BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ - Ünite 2: Antik Yunan ve Helenistik Çağdaki Bilim ve Teknoloji Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 2: Antik Yunan ve Helenistik Çağdaki Bilim ve Teknoloji

Antik Yunan ve Helenistik Dönem, önceki dönemlerde insanların doğada olup bitenleri gözlemleyip kaydetmeyle yetinmesi nedeniyle bilim tarihinin batı kültürü üzerinden belki de en etkili olduğu dönem olmuştur. Yunanlılar, günlük problemlerin çözümünde soyut düşünceyle ilgilenmişler ve doğadaki olayları akıl yoluyla çözümlemeyi ilke edinen doğa felsefesini benimsemişlerdir.

Antik Yunan Dönemi M.Ö. 8. Yüzyılda başlamış ve M.Ö. 323’te Büyük İskender’in ölümüne kadar sürmüştür. Helenistik Dönem ise bunu izleyen dönemde Romalılar tarafından Ptolemaios krallığının yıkılışı olan M.Ö. 30 yılına kadar sürmüştür. Mısır ve Mezopotamya’daki ilk uygarlıklar gibi Antik Yunan Dönemi’nin nehir ya da deniz kıyılarında kuruluşu ve gelişiminin temel nedeni ise yaşamın temel unsurlarından olan suyun içecek olmasının yanı sıra tarım ve deniz ticareti açısından önemlidir.

Thales ve Öğrencileri

Thales M.Ö. 624 – M.Ö. 548 yılları arasında Milet’te yaşamış varlıklı bir tüccardır. Mısır’da güneş tutulmasını izleyerek Mısırlılardan öğrendiği bilgilerle yaptığı hesaplama sonucu Lidyalılar ve Persler arasındaki savaş sırasında güneş tutulmasını önceden tahmin etmiş ve herkesi şaşırtarak savaşın bitmesine neden olmuştur. Thales, mitolojik düşünceden, rasyonel, diğer bir deyişle akılcı, düşünceye geçişi simgeler. Onunla ilgili bilgilere öğrencilerinin bıraktığı belgelerden ulaşılmıştır. Özetle Thales, matematik, astronomi ve doğa felsefesiyle uğraşmıştır ve bilime şu katkıları yapmıştır:

  • Evrende olan bitenleri açıklarken doğaüstü mitolojik güçleri dayanak göstermeye son vermiştir.
  • Geometri alanına da ispat kavramını getirmiş ve matematik düşünceyi ampirik işlemlerle sınırlamaktan kurtarmıştır.
  • Evrendeki nesneleri tek bir maddeye indirgeyerek, olup bitenleri evrensel bir ilkeye dayanarak açıklama yolunu açmıştır.

Thales’in öğrencilerinden Anaximander’e göre evrenin temel yapı taşı sınırsız ya da sonsuz adını verdiği soyut yani maddesel olmayan bir kavramdır ve bu kavramın evrensel, bitmeyen, değişmeyen ve görünmeyen olmak gibi özellkileri vardır. Bu anlamda da evrendeki tüm neşeneler bu kavramdan değişik özellikler taşıyarak oluşmuşlardır.

Thales’in bir diğer öğrencisi de Anaximanes, yukarıda sözü edilen sınırsız kavramını gözlenebilir nitelikte olmadığı yani somut olmadığından dolayı reddederek, bunun yerine hava veya buharı evrenin temel yapı taşı olarak önermiştir. Bir başka öğrencisi Hekataios’a göre ise Anaximander ve Anaximanes’in evrenin yapısıyla ilgili tartışmalar boşuna idi ve evrenin yapısını araştırmadan önce, yerin gezilmesi ve bilgi toplanması gerektiğini düşünmekteydi.

Pytagoras ve Öğrencileri

Pytagoras (Pisagor şeklinde okunur) M.Ö. 580 – M.Ö. 500 yılları arasında Güney İtalya’daki Kroton kentinde yaşamını sürdürmüş tanınmış bir Yunanlı düşünür ve bilim adamıdır. İyonya’daki doğa düşünürlerinin etkisiyle dinsel ve mistik görüşlerin tartışıldığı bir topluluk kurmuş ve ruhun öldükten sonra bedenden ayrılıp insan ya da hayvan başka bir canlı bedenine geçtiğine, öbür dünya olarak nitelediği bir aleme gidildiği için de önümün bir kurtuluş olduğuna inanmaktaydı. Bunların yanında bu topluluğun amacı bilgi üretmek de olduğundan Pytagoras materyalist değil rasyonelist bir kişiliğe sahipti.

