ESKİ TÜRK EDEBİYATININ KAYNAKLARINDAN ŞAİR TEZKİRELERİ - Ünite 4: 17.Yüzyıl Şair Tezkireleri Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 4: 17.Yüzyıl Şair Tezkireleri

17. Yüzyıl Şair Tezkireleri

17. yüzyıl tezkirecileri eserlerinde ağırlıklı olarak kendi dönemlerinde yaşamış çağdaşı şairleri yazmışlardır. Söylenen şeyler bilineni tekrarlamaktan ileri gitmediği için biyografiler kısalmış, buna karşılık seçilen örnek şiir sayısı artmıştır. 17. yüzyıldan itibaren tezkirecilik tarihimizde adına antoloji tipi tezkireler diyebileceğimiz farklı yapıda eserler verilmeye başlanmıştır. Bu eserlerde şiir örnekleri yanında kısa da olsa biyografik bilgiler de bulunmaktadır.

Antoloji tipi tezkireler gelenek içinde biyografiden çok şiiri ön plana çıkartmış ve verilen şiir sayısı ve miktarını büyük oranda arttırmıştır.

Sadıkî-Mecmau’l-Havas

Sadikî, Çağatay Türkçesi, Azerî Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi ile şiirler kaleme aldı. Onun bize kadar gelen şiirleri, bu üç dili rahat kullanan bir şair olduğunu göstermektedir.

Eserleri

Farsça ve Türkçe şiirleri, mesnevileri vardır.

Mecmau’l-havas (y.1602 veya daha önce): Doğu Türkçesi geleneğinin ikinci tezkire örneği olan Mecmaü’l-havas, I. şah İsmail devrinden yazıldığı döneme kadarki devre içerisinde yer alan İran ve Türk asıllı şairleri kapsamaktadır. Tezkire, Devletşah Tezkiresi Mecalisü’nnefayis ve Tuhfe-i Samî (y.1550)’nin zeyli mahiyetindedir.

Bu eser, bazen İranlı şairlerle aynı bölümde bazen de ayrı bölümlerde Türk şairlerinden bahsetmesi bakımından Türk edebiyatı için de önemli bir kaynaktır.

Sadıkî, bu eserinde siyasî hudutlar ve sülaleler arasındaki ihtilâfları bir tarafa bırakarak, Türk dili ve edebiyatını bir bütün hâlinde ele almış ve Türk dilinin mevcut üç edebî şivesi (Çağatay Türkçesi-Osmanlı Türkçesi-Azerî Türkçesi) ile şiir söyleyen şairleri tanıtıp onların eserlerinden örnekler vermiştir.

Mecmau’l-havas’ ın ne zaman yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Mecmau’l-havas, bir ön söz, sekiz tabaka ve bir hatimeden oluşmaktadır. Sadıkî, eserinin her tabakasına mecma ismini vermiştir. Eserin kaynakları arasında Camî’nin Baharistân’ı, Ali şir Nevayî’nin Mecâlisü’n-nefais’i, Devletşah’ın Tezkire-i Devletşah’ ı ve Sam Mirza’nın Tuhfe-i Samî ’si bulunmaktadır.

Sadıkî, mukaddimenin sonunda, eserini dönemin sultanı şah Abbas adına yazdığını belirtir ve ona dua eder. Her tabaka başında o tabaka için Türkçe açıklama kısmı bulunmaktadır. Sadıkî, tabakaları isimlendirirken başlıklarında Türkçe sayıları kullanmayı tercih etmiştir.

Sadıkî, şairler hakkında bilgi verirken, biyografiye şairin adıyla başlar. Daha sonra aile ve doğum yeri ile ilgili bilgilerle eğitim durumu ve meslek bilgisi belirtilir. Bunu izleyen bölümlerde şairlik yeteneği ve şiirlerinden örnekler yer alır. Şairin eserlerinin adları anılır zaman zaman da bunların beyit sayıları belirtilir. Başka tezkirelerde olduğu gibi bazen şairler hakkında anekdotlara yer verilir. Tezkirede şairlerin doğum ve ölüm tarihlerine rastlanmaz. Şiirlerinden örneklerle biyografi tamamlanır. Sadıkî’nin her şairin bir, bazen iki veya daha fazla matlaını veya beytini, bazen birkaç rubaisini örnek verdiği görülmektedir. Ayrıca Fuzulî’nin Türkçe şiirlerinin matla beyitlerini tezkiresine almıştır.

Sadıkî, eserinde Orta Asyalı Türk şairlerin yanında Anadolulu şairlere de yer vermiştir. Çağdaşı olan padişahlara yer verdiği birinci mecmada Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı ve Muhibbî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler söyleyen Kanunî Sultan Süleyman’a; Türk şairlerine ayrılan yedinci bölümde Necatî Bey ile Bâkî’ye yer vermiştir. Mecmau’l-havas’ ta ayrıca Anadolulu olmayıp da Anadolu’ya dışarıdan gelen şairlere de yer verdiği görülmektedir.

