GÖÇ VE GÖÇ SORUNLARI - Ünite 3: Afete Dönüşen Kitlesel Göçler Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Afete Dönüşen Kitlesel Göçler

Giriş

Türklerin Orta Asya’dan göçü, Kavimler Göçü, Avrupa’dan Amerika’ya göç gibi kitlesel göçler dünya nüfus yapısını, ülkelerin gelişme ve kalkınmalarını etkileyen önemli olaylardır. 2011 yılından itibaren Suriyelilerin savaştan kaçarak gerçekleştirdikleri göç dalgası da günümüzün en önemli kitlesel göçlerinden birini oluşturmaktadır.

Kitlesel Göç ile Afet Arasındaki Kavramsal İlişki

Söz konusu tanımlar içerisinde yer alan “kitlesel/toplu göç” (mass/collective migration) terimi, “yüksek sayılarda ani insan hareketi” olarak, akın (influx) terimi ise “vatandaş olmayan çok sayıda kişinin bir ülkeye aniden ulaşması” olarak tanımlanmaktadır. Literatürde “zorunlu göç” (forced migration) olarak ifade edilen bu terim ile “doğal, çevresel, kimyasal, nükleer felaketler, kıtlık ya da kalkınma projeleri nedeniyle yaşadıkları yerleri zorunlu olarak terk etmek zorunda kalan kişiler” kastedilmektedir.

Afet Terimleri Sözlüğünde göç terimi “bir grubun uluslararası bir sınırı geçerek ya da bir devlet içinde yer değiştirmesi” olarak tanımlanmakta süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirmesine ilişkin nüfus hareketlerinin göç kapsamına girdiği ifade edilmektedir. Ayrıca, “Menşe ülke dışına (istisnai ve düzensiz) gruplar hâlinde hareket” “toplu/kitlesel göç” (exodus/mass migration) olarak tanımlanmaktadır. Toplu göç “çok sayıda kişinin katıldığı bir hareket ya da belirli bir zamanda toplumun bir kısmının hareket etmesi” anlamına gelmektedir. ATS’de iltica (seeking refuge) terimi; “Irkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği korkusu taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen, dönmek istemeyen kişilerin bir başka devlete sığınması” olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın afete neden olabilmesi için, toplumlar ve yerleşim birimleri üzerinde çeşitli kayıplar meydana getirmesi gerekmektedir. Afet; “bir olayın kendisi değil, bazen beklenen bazen de aniden doğurduğu sonuç” olarak ifade edilmektedir. Kitlesel göç konusuna bu tanımlama doğrultusunda bakıldığında kitlesel göçün; çatışmalar, savaşlar ve afetlerin sonucunda ortaya çıkan bir sonuç olduğu görülecektir.

Uluslararası afet sınıflamalarında referans olarak kabul edilen pek çok sınıflama türü mevcuttur. Söz konusu uluslararası afet sınıflamalarının tamamında doğal afetler konusu ayrı bir kategori olarak yer almaktadır. Bu konuda sınıflamalar arasında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. İnsan kaynaklı afetler, doğa ile aralarında bir neden sonuç ilişkisi kurulamayan ve doğrudan insan faktörüne bağlı olarak gelişen afetlerdir. Yerinden Edilme (displacement): Genellikle silahlı çatışma ya da doğal afetler nedeniyle, bir kişinin evinden ya da ülkesinden, zorla çıkarılmasıdır. BM’nin afet risk azaltma ile ilgili raporlarında yerinden edilme kavramına son yıllarda daha fazla yer verilmeye başlandığı görülmektedir. Sonuç olarak, çatışma ve savaşlar ile kitlesel göç konusunun afet kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine ilişkin olarak dünya genelinde tek tip bir anlayış ve tanımlama bulunmamakta, farklı bakış açıları sergilenebilmektedir. Burada ülkeler için önemli olan geliştirdikleri terminoloji (tanımlar) ile afet sınıflamasının birbiriyle tutarlı ve uyumlu olmasıdır.

Neden ve Sonuçları Açısından Kitlesel Göç İle Afet Arasındaki İlişki

Gerçekleştiği yere göre göçler “İç Göç” ve “Dış Göç” olmak üzere iki başlık altında toplanmaktadır. Gerçekleşme nedenine göre uluslararası göçler; gönüllü ya da zorunlu göç olmak üzere iki başlık altında toplanmaktadır. “Gönüllü Göç” hareketinde, insanlar ülkelerini kendi iradeleri ile terk etmekte iken “Zorunlu Göç” hareketlerinde nüfus hareketliliği kişilerin iradelerinin dışında, yaşadıkları ülkenin itici faktörlerinin etkisi ile gerçekleşmektedir. Gerçekleşme süresine göre göçler; “Ani Gelişen” ya da “Planlı Göç” olmak üzere iki başlık altında toplanmaktadır. Hacmine göre göçler “Bireysel” ve “Kitlesel” olmak üzere iki başlık altında toplanmaktadır. Yasal durumuna göre göçler; “Düzenli” ve “”Düzensiz” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sonuç olarak özetlemek gerekirse göçün uluslararası boyutta zorunlu olarak gerçekleşmesi, aniden gelişmesi ve kitleselliği göç ile afet arasındaki ilişkiyi artırabilecek durumlardır. Bu durumlara son olarak göçün insani nedenlerden kaynaklanıyor olması konusunu da eklemek gerekmektedir.

