandırılabilir. Zorunlu sosyal sigorta sistemleri ile isteğe bağlı sosyal güvenlik sistemlerinin birlikte işlediği; devletin sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemi ile her durumda muhtaçlığa karşı bir koruma garantisi sağladığı bir sistemdir. Sistemin en belirgin özelliği sosyal güvenlikte bireysel katkıları ve özel sigorta sistemlerinin mümkün olduğu kadar fazla kullanılmasıdır.

Şili Sistemi

Şili, sosyal güvenlik sistemini bireysel-özel fonlama esasına dayandıran ilk ülkedir. Şili 1983 yılı itibariyle sosyal güvenlik sistemini özelleştirmiştir. Bu sistemde kişilere sosyal güvenlik primlerini özel sigorta şirketlerinin veya bankaların kurdukları özel fon yönetimi kuruluşlarına ödeme zorunluluğu getirilmiştir. Bireysel tasarruf (fon) yöntemi benimsenmiş olup, fonlar özel fon şirketlerince yönetilir. Sigortalılar, istediği fonu seçip, diledikleri fona geçiş yapma hakkına da sahiptirler.

Yeni Zelanda Sistemi

Yeni Zelanda sistemi 1938 yılında kurulmuş bir sistemdir. Sistemin İngiliz sosyal güvenlik sisteminden etkilenen özellikleri olmasına rağmen; sistemin ayırt edici özelliği her vatandaşın devletten nafaka alacağının var olduğunu; bir başka ifadeyle devletin nafaka yükümlülüğünü kabul eden bir sistem olmasıdır. Sistem yoksulluğa düşen her vatandaşa sosyal güvenlik sağlamayı ve bunu vergi gelirleri ile finanse etmeyi kabul etmektedir. Sistemin belirli bir yaşın üzerindeki herkese sosyal güvenliği bir devlet garantisi olarak sağlamayı üstlenmesi ayırt edici özelliğidir.

Türkiye’deki Gelişim

Türkiye’de sosyal güvenlik uygulamasının İslam Dininin bir hükmü olarak, başlangıçta zekat müessesesi ile sağlandığını söylemek mümkündür. Kişilerin mallarının kırkta birini fakir ve muhtaç durumda olanlara vermelerini gerektiren zekat müessesesi yanında, yoksul olanlara yardım edilmesi, muhtaçların kollanması ve fakirlere yardım yapılması ve bunların birer ibadet (sadaka) sayılması, bu hükümleri yerine getirenlerin Allah’ın sevgili kulları arasına girmeleri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde vakıflar aracılığı ile sosyal güvenliğin sağlanmasına büyük katkı sağlamıştır. Bireyler arasında dayanışma sağlayan ilk sosyal güvenlik müesseseleri vakıflar ve birer meslek kuruluşu olan ahilik teşkilatı, loncalar olmuştur. Tanzimat’tan sonra çalışma hayatı içinde yeni bazı müesseseler kurulmuş ve bunlar günün şartlarına uygun olarak hizmet vermişlerdir. Her esnafın bir teavün (yardım) sandığı, vakıf sandığı bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, emeği ile geçinenlerin sosyal güvenliklerinin sağlanması üç yoldan olmaktaydı. Bunlar;

  • Aile içi yardımlaşmalar,
  • Meslek kuruluşları çerçevesinde yardımlaşma ve
  • Sosyal yardımlar şeklinde olmaktadır.

