KAMU DİPLOMASİSİ VE ULUSLARARASI HALKLA İLİŞKİLER - Ünite 2: Kamu Diplomasisinin Bir Yumuşak Güç Ögesi Olarak Ortaya Çıkışı Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 2: Kamu Diplomasisinin Bir Yumuşak Güç Ögesi Olarak Ortaya Çıkışı

Giriş

Kamu diplomasisi, temel olarak uluslararası topluma ya da herhangi bir yabancı ülke kamuoyuna hitap etmektir. Hitap eden, hedef kitle ve hitabın nasıl yapıldığı , kamu diplomasisi adı verilen dış politika etkinliğinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.

Kamu diplomasisini oluşturan öznenin hedef kitleye ulaşmasını sağlayan, öznenin kendisine dair ögelere, kamu diplomasisinin kaynakları denilebilir.

  • Kamu diplomasisinin temelinde ülkenin kültürel unsurları ve bu kültürün yabancı kamuoylarına tanıtılması aracılığıyla hedef kitlede bir sempati oluşturulması amaçlanmaktadır.
  • İkinci sırada yerel değerler ve politikaların tanıtımı sayılabilir.
  • Üçüncüsü ise dış politika esasları ve üslubudur.

Kamu diplomasisi etkinliğinin temel amaçları şunlardır:

  • İnsanların bir ülkeye aşina olmasını sağlamak,
  • İnsanların bir ülkeye karsı olumlu duygular ve önyargılar hissetmesini sağlamak,
  • İnsanları bir ülkeye bağlamak
  • İnsanlar üzerinde genel anlamda bir etki yaratmak.

Geleneksel Diplomasi ve Kamu Diplomasisi

Dış siyasetin uygulamaya kon propaganda masına diplomasi denir. Diplomatik faaliyetler, ilk siyasal birimlerin ortaya çıkısı ile başlamıştır.

Diplomatik faaliyetler, ülkenin temsilini gerçekleştirmenin yanı sıra ülkenin ulusal çıkarlarının çatışmaya gerek kalmadan, uluslararası sistem dâhilinde, barışçıl yollardan elde edilmesi amacını taşımaktadır.

Diplomasi, dış politikanın belirlenmesine değil, uygulanmasına yöneliktir. Dış politikanın belirlenmesinde ve yürütülmesinde genelde, hükümet ve özelde, Dışişleri Bakanlığı görevlidir.

Diplomatların üç görevi bulunur. Bunlar:

  • Bilgi toplamak,
  • Kendi ülkelerinin temsilcileri olarak, ülkelerinin uluslararası imajını yöneterek olumlu bir kanaat oluşmasını sağlamak ve
  • Belirlenen dış politikayı uygulamaktır.

“Kültürel diplomasi” kavramı, kamu diplomasisinin bir kavram olarak ortaya çıkmadığı dönemlerde, bugün kamu diplomasisi çerçevesinde görülen faaliyetleri ifade etmekteydi.

Kültürel diplomasinin kapsamına; sanat eserleri ve etkinlikleri, bir ülkenin kültürü aracılığı ile dünya görüsünün tanıtılması, kültürel aktiviteler, öğrenci değişim programları ve yabancı öğrencilere sağlanan eğitim bursları girmektedir. Hatta kültürel etkileşimin olduğu moda, spor, dans, müzik ve inanç turizmi gibi pek çok alandaki faaliyetler kültürel diplomasi olarak adlandırılabilmektedir.

Kamu diplomasisi bir faaliyet alanı olarak 1965 öncesinde de vardır ve çeşitli kurumlarca yürütülmektedir. Kamu diplomasisi, zaten var olan bir faaliyete konulmuş yeni bir isimdir. Kamu diplomasisi kavramını ilk olarak 1965 yılında ABD’li diplomat Edmund Gullion kullanmıştır.

Kamu diplomasisinin en önemli özellikleri şunlardır:

  • Şeffaflık,
  • Geniş kitlelere yönelik tasarlanma.

