KÜLTÜREL MİRAS YÖNETİMİ - Ünite 3: Kültürel Miras Mevzuatı Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Kültürel Miras Mevzuatı

Koruma Kavramının Tarihsel Gelişimi

Koruma kavramının tarihsel gelişimi iki ayrı başlık altında ele alınmıştır.

  • Batı’da koruma kavramının tarihsel gelişimi
  • Osmanlı döneminden başlayarak Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde kavramın zaman içinde nasıl geliştiği ve evrildiği

Batıda Koruma Kavramının Tarihsel Gelişimi

Mısır, Mezopotamya vb. antik Yakın Doğu uygarlıklarına baktığımızda koruma yaklaşımının ağırlıklı olarak kamusal ve dinsel yapılar ve objelerle ilgili olduğu görülmektedir.

Vitruvius yeniyi yaratırken eskinin de korunması ve ikisinin birbiriyle entegre edilmesi gerektiği yaklaşımını savunmuştur.

Hellenistik dönemde başlamış olan, anıtlar ve mimari yapıtların ölçeğindeki anıtsal büyüklük yaklaşımı Roma döneminde daha da artarak devam etmiş ve imparatorluğun gücü vurgulanmıştır.

Romanın Batı Hıristiyanlığının merkezi hâline geldiği bu dönemde, yeni dinin kendi tapınakları ve anıtlarını oluşturmaya yönelik inşa faaliyetleri için gereken malzemeyi sağlamak üzere de aynı zamanda antik çağın mermer heykelleri kirece dönüştürülüp harç malzemesi olarak kullanılmış ve yapı elemanları da devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Hıristiyan doğuya baktığımızda ise aynı yaklaşımın burada da geçerli olduğunu görülmektedir. Bizans döneminde Roma dönemi tapınakları Hıristiyan kiliselerine dönüştürülmüşlerdir. Eski yapıların devşirme malzemelerinin yanında temellerinin de kullanıldığı örnekler mevcuttur.

M.S. 9. Yüzyıl Hıristiyanlığın temel esaslarının kurumsallaştığı ve batı kilisesinin politik bir güce dönüştüğü bir dönemdir. Bu dönemdeki sosyal yapının güvenlik açısından büyük zafiyet içinde olduğu bir dönemdir.

Rönesans döneminde, aydınlar, sanatçılar ve bilim adamları eskiye, özellikle antik çağın değerlerine bir dönüş yaşamışlardır. Bu süreçte o döneme ait yapıtlar, özellikle de kendi kökenleri olarak gördükleri Roma dönemine ait yapıtlar ve onların tespiti ve korunması, hümanistler tarafından önem kazanmıştır.

Ortaçağ’dan Rönesans’a geçiş evrelerinde, bu anlamda ortaya çıkan en önemli figürlerden bir tanesi İtalyan bilim adamı ve şair Petrark’tır (1304-1374).

Rönesans döneminde gelişmeye başlayan bu koruma düşüncesi, tek yapılar ya da anıtlardan çok şehrin bütününe yönelik bir estetik kaygı olarak ortaya çıkmıştır. Kentlerin merkezi alanlarında yer alan, kapalı, yarı açık ve açık kamusal alanlar (Agora, Forum vb.), meydanlar yeniden düzenlenmiştir.

17. yüzyılın kıta Avrupa’sındaki sosyal, dinsel ve ekonomik çalkantılarının ardından 18. Yüzyılda bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin ortaya çıktığı Aydınlanma Çağı gelmiştir. Bu dönemde bir bilim dalı olarak “arkeoloji” ortaya çıkmaya başlar.

Joachim Wînckelmann’ın arkeolojinin bilimsel bir disiplin hâline gelmesinde önemli bir rolü vardır. Aynı süreçte Fransa’da karşımıza çıkan Eugene Emmanuel Viollet-leDuc ise bir başka önemli figürdür.

20. Yüzyıla gelindiğinde konu ile ilgili pekçok ulusal ve uluslararası kurum kurulmuş, anlaşma, sözleşme, bildirge ve tüzükler ortaya çıkmış ve çok taraflı olarak imzalanmıştır (bkz. Kültürel Mirasın Korunması ile ilgili Uluslararası Kurum ve Örgütlenmeler; Uluslararası Tüzük ve Sözleşmeler).

Ulusal Mevzuatın Tarihsel Gelişimi

Cumhuriyet dönemi Türkiyesine gelindiğinde de Osmanlı Devletinin bıraktığı yerden, devlette devamlılık esası doğrultusunda ilgili mevzuat ve örgütlenme geliştirilerek günümüze kadar gelinmiştir.

Osmanlı Dönemi

Eski eserlerin korunması ile ilgili ilk adımları Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde (19.yy.) görmek mümkündür. Bu konuyla ilgili çeşitli yasa maddeleri 1840 tarihinde çıkarılan “Ceza Kanunu”nda yer almaktadır, bu kanun 1858 yılında revize edilerek son hâline getirilmiştir.

1881 yılında Osman Hamdi Bey’in Müze-i Humayun’un ilk Türk müdürü olmasına kadar devam eder (o tarihe kadar müdürlüğü yabancılar yürütmüştür).