Özellikle Ahilik teşkilatının burada ayrı bir fonksiyon icra ettiğini söyleyebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise, cumhuriyetin ilanına kadar Zonguldak ve Ereğli’deki maden ocaklarında çalışan işçilerin korunmalarına yönelik kanuni düzenlemeler yapılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında sosyal güvenlik alanında dar kapsamlı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu durum yeni Cumhuriyetin, savaş sonrası kendisini toparlamasıyla açıklanabilir. İlk sistemli düzenleme olarak 1936 tarihli 3008 sayılı Kanun kabul edilebilir. Bu kanunda sosyal sigortaların kurulmasına yer verilmiş ancak, örgütün kurulması 1945 yılından sonra mümkün olabilmiştir. II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sefaletin etkilerini hafifletmek için bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hızlı değişimler yaşanmış, 1946 yılında Çalışma Bakanlığı’nın kurulmasıyla Türkiye’de yeni oluşumun içinde yerini almıştır. Bu süreçte, 16 Temmuz 1945 tarihinde 4792 sayılı Kanun ile “İşçi Sigortaları Kurumu” kurulmuş ve yasa 1 Ocak 1946 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sosyal sigorta kollarıyla ilgili ilk düzenlemeler ise 27 Haziran 1945 tarihli ve 4772 sayılı İş Kazaları Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu’dur. Ayrıca 9 Temmuz 1945 tarihli ve 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu ile, daha sonra 1964 yılında 506 sayılı Kanun ile “Sosyal Sigortalar Kurumu” adını alacak olan primli sosyal güvenlik kurumu kurularak, bu alanda büyük bir adım atılmıştır. 2 Haziran 1949 tarihli ve 5417 sayılı “İhtiyarlık Sigortası Kanunu”, 1 Nisan 1950 tarihinde yürürlüğe girmiş ve İş Kanununun uygulandığı işyerlerinde çalışanların ihtiyarlıkları, maluliyetleri ve ölümleri halinde uygulanacağı 1. maddesinde belirtilmiştir. Bu Kanunun yerini daha sonra, 30 Ocak 1957 tarihli ve 6900 sayılı Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Kanunu almıştır. 4 Ocak 1950 tarihli ve 5502 sayılı Kanunla da Hastalık ve Analık Sigortaları birlikte düzenlenmiştir. Hem 1961 hem de 1982 tarihli Anayasalar sosyal güvenliğin bir temel hak ve hürriyet olduğunu vurgulamışlardır. 1982 Anayasası m. 60’a göre, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Türkiye’de sosyal hizmet ve yardımlara yönelik düzenlemeler de bulunmaktadır. 1976 tarihli 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile İstiklal Madalyası Verilmiş olanlar ile görevleri nedeniyle yaralanan veya ölenlerin yakınları için çıkarılmış mevzuat da bulunmaktadır. Ayrıca, 1983 tarihli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu da muhtaç durumda olanlara yardım yapılmasını amaçlamaktadır.

Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin Yapısal Özellikleri

Türk hukukunda sosyal güvenlik hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır. Anayasa sosyal güvenlik sistemini kurmak, teşkilatlanmasını sağlamak görevini devlete vermiştir.

Sosyal Güvenliği Sağlamakla Görevli Kuruluşlar

Sosyal güvenliği sağlama görevi Anayasamızla devlete verilmiştir. Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar (1982 Anayasası m. 60). Ancak, Devlet sosyal güvenliği sağlayacak tek bir teşkilat yerine, çok sayıda sosyal güvenlik kuruluşu oluşturmuştu. Sosyal Güvenlik Kurumu 2006 yılı sonunda tüzel kişilik kazanıp üç kurumu birleştirmeden önce, ülkemizde primli sosyal güvenlik rejimini yürütmekle görevli üç temel sosyal güvenlik kuruluşu bulunmaktaydı. Bunlar;

  • Emekli Sandığı,
  • SSK ve
  • Bağ-Kur’dur.

Ayrıca, Bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların oluşturdukları birliklerde çalışan personel ise kurdukları kendi sandıkları ile sosyal güvenlik haklarını sağlamaktadırlar. Bunların dışında, 1999 yılında kurulan İşsizlik Sigortasını yürütmekle görevli “Türkiye İş Kurumu” (İş-Kur) da bir sosyal güvenlik kuruluşu olarak sayılmaktadır. 16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile, 20 Mayıs 2006 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu; SSK, Bağ-Kur ve TCES lağvedilerek yerlerine, bu Kanun ile Kuruma görev ve yetki veren diğer kanunların hükümlerini uygulamak üzere; kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali açıdan özerk, bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda özel hukuk hükümlerine tabi (m. 1), sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay, erişilebilir, aktüeryal ve mali açıdan sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini yürütmek (m. 3) amacıyla SGK kurulmuştur. Kurumun organları, Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulu, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Başkanlık olarak belirlenmiştir. Başkanlık ise merkez ve taşra teşkilatından oluşmaktadır. Merkez teşkilatında başkan ve başkan yardımcılarının yanında üç ana görev birimi öngörülmüştür. Bunlar;

  • Ana hizmet,
  • Danışma ve
  • Yardımcı hizmet birimleridir (m. 9).

Sosyal Güvenlik Sisteminin Yönetimine Yön Veren İlkeler

Sosyal güvenlik sistemi bir kamu hizmeti olarak düzenlenmiştir. Sosyal güvenlik sistemi kurulurken teşkilatlanma, kamu kurum ve kuruluşları kurulmak suretiyle meydana getirilmiştir. Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi çağdaş sosyal güvenlik tekniklerine dayalı olarak kurulmuştur.

