EĞİTİM PSİKOLOJİSİ - Ünite 5: Öğrenme Psikolojisi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: Öğrenme Psikolojisi

Giriş

Öğrenme psikolojisi; öğrenme ve öğrenmeyle ilişkili kavramlar üzerinde çalışan psikoloji alt alanı olup öğrenmeyi etkileyen faktörler, öğrenme psikolojisi, öğrenme süreçlerine ilişkin açıklamalar yoluyla öğretme işinin nasıl yapılması gerektiği üzerinde durmakta; farklı öğrenme kuramlarının öğrenme yaşantılarını nasıl açıkladığını ele almaktadır.

Öğrenme Psikolojisinde Temel Kavramlar

Öğrenme psikolojisinde öğrenme, eğitim, öğretim ve öğretme kavramları, öğrenmeyi açıklayan hemen her kuramda sıklıkla ve birbirine oldukça yakın anlamlarda kullanılmaktadır.

Klasik tanımıyla söylenecek olursa öğrenme tekrar ya da yaşantı yoluyla bireyin davranışlarında meydana gelen oldukça kalıcı davranış değişiklikleri olarak tanımlanırken bir davranışın öğrenme olarak kabul edilebilmesi için daha önce bireyin repertuarında olmaması, refleks gibi bireyin iradesi dışında gelişmemesi, mutlaka bir yaşantı sonucunda kazanılmış olması ve belli bir süreliğine de olsa kalıcı olması gerekmektedir.

Öğretim özellikle okullarda amaçlı, planlı ve belli bir program dahilinde yürütülen eğitim faaliyetleri öğretme ise öğrenmeyi sağlama faaliyeti ya da süreci olarak tanımlanabilirken öğrenmeyi sağlama o davranışı daha önce öğrenmiş birinin varlığı ve o kişinin uygun bir yol bularak bu davranışı bireye aktarabilmesiyle gerçekleşmektedir.

Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler

Oldukça karmaşık olan öğrenme sürecini olumlu veya olumsuz yönde etkileyen birçok faktör, öğrenenle ilgili, öğrenme malzemesi ve öğrenme stratejisi ile ilgili faktörler olmak üzere üç ana başlık altında toplanmaktadır.

Öğrenmeyi etkileyen en önemli faktörlerden birisi; türe özgü hazır oluş, olgunlaşma, güdülenme, zekâ, dikkat ve psikolojik durum gibi öğrenenin kendisinden kaynaklanan faktörler olup herhangi birinin eksikliği öğrenmeyi olumsuz etkileyecektir.

Anlamsal çağrışımı olan, benzer ya da gruplandırılabilme özelliği olan öğrenme malzemelerinin öğrenilmesi belli bir düzeni olmayan, karmaşık, kişi için anlamlı ve gerekli olmayan öğrenme malzemelerine göre daha kolay öğrenilir.

Öğrenme stratejisi öğrenmeye ayrılan zaman, öğrenmeyle ilgili yapılan aktiviteler, öğrenene geri bildirim verme ve programlı öğretim yapma gibi durumlarla ilişkili olup uygun bir öğretim stratejisi öğrenmeyi kolaylaştırırken, sınırları belirlenmemiş, rastgele izlenen bir öğretim stratejisi öğrenmeyi zorlaştıracaktır.

Başarılı bir öğretimin yapılabilmesi amacıyla öğretmenlerin uyması gereken bazı kurallar veya göz önüne alınması gereken bazı hususları içeren öğretim ilkeleri; eğitim felsefesindeki bakış açıları, gelişim ve öğrenme psikolojisinin belirlemeleri veya yerel eğitim sisteminin beklentileri gibi farklı bakış açılarına göre farklılıklar içerebilir.

Gelişim ve öğrenme psikolojisinin bilimsel verilerini ölçü alarak düzenlenmekte olan, öğretim yapılırken gelişim psikolojisinin gelişim dönemlerine özgü gelişim görevlerini dikkate almayı ve öğrenme psikolojisinin ilkeleri doğrultusunda da en verimli öğrenme yaklaşımlarının uygulanması gerektiğini temel alan genel eğitim-öğretim ilkeleri aşağıda belirtilmiştir.