Anadolu’ya Bağdad’dan gelen Ahdî ile İran’dan gelen Mahdum Mirza ve Elkas Mirza bu şairlerdendir.

Riyazî-Riyazü’ş-Şuara

Riyazî devrinde, bilim adamı ve şair olarak tanınmıştır. Dinî bilimlerden başka fizik ve matematik bildiği de rivayet edilir.

Eserleri

Divan : Mürettep bir divandır.

Sâkiname : Divan nüshaları içinde bulunan 1052 beyitlik bir mesnevidir.

Düsturu’l-amel: Ön sözüne göre Farsça’nın tabirlerini ve bazı gramer meselelerini izah için yazılmıştır. İçerisinde birçok İran şairinden örnek beyitler vardır. Riyâzü’şşuara : Riyazî’nin en önemli eseri, tezkiresidir. Tezkirenin 1607 yılında yazılmaya başlanıp, 1018 yılı Receb ayında (1609) bitirildiği eserin sonuna düşürülen iki tarihten anlaşılmaktadır.

Tezkire, I. Ahmet’e ithaf edilmiştir. Riyazî eserini hazırlarken daha önceki tezkirelerden de yararlanmış, 1586 yılında yazılan Hasan Çelebi Tezkiresi’ nden sonra yetişen şairleri de kendi topladığı bilgilere dayanarak yazmıştır.

Riyâzü’ş-şuara, tezkiresinin mukaddimesinde, eserini hazırlarken dikkat ettiği hususları, şiir ve şair hakkındaki görüşlerini dile getirir. Okuyanı ve yazanı usandırmamak için uzun uzun yazmamış, şair ile şairlik taslayanı birbirinden ayırmış, çoğu şairin divanını inceleyip yeni söyleyişleri almıştır. Diğer tezkirecilerin çoğu bu özeni göstermemişlerdir.

Riyazî genel olarak şiir görüşünü tezkiresinin ön sözünde dile getirmiştir ve şiiri mana anlayışı etrafında dört türde ele alır:

  1. Manada yaratıcılık,
  2. Önceki manaya yeni bir mana katma,
  3. Önceki manayı güzel bir söyleyişle yeniden söyleme,
  4. Önceki manayı başka manalarla aktarmak. Bunu yaparken, öncekinden iyi yapanlar makbul görülür, eşit seviyede yapanlar reddedilmezler. Fakat öncekilerden aşağı bir seviyede söylenenleri de makbul görmez.

Riyazî bundan sonra eserini yazarken tuttuğu yolu anlatmış ve tezkirenin özelliklerini şöyle sıralamıştır:

  1. Tezkire, yazanlar ve okuyanlar sıkılmasın diye kısa tutulmuş, fazla sözden kaçınılmıştır.
  2. Son tezkireci olan Hasan Çelebi 600 kadar şairden söz etmiş, ama gerçek şairi müteşairden ayıramamıştır. Kendisi 400 kadar şairi yazıp, iyi olmayan şairleri eserine almamıştır.
  3. şairlerden çoğunun defter ve divanları görülüp incelenmiş, öteki tezkireciler gibi ezberden kitap yazma yoluna gidilmemiştir.
  4. Tarafsız davranılmış, bazı şairleri yalnızca övme, bazılarını da yerme yoluna gidilmemiştir. Tezkire bu yüzyılın en dikkate değer tezkiresidir. Eserin en önemli özelliği, hemen bütün şairlerin ölüm tarihlerinin belirtilmiş olmasıdır. Riyazî verdiği ölüm tarihlerini çoğunlukla tarih beyitleri de söyleyerek doğrulamak istemiştir. Ayrıca, Hasan Çelebi’den sonraki 25 yıl içinde yetişen şairler hakkında verdiği bilgiler de araştırmaya dayanan önemli bilgilerdir. Riyazî bu şairler hakkında ciddi değerlendirmelerde bulunmuştur.

Riyazî Tezkiresi, Rıza Tezkiresi’yle birlikte 16 yüzyılın şairler hakkında geniş bilgi verip eserlerinden çok fazla örnek vermeyen, biyografi ağırlıklı tezkireleri ile 17. yüzyılın genellikle antoloji nitelikli eserleri arasında geçiş eserleridir. Riyazî, şairlerin hayatına dair Rıza’ya göre daha geniş bilgi verir ve bu hâliyle 16. yüzyılın eserlerine daha çok benzer.

