DAVRANIŞ BİLİMLERİ I - Ünite 6: Toplumsal Eşitsizlik ve Tabakalaşma Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 6: Toplumsal Eşitsizlik ve Tabakalaşma

Toplumsal Tabakalaşma Olgusu

Toplumsal tabakalaşmanın farklı tanımları olmakla birlikte J. Turner’a göre tabakalaşma; bir sosyal sistemde kıt ve değerli kaynakların statü pozisyonlarına bağlı olarak eşit olmayan dağılımı ve her birinin değerli kaynakların paylaşımı sıralamasının aşağı yukarı sürekli hâle geldiği süreçlerdir. Toplumsal tabakalaşma toplum içinde yaşayan bireylerin bir hiyerarşi içinde sıralanmasıdır. Buna göre Macionis (2008) toplumsal tabakalaşmanın önemli 4 temel ilkesinden söz etmektedir: Bunlar kısaca;

a. Toplumsal tabakalaşma toplumun bir özelliğidir ve içinde bulunulan sistem toplumdaki her bireyin yaşamına şekil vermektedir.
b. Toplumsal tabakalaşma nesilden nesile aktarılmaktadır.
c. Toplumsal tabakalaşma evrenseldir. Ancak ‘eşitlik’ kavramsal olarak toplumlara göre değişiklik göstermektedir.
d. Toplumsal tabakalaşma toplumda yer alan eşitsizliklerle birlikte bu durumu normalleştirmeye yol açacak olan inançları da kapsamaktadır.

Tabakalaşmada üç temel unsur göz önünde tutulmaktadır:

  • Kıt ve değerli kaynaklar
  • Eşit olmayan dağılım
  • Sıralamanın göreli olarak sürekliliği.

Tabakalaşmayı açıklamada önemli olan diğer kavramlar ise eşitsizlik, farklılaşma ve hiyerarşidir. Eşitsizlik; toplumdaki maddi ve manevi kaynakların toplumda yaşayan bireyler arasında eşit olmayan bir şekilde dağılımıdır. Toplumda eşitsiz bir dağılıma yol açan unsurlar; ekonomik olarak servet, siyasal olarak güç ve toplumsal olarak saygınlıktır. Sosyologlar tabakalaşmanın bireylerin üstlendiği pozisyona bağlı olduğunu belirtirler ve toplumsal eşitsizlik kavramı üzerinde dururlar. Sosyologlara göre tabakalaşmada güç, statü ve sınıf kavramları önemlidir.

Toplumsal Tabakalaşma Sistemleri

Toplumsal tabakalaşma sisteminde kast ve sınıf sistemi olmak üzere iki tür sistemden söz edilmektedir.

Kast Sistemi

Kast sisteminde, tüm bireyler arasında doğumla birlikte görevlerin, hakların, sorumlulukların ve toplumsal gücün kesin kurallara göre belirlenmektedir. En önemli özelliği kastlar arasındaki farklılığın değiştirilememesidir. Dolayısıyla birey doğduğu anda hangi kast sistemi içindeyse o kast içinde kalır bir başka kasta geçemez.

Her kastın kendine özgü kuralları vardır. Bireyler ait oldukları kastın dini kurallarını ve ibadetlerini, kastın kurallarını, kastta kendine yüklenen sorumlulukları yerine getirmekle yükümlüdürler.

Kast sisteminin oluşumuna ilişkin ilk belge M.Ö.1100 ve M.S.1000 tarihleri arasında Hindistan’daki tabakalı sistemi göstermektedir. Bu sisteme göre toplumsal tabakada en üstten en alta doğru şöyle bir sıralama söz konusudur:

  1. Brahman (Rahipler)
  2. Kshatriyas (Savaşçılar ve soylular)
  3. Vaishya (Tüccar, çiftçi ve zanaatkârlar)
  4. Sudra (Köylüler ve hizmetkârlar)

Sınıf Sistemi

Sürekli gelişen dünyada sanayileşme ile birlikte toplumların işleyişlerinde de gelişmeler oluşmuştur. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak toplumsal yapıda değişiklikler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler aynı zamanda toplum içinde yaşayan bireylerin özel ve mesleki hayatlarında başarılı olmalarını beraberinde getirmiştir. Toplumsal tabakalaşma sistemlerinden biri olan sınıf sistemi tüm bunların sonucu ortaya çıkmıştır.

Sınıf sisteminde, bireyin hangi tabakada olacağını kendi başarısı, yaşadığı deneyimler sonucu gösterdiği çabası ve yetenekleri belirlemektedir. Bu sistemde tabakalar arası geçiş bulunmaktadır ve toplumsal hareketlilik yoğun olduğu için sınıflar kesin olarak tanımlanamamaktadır. Sınıf oluşumuna servet sahibi olmak, güç, bireyin ve ailesinin prestiji gibi etmenler katkıda bulunmaktadır.

