KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK - Ünite 5: Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Küresel Yaklaşım Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Küresel Yaklaşım

Küreselleşmenin İş Dünyasına Etkileri

Küreselleşme sürecinde değişime uğrayan ve farklı gelişimler yaşayan iş dünyasında, küresel dünyaya uyum konusunda yeni uygulamalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu uygulamalar şirketlerin yapılarındaki değişiklikleri de beraberinde getirmiştir.

İş dünyasında, küreselleşme sonucunda ortaya çıkan çokuluslu şirketlerin başını çektiği bir değişim süreci başlamıştır. Değişim sürecini şekillendiren başlıca etmen artan teknoloji olmuştur. Teknoloji hem kurumların uygulamaları hem de tüketicilerin davranışları üzerinde etkili olmaktadır. Kurumlar yeni teknolojileri kullanarak kendilerini hedef kitleye daha iyi tanıtabilme olanakları bulmuşlardır.

2000’li yıllar öncesindeki klasik işletme anlayışı yerini küresel pazar anlayışına bırakmış ve çokuluslu şirketler, eşirketler ortaya çıkmıştır. Küreselleşme, teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmeler ile birlikte ortaya çıkmış ve şirketlerin günümüzdeki ekonomik yapılanmasını şekillendiren başlıca kavramlardan biri haline gelmiştir. Bu noktada; her sektörün küreselleşme kapsamına girmediğini, belirli sektörlerdeki işletmelerin bazı faktörler çerçevesinde küresel ilişki ağı geliştirdiğini belirtmek gerekir. Bu faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Makro–Ekonomik Faktörler: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri arasında giderek artan büyük farklar, teknoloji transferleri ve gelişen ekonomilerdeki hızla artan nüfus artışı ve döviz kuru dalgalanmaları gibi konular bu alanda etkili olmaktadır.
  • Politik Faktörler: Gelişen pazarlarda küresel ticareti teşvik etmek için üç bölümden oluşan uluslar üstü kurumların (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası) artan müdahalesi, ticareti teşvik eden bölgesel entegrasyonların artması vb. faktörlerdir.
  • Teknolojik Faktörler: Hızla düşen işlem, iletişim ve taşıma maliyetleri; gelişen ekonomilerin teknolojik olarak sıçrama yapması, gelişen ekonomilere hızla transfer edilebilen bilgi – yoğun sektörlerdeki büyüme gibi faktörlerdir.
  • Organizasyonel Faktörler: Ölçek ekonomilerinden alan ekonomilerine ortaya çıkan değişim, organizasyon yönetiminde küresel bir akıl setinin geliştirilmesi gibi faktörler sayılabilir.

Uluslararası ticaretin serbestleşerek yabancı yatırımcılara doğrudan yatırım yapabilme fırsatının ortaya çıkması, para akışının sınırların dışına çıkması küreselleşme sürecinde ortaya çıkan en temel özellikler olarak dikkat çekmektedir. Küreselleşme sürecinin iş dünyası açısından en dikkat çekici durumlarından birisi de çok uluslu şirketlerin ortaya çıkmasıdır. Bu bağlamda, küreselleşme ve çok uluslu şirketler arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Çok uluslu şirketler küreselleşme sürecinde belirleyici konuma geçerken, küreselleşme de çok uluslu şirketlere ekonomik anlamda çeşitli faydalar sağlamıştır. Bu faydaları hız, maliyetleri düşürme, standartlaşma, faaliyetlerin dağılımı, merkezileşme olarak sıralamak mümkündür. Bu aşamada, kendilerine faydalar sağlayan çok uluslu şirketler diğer yandan faydaları sosyal sorumluluk çıktıları olarak insanlara yansıtabilme ve insanlık yararına faaliyetlerde bulunma olanağını yakalamışlardır.

Küreselleşme Sürecinde Kurumsal Sosyal Sorumluluk Uygulamaları

İşletmelerin etkileşim içinde oldukları devlet, rakipler, tüketiciler, çalışanlar, sosyal kuruluşlar gibi çeşitli “paydaşları” bulunmaktadır. Dolayısıyla yöneticiler kararlarını alırken etkileşim içinde oldukları bu paydaşları da göz önünde bulundurmalıdırlar. paydaşlarına karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların içinde doğal çevreyi korumak, kaliteli ve güvenli ürünler sunmak, çalışanların temel hak ve özgürlüklerini korumak ve gözetmek, toplumun refah düzeyine katkısı olacak eylemlerde bulunmak, yatırımcıların ve ortakların haklarını korumak ve işletmeyi kârlı, verimli bir şekilde yönetmek sayılabilir.

İlk olarak 1950’li yıllarda popüler olmaya başlayan sosyal sorumluluk kavramı giderek yaygınlaşmış ve 90’lı yıllarla birlikte işletmeler için bir zorunluluk halini almış, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı konusunda uluslararası organizasyonların başlattığı çalışmalar günümüzde sivil toplum örgütlerinin de önemli gündem maddelerinden olmuştur.

Sosyal sorumlulukta temel amaç, ahlaki yönden ve kamu çıkarlarını dikkate alarak işletme faaliyetlerini yürütmek, toplumsal öncelikler ve beklentileri karşılayacak ölçüde olumlu tepkide bulunmak, gerekli önlemi almaya yönelik isteklilik göstermek, bir bütün olarak toplumun çıkarlarına karşı hissedarların çıkarlarını dengelemek, iyi vatandaş olmak için sosyal yönden sorumlu bir stratejinin uygulanmasıdır.