Kitlesel göçün temel nedenleri ekonomik, siyasi, sosyo- kültürel, ve doğal nedenler olarak özetlenebilir. Göç olgusu gerek göç veren gerekse göç alan ülkeler için fırsat ve zorlukları beraberinde getirmiş, sadece zorunlu göçe neden olan kaynak ülkeleri değil aynı zamanda zorunlu göçmenleri kabul eden hedef ülke ve toplumları da derinden etkilemiştir. Genel itibarıyla çekici faktörlerin etkili olduğu göçlerin hedef ülke/ülkeler üzerinde pozitif yönde etkilerinin olması beklenirken bu tarz göçlerin afet etkisi yaratması beklenen bir durum değildir. İtici faktörlerin etkili olduğu göçlerin hedef ülke/ülkeler üzerinde pozitif ve/veya negatif etkileri olabileceği gibi pozitif etkilerin fırsata dönüştürülmesi ve negatif etkilerin ise afet etkisi yaratması ülkelerin kitlesel göçlere karşı hazırlık düzeyi ve benimsediği politikalar ile yakından ilişkilidir. Göç konusunun ulusal ve uluslararası boyutta işbirliği ve koordinasyon gerektiren bir konu olması uluslararası göç politikalarının önemini artırmıştır. Bu durum bir taraftan ülkelerin göçün olumlu taraarından yararlanma yani bu durumu fırsata dönüştürme arayışını artırırken, diğer taraftan göçün olumsuz etkilerini önleme arayışını beraberinde getirmiştir. Bu etki düzeyi göçün niteliği, kapsamı, büyüklüğü ve göç eden kişiler ve ülkelerin göç politikalarına bağlı olarak değişebilmektedir.

Risk Azaltma Açısından Kitlesel Göç ve Afet İlişkisi

Son yıllarda nüfus artışına paralel olarak afetlerden etkilenen insan sayısı ve dolayısıyla afetlere bağlı göçlerde de artış gözlenmektedir. Afet risklerinin azaltılması konusu BM Dünya Afet Risklerinin Azaltılmasına ilişkin konferanslarda varılan uzlaşının etkisiyle eskisine göre çok daha görünür bir hâle gelmiştir. Uluslararası ölçekte önem verilen ve çözüm geliştirilmeye çalışılan bütün bu konular bizi şu gerçeğe götürmektedir. “kitlesel düzeyde gerçekleşen zorunlu göçlere ilişkin riskler önceden tespit edilemez ve ani bir şekilde ortaya çıkan kitlesel nüfus hareketleri, ülkeler tarafından doğru bir şekilde yönetilemez, ülkelerdeki altyapı ve kapasite eksiklikleri giderilemez” ise bu durum her zaman için insani bir felakete dönüşebilme ve toplumlar üzerinde afet etkisi yaratabilme potansiyeli taşımaktadır.

Önceki yıllarda afet sonrası yaraların sarılması anlayışı doğrultusunda ağırlıklı olarak yardımlara odaklanan acil durum politikalarını yürüten dünya ülkeleri bu değişim ile birlikte afet öncesini de içerecek şekilde risk azaltma anlayışını benimsemeye başlamıştır. 168 BM ülkesi tarafından kabul edilmiş olan Hyogo Çerçeve Eylem Planınında küresel ölçekte afet risklerinin azaltılmasına ilişkin olarak ülkelere yol gösterici nitelikte temel bazı stratejiler belirlenmiş ve ülkelerin afet risk azaltma faaliyetlerine ilişkin olarak yürüttükleri çalışmaları içeren ülke durum raporları hazırlamaları öngörülmüştür. Sendai Çerçevesinde; Hyogo Çerçeve Eylem Planı’nda belirlenen ana esaslar çerçevesinde afet risklerinin azaltılması konusunda yol gösterici nitelikte öneriler ve öncelikler yer almaktadır.

Kitlesel göç risklerinin azaltılması yaklaşımında birinci adım mülteci krizi ortaya çıkmadan kaynak ülke/ülkelerde çözüm üretilmesidir. AB’nin ortak savunma ve göç politikası da bu anlayış doğrultusunda şekillenmiştir. Zorunlu bir şekilde ülkelerini terk etmek durumunda kalan ve kitlesel olarak göç etmek suretiyle bir ülkenin sınırına kadar gelen sığınmacıların en önemli gereksinimi temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. AFAD Başkanlığı mevzuat gereği Türkiye’ye gelen sığınmacıların temel ihtiyaçlarını oluşturulan geçici barınma merkezlerinde karşılamaktadır.

Yönetsel Açıdan Kitlesel Göç ve Afet İlişkisi

Afet yönetimi yaklaşımı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yakın zamanda politika, strateji ve eylem planlarını risk yönetimi anlayışına ağırlık vererek geliştirme yaklaşımının bir sonucudur.

