BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ - Ünite 1: Tarih Öncesi Çağlarda Bilim ve Teknoloji Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 1: Tarih Öncesi Çağlarda Bilim ve Teknoloji

Giriş

Ulusların devam edegelen üstünlük yarışları ve kendi toplumlarının refah seviyelerini yükseltme gayret ve çalışmaları nasıl, 19.Yüzyıl’da sanayi çağını başlatmış, büyük ilerlemeler kaydedilmesine sebep olmuşsa; benzer gayret ve çalışmalar, 21.yüzyıla girerken, bilim alanında bilgi çağına, sanayi alanında da 4. endüstri çağına girilmesine neden olmuştur.

Bilgi çağı veya üçüncü endüstri çağı gibi kavramlarla ifade edilen kısaca bilim ve teknoloji çağı diyebileceğimiz, günümüz dünyasında, bilim ve teknoloji alanında öylesine bir hızlı gelişme yaşanmaktadır ki, bu hızlı gelişmeye ayak uydurabilmek ülkeler için hem çok zor hem de son derece önemlidir.

Bilim ve teknolojinin birbirine yaklaşmasını Fransız Devrimi’ne kadar götürebiliriz. 1789, Fransız Devrimi’nden sonra Fransa‘da bilim adamları yeni kurulan üniversitelerde ve özellikle École Polytechnique’de görev almaya başladılar. École Polytechnique’de doğa bilimleri öne çıktı ve ilk kez burada fizik ve kimya laboratuvarları kuruldu. École Polytechnique’yi örnek alan Almanlar çok sayıda bilim adamı yanında teknotrat adı verilen, teknokrasi içerisinde yer alan, yönetici konumundaki mühendis, mimar, teknisyen, iktisatçı vb. yetiştirdiler. Bunlar üniversite ve özellikle sanayi laboratuvarlarında çalışıyor ve araştırmalar yapıyorlardı.

Günümüzde bilim ve teknoloji arasındaki aralık giderek kapanmaktadır. Bu durum, bilim içerisindeki uzmanlaşmanın daha belirgin hale gelmesiyle ve de bilim ve teknoloji arasındaki bütünleşme ile açıklanabilir.

Bilimin Kökeni

Bilimin kökleri çok eskilere gitmesine rağmen, bilgi ve düşünme türü olarak nitelendirebileceğimiz ve uygarlığın bir ürünü olan bilim aslında yeni bir kavramdır. Eski çağlarda din, efsane, felsefe gibi ruhsal; el sanatları gibi günlük ihtiyaçları gidermeye yönelik uğraşlar dışında bugün bilim olarak adlandırılan ve özünde gözleme ve düşünmeye dayalı bir bilim anlayışından söz etmek zordur. Fakat bu uğraşlar sonucu elde edilen bilgi, teknik ve kavramların daha sonraki çağlarda belirgin hale gelen bilimsel kavram ve işlemlere kaynaklık ettiği de göz ardı edilemez. Aslında bilimsel düşünmenin ve icat etmenin özünde biri dünyayı anlama merakı diğerinde ise yaşamı rahat ve güvenli kılma gibi iki ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaçlardan ilki, insanlığın tarihinde kuşaktan kuşağa aktarılan çeşitli yaşantı ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği, ikincisi insanoğlunun duygu, inanç ve düşüncelerini içinde toplayan bir ruhsal geleneği oluşturmuştur.

Günümüz bilimsel düşünme ve araştırma çabasının, iki geleneğin, deneye olanak veren teknik becerilerle, kavramsal düşünmeye yol açan teorik çalışmaların etkili bir kaynaşmasına dayanmaktadır.

Bilim ve Teknoloji Tarihi

Bilim ve teknoloji tarihi nedir? Sorusunun yanıtını kısaca bilim ve teknolojinin doğuş ve gelişme öyküsü olarak tanımlayabiliriz. Bilim ve teknoloji tarihinin amacı; nesnel bilgi ve tekniğin ortaya çıkışını, yayılmasını ve kullanılma koşullarını incelemek ve bir bakıma niteliği belli bir yöntemin, bir düşünme türünün hatta geniş anlamda bir bakış açısının oluşmasını sağlamaktır.