  • Çocuğa/öğrenciye görelik ilkesi;
  • Hayatilik ilkesi;
  • Yaparak yaşayarak öğretim ilkesi;
  • Güncellik ilkesi;
  • Açıklık ilkesi;
  • Ekonomiklik ilkesi;
  • Somuttan soyuta ilkesi;
  • Bilinenden bilinmeyene ilkesi;
  • Yakından uzağa ilkesi;
  • Bütünlük ilkesi;

Genel eğitim-öğretim ilkelerin yanında uygulanan eğitim sisteminin yerel değerleriyle ilgili bazı ilkeler, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermekle birlikte çağdaş birçok ülkede benzer olan ilkelerdir.

Öğrenme süreci; sözünü ettiğimiz öğrenme psikolojisinin temel kavramları, öğrenmeyi etkileyen faktörler ve belli başlı öğretim ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilebilecek bir etkinlik olmayıp farklı kuramlar öğrenmeyi farklı biçimlerde ele almaktadırlar.

Davranışçı Öğrenme Kuramı

Bilimsel yöntemlerle ölçülemeyeceğini ileri sürerek içsel yaşantıları inceleme konusu yapmayan, sadece objektif yöntemlerle ölçülebilen ve değerlendirilebilen davranışları ele alan davranışçı öğrenme kuramı; öğrenmeyi, bir uyarıcının olması, bu uyarıcıya bir tepkinin verilmesi ve verilen tepkinin pekiştirilmesi olarak özetlenebilecek bir formülle ele almaktadır.

Davranışçılarına göre kalıtımsal niteliklerimiz sadece bir potansiyel olduğundan hemen her davranışımız sonradan kazanılıp, çevre tarafından biçimlendirilir ve doğumdan sonra kazanılan her yeni davranış olan “öğrenme” klasik koşullama ile edimsel koşullama gibi temel öğrenme süreciyle kazanılmaktadır.

Klasik koşullanma başlangıçta nötr (ilişkisiz) olan bir uyaranın, geçirilen yaşantılar sonucu koşullu uyaran haline gelmesi durumu olduğundan belli bir uyaranın varlığında belli bir tepkinin ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır.

Davranışçı ekolün önde gelen bilim adamlarından İvan Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı deneylerde doğal bir biçimde köpeğin salya salgılamasına neden olan et ve köpek için başlangıçta hiçbir anlam ifade etmeyen zil uyaranlarını kullanması ve köpeğin et karşısında verdiği tepkiye benzer bir tepkiyi zile de vermesi klasik bir örnek olarak verilebilir.

İnsanların ve birçok hayvanın klasik koşullanma yoluyla birçok davranışı öğrendiğini ileri süren Davranışçılar; öğrenmelerin gerçekleşebilmesi için yerine getirilmesi gereken ilkeleri kısaca “koşullanma ilkeleri” ni aşağıdaki şekilde belirlemişlerdir.

  • Bitişiklik (zamanlama);
  • Habercilik;
  • Eş zamanlı Koşullanma;
  • Duyusal Ön koşullanma;
  • Dereceli (Üst düzey) şartlanma;
  • Pekiştirme;
  • Genelleme;
  • Ayırt etme;
  • Sönme;
  • Kendiliğinden geri gelme;
  • Gölgeleme;
  • Öğrenilmiş çaresizlik;
  • Kendini gerçekleştiren kehanet;

Organizmanın belli bir davranışı gerçekleştirdikten sonra ortaya çıkan uyarıcıların söz konusu davranışı pekiştirmesi üzerine kurulu olan edimsel koşullanma; davranışçı öğrenme kuramının öğrenme süreciyle ilgili başvurduğu diğer bir kavramdır.

Davranışçı bilim insanı Skinner, güvercin ve farelerle yaptığı deneylerde organizmanın sergilediği davranışları takip eden uyarıcıların olumlu veya olumsuz olmasının davranışın yapılma sıklığını etkilediğini görmüş böylece organizmanın kendi davranışlarının sonucuna göre öğrenme gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur.