Osman Hamdi Bey’in göreve gelmesiyle birlikte 1884 yılında yeni bir nizamname hazırlanır ve eski eserlerin mülkiyetinin tamamen devlet ait olduğu ve yurtdışına çıkışının kesin olarak yasak olduğu hükümler ortaya konulur.

Nizamname eski eser kavramına daha da açıklık getirir, taşınır ve taşınmaz eski eserlerle ilgili ayrı maddeler ortaya koyar, böylece Osmanlı döneminde koruma bilinci yavaş yavaş şekillenmeye başlamış olur. 1889 yılında çıkarılan nizamname ile Müze-i Humayun, Maarif Nezareti’ne bağlanır.

1912 tarihinde, Asar-ı Atika Nizamnamesinde eksik kaldığı düşünülen taşınmaz kültür varlıkları ile ilgili düzenlemeleri konu edinen Muhafaza-i Abidat Nizamnamesi çıkarılmıştır.

1917 yılında farklı dönemlerden kalan taşınmaz kültür varlıklarının korunması işini yürütmek amacıyla Muhafaza-i Âsar-ı Atika Encümeni kurulmuştur.

Cumhuriyet Dönemi

Kültürel mirasın korunması konusunda, Cumhuriyet döneminde farklı evreler mevcuttur.

Cumhuriyet dönemindeki yasal mevzuatın gelişimini incelerken bu ana evreler kapsamında ele alınmaktadır.

1923-1950 Dönemi

İmparatorluğun topraklarının dağılmaya başladığı ve göç faaliyetlerinin ortaya çıktığı bu dönem daha çok olabildiğince eski eserlerin toplanmaya çalışıldığı dönemdir.

1922 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Hars Dairesi tarafından “Müzeler ve Asar-ı Atika Hakkında Talimat” yayınlanmış ve müzeler ve kazılarla ilgili hükümler ortaya koymuştur.

1924 yılında Topkapı Sarayı’nın müze olarak kısmen ziyarete açılması, 1925 yılında yapımına başlanan Ankara Etnografya Müzesi’nin 1928 yılında açılışının yapılması, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte buralardaki eşya ve eserlerin Ankara’daki çeşitli müzelerde toplanması ve devamında farklı illerde yeni müzeler kurulması, Cumhuriyet’in erken dönemlerindeki önemli müzecilik faaliyetleridir.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte çıkarılan, belediyelerle ilgili iki farklı kanun olan 1580 sayılı “Belediyeler Kanunu” ve 1933 tarih ve 2290 sayılı “Belediye Yapı ve Yollar Kanunu”dur.2290 sayılı kanun ilk kapsamlı imar kanunu olarak kabul edilmektedir.

1933 yılında ilk defa bir bütçe ödeneği oluşturulmuştur. Yine 1931 yılında Türk Tarih Cemiyeti kurulmuş ve sonraki yıllarda bu kurum tarafından “Tarihi Eserleri Araştırma ve Koruma Kılavuzu” yazılmıştır.

1944 yılında kurulan “Eski Eserler ve Müzeler Birinci Danışma Komisyonu” ise hazırladığı raporlarda eski eserlerin korunmasının imar faaliyetleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtmiştir.

1950-1983 Dönemi

Kültür varlıklarının zarar görmeye başlaması üzerine 1951 yılında 5805 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ile “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” (GEEAYK) kurulmuştur. 1952 yılında da “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Talimatnamesi” çıkarılmıştır.

GEEAYK’ın çalışmaları sonucunda 1951-83 yılları arasında pek çok eser yok olmaktan kurtulmuştur.

GEEAYK kanunundan sonra 1961 Anayasasında “Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar” hükmü yer almıştır.

1973 yılında 1710 sayılı “Eski Eserler Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanun içinde anıt, külliye, tarihi sit, arkeolojik sit, tabii sit kavramları ile ilgili tanımlamalar yer almıştır.

1710 sayılı kanun ile birlikte çok sayıda sit kararı alınmıştır.

1983 Sonrası Dönem

1983 yılında 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” çıkarılmıştır.

Bu yasayla birlikte, daha çağdaş bir yaklaşımla “eski eser” kavramı yerine “kültür varlıkları ve tabiat varlıkları” kavramları kullanılmaya başlanmıştır.

1982 yılında imzalanan UNESCO “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi” diğeri ise 1989 yılında kabul edilen “Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”dir.

1983 yılıyla beraber başlayan süreçte GEEAYK’nun yetkilerini devralan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu birkaç yıl tek yetkili otorite olarak görev yapmıştır.

1986 yılında çıkarılmış olan 3194 sayılı İmar Kanunu ile kent planlama yetkileri İmar ve İskan Bakanlığından belediyelere devredilmiştir.