Bilimi anlamak, bilim öncesi veya bilim dışı düşünme biçimleriyle ilişkilerini incelemeyi gerektirir. Bu nedenle, bilim tarihi mitoloji, din, sanat ve metafizik (fizikötesi) konularda bilimle ilişkileri bakımından yer vermek zorundadır.

Geniş bir açıdan bakıldığında bilimin uzun ve zorlu gelişiminde şu dört aşamayı ayırt etmek mümkündür:

  • Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına rastlayan ampirik (deneysel) bilgi toplama aşaması;
  • Eski Yunanlıların evreni açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama;
  • Orta çağda Yunan felsefesi ile dinsel doğmaları bağdaştırma çabaları karşısında
  • İslam biliminin parlak başarılarını kapsayan aşama;
  • Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı modern bilim aşaması.

Bilimsel Gelişme

Bilimin gelişmesi ile ilgili görüşler çeşitlidir. Bu görüşlerden birine göre bilim yavaş fakat sürekli ilerleyen bir bilgi üretme ve çoğaltma sürecidir. İkinci görüşe göre ise, bilimde gelişme birbirinden ayrı düzeyde yer alan köklü düşünme değişiklerinin bir sonucudur. Bu iki görüş, ilk bakışta sanıldığı gibi, bağdaşmaz nitelikte değildir. Her ikisinde de gerçek payı vardır.

Her kuram doğaya belli bir bakış açısını ifade eder; fakat bu başka bakış açıları olanağını ortadan kaldırmaz. Herhangi bir kuramın ortaya atılmasında veya benimsenmesinde olgulara uyma ve olguları açıklama gücü kadar kişisel beğenilerimizde rol oynamaktadırlar.

Aslında bilimin gelişimi ne tek başına bir takım kuramsal görüş değişiklerinden, ne de yalnızca birbirine eklenen sürekli buluşlar zincirinden ibarettir. Bu iki süreç birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Yeni olgusal buluşlar yeni kuramlara yol açtığı gibi, yeni kuramlar da yeni gözlem ve deneylere kapı açmakta, dolayısıyla yeni buluşların koşullarını hazırlamaktadır.

Bilimin ve Teknolojinin Tanımı

Bilim, genel anlamda “evrenin yapısını ve davranışlarını gözlem ve deney yardımıyla sistematik bir şekilde incelenmesini ve yasalar biçiminde açıklamaya çalışan düzenli bilgi bütünü” olarak tanımlanabilir. Bilim; neden, merak ve amaç besleyen bir olgu olarak günümüze kadar birçok alt dala bölünmüş, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olmuştur.

Akademik düzeyde bilimler iki ana kategoride ele alınır. Bunlar doğa olaylarını araştıran ve inceleyen doğa bilimleri (veya doğal bilimler) ile toplumu, bireyi ve insanî faaliyetleri ve davranışları araştıran ve inceleyen sosyal (veya beşerî) bilimler. Biyoloji, fizik ve kimya gibi bilimler doğa bilimlerine örnek gösterilirken, iktisat, sosyoloji ve antropoloji gibi bilimler sosyal bilimlere örnektir. Bu temel alanlar arasında çok çeşitli ilişkiler olmuş, mühendislik ve tıp gibi bu alanlarla ilişkili birçok uygulamalı disiplin de olduğu gibi özellikle son yüzyılda birçok ara bilim dalları ortaya çıkmıştır; sibernetik, astrofizik ve tıbbi antropoloji bu bilim dallarına örnek gösterilebilir.

Matematik bilimi sıklıkla bu iki ana kategoriden farklı üçüncü bir kategori olan formal bilimler kategorisinde yer alır. Formal bilimler kuramsal fikirlerle başlar ve düşünme süreci sayesinde diğer farklı teorik fikirlere ulaşır; oysa fen bilimleri gerçek dünyadaki çeşitli gözlemlerle başlar ve gerçekliğin bir bölümü için bir ölçüde kullanışlı olan modellere ulaşırlar. Matematik, belirli bir bilgi alanının nesnel ve sistematik incelenmesi hususunda doğa bilimlerine yakınken, inceleme yöntemi olarak deneysel yöntemler barındırmaması açısından doğa bilimlerinden ayrılır; matematikte edinilen bilgi deneysel yöntemlerle değil de genelde deneyle kanıtlanamayacak olgular için yani apriori (deneye dayanmayan, akıl yolu ile önceden kabul edilen) ile doğrulanır.

