GENEL DİLBİLİM II - Ünite 6: Edimbilim II: Bilgi Değeri, Bilgi Yapısı ve Dilde Kibarlık ve Kabalık Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 6: Edimbilim II: Bilgi Değeri, Bilgi Yapısı ve Dilde Kibarlık ve Kabalık

Bilgi Değeri ve Yapısı

Konuşucular, Grice’ın Nicelik ilkesinde de gördüğümüz gibi başkalarınca bilinen bilgiyi tekrar söylemezler. Söyledikleri zaman bu sözcenin birleşimsel anlamından farklı bir sezdirimi ortaya çıkar: “Çocuk çocuktur” gibi bir sözce çocuk olmanın tipik özelliklerini vurgulamak için söylenebilir.

Konuşucu, bir önermeyi dinleyicinin bilişsel bağlamına en uygun biçimde şekillendirir; tümce yapısını bilgiye dayalı olarak uyarlar.

Söylem varlıklarına ilişkin farklı farklı eski - yeni bilgi değerleri bulunmaktadır. Bu tür eski-yeni bilgiyi (gönderimsel) bilgi değeri olarak adlandırılır. Sözce içinde eski-yeni bilginin düzenlenmesine (göreceli) bilgi yapısı denir.

Dinleyicinin zihninde bulunan söylem varlıkları eski, dinleyicinin zihninde bulunmayan söylem varlıkları ise dinleyici için yenidir (bkz. Tablo 6.1, 118).

Bilgi yapısı, sözcede bir öğenin diğerine göre eski ya da yeni olma durumu ve konuşucunun tümcesini dinleyicisinin bildiğini sandığı bilgiye göre düzenlemesidir. Bilgi yapısı iletilen mesajın içeriğine değil ne şekilde sunulduğuna ilişkindir.

Konu, bir sözcede hakkında konuşulan, yorum yapılan ya da hakkında bir şey sorulan varlıktır.

Konu, söylemde sözü edilerek bilişsel olarak etkinleştirilmiş, dolayısıyla kısa süreli bellekteki en belirgin öğedir. Chafe (1976) konunun bir çerçeve oluşturduğunu savunur.

Konu yeni verilecek bilginin depolanabileceği bir dosya olarak da görülebilir. Ahmet’in çocukları tatile çıktılar cümlesinde Ahmet’in çocukları tamlaması konu, tatile çıktılar öbeği ise yorumdur.

Odak, söylem bağlamı kapsamında en yeni bilgi olarak tanımlanabilir. Bu pastayı KİM yedi? Pastayı CAN yedi. Burada hem soru sözcüğü hem de onun yanıtı olan Can odak alan öğelerdir.

Ali mi Ayşe mi geldi? Ali geldi. Burada “Ali ” ve “Ayşe” benzer varlıklardır çünkü her ikisi de gelme olasılığı bulunan kişilerdir ve bu eylemi gerçekleştirme açısından karşıtsallık oluştururlar

Evrensel olarak bilgi yapısını kodlayan üç unsur biçimbirimsel özellikler, sesbilimsel özellikler, sözdizimsel özelliklerdir.Evrensel olarak, yeni bilgi içeren odak ve karşıtsallık gösteren öğeler sesbilimsel vurgu alırlar.

Bilgi yapısının kodlanışı bakımından dillerde evrensel özelliklerin yanı sıra farklılıklar da bulunur. Bilgi yapısı bazı dillerde biçimbirimlerle kodlanabilir.

Temel söz dizimi özen –nesne-yüklem olan Türkçe, esnek dizilimlere de olanak tanır.

Pek çok araştırmacı, tümce konusunun tümce-başı konumunda kodlandığı görüşünü paylaşmaktadır. Bu görüş daha önce de gördüğümüz gibi eski ya da zayıf bilginin, yeni ve daha güçlü bilgisellik taşıyan bilgiden önce yer alma eğilimi doğrultusunda geçerli gibi görünmektedir.

Eylem sonu konumun, dinleyicinin bilişinde belirgin olan ve iletişimsel olarak en az bilgiselliğe sahip öğenin yer alabildiği bir konumdur ( bkz. Tablo 6.2, 127)

Dilde Kibarlık ve Kabalık

Dilbilimde kibarlığı ilk kez araştıran Amerikalı dilbilimci Robin Lakoff (1973, 1977) Grice’tan etkilenerek kibarlık ilkeleri önermiştir.