Sonuç olarak kast sistemi kastlar arasında geçişe olanak tanımadığı için kapalı bir sistemdir, sınıf sitemi ise tabakalar arasında geçişe olanak sağlar ve dolayısıyla açık bir sistem olduğundan söz edilebilir. Kast sistemi doğumla birlikte başlar ve değiştirilemez ama sınıf sistemi birey odaklıdır ve bireyin gösterdiği başarılar, sarf ettiği çalışma gücü onun sınıfını ortaya çıkarmaktadır.

Toplumsal Tabakalaşma Kuramları

Toplumsal tabakalaşmaya ilişkin işlevselci ve çatışmacı kuramların farklı yaklaşımları söz konusudur.

Çatışma Kuramı

Çatışmacı kuramda, Karl Marx ve R. Dahrendorf’un görüşleri önemlidir. Markx’a göre sınıf ve çatışma kavramları tabakalaşmada önem taşır. Marx’a göre toplumsal sınıfların belirleyicisi üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Mülkiyet düzenindeki üretim ilişkileri her sınıfın toplum içindeki yerini belirlemede rol oynar. Üretim araçlarına sahip olanlar ve olmayanlar olmak üzere iki sınıf vardır ve iki sınıf arasında çelişkiler uzlaşmazdır ve devrim sonucu sınıfsız bir topluma geçilecektir. Marx’a göre çatışma olmadan ilerleme olmaz. Toplumda var olan toplumsal dinamiğin nedeni sınıflar arasındaki çatışmalardır. Üretim araçlarına sahip olanlar toplumda söz sahibidirler. Üretim araçlarına sahip olmayanlar ise, bunlara sahip olanlara emeklerini satmaktadır.

Dahrendorf’un görüşleri bazı açılardan Marx’ınkiyle uyumlu olmakla beraber önemli farklılıklar barındırmaktadır. Dahrendorf’a göre, her toplum değişime açıktır ve toplumların yaşadığı değişimler sınırlı değil süreklidir. Sosyal çatışma her zaman vardır ve toplumlar bu çatışmayı yaşarlar. Toplumda bulunan her öğe değişime ve bütünleşmeye katkı sağlar ve her toplumda diğerleri üzerinde baskı kuran bir grup söz konusudur.

Dahrendorf, sermayenin ve iş gücünün bölünmesi ve yeni bir orta sınıfın ortaya çıkmasını Marx’tan günümüze toplumsal yapıda oluşan değişiklikler olarak belirtmektedir. Ancak Dahrendorf, Marx’ın incelediği toplumun kapitalist bir toplum olduğunu kendi incelediği toplumun ise sanayi toplumu olduğunu belirtir. Marx’ın döneminden kendi dönemine kadar işçilerin vasıf ve eğitim durumunda sanayileşmeyle birlikte değişimler gözlendiğini ve işçilerin vasıflı, yarı vasıflı ve vasıfsız olarak ayrılırken sosyal statülerinin de değiştiğini ifade etmektedir. Kapital ve iş gücünün değişikliğe uğramasıyla modern toplumda orta sınıf olarak adlandırılan yeni bir tabaka ortaya çıkmıştır.

Dahrendorf’a göre çatışma kuramı çoğulcudur ve toplumsal yapıyı anlamak için toplumsal uyum ve çatışma önem taşımaktadır. Dahrendorf toplumsal çatışmanın yapısal kaynağının üretim araçlarının mülkiyetinin eşitsiz dağılımından değil, otoritenin eşitsiz dağılımından kaynaklandığını savunmaktadır. Marx sınıflar arasındaki çatışmanın devrimle sonuçlanacağını savunurken Dahrendorf, sanayi toplumlarında çatışmaların nedenleri ve metotları anlaşılabildiği için çatışmanın kontrol altına alınabileceğini, kurumsallaşacağını ifade etmektedir.

İşlevselci Kuram

Bu kuramın temsilcileri toplumda var olan üst sistem ve alt sistemlerin toplumların devamlılığındaki ve toplumsal dengelerin kurulup dengenin sağlanmasındaki önemini belirtmektedirler. Bu kuramda Parsons, Davis ve Moore önemli görüşlere sahiptirler.