Sosyal bilimlerin bir deneysel bilim olup olmaması durumu 20. yüzyıldan beri tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalar etrafında sosyal ve davranışsal dalların bir kısmı bilimsel olmadıkları eleştirileriyle karşılaşmıştır.

Bilimi genel olarak dört alana ayırarak da incelemek mümkündür. Bu alanlar:

  • Sosyal olaylar ve insan davranışlarını konu alan “Sosyal Bilimler”
  • Doğanın ve incelendiği Fizik, Kimya, Biyolojiyi de içeren “Fen Bilimleri”
  • Bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgilerin uygulamaya konulduğu “Uygulamalı Bilimler’’
  • Hem Fen Bilimlerine, hem de bazı yönleriyle Sosyal Bilimlere benzeyen ve bilim dili olarak adlandırılan “Matematik’’.

Teknoloji, günümüzde veri paylaşımının en etkin bir biçimde kullanılmasıyla keşiflere yön vermenin etkin bir parçası olarak da tanımlanabilmektedir. O halde teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak da tanımlayabiliriz.

Buna göre üretim evresini dörde ayırabiliriz:

  • Bilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek,
  • Bilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi),
  • Tasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi),
  • Üretimdir.

Bilim ve Teknoloji Tarihinin Önemi

Bilim ve teknoloji tarihini bilmenin ve öğrenmenin çok sayıda yararı bulunmaktadır. Bunlar:

  • Bilim ve teknoloji tarihi, her şeyden önce gençlere bilim ve teknoloji sevgisini aşılar. Bilim tarihi özellikle toplumlarda bilim insanına ve bilime verilen kıymet ve saygınlıklar vurgulanarak anlatıldığı zaman, gençlerde bilime ve teknolojiye karşı ilgi ve heves oluşturur.
  • Bilim ve teknoloji tarihi, gençlerde, tarihsel ve kültürel kimlik oluşmasına yardımcı olur. Özellikle milletimizin ve bilim insanlarımızın bilime ve teknolojiye katkıları anlatıldığı zaman, bu gençlerimiz kendi geçmişlerini daha iyi tanıyacaklardır. • Bilim ve teknoloji tarihi, bilimin ve teknolojinin yapısı, karakteri ve değeri hakkında en doğru bilgiyi verir.
  • Bilim ve Teknoloji Tarihi bize bilim ve teknolojinin sürekli gelişen bir etkinlik olduğunu, bilim ve teknolojide bir sonun olmadığını, her zaman için yapılabilecek yeni şeylerin icat edileceğini öğretir.

Ayrıca Bilim Tarihi, başlangıçta doğru diye kabul edilen birçok bilimsel varsayım, görüş ve kuralların, zamanla yanılsandığını, onların yerine daha doğrularının konduğunu da gösterir.

Bilim tarihçisi, bilimsel teori ve görüşlerin ortaya çıkışlarında ve özellikle de yeni fikirlerin doğuşunda, bilimcilerin bu fikirlere karşı takındıkları tavırları da gösterir.

Bilim Yöntemleri

Bilimde tek bir yöntem yoktur. Bilimin konu edindiği varlık veya doğa olayı türüne göre, çeşitli yöntemler vardır. Yöntem bizi konu edindiğimiz bilimsel problemin çözümüne götüren şeydir. Her türlü maddi ve manevi vasıtalar ve yaklaşım biçimlerinin bütünüdür.

Bilimsel araştırmalarda kabul edilen genel yöntemler şunlardır:

  • Algılama Yöntemi: Çıplak gözle ve duyu organlarımız aracılığıyla yaptığımız bir şey veya olay hakkındaki ilk algılamadır.
  • Gözlem Yöntemi: Bu yöntem algılama yönteminin biraz daha derinleştirilmiş şeklidir. Duyu organlarının güçlerini arttırıcı, teleskop, mikroskop gibi çeşitli araçlar kullanılır. Bilmek istediğimiz bir şeyi veya olayı etkide bulunmadan yakından gözlemek ve izlemektir.
  • Deney Yöntemi: Bu yöntem gözlem yönteminin biraz daha derinleştirilmiş şekli olup, gözlenen olayların laboratuvar ortamında sınanmasıdır.