Kitlesel göç akını karşısında bazı ülkeler açık kapı politikası uygulayarak özellikle savaş koşullarından zorunlu olarak kaçmak durumunda kalan sığınmacılara kapılarını açarken; bazı ülkeler konuya güvenlikçi bir bakış açısı ile yaklaşmakta ve sınırlarını sığınmacılara çeşitli yollarla kapatmayı tercih etmektedirler. Bütün bu yaklaşımlar transit ve hedef ülkelerde etkin bir göç yönetiminin tesis edilmesini gerekli kılmaktadır.

Afet yönetimi; hazırlık, zarar azaltma, müdahale ve iyileştirme aşamalarından oluşmaktadır. Afet yönetimi yaklaşımı afet risk yönetimi ile birlikte ele alınmaktadır. Afet risk yönetimi kavramı ise dünya gündemine yeni girmiş bir kavram olup, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, politika, strateji ve eylem planlarını risk yönetimi anlayışına ağırlık vermek suretiyle geliştirmeye çalışmaktadırlar. Dolayısıyla afet öncesinde tehlike ve riskin belirlenmesi, analiz edilmesi, riskin azaltılabilmesine yönelik mevcut imkân ve kaynakların tespit edilerek eksikliklerin önceden giderilmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması risk yönetimi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Sonuç olarak; uluslararası zorunlu kitlesel göçleri başka bir ifade ile büyük/kitlesel nüfus hareketlerine yönelik faaliyetleri iki aşamalı olarak düşünebiliriz. Bunlardan birincisi; afet ve acil durum politikalarının uygulandığı ve sığınmacıların yaralarının sarıldığı aşamadır ki bu aşama afet yönetiminin müdahale aşamasına ilişkin politika ve stratejileri çerçevesinde şekillenir. İkicisi ise uluslararası koruma statülerinin uygulandığı aşamadır ki bu uluslararası göç yönetimine ilişkin politika ve stratejiler çerçevesinde şekillenmektedir.

Sığınmacı sayılarının fazlalığı kısa vadede uluslararası koruma prosedürlerinin uygulanmasını zorlaştırmakta, sığınmacıların acil ihtiyaçları ise acil müdahaleyi gerektirmektedir. Bu durum uluslararası koruma prosedürlerinin dışında ilave bazı tedbirlerin alınmasını ve farklı bir yönetim ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Nitekim son dönemde yaşanan kitlesel göçlere ilişkin olarak “mülteci krizi”, “insani kriz” vb. nitelendirmeler bu ihtiyacın/ arayışın bir sonucudur. Suriye Krizi’nde Almanya başta olmak üzere diğer AB ülkeleri düzensiz kitlesel göçü “kriz” olarak tanımlamış ve yaşanan krizi “Mülteci Krizi (Refugee Crises)” olarak adlandırmıştır. Esasen krizler; genel olarak siyasi, askerî ya da insani boyut olmak üzere üç farklı alanda gerçekleşmektedir. Suriye’de yaşanan çatışmalar ise hem siyasi hem de insani boyutta bir krizin yaşanmasına neden olmuştur. Konuya insani kriz ya da mülteci krizi boyutunda bakıldığında insani yardım (humanitarian response) ve afet müdahale (disaster response) konuları önem ve öncelik kazanmaktadır. IDMC tarafından yer değiştiren kişi sayısı  100.000 den az ise kitlesel göç olayı küçük- orta boyutta nüfus hareketi; 100.000 ile 999.999 aralığında ise “büyük olay” yani büyük boyutlu nüfus hareketi; 1 ile 3 milyon aralığında ise “çok büyük olay”; 3 milyonda fazla ise “mega olay” yani mega boyutta nüfus hareketi olarak ölçeklendirilmiştir. Son 30 yılda dünya genelinde afetlerden kaynaklı büyük nüfus hareketlerinde altı kat artış olduğu görülmektedir. AB’nin mülteci krizi olarak adlandırdığı Suriye’deki iç savaş nedeniyle Avrupa’ya yönelik düzensiz göç hareketlerini büyük ya da çok büyük boyutta nüfus hareketi olarak tanımlamak mümkündür. Olayın büyüklüğü nedeniyle mülteci krizi ya da insani kriz tanımlamasının uygun olduğu görülmektedir. Konuyu Türkiye özelinde ele aldığımızda ise Suriye Krizi nedeniyle 2011-2017 yıllarında Türkiye’ye yönelik olarak yaşanan büyük nüfus hareketi 3 milyonun üstünde bir rakama ulaşmıştır. Söz konusu kitlesel göç hareketinin IDMC ölçeğine göre mega boyutta bir olay yani mega boyutta bir kitlesel göç olduğu söylenebilir. Esasen kitlesel nüfus hareketlerinin ilk aşamasında acil durum politikalarının önem kazandığı görülmektedir. Bu ihtiyaç, kitlesel göç konusunun göç yönetiminin yanı sıra afet yönetiminin de ilgi alanında olduğunu göstermektedir.