ELEŞTİRİ TARİHİ - Ünite 4: Tanzimat Döneminde Eleştiri II (II.Nesil) Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 4: Tanzimat Döneminde Eleştiri II (II.Nesil)

Giriş

Tanzmat’ın I. Nesli “sosyal ve politik fikirleri” edebiyatın merkezine yerleştirip, eserlerinde genellikle “sosyal fayda” anlayışını gözetmişlerdir. Tanzimat’ın II. Nesli ise; “bireyciliği, büyük ihtiras ve ıstırapları” ön plana çıkararak, eserlerinde daha çok “estetik yaklaşımı” öncelerler. Bu toplumdan bireye, sosyal faydadan estetik yaklaşıma geçiş, edebiyatın birçok alanını olduğu kadar eleştiri türünü de hatırı sayılır derecede etkilemiştir. Böylece edebiyatımızda “sanat için sanat” eğilimleri ortaya çıkar.

Abdülhak Hamit Tarhan ve Eleştirileri

Adı daha çok şiir ve tiyatro türleriyle özdeşleşen Abdülhak Hamit tenkitçi olarak değil, sanatçı kişiliği ile ön plana çıkar. Onun eleştiri türü içerisinde değerlendirilebilecek birçok yazısı arasında dört tanesi daha belirgin olarak kendisini hissettirir: “Bir Şairin Hezeyânı” ile “Nâkâfi” şiirleri, Makber Mukaddimesi ve Duhter-i Hin-dû’nun Hâtime Bölümü.

  • Bir Şairin Hezeyânı (1883): Tercümân-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan bu şiir Hamit’in şiir anlayışını açık olarak ortaya koyduğu ilk edebî metinlerdendir. Tarhan, bu şiirde daha sonra Makber Mukaddimesi’nde de tekrarlayacağı gibi romantik şiir anlayışına bağlı olduğunu ve kendisini tabiatın bir öğrencisi olarak gördüğünü vurgular.
  • Nâ-kâfî (1886): Gayret Dergisi’nde yayımlanan bu şiirin yazılış nedeni Hamit’in şiirin altına koyduğu dipnottan anlaşılır: Dipnotta “ ‘Nâ’ edatının Farsça, ‘kâfî’ kelimesinin Arapça olması itibariyle Makber’deki ‘nâ-kâfî’ tâbirini yanlış zanneden birinin tâ’rizât-ı nâbecâsına karşı...” denilmiş, yani bu şiir, Makber Mukaddimesi’nde geçen “nâkâfî” kelimesinin “sarf u nahve” (dil bilgisi kurallarına) uymadığını düşünen bir insana, bu insanın şahsında da bir zihniyete karşı yazılmıştır. Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt (1888) adlı romanında kullandığı “nâ-kabil-i nüfuz” tamlaması nedeniyle uğradığı eleştirilerden sonra, bu romanın dipnotuna “nâ-kâfî” bahsine de atıfta bulunarak not düşmesi, konunun o dönemdeki etkisini göstermesi bakımından önemlidir.
  • Makber Mukaddimesi (1885): Hamit’in “Bir Şairin Hezeyânı” adlı şiirinden sonra şiir hakkındaki görüşlerine yer verdiği ikinci yazı Makber Mukaddimesi’dir. Hamit, Makber’i “fena bulmuş bir vücudun bekâsı için” yazdığını belirterek mukaddimeye giriş yapar. Romantik edebiyatın bütün özelliklerinin görüldüğü bu eserde en çok dikkati çeken unsurlar “tezat” ve “ölüm gerçeği karşısında beşerin aczi”dir. Hamit, sanatın kaynağının tabiatta olduğu görüşünü savunur, şiirlerindeki hataların ise kendisine ait olduğunu söyler. Bu, güzelliğin kaynağının tabiat, dolayısıyla ilâhî olduğunun kabulüdür. Böyle bir güzellik anlayışı, Platon’un estetik anlayışına bağlıdır.
  • Duhter-i Hindû’nun Hâtime Bölümü (1876): Hamit, sömüren (İngiltere) ile sömürülen (Hindistan) tezadı üzerine kurduğu bu eseri, Hindistan’ı görmeden yazar. Eserinde, Hindistanlı güzel bir kız olan Suruciye (tabiatın kızı)’yi ve onun şahsında Hintlilerin nasıl sömürüldüklerini anlatır.

Recaizade Mahmut Ekrem ve Eleştirileri

Tanzimat dönemi Türk edebiyatının bir diğer önemli eleştirmeni hiç kuşkusuz Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Ekrem, eleştiri konusuyla ilgili düşüncelerini dört temel edebî metinde bir araya getirmiştir: Talîm-i Edebiyat, III. Zemzeme Mukaddimesi, Takdîr-i Elhân ve Takrizat.