Bilimin Özellikleri

Bilim tarihçilerine göre bilimin şu özelliklere sahip olduğu belirtilir:

  • Bilim bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgidir yani olgusaldır. Olgulara yönlenerek doğrulanabilir olan ifadeleri inceler.
  • Bilim mantıksaldır. Bilimsel ifadeler, mantıksal açıdan doğru çıkarımlar ile ulaşılmış, çelişkisiz ifadeler olmalıdır.
  • Bilim objektiftir. Bilim, öznel ifadeler ile değil nesnel ifadeler ile ilgilenir.
  • Bilim eleştireldir. Bilimdeki mevcut her kuram yeni olgular ışığından çürütülebilir veya değiştirilebilir; her kuram yerini başka bir kurama bırakabilir.
  • Bilim genelleyicidir. Bilim, tek tek bütün olgular ile ilgili gözlem yapmaz; bunlar ile ilgili genel kurallar ve bağıntılar bulmaya çalışır.
  • Bilim seçicidir. Bilim, her türlü olguyla değil yalnızca ilgi alanına giren ve önemli olgular ile ilgilenir.

Bilimsel Yöntem

Bilimsel yöntem, yeni bilgi edinmek veya bilinen bazı bilgileri doğrulamak veya düzeltmek amacıyla, olayları araştırmak için ve geçmişte kazanılmış, öğrenilmiş bilgileri tamamlamak için kullanılan yöntemlerin tümüne denir.

Bilimsel yöntem diğer bazı bilgi edinme yöntemlerinden, bilim, deney ve mantık temelli olmasıyla ayrılır. Aynı şekilde bilimsel yöntem ile elde edilen bilginin, tekrar edilebilir deneylerden sonra tekrar ulaşılabilir olması gerekir.

Fikir, deney ve bulguların paylaşımı, iletişimi ve tanıtımı gibi amaçlar güden bilim kurumlarına Rönesans döneminden beri rastlanmaktadır. Bugüne ulaşmış en eski bilim kurumu İtalya’daki Accademia dei Lincei ile 1660 ve 1666 yıllarında kurulan İngiliz Royal Society ve Fransız Académie des Sciences ulusal bilim akademileridir.

Bilim ve Din İlişkisi

Bilim ile din arasındaki ilişki, ikisi de son derece geniş konuları ele aldığı için son derece farklı biçimlere sahiptir. Bilim ve din birbirinden farklı yöntemlere ve sorulara sahiptir. Bilimsel yöntem doğal, fiziksel ve maddesel konulara ölçüm, hesaplama ve tanımlamayı temel alan deneysel bir biçimde yaklaşır. Dinsel yöntemler ise evrendeki ruhani sorunları ve varlıkları doğaüstü otorite ve ilâhî vahiy gibi kavramlarla açıklamaya ve anlamaya çalışır. Tarihsel olarak bilimin din ile olan ilişkisi son derece karmaşıktır. Dinsel doktrinler ve nedenler zaman zaman bilimin gelişimini etkilerken, bilimsel bilgi de dini inanışları etkilemiştir.

Bilimin ve Teknolojinin Doğuşu

Bilimin yazıdan daha önce ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu sebeple, özellikle antik çağlardaki bilimsel buluş, görüş ve keşifleri incelemekte arkeolojinin önemli bir yeri bulunmaktadır.

Bilim ve teknoloji tarihinin amacı yalnızca belli bir dönemdeki bilimsel ve teknolojik çalışmaları o dönemin koşulları bakımından anlamak ve irdelemek olmayıp aynı zamanda bilimin ve teknolojinin gelişme mekanizmasını incelemek ve mekanizmanın ışığı altında geçmişten bugüne kadar tarih sahnesinde ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik devrimleri incelemek ve değerlendirmektir.

Bilim tarihi, bilimin ortaya çıkışını, başlangıcından günümüze gelişimini ve geçirdiği evreleri, bilimsel kuramları ve yasaları inceler.

Bilim tarihi günümüzde özellikle bilimin konumu, gelişimi ve iç-yapısını değerlendiren, bunu kuramsal düzlemde ortaya koymaya çalışan felsefenin bir bölümü olan bilim felsefesini etkilemektedir.