Resmi diplomasi ise, bilgi paylaşımı bakımından şeffaf değildir, çünkü resmi diplomasi faaliyetlerinin planlanması, yürütülmesi ve elde edilen verilerin paylaşılması ancak sınırlı bir grup içinde gerçekleştirilir.

Resmi diplomatik faaliyetler, diplomatik ve/ya siyasi elitler arasında yürütülürken, kamu diplomasisinin hedef kitlesi ise belirli bir ülkenin veya bütün dünyadaki ülkelerin vatandaşlarıdır.

Resmi diplomasi bir ülkedeki diplomatlar, yönetici elit ve en fazla işadamları gibi belirli bir kesim ile temasta olup ve onların tutumlarını etkilemeye çalışır. Kamu diplomasisinin hedefinde, hedef ülkedeki bütün kesimler yer alabilmekle beraber, öncelik halktır. İki diplomasi tarzı arasında göze çarpan ilk farklar, şeffaflık ve hedef kitlenin büyüklüğüyle ilgilidir.

Resmi diplomasi faaliyetinde bulunabilecek kişiler ve kurumların statüleri, 1961 Diplomatik İlişkiler üzerine Viyana Konvansiyonu ile uluslararası hukuk tarafından belirlenmiştir. Ayrıca her ülkede yasalarla, bu kişi ve kurumların görevleri kayıt altına alınmıştır.

Kamu diplomasisi uygulamalarının geleneksel diplomasi ile arasındaki farklılıklardan en önemlisi, planlama veya uygulamaya değil, sonuçlara ait olan farklılıktır.

Geleneksel diplomasi; kurallı, hiyerarşik ve belirli bir sonuca yönelik bir yapıya sahiptir. Kamu diplomasisi ise, hiyerarşik olmayan, belirsiz ve karşılıklı bir yapıya sahiptir.

Kamu Diplomasisinin Tarihsel Gelişimi

Ulus-devlet vatandaşlığının doğusuyla bağlantılı olarak, kamuoyu, uluslararası ilişkilerde dikkate alınacak bir unsur olarak ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimi sonrası, milliyetçilik ve demokrasi popüler ideoloji ve yönetim tarzları olarak benimsenmiştir. Endüstri Devrimi’yle gelişen teknoloji de, kamuoyunu yönlendirmeyi kolay hale getirmiştir. Böylece propagandalar yayılmıştır.

Propagandalar, dünya savaşları sırasında moral ve cesareti artırma, ikna etme ve bilgilendirme amaçlı olarak kullanılmıştır. Ayrıca SSCB ve İtalya ve Almanya gibi ülkelerde, komünist ve faşist rejimlerin yayılması amacıyla da propagandalara başvurulmuştur.

II. Dünya Savaşı döneminde, Savaş Enformasyon Ofisi (Office of Wartime Information) aracılığı ile savaş boyunca, Hollywood filmleri bir Amerikan etkisi yaratma aracı haline getirilmiştir.

I. Dünya Savaşı’nın ardından, büyük çaplı dünya savaşlarının yaşanmasının önüne geçmek amacıyla, Uluslararası İlişkiler (UI) kurulmuştur. 1919’da Galler’deki Aberystwyth Üniversitesi’nde, bu isimle açılan ilk kürsünün ardından, dünya barışının nasıl sağlanacağına dair bir uluslararası kurumsallaşmaya gidilmesi ve gizli nitelikteki uluslararası anlaşmalara son verme gibi fikirler yürütülmüştür. Bu fikirlerin oluşturduğu külliyat, sonraları idealizm üst baslığıyla anılmıştır.

ABD Devlet Başkanı Woodrow Wilson’un, I. Dünya Savaşı’nın ardından deklare ettiği 14 Prensip’i, yeniden böyle bir savasın yaşanmaması için nasıl uygulamaların yapılması gerektiği ortaya koymaktadır. Bu çerçeve; denizlerin serbest ticarete açılması, ulusların kendi kaderini tayin edebilme hakkının tanınması ve bazı ülkelerin sınırlarının düzenlenmesine yönelik ilkeler içermektedir.