Edimsel koşullanma da tıpkı klasik koşullanmada olduğu gibi pekiştirme, sönme, genelleme ve ayırt etme gibi bazı ilkeler çerçevesinde gerçekleşirken; edimsel koşullanmada pekiştirme ve ceza kavramlarına özel bir önem verilmektedir.

Olumlu ve olumsuz olmak üzere iki türü olan “pekiştirme” bir davranışın olduğundan daha sık tekrarlanması için organizmaya uyarıcı verme işlemi, “pekiştireç” ise organizmaya verilen uyarıcıdır.

Sergilenen davranışın yapılma sıklığını arttırmak için ortama olumlu bir uyaranın getirilmesi olan olumlu pekiştirme işleminde birincil (doğal) ve ikincil (koşullu) olumlu pekiştireçler kullanılmaktadır.

Sergilenen davranışın yapılma sıklığını arttırmak için ortamda var olan olumsuz uyaranın kaldırılması işlemi olan olumsuz pekiştirme işleminde de birincil (doğal) ve ikincil (koşullu) olumsuz pekiştireçler kullanılmaktadır.

Pekiştirme işleminin aksine davranışın arttırılmasını değil azaltılmasını hedefleyen cezanın; birinci tipinde hoşa gitmeyen bir uyarıcının ortama verilmesiyle davranışın sıklığının azalması, ikinci tipinde ise hoşa giden bir uyarıcının ortamdan çekilmesiyle davranışın yapılma sıklığının azalması hedeflenmektedir.

Çağdaş eğitim sisteminde öğrencilerin davranışlarının kontrol edilmesi amacıyla hem pekiştirme hem de ceza kullanılsa da cezadan daha çok pekiştirme kullanılarak¸ cezanın çok gerekli olduğu ve pekiştirmenin mümkün olmadığı durumlarda ortamı değiştirmek, bıktırmak, gelişim döneminin geçmesini beklemek veya görmezden gelmek gibi yollar denenmelidir.

Sosyal Öğrenme Kuramı

Gözlem yoluyla öğrenme kuramı olarak da bilinen ve davranışçı kuramdan önemli farkları bulunan sosyal öğrenme kuramı; Bandura tarafından geliştirilmiş olup temel faktörü bireyin başkalarını gözlemleyerek öğrenmesidir.

Öğrenmenin etkililiğini öğrenenin modelden gözlemlediği davranışı taklit edebilme yeteneğine bağlayan sosyal öğrenme kuramını daha iyi anlayabilmek için kuramın insan öğrenmesi için öne sürdüğü bazı ilkeler ve insan doğasına ilişkin yaptığı bazı belirlemeler aşağıda verilmiştir.

  • Karşılıklı belirleyicilik;
  • Sembolleştirme kapasitesi;
  • Öngörü kapasitesi;
  • Dolaylı öğrenme kapasitesi;
  • Kendini düzenleme kapasitesi (öz düzenleme);
  • Kendini yargılama kapasitesi;
  • Özyeterlik;

Kişinin kendi yeterlikleri, becerilerine ilişkin algısı olarak tanımlanan özyeterlik algısının üzerinde özellikle duran Bandura’ya göre özyeterliği etkileyen faktörlerden birisi kişinin yaşantıları diğeri ise psikolojik durumdur. Sosyal öğrenme kuramının ilkeleri ve insan doğasına ilişkin belirlemeler doğrultusunda temel öğrenme yolları “modelden öğrenme, taklit yoluyla öğrenme ve gözlem yaparak öğrenme” dir.

Modelden öğrenmede öğrenmenin gerçekleşmesi için o davranışı sergileyen bir başka kişinin (modelin) olmasını gerekirken, model ile öğrenen kişi arasında benzerliklerin olması modelin sergilediği davranışların öğrenilme ihtimalini arttırmaktadır.