Thales’in bir diğer öğrencisi Pytagoras’a göre evreni, matematik yasaları idare etmektedir ve evrenin temel maddesinden çok, varlığın ve değişmenin gerçek niteliği sorununa önem verilmelidir. Pytagoras’ın öğrencisi Herakleitos ise gerçeğin özünün sayılar değil, değişme süreci olduğunu ve her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu savunmuştur. Diğer yandan, Pytagoras’ın başka bir öğrencisi Parmenides, Herakleitos’un aksine, hareket ve değişmenin duyguların aldanmasından başka bir şey olmadığını iler sürmüştür. Pytagoras’çılar içinde en ilginç görüşe sahip olan ise Philolaos’tur; ona göre, diğer gezegenler gibi yerküre de bir yörünge etrafında dönmektedir, ve bu modelin merkezinde yerküre değil, hareket etmeyen merkezi bir ateşin olduğunu ve yer, ay, güneş, o zamanlar bilinen beş gezegenin onun çevresindeki yörüngelerde döndüklerini savunmuştur.

Empedocles evrenin yapısını anlamaya çalışmış ve her şeyin temelinde ateş, hava, su, toprak şeklinde dört unsur olduğunu ve bunlar arasında sevgi ve nefret etkileşmelerinin olduğuna inanmıştır. Bu dört ögenin sevgisel etkileşmesiyle evrende var olan bütün varlıkların meydana geldiğini söylemiştir.

Atomsal Evren Kuramı

Kurucusu, M.Ö.460 – M.Ö.370 yılları arasında yaşamış Trakyalı Democritos’tur ve bu kurama göre evrende her şey fiziksel olarak bölünemeyen atomlardan oluşur. Evren, atomlarla dolu olan bölge ile bunun dışında kalan boşluktan oluşmuştur. Atomlar aynı niteliklere sahip ama biçim, ağırlık ve büyüklükleri farklı, yok edilemeyen sonsuz parçacıklardır ve boşluk içerisinde sürekli hareket ederek, rastlantı sonucu birleşmeler yaparak evrendeki nesneleri oluştururlar. Atomsal evren kuramının kurucusu olması nedeniyle Democritos, atom fiziğinin de kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Tarihçilerin babası olarak kabul edilen Heredotos, Halikarnas’ta doğmuş ve yaşamıştır, yaptığı seyahatlerde gördüklerini ve duyduklarını Tarih isimli kitabında kaleme almıştır. Bu kitabında, siyasi ve askeri olayların yanında, gezilen görülen yerlerin fiziki ve sosyal açıdan değerlendirmeleri de bulunmaktadır.

Genel olarak amacı gerçeği aramak olarak ifade edilen Socratesin hedefi ayrıca doğayla değil insanla ilgilenmek, iyi, akıllı, adil insan yetiştirmektir. Öğrencilere sorular yönelterek onları düşünmeye sevketme ve doğruyu kendilerinin bulmasını sağlama yöntemini kullanmaktaydı. Hipocrates ise insan bedeni ve ruh yapısı bilinmek istenirse önce doğayı bilmemiz gerektiğini savunmuştur. Hipocrates’in anatomiyle ilgili bilgileri oldukça ilkel olduğundan çeşitli düşünceleri yansıtan teoriler üretmekten başka bir gelişmeden söz edilememektedir. En ünlü eseri, bugün sara ya da epilepsi olarak bildiğimiz dengesizlik durumundan alan Kutsal Hastalık’tır. Bu hastalığın beyinden kaynaklandığını ve beyinden gelen balgamın kandaki havanın hareketini engellediği için ortaya çıktığını savunmuştur.

Bilimi yalnızca Matematik ve de özellikle Geometri olarak gören Platon, bilime yalnızca yöntem olarak katkı sunmuş, doğru kabul edilen bazı önermelere dayalı olarak geriye kalan tüm önermeleri mantıksal olarak çıkarmayı hedefleyen tümdengelimsel yöntemi geliştirmiştir.

Evrenin bir küre biçiminde olduğunu, kürenin merkezinde de yerküre olduğunu savunan Aristoteles’e göre gezegenler hareketsiz duran yerin etrafında dolanırlar. Bu kapsamda evren ikiye ayrılır: ayüstü (ether’den oluşmuştur: gözle görülmeyen ve kütlesi farkedilemeyen ve boşluğu dolduran maddesel varlık) ve ayaltı (her türlü değişimin olduğu, mükemmel olmayan evren). Aristoteles, canlının doğanın parçası olduğunu ve kan, balgam, kara safra ve sarı safra olmak üzere dört unsurdan oluştuğunu ve canlıyı cansızdan ayıran en önemli farkın ruh olduğunu ileri sürmüştür.