  • Talîm-i Edebiyat (1879): Recaizade Mahmut Ekrem’in Mekteb-i Mülkiye’de “Edebiyat-ı Osmaniye” dersi için iki bölüm hâlinde yazmayı düşündüğü fakat ilk kısmını dahi eksik neşrebildiği bir belâgat ve edebiyat kuramları kitabıdır. Eserin birinci bölümü edebiyatın ruhî melekeler yönünden psikolojik izahına ayrılmıştır. İkinci bölüm üslûp konusuna ayrılmıştır. “Tezyinât-ı Üslûp, Envâ-i Mecâz” başlığını taşıyan üçüncü bölümde sadece “mecaz”lar, edebî sanatlar üzerinde durulmuştur. Eserin “Sanayi-i Lafziyye” adlı son bölümünün herhangi bir alt başlığa ayrılmadan bir bütün olarak lafız (söz) sanatlarına ayrıldığını görürüz. Bu dört ana bölümünden sonra esere sırasıyla, edebiyatın kurallarının nasıl tespit edilip geliştirilebileceği konularının tartışıldığı bir sonuç “Hâtime”, devrin Maâ- rif Nazırı Mustafa Nuri Paşa’nın imlâ karışıklıklarıyla ilgili bir “Lâhika”sı, Namık Kemal’in bir “Takriz”i eklenmiştir.

Talîm-i Edebiyat yayımlanınca dönemin edebiyatçıları bu esere olumlu ve olumsuz bakanlar şeklinde ikiye ayrılır. Abdullah Uçman’ın ifadesine göre; bu tartışmalar sonucunda şu iki nokta biraz daha açıklık kazanır:

  • Yeni yetişen şairlerin, artık söz sanatlarıyla uğraşmayı bir kenera bırakıp, şiirde fikir ve anlama önem vermeleri gerektiği bütün açıklığıyla ortaya konulur;
  • Özellikle eski belagat anlayışını savunanların üzerinde durdukları Arapça anlatım yollarının Türkçe’ye uygulanması isteği de yersiz bulunarak, tek çıkar yol olarak dilin düzeltilmesi gereği kendini gösterir.

III. Zemzeme Mukaddimesi

Ekrem bu yazıda sanat, edebiyat ve şiirle ilgili görüşlerini dile getirir. Yazar’a göre, “en güzel eserler onlardır ki okunduktan sonra da insanı bir müddet düşünmeye mecbur eder. Yani fikir, his, hayal ve zevk güzel bir eserin temel dayanaklarıdır. Bu dört unsura Batı retoriğinde “edebî nitelikler (facultés litteraire)” deniliyordu. Recaizade, bu ayırımıyla Batı retoriğinin “güzel söz” ile ilgili ölçütlerini benimsemiş oluyor. Ekrem edebî eserlerde üç çeşit güzellik bulunduğunu, bunların önem sırasına göre; sünûhât-ı kalbiyye (kalbe doğan ilhamlar), bedayi-i hayâliyye (hayal güzelliği), mehâsin-i Şkriyye (Şkir güzelliği) olduğunu söyler. bir şiirin güzel olması için hem içerik hem biçim yönünden mükemmel olması gerektiğine inanır. Bu görüşlerin ilk somut meyvesini Servet-i Fünûn edebiyatıyla verdiğini söyleyebiliriz.

  • Takdîr-i Elhân (1885): Bu eser, Menemenlizade Mehmet Tahir’in “Elhân” şiiri üzerine yazılmıştır. Menemenlizade, Ekrem’in Mülkiye’den öğrencisidir. Çok ilginçtir ki, Ekrem’in öğrencisinin isteği üzerine yazdığı bu takriz (tenkit) asıl kitabın (Elhân) yayımlanmasından önce çıkar. Ekrem bu eserde, tabiata hissî (santimantal) bir şekilde bakar ve “bir edebî eserin ruhu fikirdir” der.
  • Takrizât (1898): Ekrem’in değişik şair ve yazarlar üzerine yazdığı takrizlerden (tenkit) oluşur. Bu eserde, üzerinde eleştiri yazılan yazarlardan bir kaçı; Beşir Fuad, Halit Ziya ve Mustafa Reşit Bey’dir.

Muallim Naci ve Eleştirileri

Tanzimat döneminde hem eleştirileri hem de eleştiri türünde yazdığı kitaplarla dikkati çeken bir başka şahsiyet Muallim Naci’dir. Onun bu türde oluşturduğu eserler şunlardır: Muallim; Mektuplar: (a) Muhaberât ve Muhaverât, (b) Mektuplarım, (c) İntikad; Demdeme ve Istılahatı Edebiyye.