1980’lerden 2000’lere kadar olan süreçte kültür varlıkları ve ilgili alanların yönetimi, planlaması ve projelendirilmesi konusunda belediyeler, Özelleştirme İdaresi, Toplu Konut İdaresi vb. çeşitli kurumlara pek çok yetkiler verilmesi ve bu durumun yarattığı çok başlılık uluslararası tüzüklerin önemle üzerinde durduğu “bütüncül” koruma anlayışı ile bağdaşmayan, olumsuz uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Kültür Varlıklarının Korunmasıyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Mevzuat ve Örgütlenme

Kültürel Mirasın Korunması ile İlgili Uluslararası Kurumlar ve Örgütlenme

20. Yüzyıla gelindiğinde yaşanan dünya savaşları sonrasında, yaşanan yıkımların sonuçlarının ortaya çıkardığı ihtiyaçlar doğrultusunda, kültür varlıklarının korunması amacıyla pek çok birbiriyle ilişkili şekilde çalışan uluslararası kurum ve örgütlenme kurulmuştur.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu/UNESCO

Amacı, milletlerarasında eğitim, bilim, kültür alanlarında işbirliğini gerçekleştirip yakınlaşmayı sağlamaktır.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu 25 Ağustos 1949 tarihinde faaliyete geçmiştir. Merkezi Paris’te bulunan kuruluş, yıllardır eğitim, bilim ve kültür alanında farklı çalışmalar yapmaktadır.

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi/ICOMOS

Başlıca amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmek olan ICOMOS’un kuruluşunun arka planında 1964’te Venedik’te yapılan 2. Uluslararası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü” nün, anıt ve yerleşmelerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulmasını önermesi yatmaktadır.

Avrupa Konseyi/COE

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek; azınlıklar, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde ve çevre konularındaki sorunlara çözüm aramak; Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak olarak özetlenebilir.

Dünya Miras Kentleri Organizasyonu/OWHC

Örgütün başlıca amaçları üye kentler arasında dayanışma duygusunu geliştirmek için ilgili konularda bilgi ve uzmanlık alışverişini teşvik etmek ve Dünya Mirası Sözleşmesi’nin uygulanmasını sağlamaktır.

Bizim Avrupamız/Europa Nostra

Europa Nostra 1963 yılında Paris’de kurulmuş olan uluslararası bir sivil toplum örgütüdür. Elli yılı aşkın süredir kültürel mirasın korunması konusunda çalışmalar yapmaktadır.

Avrupa Tarihi Kentler ve Bölgeler Birliği

Özellikle tarihî merkezlerin turizme nasıl kazandırılacağı konusunda deneyim paylaşımına ve ortak çalışmalara zemin hazırlamaktadır. En önemli çalışmalardan biri de bu alanların korunmasına yönelik atılması gereken adımlara destek olmaktadır.

Kültür Varlıklarının Korunması ve Onarımı Çalışmaları Uluslararası Merkezi/ICCROM

ICCROM kuruluş amaçları doğrultusunda eğitim, işbirliği, araştırma ve kültürel miras ile ilgili projelere destek verme gibi faaliyetler yürütmektedir.

Uluslararası Müzeler Konseyi/ICOM

Müzelerin dünya çapında karşılaştıkları zorluklara çözüm bulmak için 136 ülke ve bölgenin uzmanlarından oluşan bir diplomatik forum özelliğindedir. Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal konseyinde danışman konumundadır.

Dünya Anıtlar Fonu/WMF

Dünya Anıtlar Fonu, merkezi New York’da bulunan 1965 yılında kurulmuş, dünya çapında kültürel mirasın korunması projelerine destek veren ve kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluştur.

İki senede bir periyodik olarak tehlike altındaki kültürel miras alanlarına dikkat çeken bir gözlem listesi yayınlama programı yürütmektedir (World Monuments Watch).

Ağa Han Kültür Vakfı

Ağa Han Kültür Vakfı gelişen dünyada Müslüman toplumların fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan yeniden canlandırılmasını hedefleyen bir uluslararası kuruluştur.

Getty Koruma Enstitüsü

Getty Koruma Enstitüsü eski eserlerin (objeler, koleksiyonlar, mimari eserler ve sit alanları dahil) korunması konusunda bilimsel uygulama çalışmalarını geliştirmek amacıyla kurulmuş uluslararası bir kuruluştur.

Kültürel Mirasın Korunması ile İlgili Önemli Uluslararası Tüzük ve Sözleşmeler

Tarihi yapıların korunması konusu ile ilgili, günümüz koruma anlayışı ile uyumlu kabul edilebilecek ilk girişim olarak, Tarihî Yapıları Koruma Derneğinin 1877 yılında yayınladığı Manifesto kabul edilebilir. Manifesto temel olarak “restore edilen yapıların korunması” konusunu kapsamakla beraber sadece son iki paragrafı korumanın felsefesi ile ilgilidir.

1956 yılında kurulmuş yeni bir kurum olan ICOMOS tarafından 1966 yılında yayınlanmış olan “Venedik Tüzüğü”, koruma anlayışı açısından bir dönüm noktası olmuştur.

Venedik Tüzüğü’nün öncelikli ele aldığı konular; anıtsal yapıların içinde yer aldığı yerleşim alanının önemi, özgün dokunun korunması, yapılar ve alanlarla ve buralarda yapılan uygulamalarla ilgili çok detaylı kayıtların tutulması, yapıya farklı dönemlerde yapılmış olan tüm müdahaleleri de onun tarihinin bir parçası olarak kabul etmek ve tarihi yapıların onarım ve korunmasında kullanıma yönelik faydalı sosyal amaçları da gözetmek gibi konulara vurgu yapmıştır.

