İLETİŞİM KURAMLARI - Ünite 5: Teknoloji Merkezli Yaklaşımlar Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: Teknoloji Merkezli Yaklaşımlar

Giriş

İletişim ya da medya teknolojileri tarihini araştıranlar arasında teknoloji ve edebiyat tarihçileri, toplumbilimciler, iktisatçılar, siyasal bilimciler, antropologlar ve bilişimciler gibi çok çeşitli bilim insanları vardır. Bu bilim insanları arasındaki merkezi tartışma, teknolojinin toplumsal değişmeyi nasıl ve ne kadar biçimlendirdiğidir. Her yorumcu, kendi uzmanlık alanına göre teknolojik değişmedeki farklı faktörleri vurgular. Ancak, bu konuda yeterli ve sağlam kanıtlara dayanan bir açıklama olanaksız değilse de çok zordur.

Teknolojik belirleyicilik yaklaşımı, modernleşme ve yeniliklerin yayılımı araştırmalarında da önemli bir rol oynamıştır. Modernleşme kuramcıları, kitle iletişiminin modernleşme ve kalkınmada önemli rol oynadığını savunmuş, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasını modernleşmenin ölçütü olarak görmüşlerdir.

Teknolojik Belirleyicilik Yaklaşımı

Doğa bilimlerinde belirleyicilik, evrende bütün olup bitenlerin nedensellik bağlantısı içinde olmasıdır. Toplum bilimlerinde belirleyiciliğin biyolojik, dilsel ve teknolojik belirleyicilik gibi türleri vardır.

Thorstein Veblen tarafından icat edilen teknolojik belirleyicilik, teknoloji toplumdaki değişimlerin tek ya da önde gelen nedenidir ve toplumsal örgütlenme kalıplarının altında yatan temel koşuldur. Bu görüşü benimseyenlere göre, genelde teknoloji ve özelde iletişim teknolojileri toplumun temelidir. Teknoloji, toplumdan bağımsız olarak toplumu biçimlendirmektedir.

İletişim kuramlarında teknolojik belirleyiciliğin önde gelen temsilcileri Harold Innis ve Marshall McLuhan’dır. Innis’e göre aile ve örgütler gibi toplumsal biçimlerdeki değişimler iletişim teknolojisindeki değişimlerin sonucudur. Egemenlik iletişim araçlarının denetimi ile oluşur ve yeni iletişim araçlarının bulunması ve bu araçların yeni örgütlenmelere yol açması ile toplumsal değişim meydana gelir.

Marshall McLuhan, kendi çalışmalarını Innis’in çalışmalarının bir uzantısı olarak görür. Onlara göre uygarlık tarihini oluşturan ve değiştiren iletişim teknolojisidir. Ayrıldıkları nokta etki konusudur. Innis’e göre teknoloji toplumsal örgütlenmeye, McLuhan’a göreyse duyu organları ve düşünceye etki eder.

McLuhan’ın temel varsayımları ve görüşleri şunlardır:

  • Araç egemen değişim gücüdür: İletişim araçları hem ne düşüneceğimizi hem de nasıl düşüneceğimizi belirleyerek toplumun dünya görüşünü belirler.
  • Araç insanın uzantısıdır: Örneğin kürek ellerin, mikroskop gözlerin, giysiler derimizin bir uzantısıdır. İnsanın teknolojik uzantıları ise, diğer uzantılarda bir ampütasyon (bir organı kesme) ya da değiştirme etkisi yapar. Otomobilin çok uzun mesafe yürüme, telefonunda düzenli mektuplaşma ile kazanılan yazı yazma sanatını kesmesi gibi ampütasyonları insanlar her zaman över veya görmezden gelir.
  • Araç iletidir: Bilginin kaydedilip aktarıldığı ortam/araç, o kültürün karakterinin belirlenmesinde kesin bir rol oynar. Sözcüğün yazıldığı şeyler sözcükten daha önemlidir. Araçlar içeriği ne olursa olsun, doğalarında var olan özellikleri nedeniyle etkilere sahiptir, içerik önemsizdir.
  • Sıcak ve soğuk araçlar : Araçları sıcak ve soğuk olarak ikiye ayırır. Sıcak araçlar, radyo, sinema ve fotoğraf gibi tek duyuyu uzatan ve izleyiciye tamamlaması için çok şey bırakmayan araçlardır. Bu araçların egemenliğindeki çağ mekanik çağdır. Soğuk araçlar televizyon ve telefon gibi az şey veren ve izleyici tarafından çok şey eklenen araçlardır. Çağımızın iletişim araçları soğuk iletişim araçlarıdır.
  • Gutenberg galaksisi: Basın görmeye ağırlık verdiği için, basına dayanan kültürlerde insanlar duyduklarına inanmakta ve konuşmayı hatırlamakta zorluk çeker. Toplumsal düzeyde basın, milliyetçiliğin doğuşuna yol açmıştır.
  • Küresel köy: Televizyon ise duyuların çoğuna hitap eden bir araç olduğu için dünyayı milliyetçilikten “küresel köy” olmaya yöneltmiştir. Elektronik iletişim çağının başat medyası televizyondur. Televizyon sayesinde insanlık, parçalanmış hayatından alfabe öncesi çağın köy topluluğu yaşamına dönecektir.
  • Tetrad (dörtlü): Düşüncelerini bilimsel bir temele oturtmadığı için eleştirilen McLuhan, bir aracın toplum üzerindeki etkilerini dört kategoriye ayırarak incelemiş ve düşüncesine “tetrad” adını verdiği bir temel geliştirmiştir. Bir aracın etkilerini anlamak için dört soru sorulabileceğini söylemiştir:
    • Araç ya da teknoloji neyi genişletiyor ya da uzatıyor?
    • Araç, medya ya da teknoloji neyi yerinden ediyor, neye önemini kaybettiriyor?
    • Medya ya da teknoloji neyi telafi ediyor ya da geri kazandırıyor?
    • Sınırlarına ulaştığında teknoloji neyi tersine çeviriyor ya da geri döndürüyor?