Robin Lakoff’un kibarlık ilkelerine (dil kullanımında açık ol, kibar ol, karşıdakine dayatmada bulunma, seçenek tanı, dinleyicinin kendisini iyi hissetmesini sağla), 1975 yılında resmiyet, saygı, dostluk ilkelerini de eklemiştir.

Leech’e göre kibarlık ilkeleri kişiler arası en üst düzeyde uyuma sağlar(bkz. Şekil 6.2 , 129).

Leech’e göre edimsözün amacı, kişilerarası ilişkideki sosyal amaçla uyumlu ya da uyumsuzdur ( bkz. Tablo 6.3,130).

Leech’in kibarlık ilkelerinden olan cömertlik, dinleyicinin yararını artırmaya yöneliktir (bkz. Tablo 6.3 , 130).

Goffman’a göre yüz, iletişimde konuşucunun, topluma karşı kendi olumlu sosyal imgesini sunma ve bu öz imgeyi koruma çabasıdır. Türkçede yüz akı, yüz kızartıcı, yüz karası, yüzü yere gelmek, yüzü olmamak, yüzüne bakamamak, gerçek yüzünü görmek ve hatta yüzsüz gibi deyimler kişinin toplum içindeki imgesi, toplumdaki itibarı ve kendini sunuşu ya da başkalarınca algılanışı anlamlarını içerir.

Teknik terim olarak yüz kavramının iki boyutu vardır. Birincisi olumlu yüz, Kişinin toplum tarafından kabul görme, diğer bireylerle yakın sosyal ilişkiler içinde olma isteğidir. İkincisi olumsuz yüz, Kişinin diğer bireyler tarafından özgür bırakılma ve bağımsız bir birey olma isteğidir.

İletişimde konuşucular, bir yandan kendi yüzlerini öte yandan da dinleyicinin yüzünü korumak için denge oluşturmaya çalışırlar; çünkü iletişim olumlu yüze karşı yüz tehdit edici unsurlar içerir.

Kibarlık stratejileri, konuşucuların bir yandan yüz tehdit edici unsurları savuşturmak ve bir yandan da olumlu yüzlerini korumak arasındaki denge çabası sonucu ortaya çıkan stratejilerdir. Kişilerin imgelerini korumaya yönelik bu çabalar da yüz çalışması olarak bilinir.

Kişiler yüz tehdit edici eylemler karşısında belirli stratejiler benimserler(bkz. Şekil 6.3 , 133).

Bankaya gitmeyi unutmuşum. Yanımda hiç para yok. Cümlede konuşucunun niyeti borç almaktır. Ancak bu istek dolaylı yoldan ifade edilmektedir (kayıt dışı).

Bana biraz borç versene! Cümlede istek kayıtlıdır. Ancak kayıtlı edim, yüz tehdit edici edime yol açabilir. Dolayısıyla bu utandırıcı durumdan kaçınmak için dolaylı ifadeler kullanılır ( kayıt dışı edim).

Genel olarak birisine cinsel çekim duyduğunu dile getirme, romantik bir ilişki kurma önerisi, rüşvet teklifi, kibar rica gibi söz eylemler hep örtük olarak dile getirilir. Bunun nedeni de yüz tehdit edici bir edimin dinleyicinin üzerinde olumsuz bir tepkiye yol açarak onun tarafından derhal reddedilme olasılığıdır. Kayıt dışı edim kullanımında ise geri adım atma imkanı vardır.

Pinker ve diğerlerine göre insan dilini yöneten iki unsur işbirliği ve çatışmadır. Çatışma olasılığı yüksek olan durumlarda dolaylı, örtük dil kullanılır. Emir kipinde kullanılan bir sözce konuşucunun üstünlük tasladığı, anlaşılır.

Dolaysız dil kullanarak isteği doğrudan dile getirmek ise kayıtlı doğrudan edim olarak adlandırılır.

Dinleyici yüzünün tehdit edilmediği veya bunun umursanmadığı durumlarda dolaysız ve emir sözceleri seçilir. Dolayısıyla, toplumsal güce sahip kişiler kayıtlı doğrudan edim gerçekleştirirler.