Venedik Tüzüğü belge ve standartlardan bazıları şunlardır;

  • Silahlı Çatışma Hâlinde Kültürel Varlıkların Korunmasına İlişkin Sözleşme, UNESCO (Lahey, 1954).
  • Kültür Varlıklarının Yasadışı İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesine İlişkin Sözleşme, UNESCO, (Paris-1970).

Amsterdam Bildirgesi (1975). Bu belge mimari mirasın önemi ve neden korunması gerektiği ile ilgili çerçeveyi daha net bir biçimde ortaya koymuştur. Mimari mirasın sadece çok önemli anıtsal yapılardan oluşmadığı, tüm tarihi dokunun bu çerçevede ele alınması gerektiği ayrıca bu durumun tüm kentsel ve kırsal alanları kapsaması gerektiği açılımını getirmiştir. Bununla beraber mimari mirasın korunması ikincil bir faaliyet değil, kentsel ve bölgesel planlamanın bir parçası(dikkat) olarak yer alması gerektiğinin altını çizmektedir.

  • Tarihi Bahçeler Tüzüğü (Floransa-1982).
  • Yapılı Çevrenin Korunması ve Geliştirilmesi ile ilgili Appleton Tüzüğü (Canada-1983).
  • Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü (Washington-1987).
  • Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü (Lozan-1990).
  • Nara Özgünlük Belgesi (Japonya-1994)
  • Çalınmış ya da Yasadışı Yollarla İhraç Edilmiş Kültür Varlıklarının İadesi için UNIDROIT Sözleşmesi, UNESCO, (1995).
  • Uluslararası Kültürel Turizm Tüzüğü
  • Kültürel Öneme Sahip Yerlerin Korunması Amaçlı Avustralya ICOMOS Tüzüğü (Burra1999).
  • Geleneksel Mimari Miras Tüzüğü (Mexico1999).
  • Sualtı Kültürel Mirasın Korunmasına ilişkin Sözleşme, UNESCO, (Paris-2001).
  • Mimari Mirasın Analizi, Korunması ve Strüktürel Restorasyonu için İlkeler Tüzüğü (Zimbabwe2003)
  • Kültürel Miras Alanlarının Yorumu ve Sunumu ile ilgili ICOMOS Tüzüğü (Quebec-2008).

Kültürel Mirasın Korunması ile İlgili Ulusal Kurumlar ve Örgütlenme

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kültür varlıklarının korunması amacıyla oldukça etkin ve detaylı bir örgütlenme yapısı bulunmaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı

Kültür ve Turizm Bakanlığının görevi kültür varlıklarının korunması ve denetlenmesi işini Bakanlığa bağlı merkez ve taşra teşkilatları ve yine çeşitli merkezi kuruluşlar ve yerel yönetimlerle birlikte yürütmektir.

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

Merkez teşkilatı, merkeze bağlı taşra teşkilatı, taşra teşkilatı ve sürekli bilimsel kurullar olmak üzere dört ana birim ile hizmet vermekte olan bir yapıya sahip bir kurumsal örgütlenmedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü

Vakıflar, yapısı, içeriği ve yönetim biçimine göre, Genel Müdürlük tarafından yönetilen “Mazbut Vakıflar”, kurucusunun soyundan gelenler tarafından yönetilen “Mülhak Vakıflar”, “Cemaat ve Esnafa Mahsus Vakıflar” ve Cumhuriyetin ilanından sonra kurulmuş olan “Türk Medeni Kanununa Tabi Yeni Vakıflar” olmak üzere dört kategoride toplanmıştır.

Kamu ve özel tüm vakıfların hepsi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen ve denetlenen kurumlardır.

Vakıflara ait yurt içi ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının tespit ve tescili, korunması, mülkiyeti el değiştirmiş vakıf varlıkları ile koruma alanlarının kamulaştırılması, değerlendirilmesi, bakım ve onarımı, restorasyonu ve gerektiğinde yeniden inşası konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilidir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)

Kurulduğu günden bu yana, yurtdışındaki kültür varlıklarımızla ilgili koruma-onarım, projelendirme, restorasyon, strateji geliştirme gibi projeler yürütmekle yükümlü olan kurumdur.

Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı

Cumhurbaşkanlığına bağlı bir birim olarak çalışan Milli Saraylar İdaresi Başkanlığının görevi; Başkanlığa bağlı saray, köşk, kasır, müze ve tarihî fabrikaların, uluslararası müzecilik ve konservasyon standartlarına uygun olarak idaresi, bakımı, onarımı, restorasyonu ve müze olarak işletilmesi ile görevlidir.

Milli Savunma Bakanlığı

Milli Savunma Bakanlığının idare ve denetiminde veya sınır boyu ve yasak bölgede bulunan kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi, Milli Savunma Bakanlığınca yerine getirilir.

Milli Emlak Genel Müdürlüğü

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin yönetimine ilişkin hizmetleri, gerektiğinde diğer kamu idareleri ile işbirliği yaparak yürütmek, Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, kiralanması, trampası ve üzerinde sınırlı aynî hak tesisi, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiralanması ve bu yerler için gerekli görülen hallerde kullanma izni verilmesi işlemlerini yapmak, Hazineye ait taşınmazların envanter kayıtlarını tutmak vb. görevler bulunmaktadır.