Riyazî Tezkiresi’nin dili genellikle sadedir. Bazı şairlerde makamına ve sosyal durumuna göre daha süslü ve daha ağır bir dil kullanılmıştır.

Faizî -Zübdetü’l-Eşar

Eserleri

Yarım kalmış bir Leyla vü Mecnun mesnevisi, divanı ve sakinamesi vardır. En önemli eseri tezkiresidir.

Zübdetü’l-eşar: Antoloji niteliğindeki ilk tezkiredir. Tezkirede 15. yüzyıl ortalarından yazıldığı 1621 yılına kadar yaşamış 14’ü kadın olmak üzere 515 şair alfabe sırasına göre verilmiştir. Bu şairlerden 57 tanesi sadece Zübdetü’l-eşar ’da zikredilmiş olup başka hiçbir tezkirede bu şairler hakkında bir bilgiye rastlanmamaktadır.

Şairlerin hayatlarına dair bilgiler iki üç cümleyi geçmez. Faizî, tezkireye aldığı şairlerin ölüm tarihlerini vermeye dikkat etmiş, ölüm tarihlerini kesin olarak bilmediği şairler hakkında yaşadığı dönemi belirtecek ibareler kullanmıştır. Eser şairler hakkında bilgi vermesi açısından değil, seçilen şiirler açısından önem taşır. Tezkirelerin bir önemi de şiir geleneğimizi yansıtmalarıdır. Aynı zamanda birer şair olan tezkire yazarlarının şiir seçiminde dikkat ettikleri noktalar değerlendirilirse, zamanın şiir zevki de ortaya çıkarılmış olur.

Rıza-Tezkire-İ Şuara

Adı 17. yüzyıl kaynaklarında şair olarak sık sık anılan Rıza’nın mürettep bir divanıyla, Kava’id-i Farisiyye adlı bir eseri olduğu söylenmişse de bunlar şimdiye kadar ele geçmemiştir. Bu devre ait şiir mecmualarında şiirlerine rastlanır. Ancak, şairliğinden çok tezkireciliği ile tanınmıştır.

Eseri

Rıza’nın ele geçmeyen eserleri dışında bilinen tek çalışması tezkiresidir. Eser 1591-1640 yılları arasında ölmüş olan şairler hakkında bilgi vermektedir. Câmi-i Maznûn tamlamasının gösterdiği 1050 yılında tamamlanmış ve devrin padişahı Sultan İbrahim’e sunulmuştur. 1585-86 yılında yazılan Hasan Çelebi Tezkiresi’nin beş yıl arayla zeyli sayılabilir.

Tezkire kısa bir ön söz ve iki bölümden oluşur. Rıza Efendi eserinin başında, tezkiresine eski şair padişahlarla, 1000 yılından sonra yetişen şairleri aldığını söyledikten sonra Sultan İbrahim’i on beyitlik küçük bir mesnevi ile övmüş ve tezkireye kendüye bir mahlas isnad ederek şairim diye feryad eden müteşairleri almamaya karar verdiğini, bunların kendisine hücum edip hırpalayacaklarını bildiğini ve bunu göze aldığını söylemiştir.

Tezkirenin Zikr-i şuara-yı Selatin-i Maziyye başlığını taşıyan birinci bölümünde on şair padişaha yer verilmiştir. Bunlar, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, Sultan II. Bayezit, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman, Sultan II. Selim, Sultan III. Murat, Sultan III. Mehmet, Sultan I. Ahmet ve Sultan IV. Murat’tır. Her birinin mahlası söylenmiş, saltanat tarihleri ve süreleri belirtilmiş, şiirlerinden iki üç beyit örnek verilmiştir.

İkinci bölümde alfabe sırasıyla 1591-1640 yılları arasında yetişen 259 şair hakkında bilgi verilmiştir. Padişahlarla birlikte tezkirenin şair sayısı 269’dur.

Rıza, şairler hakkında kısa bilgiler verir. Şairin babası, doğduğu yer, öğrenimi ve yaptığı görevler birkaç cümle içine sıkıştırılmış, buna karşılık şairlerden çoğunun ölüm tarihleri, bazen tarih mısraları da gösterilerek verilmiştir. Rıza, yalnızca tanınmış şairlerin sanatları hakkında kısaca fikirlerini söylemiş ve edebî değerlendirmelerde bulunmuştur. Bunların dışındaki şairler için de çok genel sözler söylemiştir.

Yazarın şairlere bakışı genellikle iyimserdir. Eleştirmekten çok hemen hepsini övmüştür. Eserde verilen şiir örneklerinin sayısı bir iki beyitle sekiz on beyit arasında değişir. Tezkire, Riyazî Tezkiresi’nin izinde ancak ondan daha muhtasar bir biçimde hazırlanmıştır.