Ancak 1929’daki ekonomik kriz ve savaş sonrasında Avrupa’da yükselen milliyetçilik ile bu süreç sekteye uğramış ve II. Dünya Savaşı ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasındaki idealist ve barışçıl yaklaşım, II. Dünya Savaşı sonrası ortadan kalkmış ve iki kutuplu ve kapitalizm/liberalizm ile komünizm arasındaki ideolojik bir ötekileştirmeye dayanan bir temelde iki kutuplu uluslararası sistem oluşmuştur. Soğuk Savaş denilen bu yeni dönemde, aktörlerin temel kaygısı güvenlikti. Bu sistemin merkezinde yer alan realizm, klasik anlamıyla devletleri antropomorfik (insanbiçimci) bir bakış açısıyla yorumlar. Realizm 1940’larda Hans Morgenthau’nun Politics Among Nations (Uluslararasındaki Politika) adlı eseriyle gündeme gelmiştir. Realizme göre devletler, hayatta kalma ve galip gelme için güce ihtiyaç duyan özneler olarak, birbirlerine güvenmediklerinden güvenlik kaygıları birincil öneme haizdir.

Kamu diplomasisi kavramın benimsenmesi ve söylemsel olarak kullanılmasının birkaç belirgin nedeni bulunur. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Kamu diplomasisinin, uluslararası ve yabancı kamuoylarını manipüle etmek anlamında kullanılan propaganda kavramının yerine kullanılabilecek bir kavram olması.
  • SSCB ile süregiden Soğuk Savaş’ta, bu yeni ve yumuşatılmış kavramı kullanmanın iyi bir alternatif olarak görülmesi.
  • Kavramın, ABD’nin Vietnam Savaşı’na dâhil olduğu bir dönemde, bu savası haklı göstermeye ve olumsuz eleştirilere karsı argümanların savunulduğu bir araç haline gelmesi.
  • Amerikan Enformasyon Ajansı (United States Information Agency, USIA) üzerinden, ABD’de kamu diplomasisini yönetebilecek bütün organların, merkezîleşmesi sürecine gidilmesi.

USIA, 1953’de kurulmuş ve ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki fikirlerini yabancı kamuoylarına yaymak üzere faaliyetini sürdürmüştür. Başkan Eisenhower’ın iktidarında kurulan USIA’nın, 1999’da Clinton döneminde Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi ve Kamusal İlişkiler Müsteşarlığı’nın kurulmasıyla birlikte kurumsal kimliği sona ermiştir.

Kamu diplomasisi faaliyetleri ilk kez ABD tarafından yürütülmeye başlanmamıştır. Ancak bu kavram, ABD tarafından Soğuk Savaş boyunca avantaj sağlayacak bir enstrüman olarak kullanılmıştır.

II. Dünya Savaşı esnası ve sonrası ABD’nin yanı sıra, Almanya, Fransa ve Britanya gibi ülkeler kamu diplomasisi veya kültürel diplomasi adı verilen faaliyetleri yoğun olarak yürütmüştür.

1962’de SSCB, ABD’ye yakın bir ada ülkesi olan Küba’ya füze yerleştirmek için gemilerini yolladığında ABD buna karşı kendi gemileriyle bu ülkeye girişleri kapatmış ve bu olay iki ülke arasında nükleer savaşa varabilecek bir gerilim doğurmuştur. Ardından iki taraf diyalog sürecine girmiş ve yaklaşık yirmi yıl sürecek ve adına yumuşama denen, karşılıklı iletişim kanallarının açık olduğu ve karşılıklı silah indirimi görüşmelerinin yapıldığı Yumuşama (Détente) başlamıştır.

1978’de ABD Başkanı Jimmy Carter’ın arabuluculuğunda, İsrail Başbakanı Menachem Begin ile Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat arasında yürütülen Camp David görüşmeleri önemli bir adımdır.