Karayolları Genel Müdürlüğü

Otoyol, Devlet ve İl yolları ağını tespit etmek ve bu ağdaki değişiklikleri hazırlamak. Yol ağı üzerindeki yol ve köprüleri inşa ve ıslah etmek, onarmak ve emniyetle kullanmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak ve bu konularda gerekli eğitim yapmaktır.

Yerel Yönetimler

Türkiye’de başlangıçtan itibaren kültür varlıklarını koruma, merkezî yönetimce yürütülmüştür.

İl özel idaresince ve belediyelerce kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan projeler kapsamında kamulaştırma, projelendirme, plânlama ve uygulama konularında kullanılmak üzere il özel idaresine ve il sınırları içindeki belediyelere vali tarafından aktarılır ve bu pay valinin denetiminde kullanılır...” Hükümleri de yine katkı paylarının kültür varlıklarının korunmasına aktarılması konusunda yerel yönetimlere verilen yetki ve sorumlulukları ortaya koymaktadır.

Sivil Toplum Kuruluşları

Günümüzde Türkiye genelinde tanınan ve etkin olan; Çevre ve Kültürel Değerleri Koruma Vakfı (ÇEKÜL) 1990 yılında, Tarihi Kentler Birliği (TKB) 1999 yılında, Turizm Anıt ve Çevre Değerlerini Koruma Vakfı (TAÇ) 1976 yılında, Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) 1992 yılında kurulmuştur.

Yürürlükteki Kültürel Mirası Koruma Mevzuatı

Türkiye’de kültür varlıklarının korunması amacıyla oluşturulmuş şu anki mevcut mevzuatı incelediğimizde, bu mevzuatın farklı zaman dilimlerinde çeşitli değişimler geçirdiklerini görmekteyiz.

Türkiye’de Kültür Varlıklarını Koruma ile İlgili Yasalar

1982 Anayasasının ardından, 1983 yılında “Eski Eserler Kanunu” ile Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun görev ve yetkilerini belirleyen yasayı birlikte ele alarak yeniden düzenleyen 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” yürürlüğe girmiştir.

Yasanın çıkmasıyla beraber, “eski eser” kavramı yerine “kültür varlıkları” ve “tabiat varlıkları” tanımlarının getirilmesi daha çağdaş ve uluslararası bir yaklaşıma doğru yönelim ortaya koymaktadır. Bir diğer önemli değişiklik olarak “koruma amaçlı imar planı” yeni bir plan türü olarak kentsel sit koruma planlamasının ilk adımı atılmıştır.

5226 sayılı yasa ile “Koruma Amaçlı İmar Planı” tanımı detaylı olarak tanımlanmıştır.

İlgili yasada Koruma Amaçlı İmar Planı tanım ve kapsamında özellikle “sit alanı”, “sürdürülebilirlik”, “korumanın sosyal ve ekonomik boyutu”, “katılımcı alan yönetimi” ilkelerine vurgu yapılmaktadır.

5226 sayılı yasa ile büyükşehir belediyeleri, valilikler ve Bakanlıkça izin verilen belediyelerin içinde kültür varlıkları ile ilgili işlemleri ve uygulamaları yürütmek üzere sanat tarihi, mimarlık, şehir planlama, mühendislik, arkeoloji gibi meslek alanlarından uzmanların görev alacağı koruma, uygulama ve denetim büroları (KUDEB) kurulması öngörülmüştür.

3386 sayılı yasayla oluşturulan “Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları”nın adı 5226 sayılı yasa ile “Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu” olarak değiştirilmiş, beş olan üye sayısı yediye çıkarılmış ve mali olanakları genişletilmiştir.

5226 sayılı yasa ile kültür varlıklarının korunmasında kullanılacak “mali kaynaklar” ve “istisnalar” ile ilgili de yenilemeler yapılmıştır.

5226 sayılı yasa ile, yasal hükümlere muhalif uygulamalarla ilgili cezalarda da değişikliğe gidilmiş, yeni cezalar getirilmiş ve önceki yasada var olan birtakım cezalarda arttırmaya gidilmiştir.

2863 sayılı kanunun yetkisinde olan tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile ilgili görev ve yetkiler Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilmiş, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarının kuruluşu düzenlenmiştir.

2863 sayılı Kanun kapsamında görev yapan Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurullarının isimlerinden “tabiat” kelimesi çıkartılmıştır.

Yeni kurulan ve “Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları” olacak olan kurullara daha önceden üniversitelerden iki ve Bakanlık tarafından beş olmak üzere yapılan üye atamalarına son verilmiş ve tüm üyelerin Bakanlıkça belirleneceği şartı getirilmiştir.

1980’lerden günümüze gelen süreçte kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin pek çok yasa çıkarılmıştır.

Kültür Varlıkları

5226 sayılı Yasa’nın 1. Maddesi ile değiştirilmiş 2863 sayılı Yasa’nın 3. Maddesi’nde; “Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır” şeklinde tanımlanmıştır.

2863 sayılı Yasa’nın 3. Maddesi içinde yer alan ve taşınmaz kültür varlıklarına açılım getiren diğer tanımlar arasında; “Sit”; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır, şeklinde tanımlanmıştır.

Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıkları

Sit alanları kendi içinde alt kategorilere ayrılmaktadır. Sit alanları kendi içinde; Arkeolojik sit, kentsel sit, tarihi sit ve kentsel arkeolojik sit alanları olmak üzere 4 gruba ayrılır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05.11.1999 tarih ve 658 sayılı İlke Kararı’nda “Arkeolojik Sit” İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlardır” şeklinde tanımlanmıştır.

“Tarihi Sit”, 2863 sayılı yasada “önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler” olarak tanımlanmıştır.

“Kentsel sitler, mimari, mahalli, tarihsel, estetik ve sanat özelliği bulunan ve bir arada bulunmaları sebebiyle teker teker taşıdıkları kıymetten daha fazla kıymeti olan kültürel ve tabii çevre elemanlarının (yapılar, bahçeler, bitki örtüleri, yerleşim dokuları, duvarlar) birlikte bulundukları alanlardır.

2863 sayılı Yasa’nın tanımlarla ilgili 3. Maddesi’nde; “Korunma alanı”, “Ören yeri”, “Etkileşim-geçiş sahası” korunmalarında etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alanlardır.

Taşınmaz Kültür Varlıklarının Mülkiyeti

Türkiye’de tarihi süreç içinde kültür varlıklarının devlet malı niteliği 1884 tarihli Nizamname’den itibaren genel ele alınan bir konu olmuştur. Ancak kültür varlıklarının “devlet malı niteliği ile devlet malı ise hangi devlet malı gurubuna dahil olduğu oldukça tartışmalıdır. Esasen “devlet malı” tanımının kendisi ile ilgili de bir görüş birliği bulunmamaktadır.

2863 sayılı Kanun’un 5. Maddesi; “Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir.

Kanun’un 10. Maddesi’nde yer alan; “Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir” ibaresi ile, mülkiyeti kime ait olursa olsun taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının sorumluluğu devlet adına Kültür ve Turizm Bakanlığına verilmiştir.

Aynı Kanun’un 11. Maddesi’nde yer alan “Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının bu Kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece, bu Kanunun bu konuda maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanırlar.

Kültür varlıkları ile ilgili haber verme zorunluğu da yasal bir yükümlülüktür.

Koruma Alanlarının Tespiti ve Tescili

Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.

Devletin imkanları göz önünde tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir.

Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur.

Tescil Kararı Aleyhine İzlenecek Yöntemler

Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarının alacakları kararlara karşı idari yargıda dava açmak mümkündür.

Bölge Kurulları kararlarına karşı sadece belli nedenlerle belli idarelere Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna itiraz hakkı tanınmıştır.

Kamulaştırma

Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzel kişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılır.

Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını, koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler.

Menşei vakıf olup da çeşitli sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetine geçen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır.

Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz.

Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, aynı ada içerisindeki bütün parsel maliklerinin başvurusu ve karşılığında önerilen parsellerin tamamının kabulü koşuluyla başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir.

Koruma’nın Araçları

Yönetim Alanı Sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahalarının doğal bütünlüğü içerisinde etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, belli bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi, toplumun kültürel ve eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla, plânlama ve koruma konusunda yetkili merkezî ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eşgüdümü sağlamak için oluşturulan ve sınırları ilgili idarelerin görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenen yerlerdir.”

Koruma Amaçlı İmar Planı

“Koruma amaçlı imar plânı; bu Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimarî, demografik, kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar üzerine, koruma alanı içinde yaşayan hane halkları ve faaliyet gösteren iş yerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katma değer yaratan stratejileri, koruma esasları ve kullanma şartları ile yapılaşma sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve projelerini, uygulama etap ve programlarını, açık alan sistemini, yaya dolaşımı ve taşıt ulaşımını, alt yapı tesislerinin tasarım esasları, yoğunluklar ve parsel tasarımlarını, yerel sahiplilik, uygulamanın finansmanı ilkeleri uyarınca katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan, hedefler, araçlar, stratejiler ile plânlama kararları, tutumları, plân notları ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar plânlarının gerektirdiği ölçekteki plânlardır” şeklinde tanımlanmıştır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma mevzuatı uyarınca bir alanın ilgili koruma kurulu tarafından sit olarak ilan edilmesiyle birlikte, alandaki tüm uygulamalar durdurulur ve kurul, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar uygulanmak üzere, Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları’nı belirler.

Çevre Düzenleme Projesi

2863 sayılı yasanın 5226 sayılı yasa ile değişik 3. maddesinin 9. bendine göre “Çevre düzenleme projesi”; ören yerlerinin arkeolojik potansiyelini koruyacak şekilde, denetimli olarak ziyarete açmak, tanıtımını sağlamak, mevcut kullanım ve dolaşımdan kaynaklanan sorunlarını çözmek, alanın ihtiyaçlarını çağdaş, teknolojik gelişmelerin gerektirdiği donatılarla gidermek amacıyla her ören yerinin kendi özellikleri göz önüne alınarak hazırlanacak 1/500, 1/200 ve 1/100 ölçekli düzenleme projeleridir.