Küreselleşme sürecinde önem kazanan kurumsal sorumluluk alanında birçok girişim ortaya konmuştur. Bu girişimler ulusal ve uluslararası alanda hem devlet kuruluşları hem de özel sektör eliyle oluşturulmuştur. Bu girişimlerin başlıcaları; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Avrupa Birliği Avrupa Toplulukları Komisyonu’nun yürüttüğü girişimlerdir. Bu girişimler sosyal adaletin ve uluslararası insan ve çalışma haklarının iyileştirilmesi, çevrenin korunması, ekonomik kalkınma gibi geniş yelpazedeki bir alanı kapsamaktadır.

Bu girişimler arasında en öne çıkan ve yaygın olanların başında Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi gelmektedir. Söz konusu sözleşme, şirketlerin insan hakları, çalışma standartları, çevreyi koruma, yolsuzlukla mücadele alanlarında bir dizi esas değeri kabul etmeleri ve desteklemeleri yönünde ilkeler içermektedir.

Ayrıca kurumsal sosyal sorumluluk alanında sivil toplum kuruluşları tarafından gerçekleştirilen çeşitli girişimler bulunmaktadır. Bu girişimler arasında; Ceres İlkeleri, Caux İlkeleri, Küresel Sullivan İlkeleri, Küresel Raporlama Girişimi (GRI), Dünya Ekonomik Forumu Küresel Kurumsal Vatandaşlık Bildirgesi ve ECSF Projesi öne çıkmaktadır. Sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen kurumsal sosyal sorumluluk girişimleri; ülke ya da millet gözetmeden tüm insanlık yararına olan şu çalışma alanlarını kapsamaktadır:

  • Sürdürülebilir kalkınma anlayışı doğrultusunda çevre yönetim sistemlerinin uygulanması
  • Öteki ülkelere karşı duyulan acil ortaklaşa sorumlulukların belirlenmesi
  • İnsan haklarının korunması ve gözetilmesi
  • Çocuk işçi çalıştırılmasının ortadan kaldırılması
  • Ayrımcılığa son verilmesi ile sosyal adaletin sağlanması
  • İş dünyasının çevre, ahlak, emek ve insan hakları gibi konularda uluslararası standart ve değerlere saygı göstermesi

Sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen kurumsal sosyal sorumluluk girişimleri özellikle sürdürülebilir kalkınma başlığı ekseninde yürütülmektedir. Çevre duyarlılığı, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, insan hakları, temel ekonomik ve toplumsal ilişkilerin geliştirilmesi gözetilen başlıca alanlar olarak göze çarpmaktadır.

Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluğa Küresel Yaklaşım

Kurumsal sosyal sorumluluk sadece özel sektörün uluslararası pazarlarda daha rekabetçi olabilmesi için değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi için büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de ekonomik istikrara bağlı olarak son yıllarda şirketler sosyal sorumluluk projelerine ağırlık vermeye başlamışlardır. Ülkemizde eğitim, sağlık, çevre, gönüllü çalışmalar ve insan haklarının korunması sosyal sorumluluk alanında önem verilmesi gerekilen alanlar olarak öne çıkmaktadır.

İşletmelerin ve kurumların sosyal paydaşlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmesi kapsamında Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği, Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Endeksi’ni geliştirmiştir. Türkiye için hazırlanan bu endeks sayesinde her büyüklükteki ve sektördeki kurum ve kuruluşun kendi sosyal, ekonomik ve çevresel performansını ölçümlemesi mümkün hale gelmektedir.

Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Endeksi; Kurumsal Strateji, Yönetim ve Süreçler, Ekonomik Etki, Sosyal Etki, Çevresel Etki ve Raporlama-Denetim olmak üzere 5 ana bölümden oluşmaktadır. Puan ağırlıkları şu şekildedir:

  • Kurumsal Strateji, Yönetim ve Süreçler %10
  • Ekonomi %30
  • Sosyal %30
  • Çevresel %25
  • Raporlama-Denetim %5

2005 yılında Strateji GFK Araştırma Şirketi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türk halkı en çok eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri yapılmasını istemektedir. 20 ilde 15 yaş ve üzeri bin 335 kişi ile görüşülerek yapılan araştırmada görüşme yapılan kişilerin %29,9'u şirketlerin eğitim ve öğretime yatırım yapmasını istemektedir. Görüşme yapılan kişilerden % 20,7’si sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi gerektiğini belirtirken, % 11,9'u çevreye, % 9,1'i hayır işlerine, % 7,2'si çalışanlara, % 4,7'si insan haklarına yönelik yatırım yapılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Araştırma, dünyada yükselen bir kavram olan “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” çalışmalarının Türkiye’de nasıl uygulandığını ve halkın şirketleri hangi çalışmalarla özdeşleştirdiğini de ortaya koymuştur. Buna göre; Sabancı Holding, Koç Holding, Turkcell, Sanko Holding, Arçelik, Vestel, Ülker, Has Holding, Tofaş ve Doğan Yayıncılık eğitim ve öğretime verdikleri destekle anılmaktadır. Sabancı Holding, Koç Holding, Arçelik, Sanko Holding, Ülker, Turkcell, Vestel, Beko, Eczacıbaşı, Bosch, Doğan Holding ise sağlık, çevre, spor, sanat, tüketici bilinci, çalışana destek, iş ahlakı, insan hakları gibi kurumsal sosyal sorumluluk alanlarının hepsinde başarılı görülen şirketler olarak anımsanmaktadır .