Camp David, ABD Başkanlarının tatillerini geçirmek üzere kullandıkları resmi sayfiyesidir. Çok sayıda diplomatik görüşmenin mekanı olarak da ün kazanan Camp David, 1978’de Mısır ve İsrail arasında gerçekleştirilen müzakerelere de ev sahipliği yaptığından Camp David Görüşmeleri adıyla anılmaktadır.

Gorbaçov’un SSCB’nin liderliğine geçmesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin kendini ilga etmesi, farklı bir dönemi başlatmış ve iki kutuplu uluslararası sistem sona ermiştir.

Kenneth Waltz’un çerçevesini çizdiği neorealizm kuramı, uluslararası sistemin yapısal olarak anarşik olduğunu vurgular. Bu yapı altındaki devletler de, yapının etkilerine karşı aynı tepkileri verirler. Devletler birbirlerine benzer birimlerdir. Kuram, özellikle Soğuk Savaş’ın yeniden alevlendiği 1980’ler dönemini açıklayıcı bulunmuştur. Zira uluslararası sistem yapısal olarak güç çatışmasına mahkumdur.

Bir Yumuşak Güç Ögesi Olarak Kamu Diplomasisi

Realist bakışa göre, devletler güvenlik kaygısı içinde çıkarlarının peşinde koşarlar ve çıkarlarını elde etmek ve bekalarını sağlamak için güce ihtiyaç duyarlar. Güvenlik problemine çözüm getirecek olan askeri güçtür ve silahlanma kapasitesi ile ordunun büyüklüğü, temel göstergelerdir. Ekonomik güç de, askeri güce eşlik eder.

Askeri ve ekonomik gücün, baskı kurarak karşısındakinin davranışını değiştirme amacıyla kullanıldığı biçimine, “sert güç” (hard power) denir. Askeri güç daha çok baskı, tehdit ve kuvvet kullanmayla birlikte anılırken ekonomik güç teşvik, ödemeler ve yardımlar ile anılmaktadır. Yumuşak güç ise, devletlerin cazibe ve gündem oluşturma davranışlarıyla; değer, kültür, politika ve kurumlar aracılığıyla; kamu diplomasisi ile iki ve çok taraflı diplomasi dış politikalarıyla tanımlanır.

11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen saldırıların sonrasında, ABD’nin önderliğinde teröre karşı savaş söylemi eşliğinde, askeri harekâtlar başlatılmıştır. Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bazı ülkelerin de dâhil olduğu harekâtlarda, Afganistan ve Irak işgal edildi. 21. yüzyılda ABD’nin dış politikası oldukça güvenlikleştirildi. Bu dönemde, ABD’nin dış politikasının sert güç ekseninde yürütülmesine bir tepki ya da eleştiri olarak algılanan, Nye’ın yumuşak güç kavramsallaştırması ve beraberinde yaptığı kamu diplomasisi vurgusu ortaya çıktı. Yumuşak güç kavramı bu dönemde, literatüre Joseph Nye tarafından sokulmuştur. Nye, yumuşak gücün baskı kurma değil, cazip hale getirme ekseninde ilerlemesi gerektiğini yani, devlet gücünün dolaylı kullanılması gerektiğini belirtmektedir.

Nye, bir devletin yumuşak gücünün üç kaynağa dayandığı açıklar:

  • Diğerleri için cazibeli olan kültüre ,
  • Şayet iç ve dış politikada ilkeli davranılıyorsa siyasal değerlerine,
  • Eğer uluslararası alanda meşruiyet ve ahlaki değerlere aykırı değilse dış politikaya dayanmaktadır.

Joseph Nye, ABD’nin 11 Eylül sonrasında sert gücünü ön plana çıkararak sergilediği dış politikanın yetersizliklerini vurgularken gücün yalnızca baskıcı, kuvvete dayanan yöntemlerle değil bilakis ikna ve cazibeye dayalı yumuşak güç enstrümanlarıyla da sağlanabileceğini bir dış politika tavsiyesinde bulunmuştur.