Çevre Düzenleme Projesi Ören yerlerini ziyarete açmak amacıyla her ören yerinin kendi özellikleri göz önüne alınarak hazırlanacak düzenleme projeleridir.

Sokak Sağlıklaştırma Projesi

2863 sayılı yasanın 3. maddesine 648 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 41. maddesi ile eklenen 15. bende göre “Sokak Sağlıklaştırma Proje ve Uygulamaları”; kentsel sit alanları ve koruma alanlarında, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları ile sokaktaki diğer yapıların özgün sokak dokusunu tanımlayan tüm öğelerle birlikte korunması ve belgelenmesine yönelik rölöve, restitüsyon, restorasyon, kentsel tasarım projeleri ile mühendislik dallarında yapılması gereken her türlü proje ve bunların uygulamalarıdır.

Alan Yönetimi ve Anıt Eser Yönetimi

Sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahaları ile bağlantı noktalarının yönetim alanlarının belirlenmesi, yönetim planlarının hazırlanması, onaylanması, uygulanması ve denetlenmesi ile alan yönetimini gerçekleştirmek üzere görev alacak danışma kurulu, alan başkanı, eşgüdüm ve denetleme kurulu, denetim birimi ve anıt eser kurulunun görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesine ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.

Yönetmeliğin 4. Maddesi Anıt Eser Yönetimi ile ilgili olup 18. Ve 19. Maddeler Anıt Eser Kurulu ve görevlerini konu edinir.

Anıt eser kurulu, anıt eserin bulunduğu bölgedeki üniversitelerin ilgili bölümlerinden en az bir öğretim üyesi, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve yerel idarelerin temsilcileri ile eserin korunması ve geliştirilmesi için bağışta bulunanlar arasından Bakanlıkça uygun görülen kimseler ile bu eserler üzerinde tasarruf yetkisine sahip idarenin temsilcileri olmak üzere en az yedi kişiden oluşur. Bir başkan ve üyelerden oluşan kurul, anıt eser için mekansal, fiziksel ve tematik gelişim ve vizyon, eserin korunması ve geliştirilmesi, tanıtım ve teşhir gibi konuları kapsayan yıllık ve beş yıllık koruma ve geliştirme projesi hazırlar ve uygular.

Kültür Varlıklarının Korunması ile İlgili Mali Konular

Devletin ilgili kurumları aracılığıyla yapmakta olduğu ayni ve nakdi yardım ya da destekler, kültür varlıkları ile ilgili istisna ve muafiyetler, özel sektörün katkısını sağlamak için yasal düzenlemelerle sağlanan teşvikler bunların başında sayılabilir.

27/05/2015 tarih ve 29368 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış olan “Taşınmaz Kültür Varlıklarına Yardım Sağlanmasına Dair Yönetmelik” özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının korunması, bakım ve onarımı için Bakanlıkça yapılacak ayni, nakdi ve teknik yardımların usul ve esaslarını belirlemektedir. Yönetmeliğin 5. Maddesi, hangi tür yardımların yapılacağına açıklık getirir. 6.Maddeye göre; Taşınmaz kültür varlıkları için uygulanacak yardım unsurları nakdi, teknik ve ayni yardımdır.

5226 sayılı Yasa ile değişik 2863 sayılı yasanın “Taşınmaz kültür varlıklarının onarımına yardım sağlanması ve katkı payı” başlığı altında yer alan 12. Maddesi’nde bu uygulamanın esasları yer almaktadır. 2863 sayılı Kanun’un 21. Maddesi “İstisnalar ve Muafiyetler” ile ilgili olup; “Tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerinde kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” ibaresi yer almaktadır.

Bir diğer kaynak, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’na göre verilecek kredilerdir. Bunun dışında taşınmaz kültür varlıkları ile ilgili harcama, bağış ve yardımların gelir vergisi ve kurumlar vergisi hesabında indirime gidilmesi ve 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu’nda yer alan indirimler, destekler ve KDV istisnası da özel sektörü teşvik etmek için yer alan yasal uygulamalardır.

Kültür Varlıkları ve Risk Yönetimi

Ülkemizde kültür varlıklarının yönetilmesi ile ilgili en temel kanun olan 2863 sayılı Kanun içerisinde “risk yönetimi” “afet” gibi kavramlar doğrudan bulunmayıp bu tür durumlarla ilgili uygulamalar gerektiğinde dünya miras listesi varlıkları ile ilgili hazırlanmış uluslararası mevzuata göre teamülen şekillenmektedir.

Risk ve risk yönetiminin ortaya çıktığı en belirgin düzenlemeler planlama çalışmalarına yönelik olanlardır. “Koruma Amaçlı İmar Planları ve Çevre Düzenleme Projelerinin Hazırlanması, Gösterimi, Uygulaması, Denetimi ve Müelliflerine İlişkin Usul ve Esaslara Ait Yönetmelik”in 2. Maddesi içinde yer alan “Koruma amaçlı imar planlarında tescilli kültür varlıkları ile sit alanları içindeki faaliyetlerin ve yapı stokunun deprem, sel baskını, heyelan, yangın, kaya düşmesi ve benzeri afetlere karşı daha dayanıklı ve güvenli hâle getirileceğine ilişkin hedefler, stratejiler ve uygulama esasları getirilir ve bunlar plan açıklama raporu ve plan notlarına işlenir” ibaresi konuya doğrudan değinen bir ifade olarak karşımıza çıkmaktadır.