Yazılı Tarih Öncesi Çağlarda Bilim ve Teknoloji

İnsanlığın tarihinde bilinen en eski çağ, Yontma taş (Eski taş çağı) (M.Ö. 2.500.000–10.000) olarak adlandırılır. Güç koşullar altında yaşamak zorunda kalan insanoğlunun elinde araç olarak yalnızca yontulma taşı vardı; ancak, zaman içinde biriken gözlemlerinden yararlanarak taşa çeşitli biçimler verdi; avladığı hayvanların derisinden giysi, kemiğinden alet yaptı; etiyle beslendi. Ateşi keşfettikten sonra doğaya egemen olmaya başlayan insan, çevresini gözlemleyerek elde ettiği bilgiler üzerinde düşünmeye başladı ve düşündüklerini başkalarına aktardı, yani dili buldu Yontma taş devrinden önce, insan mağaralarda barınıyordu. Kürklü hayvanların postlarını giyiyor, bitki ve ağaçların sebze ve meyvelerini çiğ olarak yiyordu.

Cilalı taş (M.Ö.10.000-6.000) çağında, insanlar taştan yapmış oldukları taşları cilalamaya başladılar. Balta, keser, ok ve yay gibi yeni aletler eskilerine eklendi. Bu dönemde tarım ve hayvancılık gelişti ve yavaş yavaş göçebelikten yerleşik yaşama geçildi.

Maden çağında (M.Ö. 6000–600), Nil, Dicle, fırat, İndus ve Sarı ırmak kıyılarında toplumlar şekillenmeye başladı; yazıya da ilk kez bu bölgelerde rastlandı. Şu halde, uygarlıkların tarih sahnesine çıkmaya başladığı bölgeler, tarıma elverişli büyük nehirlerin kenarlarıydı. Maden çağında, insanlar önce bakır, daha sonra demir ve altın madenlerini keşfettiler, onları kullanmayı öğrendiler ve bu madenlerden süs eşyası, çeşitli silahlar ve aletler yaptılar. Bu çağda yazıyı icat oldu ve ticaret başladı.

Çin’de Bilim ve Teknoloji

Çin uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500’lere kadar götürülebilir. Zaman zaman ise sadece Sarı ırmak civarında ufak bir devlet şeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (sinantropus pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir. Çin’de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs ve çarpım cetveli gibi bazı basit aletler de kullandıkları bilinmektedir.

Çinliler, barut, kâğıt ve matbaanın icadıyla bilinirler. Çinliler, Tıp’ta ileri bir durumda olup doğa ve insan arasında çok sıkı bir ilişkinin olduğunu kabul etmekteydi. Tedavide doğal yöntemler kullanmışlar, bitkisel ilaçları tercih etmişlerdir.

Hint’te Bilim ve Teknoloji

Hindistan’da bilimsel çalışmaların tarihini M.Ö. (3000-2500) yıllarına kadar götürebiliriz. Hindistan’da, bugün İslam dünyasında ve Türkiye’de harf devriminden önce kullanılan rakam sistemi kullanılıyordu. Bu az tabanlı sistemde rakamlar, sağdan sola doğru yazılır. Onun için bu rakamlara Hint rakamları denir.

Hintliler cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişler ve trigonometri alanında ise sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kullanmışlardır.

Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içe gelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi, toprak, su, hava, ateş ve eterden (boşluk) meydana gelmiştir. Hintliler, cisimlerin atomlardan oluştuğunu kabul ediyorlardı ve atomu bölünemez en küçük parça kabul ediyorlardı.

Mezopotamya’da Bilim ve Teknoloji

Mezopotamya uygarlığının ortaya çıkışı M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. O zamanlar Asya, Afrika ve Avrupa arasında bir köprü vazifesi gören bu bölge, yoğun bir bilimsel çalışmaya öncülük etmiştir. Sümerler, Akadlar ve Babiller, Mezopotamya uygarlığının doğmasına neden olan kavimlerdir. Mezopotamya’da aritmetik ve geometri çok ileri bir düzeydeydi. Sümer sayı sistemi, 60 tabanlıydı. Özellikle, Babilliler, 60 tabanlı sayı sisteminin yanında 10 tabanlı sayı sistemini de kullanmışlardır.