Sosyal Güvenliğin Finansmanı

Sosyal güvenliğin finansmanının;

  • Pirimler ve
  • Devlet katkıları olmak üzere iki kaynağı bulunmaktadır.

Sosyal Sigortaların Finansman Kaynağı Olarak Primler

Sosyal sigorta primleri sigortalılarla, bunların işverenlerinden alınmaktadır.

Prime Esas Kazanç Kavramı

Sosyal sigortalarda prim ödeme yükümlülüğünün içeriği ve ödenecek primlerin miktarı kanunla belirlenir. Kanun koyucu prime esas kazanç belirlemesi yapmakta, sigortalılar ve varsa işverenleri bu miktardan belirli bir oranda prim ödemekle yükümlü tutulmaktadır.

Bütçe ile Finansman

Bütçe ile finansman sosyal güvenliğin ihtiyaç duyduğu giderlerin devlet gelirleri ile finansmanı anlamına gelir. Devlet gelirlerinin en büyük payının vergilerle elde edildiği düşünüldüğünde, bütçe ile finansman, vergi gelirleri ile finansman anlamına gelmektedir.

Karma Finansman

Karma finansman şekli, sosyal güvenlik yükünün devlet, sigortalılar ve gerektiğinde sigortalıları çalıştıranlar (işverenler) üzerinde bırakıldığı bir sistemdir. Bütün dünyada en yaygın uygulanan finansman kaynağı sağlama yöntemi budur. Uygulamada devlet bazı risklerin bütün finansman yükünü üzerine aldığı gibi bazı kişilerin sosyal güvenliğinin bütün yükünü de üstlendiği görülmektedir

Sosyal Güvenlikte Finansman Yöntemleri

Sosyal güvenlik kuruluşlarında finansman konusunda birbirinden farklı iki yönteme başvurulmaktadır. Bunlardan biri kapitalizasyon (fon biriktirme) yöntemi, diğeri ise dağıtım yöntemi dir. Bu yöntemlerden biri diğerine tercih edilebileceği gibi karma bir yönteme de başvurulabilir.

Kapitalizasyon (Fon Biriktirme) Yöntemi

Kapitalizasyon ya da fon biriktirme yöntemi sosyal risklerin ileri de doğuracağı ödemeleri karşılayabilmek için bir fon oluşturulması esasına dayanır. Fonun kurulması, bireysel olabileceği gibi toplu da olabilir.

Bireysel kapitalizasyon yönteminde, her sigortalı adına, sigortalının kendisinin ve işverenin ödediği primler, sigortalının kurumdaki kişisel hesabına geçilir. Toplu kapitalizasyon yönteminde ise, sosyal güvenlik kurumuna ödenen primler, ortak bir fonda toplanır ve sigortalılarla diğer hak sahiplerine yapılacak yardımların karşılığını oluşturur.

Dağıtım Yöntemi (Yılı Yılına Finansman Yöntemi)

Dağıtım yöntemine, yılı yılına finansman yöntemi de denir. Bu yöntemin özü, her yılın gelirleri ile o yılın giderlerinin karşılanmasıdır. Sosyal güvenlik nasıl finanse edilirse edilsin bir yıl içinde sosyal güvenlik için ayrılan kaynaklar ya da sağlanan kaynaklar ile o yılın sosyal güvenlik için gerekli giderleri karşılanır.

Sosyal Sigorta İlişkisi

Sosyal sigorta ilişkisi, aktif ve pasif sigortalı ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) arasında kurulan bir hukuki ilişkidir. Bu hukuki ilişkiye, bulunması halinde aktif sigortalının işvereni de taraf olur.

Sosyal Sigorta İlişkisi ve Niteliği

Sosyal sigorta ilişkisi, sosyal sigorta yardımlarını sağlamakla yükümlü devlet ya da devletin bu amaç ile kurduğu kuruluşlar (sosyal sigorta kurum ya da kuruluşları), sosyal sigorta haklarının muhatabı kişiler ya da kanunun öngördüğü üçüncü kişiler (örneğin işverenler) arasında kanundan doğan ve niteliği itibarı ile zorunlu olan bir hukuki ilişkidir.

Sosyal Sigorta İlişkisinin Tarafları

Sosyal sigorta ilişkisi öz olarak iki taraflı bir ilişkidir:

  • İlişkinin bir tarafında sigorta eden,
  • Diğer tarafında ise sigorta edilenler yer alır.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)

Türk hukukunda sosyal sigorta ilişkisinin devlet tarafını SGK temsil eder. SGK sosyal sigorta ilişkisinde bu ilişkinin kurulmasını sağlayan, denetleyen ve şartlarını sağlayan sigortalılara Kanunda öngörülen sigorta haklarını ve yardımlarını ulaştırmakla yükümlü kuruluştur.