Helenistik Çağ ve İskenderiye’nin Kuruluşu

Helen birliğinin kurucusu olan Makedonya kralı II.Philip’in suikastının ardından yerine geçen oğlu Büyük İskender M.Ö. 334 ile M.Ö. 323 yılları arasındaki dönemde Avrupa’dan Hindistan’a kadar büyük bir imparatorluk kurdu. Bu sayede Yunan kültürü çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. İskender’in ölümünden sonra Roma İmparatorluğu’nun yayılmasına kadar olan dönemde Helen özelliği yitirildiği için bu yeni uygarlık Helenistik Çap adını almıştır. İskender’in ölümünden sonra imparatorluk üçe bölünmüştür: Yunanistan ve Makedonya, Pers ve Babil bölgesi, ve Mısır; bu bölünme İskender’in generalleri ve mirasçıları tarafından yapılmış ve paylaşılmıştır. Onun ölümünden sonra, Mısır valisi olan Ptolemeus, Mısır’da Ptolemeus krallığını kurmuştur.

Ptolemeus krallığının başkenti İskenderiye’deki bilimsel kurum niteliğinde iki önemli yapı, müze ve kütüphanedir. Euclides, İskenderiye’deki müzede büyük bir matematik okulu kurmuş ve 40 yaşında kaleme aldığı Stoikheia (Elementler) isimli geometri kitabıyla asıl ününü kazanmıştır. Bu kitap yakın zamana kadar bir çok ülkedeki geometri eğitiminin temelini oluşturmuştur ve bu kitabın Batı düşüncesi üzerinde, İncil dışında kalan tüm kitaplardan daha etkili olduğu söylenmektedir.

Antalya yakınlarında doğan ve İskenderiye’deki bu matematik okulunda yetişen Appolonius tekrar doğum yeri Perge’yde dönmüş ve kendisine Büyük Geometrici
unvanı veren “Konikler Hakkında” isimli bir geometri kitabı kaleme almıştır.

Archimedes, ilk defa denge prensiplerini ifade eden bilim adamıdır. Denge prensipleri aşağıdaki gibidir:

• Tam ortasından bir destek üzerine yerleştirilmiş bir çubuğun uçlarına asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır
• Ortasından farklı bir yere yerleştirilmiş desteğe oturtulan çubuğun uçlarına sırasıyla F 1 ve F 2 ağırlıklı cisimler takılırsa, uç noktalarının desteğe olan uzaklıkları sırasıyla a ve be ise, denge halinde F 1 .a=F 2 .b eşitliği gerçekleşir.

Bu prensiplerin tanımladığı ağırlıklar, destek ve dayanıklı çubuktan oluşan sisteme kaldıraç denir. Archimedes ilkesine göre bir sıvıya bırakılan ve dengedeki cisme uygulanan kaldırma kuvveti cismin ağırlığına eşittir.

İskenderiye kütüphanesiyle ilgili olarak da şu söylenebilir: Eratostenes kütüphane müdürlerinden biridir ve en önemli çalışması yerin çevresini hesaplaması olan ünlü bir coğrafyacıdır.

İskenderiye Mekanik Okulu

Bu okul, üç ünlü bilim adamı olan İskenderiyeli Ctesibios, İskenderiyeli Heron ve Bizanslı Philon tarafından oluşturulmuştur. Helenistik dönem içindeki teknolojik gelişmeler bu okulda meydana gelmiştir.

Okulun kurucusu Ctesibios, kayıp olan ve öğrencilerinden elde edilen bilgilerden varlığı hakkında bildi edinilmiş olan, bilim tarihindeki ilk mekanik kitabını yazmıştır. En önemli buluşları arasında basma tulumba, su orgu ve su saati bulunmaktadır. Heron’ın Mekanik ve Pnömatik isimli iki önemli kitabı bulunmaktadır. M.S. 2. Yüzyılda yaşamış olan Philon ise askeri bir mühendistir ve savaş sırasında mekaniğin uygulamaları konusunda sekiz ciltlik Mekanika Syntaxis eserini yazmıştır. Bu eserdeki en önemli bölüm pnömatik bölümüdür ve Arapça’ya çevrilerek İslam dünyasında çok ilgi uyandırmıştır. Bu bölümde, havanın bir cisim olduğu ve her yeri kapladığını ispatlayan deneylerden söz edilir.