Olumlu kibarlık ve olumsuz kibarlık, yumuşatılmış kayıtlı edimlerdir. Olumlu kibarlık, dinleyicinin acısını paylaşmak, dayanışma, paylaşma ve ortak yönleri vurgulamak, iyimser tavır göstermek için söylenen sözler olumlu kibarlık stratejileridir. Öte yandan olumsuz kibarlık mesafe ve resmiyet göstergesidir. Olumsuz kibarlık stratejileri dolaylı dil kullanımını ve saygı dolu hitap ifadelerini içerir.

Kibarlık stratejilerini belirleyen sosyo-kültürel bağlam unsurları şunlardır: Konuşucu ve dinleyici arasındaki ilişkinin mesafesi, konuşucu ve dinleyicinin sosyal rollerine dayalı görece güçleri, içinde bulundukları kültürün diğer kişiye ne oranda baskı ya da üsteleme yapmaya izin verdiği.

Sosyo-kültürel bağlam yüz tehdidi ve kibarlık ölçütü olarak ortaya çıkar. Türkiye’de birinden sigara istemek çok olumsuz karşılanmayabilir ama sigara içmenin çok olumsuz karşılandığı bir ülke olan ABD’de sigara istemek üstelik de New York City’de bir paket sigaranın 13 Dolar olduğu göz önünde bulundurulursa oldukça yüz tehdit edici bir rica olabilir.

Bireysel toplumlarda öğüt vermek üstünlük taslamak olarak yorumlanabilir Türkiye’de öğüt vermek birisinin sorununu çözmek, ona destek olmak ve yardım etmek olarak algılanır. Benzer şekilde, Yunan toplumunda uzak mesafe koyanlar kibar olarak kabul edilmezler; kibirli olarak görünürler.

Cömertlik, bir kibarlık stratejisi olarak Türkçede de görülür. Defalarca ısrar edilmeden ikram edilenleri yemeyen konuklar kibarlık ettiklerine inanırlar.

Giritliler cömertlikte o kadar ileri giderler ki birisi onların her hangi bir eşyasını övdüğü zaman onu o kişiye hediye ederler ve bu hediyeyi kabul etmemek kabalık olarak görülür.

İsrailliler, doğruluk ilkesine kibarlık ilkelerinden daha fazla önem verirler. İbranicede açık sözlü olmak diğerlerini kırmama eğiliminden daha baskındır.

Dilde kibarlık da dilin kendisi gibi durağan değildir ve yıllar içinde değişim gösterir. Lakoff’a göre Amerikan toplumunda yakınlık ve kibarlık algılaması değişmektedir.

Dilde kabalık olgusu ilk kez Robin Lakoff‘un çalışmalarıyla başlamıştır. Görece olarak çok daha az çalışmış bir konudur.

Kibarlık ya da kabalık konuşucunun karşısındakinin yüzünü koruma ya da onu tehdit etme amacıyla yaptığı kasıtlı tercihtir. Konuşucular, kasıtlı olarak kötü niyetle hakaret etme niyetiyle dil kullanabilirler. Bunun yanı sıra farkında olmadan söylenen sözler kaba davranış olarak görülebilir.

Dilde Kibarlık/kabalık söylem türleriyle yakından ilişkilidir. Kabalık toplumdaki kişinin gücü ya da güç gösterisi ile yakından bağlantılıdır. Dilde kabalık konuşucunun sahip olduğu toplumsal roldeki güç ile ya da bu gücüne karşı koyma amacıyla uygulanır.

Tabu sözcükler dile getirildiğinde çağrıştırdığı tüm olumsuz duygularla birlikte otomatik olarak algılanır. Küfretmek, karşıdaki kişide olumsuz duygular uyandırmak için dili bir silah olarak kullanmaktır.

Genel olarak tabu kelimeler şu konulara ilişkindir: doğaüstü güçler, vücut organları veya salgıları, hastalık/ölüm, cinsellik, önyargı ve nefret ifadeleri.

Saldırganı korkutmak ve olumsuz duygular uyandırmak için tabu kullanılabilir. Goffman’a göre insanlar kontrol edemedikleri güçlü duyguları iletmek için de kaba ve tabu dil kullanırlar.