      Tetrad sürecinde sorulan sorular, dört etki dizisi ile sonuçlanır. Bunlar;
    • Genişletme,
    • Yerinden etme,
    • Geri döndürme
    • Telafi etmedir

McLuhan teknolojiyi kimin hangi amaçla ürettiğini ve denetlediğini göz önüne almaz ve teknolojik düzenin savunuculuğunu yapar. Bu nedenle, büyük şirketlere, özellikle enformasyon ve iletişim teknolojilerini üretenlere hizmet veren bir kapitalizm savunucusu olmakla eleştirilmiştir.

Karmaşık toplumsal olguları, düzenleri ve ilişkileri yalnızca teknoloji etkenine bağlı olarak açıklamaya çalıştığı için indirgemecilikle eleştirilmektedir.

Aynı zamanda, teknolojinin kullanımını yöneten toplumsal süreçleri ve seçimleri göz ardı ettiği için de eleştirilir.

Modernleşmede Kitle İletişimi Teknolojisi

Modernleşme kuramcıları, kitle iletişiminin modernleşme ve kalkınmada önemli rol oynadığını savunur.

Bu kuramcılara göre kitle iletişimi modernleşme süresinde şu görevleri yerine getirir:

  • Yeni değerler ve tutumlar yayarak toplumda değişim atmosferi yaratabilir.
  • Eğitim, tarım, endüstri ve sağlık alanlarında yeni beceriler yaratabilir.
  • Bilgi kaynaklarının çoğaltıcısı olabilir.
  • Öğrenmeyi sağlayarak maliyeti azaltabilir.
  • Kişinin beklenti düzeyini yükselterek etkinliğini artırabilir.
  • Ulus duygusu yaratmada etkilidir.
  • Kalkınma planlarının hazırlanmasını ve uygulanmasını kolaylaştırır. Kalkınmayı kendi kendini sürdüren bir süreç haline getirebilir.

Kitle iletişiminin kalkınmadaki rolü üzerinde durulmasının ekonomik, kültürel ve siyasal nedenleri vardır. Kitle iletişim teknolojisinin üreticisi Batı olduğu için, bu teknolojiler ne kadar çok yayılırsa Batılı şirketler o kadar fazla kar eder, Batının tüketim ve siyasal kültürünün egemen olmasına yol açar.

Yeniliklerin Yayılımı

Yeniliklerin yayılımı, yeniliklerin bir topluma nasıl sokulduğunu ve insanların bu yenilikleri nasıl benimsediklerini ya da reddettiklerini açıklamaya çalışan bir iletişim araştırmaları alanıdır. Bu konuda en fazla bilinen isim Everett M. Rogers’dır. Rogers’a göre yeniliklerin yayılımında dört temel öge bulunmaktadır:

  1. Yenilik: Rogers yeniliği “bir birey ya da başka bir kabullenme birimi tarafından yeni olarak algılanan düşünce, uygulama veya nesne” olarak tanımlar. Teknolojik yeniliklerin;
    • Donanım ve
    • Yazılım olmak üzere iki bileşeni vardır

      Bir yeniliğin benimsenme süresini etkileyen özellikler şunlardır:
    • Göreli üstünlük,
    • Uyumluluk,
    • Karmaşıklık,
    • Denenebilirlik,
    • Gözlenebilirlik.