Taşınır Kültür Varlıkları Mevzuatı

Ülkemizde kültür varlıklarına dair düzenlemelerin temel dayanağı olan yasa 2863 sayılı yasadır. Yasa kültür varlıklarını temel olarak “Taşınmaz” ve “Taşınır” kültür varlıkları olarak sınıflandırmıştır. Yasanın üçüncü bölümü korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile ilgilidir.

Yasanın 23. Maddesi taşınır kültür ve tabiat varlıklarının neler olduğu ile ilgili tanımlar ve örneklemeler içerir. Kanunun 24. Maddesinin 1. fıkrasında “Devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmeleri Devlete aittir. Bu gibi varlıklardan gerçek ve tüzel kişilerin ellerinde bulunanlar, değeri ödenerek Bakanlık tarafından satın alınabilir.” denilmek suretiyle korunması gereken taşınır kültür varlıklarının ne şekilde bir değerlendirmeye tabi tutulacağı belirtilmiştir.

Bununla birlikte yasa, “etnoğrafik” nitelikteki kültür varlıklarının, özel veya tüzel kişilerce yurt içinde alınıp satılmasına serbestlik getirmektedir. Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ve Atatürk’e ait korunması gerekli taşınır kültür varlıkları, Bakanlık, Milli Savunma Bakanlığı veya Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca satın alınması yasa ile mümkün kılınmıştır. Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının tasnifi, tescili ve müzelere alınmaları ile ilgili kıstaslar, usuller ve esaslar yönetmelikte belirlenir. Türk askeri tarihini ilgilendiren her türlü silah ve malzemenin bulundukları veya ihbar edildikleri yerde, tarihi niteliklerinin araştırılması, incelenmesi ve değerlendirilmesi Genelkurmay Başkanlığınca yapılır. Tasnif ve tescil dışı bırakılan ve müzelere alınması gerekli görülmeyenler, sahiplerine bir belge ile iade olunurlar. Kanunun 27. Maddesi, devlet müzelerince tasnif ve tescil dışında bırakılan ve devlet müzelerine alınması gerekli görülmeyen taşınır kültür varlıklarının, Bakanlık denetiminde olmak kaydıyla ve ruhsata bağlı olarak ticaretine izin verildiğini ifade etmektedir.

Ülkemizde var olan korunması gerekli taşınır kültür varlıkları başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere değişik devlet kurumları bünyesinde yer alan müzeler ve koleksiyonlar kapsamında, kayıt altında bulundurulmaktadır. 2863 sayılı Kanun’un 26. Maddesi; “Bu Kanunun kapsamına giren kültür ve tabiat varlıklarına ait müzelerin kurulması, geliştirilmesi Kültür ve Turizm Bakanlığının görevlerindendir. Koleksiyoncular faaliyetlerini, Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirmek ve yönetmelik gereğince, taşınır kültür varlıklarını envanter defterine kaydetmek zorundadırlar.

Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişilerle vakıflar, Kültür ve Turizm Bakanlığından izin almak şartıyla, kendi hizmet konularının veya amaçlarının gerçekleştirilmesi için her çeşit kültür varlığından oluşan koleksiyonlar meydana getirebilir ve müzeler kurabilirler.

Araştırma, Sondaj, Kazı ve Define Arama

5226 sayılı Kanun ile Değişik 2863 sayılı Kanun’un dördüncü bölümü taşınır kültür varlıkları ile ilgili yapılan araştırma, sondaj, kazı ve define arama faaliyetleri ile ilgilidir. Bilimsel ve mali yeterliği Kültür ve Turizm Bakanlığınca takdir ve kabul olunan Türk ve yabancı heyet ve kurumlara araştırma izni, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından; sondaj ve kazı yapma izni Cumhurbaşkanı kararı ile verilir, Kültür ve Turizm Bakanlığı elemanları veya bu Bakanlıkça görevlendirilecek Türk bilim adamları tarafından yapılacak araştırma, sondaj ve kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığının iznine bağlıdır. Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgeler, Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilir ve yayımlanır. Kazı heyetlerinin yaptığı kazı ve sondajlar sahipli mülk üzerinde gerçekleştirildiği koşullarda, arazi sahibi zarara uğradığı takdirde bunu tazmin etmekle yükümlüdürler. Kazı, sondaj ve araştırmalardan elde edilecek varlıklarla ilgili bilimsel çalışma ve yayın hakkı, bu bilimsel faaliyetleri gerçekleştiren bilimsel heyetlere aittir.

10.08.1984 tarih ve 18485 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Kültür ve Tabiat Varlıklarıyla İlgili Olarak Yapılacak Araştırma, Sondaj ve Kazılar Hakkında Yönetmelik”in amacı ise 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na tabi taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını meydana çıkarmak üzere araştırma, sondaj ve kazı yapılması için izin verilmesine, elde edilecek varlıkların muhafaza şartlarına, eserler üzerinde araştırma yapılmasına, ilgililerin görev, yetki, sorumluluk ve hakları ile giderlerine ait uygulama usullerini belirlemektir.