  • Muallim (1886): Muallim Naci’nin Tercümân-i Hakîkat’in edebî sütununda yayımladığı makalelerin bir kısmının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
  • Mektuplar: (a) Muhâberât ve Muhâverât (1894): Muallim Naci’nin Ahmet Midhat Efendi ile mektuplaşmalarından oluşan bu eserde, o dönemin devlet daireleri olan “kalemler”de çalışan memurların “arz-i ubûdiyet” (bağlılığını bildirme) gibi tavırları eleştirilir. (b) Mektuplarım (1886): Kime yazıldığı belli olmayan bu mektuplarında Naci, Arap ve Fars edebiyatlarından aldığı metinleri değerlendirir. (c) İntikad (1887): Muallim Naci’nin, Beşir Fuat’ın Victor Hugo isimli eserini yayımlamasından sonra “realizm”, “natüralizm” ve “tercüme” konuları hakkında karşılıklı yazılmış yedi mektuptan oluşur.
  • Demdeme (1886): Recaizade Mahmut Ekrem’in III. Zemzeme Mukaddimesi ile Takdîr-i Elhân adlı eserinde kendisine yapılan eleştirilere karşı Muallim Naci’nin Saadet Gazetesi’nde yayımlanan cevaplarından oluşur.
  • Istılahat-ı Edebiyye (1891): Yazı yazma kuralları ile edebiyat terimlerini devrinde en iyi şekilde ele alıp inceleyen ve etkisi hâlâ devam eden rehber kitaplardan birisidir.

Beşir Fuad ve Eleştirileri

Tanzimat dönemi Türk edebiyatında Batı’ya açılan en önemli kapılardan birisi Beşir Fuad’dır. Abdullah Uçman’ın ifadesiyle o, “Tanzimat’tan sonraki eleştiri anlayışına yeni bir yön vermeye ve yeni edebiyatın Batıdaki gerçekçi edebiyat (realizm ve natüralizm) karşısındaki durumunu belirlemeye çalışır.” Türk edebiyatında ilk defa realizm ve natüralizmden bahsetmiş ve bu akımlarla ilgili bilgiler aktarmıştır. Emile Zola, Alphonse Daudet, Gustave Şaubert, Auguste Comte, Ludvig Büchner, Herbert Spencer, D’Alembert, Chambers, Diderot, Ribaut, Tarde ve Clau- de Bernard gibi Batılı yazar ve Şlozoşardan ilk defa bahseden de Beşir Fuad’dır. Beşir Fuad, sanatkârın ilim adamı gibi gerçeğe objektif bir gözle bakmasını ister ve edebiyatın da topluma belli ölçülerde hizmet etmesi gerektiğini düşünür. Özetlemek gerekirse Beşir Fuad’ın Victor Hugo kitabıyla yapmak istediği şey; “Tanzimat devri şair ve yazarlarının büyük ölçüde romantizme dayanan edebî temayüllerini eleştirmektir.”

Mizancı Murat ve Eleştirileri

Tanzimat döneminde yazdığı eleştiri yazılarıyla dikkati çeken bir başka şahsiyet MizancıMurat’tır. O, edebiyatı bir milletin “tercüme-i ahvâli” ve “hayat-ı maneviyyesi” olarak görür. MizancıMurat’a göre, bir toplumun gelişmesinde eleştirinin çok önemli bir yeri vardır. Çünkü geçmişten bugüne edebiyatımızın en büyük eksiklerinden biri eleştirinin olmamasıdır. “Medeniyetlerin gelişmesinde, taklitten kurtulmasında, millî ve edebî değerlerin yaşatılmasında” eleştiri çok mühim bir yere sahiptir. Bütün bu bilgiler ışığında Mizancı Murat’ın görüşlerini şu dört maddede bir araya toplayabiliriz:

  • Bir dilin gelişme safhaları, en güzel şekilde tenkit eserlerinde görülebilir.
  • Bir edebiyatın gelişmesi, zenginleşmesi ve güzelleşmesi ancak ciddi eleştiri faaliyetleriyle olabilir.
  • Bizim ülkemizde eleştiri öteden beri yanlış anlaşılmakta; saldırı ile eleştiri birbirine karıştırılmakta, âdeta eş anlamlısayılmaktadır.
  • Avrupa’da ise eleştiri müstakil bir tür kabul edilmiş, Sainte-Beuve, Bouleau ve Voltaire gibi büyük tenkitçiler sayesinde edebî seviye yükselmiştir.

Mizancı Murat ayrıca Türk edebiyatında uygulamalı eleştirinin de ilk örneklerini veren insandır.