Tabakalaşma Kuramlarının Değerlendirilmesi

Parsons tabakalaşmayı bir toplumdaki bireylerin farklılıklarına göre açıklar ve toplumda alt ve üst tabakalar olduğundan söz eder. Parsons tabakalaşmanın toplumlar için kaçınılmaz olduğunu ve yaşamsal bir işlev üstlendiğini belirtmektedir. Parsons’a göre, tabakalaşma sistemini toplumu oluşturan değerler oluşturur. Pozisyonlarda oluşan hiyerarşi ise toplumdaki bireyler arasında oluşan statü sıralamasıdır. Toplumsal yaşamın devamının sağlanması için toplumdaki her bireyin farklı görevleri vardır. Bireylerin toplum içindeki bu görevleri birbirine eş değildir. Bu görevlerin önem derecesine göre ise hiyerarşik sıralaması yapılmaktadır.

Davis ve Moore işlevselci bir tabakalaşma kuramı geliştirmeye çalışmışlardır. Tabakalaşma toplumların işlevini yerine getirip toplumun işleyişini sürdürmesi için gereklidir. Tüm toplumlarda tabakalaşma vardır ve tüm toplumlar sınıflara ayrışmışlardır. Bireylerin sahip oldukları pozisyonlarının değeri ve önemi arttıkça toplum içinde birey o denli önemlidir. Bu durumda bireyin üretkenliği artacaktır ve birey daha çok verimli çalışacaktır. Daha çok saygınlık, gelir ve güce ulaşmak için de daha çok üretken olacaktır. Davis ve Moore’a göre bir toplum işlevlerini en iyi şekilde yerine getirmek istiyorsa önemli statülere sahip bireyler yetişmelidir. Bu da nitelikli bir eğitimi beraberinde getirmektedir. Bireyler arasında toplumsal eşitsizlik kaçınılmazdır. Çünkü toplumda en önemli görevlerin doğru bir şekilde en yetenekli bireylerce yürütülmesi istenirse zaten toplumsal eşitsizlik kaçınılmaz olacaktır.

Toplumsal tabakalaşma toplumların gelişmişlik düzeylerine, kaynaklarının kullanım gücüne ve toplumda özel nitelikli ve donanımlı olan bireylerini kullanım durumuna göre toplumlar arasında farklılaşmaktadır.

Toplumsal tabakalaşmayı ele alan bu iki temel kuramı karşılaştırdığımızda;

a) Çatışmacı tabakalaşma kuramına göre toplum birbiriyle bütünleşen ve kaynaşan bireylerden oluşan bir sistemdir ve toplumsal tabakalaşma toplumu oluşturan bireyler arasındaki hâkimiyet ve sömürü düzenine göre işlemektedir. İşlevselci tabakalaşma kuramı ise toplumu farklı özelliklere sahip bireylerden oluşan ancak maddi ve iktidar avantajları için birbirleriyle mücadele eden bireylerden oluşan dinamik bir sistem olarak ele almaktadır. İşlevselci kuramda toplumsal tabakalaşma toplumda yaşayan bireyler arasında bütünleşmeyi sağlamaktadır.
b) Çatışmacı tabakalaşma kuramında sınıflar vardır ve bazı sınıfların özel çıkarları söz konusudur. İşlevselci tabakalaşma kuramında toplumsal tabakalaşma toplumdaki tüm bireylerin çıkarlarına hizmet etmektedir. (S: 150 Tablo 6.1)

Kısacası, İşlevselci kuram temsilcileri toplumsal tabakalaşma sisteminin toplumun dengesini etkilemesinden söz etmektedirler. Çatışmacı kuramı benimseyenler ise, toplumda oluşan eşitsizlikler ve bunların sonuçlarını incelemektedirler.

Türkiye’de Gelir Eşitsizliği

Dünyada varlığını sürdüren toplumlar hem tabakalaşma sistemi hem de eşitsizlik ile karşı karşıyadır ve bu durum devam etmektedir. Günümüzde birçok ülkede artık insanlar yoksulluk sınırının altında yaşarken birçoğu da yoksulluk sınırında yer almaktadır. Ancak bunun yanında gelir düzeyi çok yüksek olan bireyler de söz konusudur. Dolayısıyla Türkiye’de olduğu gibi dünya genelinde bir gelir eşitsizliği ve yoksulluk söz konusudur.

TÜİK’in “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2016” sonuçlarına göre, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 46,7 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 6,2’dir. Buna göre, en zengin % 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, en yoksul % 20’lik gruba göre 7,7 kattır. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin %60’ı temelinde hesaplanan yoksulluk sınırına göre Türkiye’de yoksulluk oranı %21,2’dir. Sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranı ise 2016’da %14,6’dır. “Sürekli yoksulluk” oranı, dört yıl boyunca hanenin üyesi olan fertlerden en az üç çalışmada yoksulluk riski altında olanlar şeklinde tanımlanmaktadır.