Cebir’de Mezopotamya’da çok gelişmiş durumdaydı. Özellikle birinci ve ikinci derece denklemlerinin çözümü biliniyordu. Birçok geometri problemini cebir yoluyla çözmesini bildikleri için, Mezopotamyalılar, analitik geometrinin öncüleri sayılırlar. Astronomi bilgilerine dayanarak takvim yapmışlardır. Takvimleri, Ay yılına göre hesaplanmıştır. Bir yılın uzunluğunu, bugünkü hesaba göre sadece 4,5 dakikalık bir hata ile doğru bulmuşlardır. Geceyi günden saymamışlar, ancak gündüzü 12 saat olarak hesaplamışlardır. Bir saati 60 dakikaya, bir dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdir. Bir haftayı, 7 gün kabul etmişlerdir.

Cebir

Mezopotamyalıların en çok geliştirdikleri cebir konusu ikinci derece denklemlerinin çözümleriydi. Birinci derece denklemlerinin çözümünü kolaylıkla yapıyorlardı, ikinci derecede yüksek dereceli denklemleri de ikinci dereceye indirgeyerek çözüyorlardı.

Geometri

Mezopotamyalıların Eukleides geometrisine benzer ispatlı bir geometrileri yoktu. Ancak incelenen tabletlerden analitik bir geometrileri olduğu anlaşılmıştır. Geometrik çözümler cebir yoluyla verilmişti, yani geometrilerinde gelişmiş cebirlerden yararlanmışlardır.

Eski Mısır’da Bilim ve Teknoloji

Eski Mısır uygarlığında bilim M.Ö.3000 yılları civarında oluşmaya başlamıştır. Mısırlılar, özellikle matematik, astronomi, kimya ve tıp bilimlerinde parlak bir gelişme göstermişlerdir. Mısırlılar on tabanlı sayı sistemini kullanmışlardır. Rakam ve sayılar hiyeroglif harfler ve sembollerden meydana gelmekteydi.

Eski Mısırlılar, geometride de ileri olduklarından, hacim ve alan ölçmeyi çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden de, mimarlıkta oldukça yüksek seviyedeydiler. Astronomi ve takvim yapmak, Eski Mısır’da oldukça ileriydi. Birçok gezegeni biliyorlardı. Gezegen ile yıldız arasındaki farkı bildikleri sanılmaktadır.

Anadolu ve Ege Havzasında Bilim (Girit, Miken, Minos)

Yunanlıların, Anadolu ve Ege Havzasını egemenlikleri altına almalarından önce, buralarda M.Ö. 13. ve 10. yüzyıllar arasında kurulan ve haklarında bilgimiz olan en önemli uygarlıklar, Urartu, Hitit, Frigya, Lidya; Girit ve Miken uygarlıklarıdır. Genel olarak Anadolu uygarlıkları olarak tanınan bu uygarlıklar, kendilerinden daha eski olan Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarından etkilenmişlerdir. Hititlerin Mezopotamya kökenli “şekel” ve “Mina” adlı ağırlık birimlerini kullandıkları, en çok bakır ve tunçtan eşyalar yaptıkları, çivi yazısı ve hiyeroglif yazı olmak üzere iki çeşit yazıları oldukları bilinmektedir. Urartu uygarlığı çivi ve resim yazılarını kullanmışlardır. Urartular, özellikle mimarlıkta ve el sanatlarında çok ustasıydılar. Aritmetik ve geometride oldukça ileri gitmiş olduklarını, yaptıkları kapı ve pencere gibi şeyler üzerine, alan ve hacim ölçülerini hesaplayarak yazmış olduklarından anlamaktayız. Ayrıca, topraktan çeşitli eşyalar yapmışlardır. Çivi ve resim yazısı olmak üzere iki çeşit yazı kullanmışlardır. Batı Anadolu’da gelişen Frigya uygarlığında, bilim ve sanatta ileri bir seviyedeydi. Başkentleri Gordion ve Midas ’da bulunan kazılardan Frigyalıların Fenike yazısını kullandıkları bilinmektedir. Yunan uygarlığına büyük ölçüde etkisi olan Frigyalılar, özellikle simbal ve flüt gibi bazı müzik aletlerini icat etmişler ve müzikte çok ileri gitmişlerdir. Bakır, kalay ve onların alaşımı olan tunçtan eşyalar yapmışlardır.