Taklit yoluyla öğrenme, taklit sergilenen bir davranışı olduğu haliyle tekrarlamak olup modelden öğrenmeden temel farkı davranışı hiç değiştirmeden olduğu haliyle sergilemektir.

Gözlem yapmak sadece bir kişinin diğer kişilerin davranışlarını basit bir şekilde tekrarlaması değil, çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgi sonucunda bir davranış sergilemesi olduğundan gözlem yoluyla öğrenmede bireyin düşünmesi, değerlendirme yapması da sürece karışmaktadır.

Modelden öğrenme, taklit yoluyla öğrenme ve gözlem yaparak öğrenme süreçlerinde kilit önemde olan bireyin çevresinde bulunan kişilerin bir davranışta bulunmaları ve bu davranışın kişi üzerinde yarattığı etki olup üç öğrenme yolunda da birey öğrendiği davranışı mutlaka sergilemek durumunda değildir.

Davranışçı kuram öğrenmenin kişilerin bizzat yaşam deneyimleriyle gerçekleştiği üzerinde dururken sosyal öğrenme kuramında dolaylı yollardan da yani diğer insanların yaşantıları üzerinden de öğrenmenin gerçekleştiğini ileri sürmektedir.

Sosyal öğrenme kuramında modelin yapmış olduğu davranışlarda ödüllendirilmesi gözlemleyenin o davranışı taklit etmesini güçlendirirken modelin yapmış olduğu davranış sonunda almış olduğu cezanın gözlemlenmesi, gözleyenin o davranışı yapma eğilimini azaltmakta ya da ortadan kaldırmaktadır.

Sosyal öğrenme kuramına göre insanlar dolaylı bir şekilde güdülenme de yaşar ve başkalarını gözlemleyerek bir davranışı yapmaya istekli duruma gelebilirler.

Gestalt Öğrenme Kuramı

Davranışçı ve sosyal öğrenme kuramından farklı olarak öğrenmeyi daha çok zihinsel süreçlerle açıklayan Geştalt öğrenme kuramının önde gelen isimleri arasında Wertheimer, Köhler, Koffka ve Levin gelmektedir.

Gerştalt yaklaşımına göre insan çevreden gelen uyarıcılara sadece tepki veren bir canlı değil, uyarıcı ile etkileşime giren ve bu etkileşimden yola çıkarak uyarıcıya tepki geliştiren bir canlı olduğundan insanı edilgen bir varlık olarak ele almamak ve doğuştan iyi ya da kötü olarak nitelememek gerekmektedir.

Davranışların ve bilişsel süreçlerin alt birimlere ve ilkel bileşenlerine indirgenerek anlaşılamayacağını öne süren Geştalt öğrenme kuramı, insanların gördüklerini parça parça olarak değil de bir bütün olarak algılama eğiliminde olduğundan öğrenme sürecini bütünle açıklarlar.

Bütünü oluşturan parçaların aralarındaki ilişkilerin algılamada önem taşıdığı anlayışının paralelinde Geştaltçı öğrenme kuramının öğrenmeye ilişkin algı yasaları olarak bilinen bazı ilkeleri şunlardır:

  • Şekil-zemin ilişkisi;
  • Yakınlık;
  • Benzerlik;
  • Tamamlama;
  • Zeigarnik etkisi;
  • Süreklilik;
  • Basitlik;
  • Algısal değişmezlik;
  • Algıda seçicilik;
  • Pragnanz yasası;
  • Davranışın belirleyicileri;

Geştaltçılar, psikolojik olayların bütününe ve örgütüne dikkat çekerek insanların nesneleri ve çevrelerini bir düzen içinde gördüğün ve bazı örgütleyici eğilimlere göre algıladıklarını öne sürmüşlerdir.

Bilgi İşleme Modeli

Bilgi işleme modeli; öğrenme sürecinde insanların tıpkı bilgisayarlar gibi bilgiyi aldığını, depoladığını, geri getirdiğini ve bu bilgilere dayanarak karar verdiğini öne sürerken, beynin bilgileri nasıl işlediği konusunda bellek ve problem çözme üzerinde durdukları temel kavramlardır.