Yümnî-Tezkire-İ Şuara

Eseri

Yümnî’nin tek eseri tezkiresidir. Faizî’nin tezkiresine zeyl olarak yazılmıştır. Zübdetü’l-eş’âr ’ın kaldığı 1621 yılından sonra yaşayan şairlerle başlayan tezkire, yazarının 1622 yılında ölümüyle yarım kalmıştır. Yümnî, çağdaşı olan 29 şair hakkında kısa bilgiler vermiştir. Eser daha sonra Ali Emirî tarafından temize çekilerek (1905) bugün elde bulunan tezkire meydana getirilmiştir. Tezkirenin öteki nüshaları bu nüshadan çoğaltılmıştır. Ayrıca kitabın sonuna şeyhî’nin Yümnî hakkında verdiği kısa bilgi de eklenmiştir.

Yümnî, şairler hakkında bir iki satırlık çok az bilgi vermiş ve şiirlerinden iki beyitle üç gazel arasında örnek seçmiştir. Tezkiredeki 29 şairden 13’ü Safayî Tezkiresi ’nde, 5’i de şeyhî’nin Vekayî-i Fudala’ sında vardır. Öteki kaynaklarda bulunmayan 11 şair hakkında bilgi veren bu tezkire basılmıştır.

Âsım-Zeyl-İ Zübdetü’l-Eşar

Âsım’ın Zeyl-i Zübdetül-eşar adını taşıyan eseri, Fâizî’nin eserine zeyl olup antoloji türünde kaleme alınmıştır. Yazar 1030 tarihinden başlayarak ölümüne kadar 55 yıl içindeki şairleri toplamıştır. Âsım alfabe sırasına göre verdiği 123 şairden sonra, eserini Kafzade Fa’izî’ye zeyl olarak yazdığını ve Zeyl-i Zübdetü’l-eşar olarak adlandırdığını kendisi söylemiştir. Vefat tarihleri Âsım’ın ölümünden sonra olan 15 şairin eserde olmasının bunların yazarın vefatından sonra bir başkası tarafından esere dahil edildiğini göstermektedir.

Antoloji niteliğindeki tezkireler içinde en az bilgi veren ve en çok örnek gösteren Âsım tezkiresidir. En tanınmış şairler hakkında bile verdiği bilgi iki üç satırı geçmez. Pek çok şairin de yalnızca adını anmış ve haklarında hiçbir bilgi vermemiştir. Bu arada şairlerin birçoğunun ölüm tarihini söylemiştir.

Güftî-Teşrifatü’ş-Şuara

Eserleri

Divan: Mürettep bir divandır.

Gamname: Varadin kadısı iken yazdığı 2000 beyitlik bir mesnevidir. Devriyle ilgili bir şikâyetnamedir.

Hilye-i Güftî : Nüshası tespit edilemeyen ve bazı kaynaklarda Düvazdeh İmam adıyla da zikredilen bu manzum eserde Hz. Hasan ve Hüseyin ile aşere-i mübeşşerenin hikâyelerinin yer aldığı belirtilmektedir.

Şah u Derviş : Güftî’nin şeyhülislam Bahâyî Mehmed Efendi adına başlayıp tamamlayamadığı bir mesnevi tercümesidir.

Zafername : Varadin fethi münasebetiyle yazdığı 646 beyitlik bir manzume olup başında otuz dört beyitlik bir nat vardır.

Zellename : Hiciv türünde küçük bir mesnevidir.

Teşrifatü’ş-şuara: Türk edebiyatının nazımla kaleme alınmış ilk tezkiresidir.

Fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün kalıbıyla ve mesnevi nazım şekliyle yazılan 2400 beyitten oluşan bu eserin yazılış tarihi ne eserde ne de başka kaynaklarda belirtilmiştir. Ancak içindeki bazı şairlere istinaden yazılış tarihi bulunabilmektedir.

Güftî eserinin başında 210 beyitlik bir bölümde kalemini ve şiirini övmüş, daha sonra çağdaşı olan 106 şairi anlatmıştır. Bunlar arasında başka tezkirelerde olmayan 25 şair vardır. Güftî eserine aldığı şairleri alaylı bir dille bazen aşırıya kaçan bir hicivle anlatmış, vücut kusurlarına kadar dile getirmiştir. Hicvettiği kişiler arasında kendisi de vardır.

Bu arada devrinden ve talihinden şikâyetlerini de tekrarlar. şairlerin hayatlarına dair doğrudan bilgi vermemekle beraber onları hicvederken yaradılışlarını, psikolojilerini vermesi ve diğer tezkirelerde olmayan 25 şair hakkında bilgi ihtiva etmesi açısından dikkate değer bir eserdir. Tezkirenin dili oldukça ağırdır.