      Alıcılar tarafından daha büyük g öreli üstünlüğe, uyumluluğa, denenebilirliğe, gözlenebilirliğe ve daha az karmaşıklığa sahip yenilikler diğerlerinden daha çabuk benimsenebilir.
  2. İletişim Kanalları: Bir iletişim kanalı mesajların bir bireyden diğerine geçtiği araçtır. Kişiler arası kanallar yeni bir fikre karşı tutumlara etki ederken, kitle iletişim araçları yenilik bilgisinin yaratılmasında etkilidir.
  3. Zaman: Zaman, yeniliklerin yayılımında üç öge ile ilişkilidir:
    • Yenilik yayılım süreci,
    • Yenilikçilik,
    • Bir yeniliğin benimsenme oranı.

      Yeniliğin benimsenmesi süreci şu aşamalardan oluşur:
    • Bilgi,
    • İkna,
    • Karar,
    • Uygulama,
    • Sağlamlaştırma.

      Karar verme sürecinde kitle iletişim araçları bilgi aşamasında, yüz yüze iletişim kanallarıysa ikna olma aşamasında önem kazanmaktadır.

      Yenilikçilik ise , yeni fikri bir toplumsal sistemin diğer üyelerinden daha erken benimse derecesidir. Yenilikçiler beş kategoriye ayrılır:
    • Mucit (yenilikçi),
    • İlk benimseyiciler,
    • Erken çoğunluk,
    • Geç çoğunluk,
    • Yavaş davrananlar
  4. Toplumsal Sistem: Rogers bir toplumsal sistemde üç yenilik-karar tipi belirlemiştir:
    • İsteğe bağlı yenilik-kararı,
    • Kolektif yenilik-kararı,
    • Otoritenin yenilik-kararı.

      Ayrıca bu üç yenilik karar verme tipinin iki ya da daha fazlasının ardışık bir birleşiminden oluşan dördüncü bir kategoriden söz edilebilir:
    • Rastlantısal yenilik-kararı.

      Bu yalnızca önceki yenilik-kararından sonra yapılan benimseme ya da reddetme seçimleridir.

Bir sosyal sistem içindeki yayılımı etkileyen nihai biçim sonuçlardır. Sonuçlar üç kategoride toplanabilir:

  • İstenenlere karşı istenmeyen sonuçlar , bir yeniliğin bir toplumsal sistemdeki etkisinin fonksiyonel olup olmamasına bağlıdır.
  • Dolaysıza karşı dolaylı sonuçlar, toplumsal sistemdeki değişikliklerin bir yeniliğe hemen tepki verilmesiyle mi; yoksa bir yeniliğin dolaysız sonuçlarının ikincil sonucu olarak mı meydana geldiğine bağlıdır.
  • Öngörülmüş olanlara karşı öngörülmemiş sonuçlar, tepkilerin bir toplumsal sistemin üyeleri tarafından onaylanan ve amaçlanan tepkiler olup olmadığına bağlıdır.

Yeniliklerin yayılması farklı iletişim kaynaklarını içerir. Modele göre farklı kaynaklar yeniliklerin benimsenmesinin farklı evrelerinde farklı işlevler görür. Bu konudaki araştırmalar kitle iletişim araçları dışındaki kaynaklara (komşular, uzmanlar gibi) da önem vermiştir. Kalkınma kuram ve yaklaşımlarında yeniliklerin yayılması önemli bir yer tutar.

İletişim ile kalkınma arasındaki ilişkide artık geçerliliğini yitirmiş temel bir kuramsal çerçevedir. Eleştirildiği noktalar şunlardır:

  • Modernleşmeyi batının geleneklerinin kabul edilmesi olarak öne sürmesi.
  • Yenilik hareketinin tabandan başlayabileceğini göz önüne almaması.
  • Farklı yayılma türlerinin farklı yayılma süreçleri içerebileceğini göz ardı etmesi.
  • Modelde geri beslemenin olmaması.
  • Dikkat tüketici üzerinde toplanmıştır. Toplum yapısı ve iletişim araçları verili olarak alınmış ve sorgulanmadan kabul edilmiştir.
  • Modelde tutum değişimi karardan önce yer almaktadır. Ancak bu tartışmalı bir konudur.

Yeniliklerin Yayılımında Yeni Yaklaşımlar

Yeniliklerin yayılımı araştırmalarında kalkınmanın gerçekleşmemesi yanlış iletişim stratejilerine bağlanırken, eski modelin yanlışlığının anlaşılmasından sonra iletişime yüklenen görevler değişmiştir.