Bilgi işleme modelinde; davranışçı yaklaşımın aksine insan öğrenmesinde gözle görülmeyen zihinsel süreçlerin de önemli olduğunu savunulurken Geştalt yaklaşımında olduğu gibi bu kuramda da bilgi örgütlenmiş şekilde bulunur ve bir takım adımlar ve aşamalar halinde işlenir.

Bu modele göre öğrenme; insan zihninin “bilgi depoları bilişsel süreçler ve yürütme süreçleri (üstbiliş)” olmak üzere üç ana bilgiyi işleme fonksiyonları sayesinde gerçekleşir.

Bilgi depoları, Bilginin tutulduğu ve bilgiyi işlemenin gerçekleştiği zihinsel alanlar olup üç ana bellek deposu bulunmaktadır.

Duyusal bellek: Çevreden alınan bilginin işleme sistemine girmeden önce kısa bir süre tutulduğu bilgi deposudur. Sürekli olarak duyularımıza gelen uyarıcılarla ilgili alanda; kapsanan bilgi dışarıdan alındığı gibi ve değişmemiş, duyu organlarının aldığı şekilde depolanır.

Kısa süreli bellek; duyusal bellekten aktarılan sınırlı miktardaki bilgiyi çoğunlukla görsel ve işitsel olarak kısa süreli depolama görevini üstlenirken, bellekte bilinçli olarak bilginin farkına varılır ve bilgi anlamlı bir şekle dönüştürülür.

Uzun süreli bellek: kısa süreli bellekte işlenmiş olan bilginin uzun süreli depolandığı bellek olup bir bilginin öğrenilmiş kabul edilmesi için mutlaka uzun süreli bellekte depolanmış olması gerekir.

Uzun süreli bellekte ana yapı içerisinde depolanan bilgi kavramlar, olgular, tanımlar ve kurallarla ilgili olan açıklayıcı (bildirimsel-sözel-eklaratif) bilgiler ve yaşantı içerisindeki anılar (anısal bilgiler) veya kısa süreli bellekte işlenerek anlam kazanmış anlamsal bilgiler bu bellekte yer almaktadır. Uzun süreli belleğin diğer yapısı olan işlemsel (prosedürel) bellek ise bir işin nasıl yapılacağı, hangi yolların kullanılacağı gibi bilgilerin depolandığı alandır.

Bilgi işleme kuramında bellek depoları arasındaki sürekli bilgi akışının olabilmesi için gerekli “bilişsel süreçler” aşağıda belirtilmiştir:

  • Dikkat;
  • Algılama;
  • Tekrar;
  • Kodlama;
  • Hatırlama ve unutma;

Gelen uyarıcıların fark edilip kısa süreli belleğe geçebilmesi için dikkat; dikkat edilmiş olan uyarıcıya anlam vermek için algılama; bilginin kısa süreli bellekte tutulma süresini artırmak için tekrar; kısa süreli bellekten gelen bilgiyi uzun süreli belleğe yerleştirmek için kodlama; doğru ve işlevsel bir biçimde kodlanmış bilgiyi geri getirme hatırlama; bilginin uzun süreli bellek içinde yer değiştirmesi veya kodlandığı halinin bozulması unutma olarak adlandırılmaktadır.

Bilgi işleme modelinin zihinsel işlevlerle ilgili üçüncü belirlemesi olan yürütücü süreçler; organizmanın bilinçli çabaları sonucunda bilgiyi işlemesi ile ilgili olup anlama, izleme ve özdenetimi de içerecek biçimde kişinin kendi bilişsel süreçlerini kontrol edebilmesidir.

Üstbilişsel süreçler; bireyin kendi bilişsel yetenekleri, bilişsel stratejileri ve hangi durumlarda ne yapacağını bilme gibi bilgilere sahip olduğunu bilmesi “üstbilişsel bilgi” ve üstbiliş süreçlerinde başı çeken zihinsel işlemlerden oluşan “üstbilişsel kontrol” süreçlerinden oluşmaktadır.