İşverenler

İstihdam edenler dar anlamda sosyal sigorta ilişkisinin doğrudan tarafı olmamakla birlikte kanundan dolayı bu ilişkinin tarafı sayılmış kişilerdir. İşverenlerin kamu ya da özel sektör olması bir fark yaratmaz.

Sosyal Sigorta İlişkisinin Kurulması

Sosyal sigorta ilişkisi kendiliğinden kurulan bir ilişkidir. Kişilerin istek ve iradelerine bağlı değildir. Kanun koyucu hangi alanda bu ilişkinin kurulmuş sayılacağını yahut sosyal sigorta ilişkisinin nasıl kurulduğunu ayrıntılı olarak belirlemiştir. İşçiler bakımından sosyal sigorta ilişkisi iş sözleşmesi ile işe alındıkları ve çalışmaya başladıkları anda kendiliğinden kurulur. Bağımsız çalışanlar bakımından faaliyete başlanıldığı anda kurulmuş sayılır. Bağımsız çalışanlar açısından sigortalılığın başlangıcında yaş engeli konulmuştur. Buna göre sigortalılık 18 yaşının doldurulması ile başlar. Kamu görevlileri ve memurlar bakımından sosyal sigorta yükümlülüğü 18 yaşının doldurulduğu tarihte başlar. Kamu görevlileri ve memurlarda atama işlemi tamamlanıp da göreve fiilen başladıkları tarih itibariyle sosyal sigorta ilişkisi kurulmuş sayılır. İsteğe bağlı sigortalılık, iradi bir sigortalılık ilişkisidir. İsteğe bağlı sigortada sosyal sigorta ilişkisi isteğe bağlı sigorta başvurusunun SGK kayıtlarına girdiği tarihi izleyen günde kurulmuş sayılır. İsteğe bağlı sigortalılık şartları taşıyan herkese tanınmış bir haktır.

Sosyal Sigorta İlişkisinden Doğan Hak ve Yükümlülükler

Sosyal Sigorta İlişkisinden Doğan Haklar

Sigortalının Hakları

Sigortalının sosyal sigorta ilişkisinden doğan hakları sosyal sigorta yardımlarını şartları çerçevesinde talep etmek ve bu haklardan yararlanmaktır.

İşverenin Hakları

İşverenin sigortalı işçinin sosyal sigorta ilişkisinden doğan yükümlülüklere uymasını talep etme hakkı vardır.

Kurumun Hakları

SGK’nın sosyal sigorta ilişkisinden doğan hakları;

  • Sigortalının ve işverenin mevzuattan ve sosyal sigorta ilişkisinden doğan yükümlülüklerine uygun davranmasını talep etme,
  • İşverenin mevzuata uygun davranıp davranmadığını denetlemek olmak üzere iki temel hakkı bulunmaktadır.

Sosyal Sigorta İlişkisinden Doğan Yükümlülükler

Sosyal sigorta ilişkisinden doğan yükümlülükler;

  • Sigortalının,
  • İşverenin ve
  • Kurumun yükümlülükleri olmak üzere ayrı ayrı ve kanunla düzenlenmiş yükümlülüklerdir.

Sigortalının Yükümlülükleri

Sigortalıların sosyal sigorta ilişkisinden doğan temel yükümlülüğü prim ödeme yükümlülüğüdür. Ayrıca sigortalı olarak çalışmaya başladığını bildirmek işçi niteliğindeki sigortalılar bakımından getirilen bir yükümlülüktür. Sigortalılar ile geçici işgöremezlik geliri veya malullük aylığı almakta olanlar, SGK tarafından kontrol muayenesine çağrıldıklarında muayeneye gitmekle yükümlüdürler. İşçi niteliğindeki sigortalılar bakımından iş kazası ve meslek hastalığını bildirme yükümlülüğü açıkça kanunda ifade edilmemiş ve bu yükümlülük işverene yüklenmiştir.

Sigortalıların hasta iken çalışmama yükümlülüğü vardır. Aksi durumda tedavi gördüğü hekimden, tedavinin sona erdiğine ve çalışabilir olduğuna dair belge almaksızın çalışan sigortalıya geçici işgöremezlik ödeneği ödenmez. Sigortalılar, hekimin tavsiyelerine uymak; yapılmasını istediği şeyleri yapmak, yapılmamasını istediği şeyleri de yapmamakla yükümlüdürler.