Yeni yaklaşımla beraber teknoloji ögesi üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. İletişim teknolojilerinin olanakları, özellikleri ve sınırları sorgulanmıştır. Ancak iki yönlü iletişim önerisinin geri besleme düzeyinde kalması ve iletişimin etkililik açısından ele alınması yüzünden hem kalkınma ve toplum hem de iletişim sürecinin anlaşılmasında yetersiz kalınmıştır.

Küreselleşme ile birlikte teknolojik yeniliklerin uluslararası yayılımı incelenmeye başlanmıştır. Bazı araştırmacılar iktisatçı Raymond Vernon’un “uluslararası ürün yaşam devreleri” modelinden hareketle bu konuyu incelemişlerdir. Bu modelde her ürünün dört yaşam evresi vardır:

  1. Doğuş aşaması: Ürün ABD’de ortaya çıkar.
  2. Yaygınlaşma: Ürünün yaygınlaşması ve ihraç edilmesiyle büyüme dönemine geçilir.
  3. Olgunluk dönemi: Dış pazardaki genişlemenin yavaşlamasıyla olgunluk dönemine girilir.
  4. Düşüş evresi: Amerikan firmaları düşük maliyet avantajlarını yitirirken denizaşırı işletmeleri de rekabet üstünlükleri yitirmeye başlarlar.

Enformasyon Toplumu ve İletişim Teknolojileri

Enformasyon kavramı ile bilgi kavramını birbirine karıştırmamak gerekir:

  • Enformasyon veri ile bilgi arasındadır.
  • Veri işlenmemiş ham bilgidir.
  • Enformasyon düzenlenmiş veridir.
  • Bilgi ise bir amaca yönelik olarak düzenlenen enformasyondur.

Enformasyon toplumu bilginin en değerli kaynak, üretim aracı, aynı zamanda temel ürün olduğu bir toplumdur.

Enformasyon toplumu kuramcıları iki tez öne sürer:

  • Birincisi, endüstri toplumunun geride bırakılıp enformasyon toplumuna geçildiğidir.
  • İkincisi, bu geçişle birlikte önceki dönemlerde yaşanan bütün toplumsal sorunların kendiliğinden giderileceği yolundadır.

Enformasyon toplumunda enformasyon ve iletişim teknolojileri hakimdir. Bu toplumsal evrede kitle iletişim araçlarından çok “yeni medya”dan söz edilir.

Günümüzde yeni medya ortamlarında ses, veri, metin ve görüntü tek bir altyapı üzerinden iletilebilmekte ve aynı ortamda işlenebilmektedir. Bu birleşmeye “ yöndeşme ” adı verilmektedir. Yöndeşmeyi olanaklı kılan ise sayısallaşmadır.

  • Enformasyon ekonomisinin gelişmesi,
  • Enformasyon teknolojilerinin yaygınlaşması,
  • Mesaj ve mesajları taşıyan kanal sayısındaki artış,
  • Karşılıklı bağımlılık,
  • Enformasyon alanında çalışan işgücünün artışı,
  • Bilimsel bilginin özel konumu.

Enformasyon toplumu düşünürlerine göre, gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler ve bireyler arasındaki farkı kapatacak ögenin iletişim teknolojisidir.

Enformasyon toplumunda hizmetler sektöründe çalışanların oranı, tarım ve sanayi sektörlerindeki istihdama göre çok fazladır. Teknolojik bilgi kuramsal bilginin kodlanması ile daha da gelişmektedir. Enformasyon toplumlarında hammaddeye sahip olmak önemli değildir.

Ülkeler kitle üretimine dayanan sanayileri terk ederek yüksek teknolojiye dayanan mikro elektronik ve nanoteknoloji gibi sektörlere yönelmektedir.

Enformasyon ve iletişim teknolojilerinin yol açtığı toplumsal yapıyı anlatmak için kuramcılar değişik isimler kullanmışlardır:

  • Endüstri sonrası toplum: Daniel Bell bu kavramı kullanmaktadır. ABD, Avrupa gibi modern toplumların giderek enformasyon toplumu olarak görülmeleri gerektiğini söylemiştir.
  • Küresel kent: Zbigniew Brzezinski enformasyonun özellikle Amerika’da yeni bir toplum yarattığını öne sürer. Ona göre endüstri sonrası toplum “teknetronik” topluma dönüşmüştür ve teknetronik çağa “küresel köy” değil “küresel kent” terimi daha uygundur. Bu toplum kültürel, psikolojik, toplumsal ve ekonomik olarak bilgisayar ve iletişim teknolojileri tarafından biçimlenmektedir.
  • Ağ toplumu: Manuel Castells içinde bulunduğumuz toplumsal evreye “enformasyonalizm”, bir öncekine ise “endüstriyalizm” ismini verir. Ağ toplumunda “akışların oluşturduğu mekan” ile “yerlerin oluşturduğu mekan” arasında bir karşıtlık ortaya çıkmakta ve yeni enformasyon teknolojilerinin sağladığı olanaklar üzerine kurulan “yersiz iktidarlar” ile “iktidarsız yerler” arasındaki çelişkilerin temelini oluşturmaktadır. McLuhan’ın “araç mesajdır” düşüncesini kullanarak Castells “ağ mesajdır” görüşünü savunmaktadır. Örgütlerin ağın bir parçası olmadan varlıklarını sürdüremeyeceğini savunur.
  • Kompütopya: Yoneji Masuda enformasyon toplumu için kompütopya terimini kullanmıştır. Enformasyon toplumunun itici gücünün enformatik değerlerin üretilmesi ve bilgisayar teknolojisi olduğunu söyler. Modernleşmenin simgesi bilgisayar merkezleridir.

Teknolojik belirleyiciliğin indirgemeciliğinin sınırlılıklarına sahiptir. Eşitsizlik kaynaklarını göz ardı ederek neo-liberal politikaların meşrulaştırılmasında işlev görür. İdeolojik yönlendirmede de işlevseldir. Kapitalizmin sonuçlarını kapitalizmin temel dinamiklerinde aramaktadır. Enformasyon toplumunun gerçekten bilgili bir toplum olup olmadığı tartışmalı bir konudur.

Bilgi Açığı Yaklaşımı

“Bilgi uçurumu” , “bilgi gediği”, “bilgi farkı” gibi isimlerle de anılır. Bu yaklaşıma göre bilgi toplumda eşit olarak dağıtılmamıştır. Kitle iletişim araçlarıyla dağıtılan bilgi bilgiye daha fazla erişme olanağı olan bazı toplum kesimlerinin diğerlerine göre daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlar. Böylece yüksek statü kesimlerinde alt kesimlere göre bilgi artışı daha fazla olur.

Bu yaklaşım ilk kez 1970 yılında Tichenor, Dnohue ve Olien imzalı bir makalede ileri sürülmüştür.

Bilgi açığı, enformasyon kaynaklarının dengesiz dağılımı ile ilgilidir ve özellikle yeni teknolojilerin gelişmesi sonucu görülür. Yeni teknolojiler çıktıkça avantajsız kişiler sürekli daha geride kalır. Bu yenilikler toplum içine yayılırsa demokratikleşme ve açığın ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu yaklaşıma göre bilgi açığının artması gelecekteki toplumsal değişimde merkezi bir etken olabilir. Ancak bu yaklaşım birçok eleştiri de almıştır.

İnsanların toplumsal konularda bilgilenmesinde kişisel deneyim ve kişilerarası iletişimin rolünü ve kendi bilgilerini yaratmasını göz ardı etmiştir.

Diğer eleştiri noktası yaklaşımın alıcı-yönelimli olması ve açığa neden olan bilginin niteliğiyle ilgilidir.

Sayısal Eşitsizlik

“Sayısal bölünme” ya da “sayısal uçurum” adlarıyla da bilinir. Bilginin üretilmesi, işlenmesi, paylaşılması ve değer yaratması sürecinin dışında kalan büyük çoğunluk ile bu sürece etkin olarak katılan küçük azınlık arasındaki eşitsizliği anlatan bir kavramdır. Ülkeler arasında olabileceği gibi aynı ülkenin farklı toplumsal kesimleri ve bireyleri arasında da olabilir.

Sayısal eşitsizlikle ilgili olarak genellikle üç göstergeden söz edilir: Erişim, kullanım ve enformasyon okuryazarlığıdır. Enformasyon okuryazarlığı, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin etkin biçimde kullanılma miktarını anlatır.

Enformasyon ve iletişim teknolojileri, toplumların ve ekonomilerin temeli haline geldikçe, sayısal eşitsizlik, enformasyona sahip olmayanların yeni teknolojiye dayanan işlere, e-devlete, enformasyon teknolojisi kullanan sağlık ve eğitim hizmetlerine katılımdan yoksun kalmasına neden olmaktadır.

Sayısal eşitsizlik konusu UNESCO, Birleşmiş Milletler, OECD ve G-8 toplantılarında da ele alınmakta ve eşitsizliğin giderilmesi için ülkeler kendi politikalarını oluşturmaya çalışmaktadır.