Yumuşak güç araçları arasında;

  • Sivil toplum kuruluşları,
  • Düşünce tankları (think-tank),
  • Yardım kuruluşları yumuşak gücün içinde sayılabileceği gibi;

Amerikan örneği için;

  • Hollywood sineması,
  • Küresel markalar,
  • Tanınmış sporcular ve sanatçılar, vb. uluslararası etkinliği olan farklı ögeler de bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.

Joseph Nye’e göre güç üç kategoriye ayrılır:

  • Askeri güç,
  • Ekonomik güç ve
  • Yumuşak güç (S:37, Tablo 2.1).

Askeri güç daha çok baskı, tehdit ve kuvvet kullanmayla birlikte anılırken, ekonomik güç teşvik, ödemeler ve yardımlar ile anılmaktadır. Yumuşak güç ise devletlerin cazibe ve gündem oluşturma davranışlarıyla; değer, kültür, politika ve kurumlar aracılığıyla; kamu diplomasisi ile çift ve çok taraflı diplomasi dış politikalarıyla tanımlanır.

Yumuşak güç ve kamu diplomasisi iki nedene bağlı olarak yakın bir dönemde gündeme gelmiştir. Bu nedenler;

  • Küreselleşme olgusu ve
  • Küresel sorunlardır (iklim değişikliği, göçmenler vb.).

Küreselleşme döneminde iletişim imkânlarının gelişmesi, çok daha geniş bir kitleye ulaşabilmeyi sağlamış; böylece hedef kitleye ulaşmak ya da varolan kitleyi genişletebilmek daha az maliyetli olmaya başlamıştır. İklim değişikliğiyle mücadele, uluslararası göçmen sorunları, iç savaşların olumsuz etkileriyle başa çıkma ve terörle mücadele hususlarında tüm dünyada bir farkındalık oluşmuştur.

Nye son olarak, Akıllı Güç (smart power) kavramını geliştirmiştir. Akıllı gücü kullanan devletler, hem askeri hem de yumuşak güç unsurlarını başarılı bir şekilde birleştirebilen devletlerdir. Kamu diplomasisi, günümüzde hem yumuşak güç hem de akıllı gücünü arttırmak isteyen devletlerin izlemesi gereken önemli bir politika haline gelmiştir.

İnşacılık ve Kamu Diplomasisi

İnşacılık (konstrüktivizm) kuramı, Nicholas Onuf tarafından gündeme getirilmiştir. Onuf’un geliştirdiği inşacılık yaklaşımına göre; verili, kendinden menkul ve kuralları belirli olan bir sosyallik mümkün değildir. İnsanlar ve toplumsal olan arasında, bir karşılıklı inşa ilişkisi ve süreci mevcuttur. Bu kavramsal çerçeveyi, uluslararası ilişkiler kuramlarına Wendt monte etmiştir.

İnşacılık güç ve çıkarın varlığını inkâr etmez. Ancak realistlerin güç ve çıkarı verili ve doğal olarak görmesinin aksine, bunların uluslararası sistem içerisinde inşa edildiğini ve sürekli olarak değiştiğini ve değiştirdiğini ifade eder.

İnşacılık yaklaşımı; kimlik, fikir ve değer gibi maddi olmayan ve toplumsal unsurların devlet davranışında belirleyici olduğunu savunur. İnşacılığa göre, dış politikalar devletlerin kimliklerinden bağımsız olarak düşünülemez. Fikirler ve algılar, inşacılık açısından önemli yer tutar. Kamu diplomasisi ve yumuşak güç, yukarıda sayılan unsurları; şekillendirme, manipüle etme iddiası taşır. Dolayısıyla inşacılık, kamu diplomasisinin uygulanmasını meşru ve mümkün kılan bir zemin oluşturur.

Sonuç olarak, yumuşak güç kavramının mucidi Nye’ın da yürüdüğü çizgiden hareketle bir devlet sadece sert veya yumuşak güç unsurlarından değil bunları gerektiği noktalarda gerektiği işlevsellikle kullanarak bir akıllı güç olarak hareket etmelidir.