MODERN SOSYOLOJİ TARİHİ - Ünite 4: Sembolik Etkileşimcilik Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 4: Sembolik Etkileşimcilik

Sembolik Etkileşimci Bakış Açısı

Sembolik etkileşimcilik, bireyin davranışlarının toplumsal yönlerini araştıran ve bireyin toplumsallaşma sürecini inceleyen sosyal psikoloji çalışmalarından ortaya çıkmış ve gelişmiştir. George Herbert Mead tarafından geliştirildiği düşünülmektedir. Sembolik etkileşimcilik dil ile bağlantılı olarak ortaya çıkmış ama yapısalcılıktan farklı bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir. Toplumsal sistemler teorisine bir alternatif olarak görülmüştür. Sembolik etkileşimcilik bireylere ağırlık vermektedir. Bu bakış açısı, daha çok semboller ve iletişim aracılığıyla bireylerin günlük etkileşimlerinden nasıl bir düzen ve anlam ürettikleri ile ilgilenir ve insan davranışlarının öznel ve yorumlayıcı boyutuna önem verir. Böylece birey daha aktif ve özgür konumda görülmektedir. Toplumda diğerleriyle etkileşim sonucu oluşan benlik kavramı bu bakış açısının vurguladığı en önemli öğedir. Sembolik etkileşimciler insan davranışlarının dünyayı ve olayları yorumlamak ve yaşamlarına anlam vermek için bazı içsel süreçler tarafından yönetildiğini kabul etmektedir. Toplumsal etkileşim sonucunda birey ve toplum sürekli değişmektedir. Sembolik etkileşimde sembol ve anlamlar, toplumsal yaklaşımın temelidir. Sembol, nesne ya da olayları tanımlar, aynı zamanda anlamların taşıyıcıları olarak kabul edilir. İnsanlar davranışlarını yönetmek için sembollere, yaşamlarını sürdürebilmek için anlamlara ihtiyaç duyarlar. En önemli semboller dil ve jestlerdir.

Sembolik etkileşimciliğin temel varsayımları şunlardır:

  • İnsanlar, öğrenilmiş anlamların sembolik dünyasında yaşarlar.
  • Semboller, toplumsal süreçlerde ortaya çıkar ve paylaşılır.
  • Semboller, insan davranışını etkiler.
  • Zihin, işlevsel, irade sahibi ve bireyin çıkarlarına hizmet eden teolojik bir varlıktır.
  • Benlik toplumsal bir kurgudur.
  • Toplum, toplumsal süreçler sonucunda ortaya çıkan dilsel ya da sembolik bir kurgudur.
  • “Sempatetik içe bakış” sorgulamanın zorunlu bir şeklidir.

Erken Dönem Etkileşimci Düşünürler

En önemli düşünürler arasında, W.I. Thomas ve C.H. Cooley vardır.

Thomas, insanların daha önce karşılaşmadıkları bir role girmek olan “yetişkinlerin toplumsallaşması” ve eylemde bulunmadan önce anlamları bir araya getirerek karar verme anı olan “durum tanımlaması” kavramlarını oluşturmuştur. Thomas, öznel olanın incelenmesi gerekliliğini vurgulamış fakat nesnel olanın da ihmal edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.

Cooley ise, diğer insanların kendine yönelik davranışlarının ayna gibi kullanıldığı ve bireyin imgesini yansıtan “ayna benlik” ve “ birincil grup” kavramları ile etkileşimci bakış açısını vurgulamış ve toplumun zihinsel olarak tasarlanması teorisini geliştirmiştir. Ayrıca Cooley, “sempatatik içe bakış” teorisiyle sosyoloji alanına yöntemsel bir katkı sağlamıştır. Cooley’e göre ayna benlik;

  1. Kendi görünüşümüzün diğer kişiler tarafından nasıl göründüğünün imgelenmesi,
  2. Diğerlerinin kendi görünüşümüz ile ilgili tepkilerinin değerlendirilmesi,
  3. Bunların sonunda nasıl hissettiğimizdir.

Cooley’e göre, birey ve toplum, ayrılmaz bir bütün meydana getirmektedir. Cooley , aile, ve oyun grupları gibi birincil grupları incelemiş ve yakın ilişkilerin benliğin oluşmasında en önemli öğe olduğunu söylemiştir. ”Sempatetik içe bakış” yöntemi ise, insanların tavır ve hareketlerinin nedenlerini araştırır. Cooley bunun da sosyolojik açıdan incelenmesini sağlamıştır.

George Herbert Mead

Mead sosyolojik düşünce açısından, nesnel ve öznel davranışları birlikte ele almıştır. Toplum insanların etkileşimleriyle oluşmaktadır. Semboller bu etkileşimin temelidir. Semboller bir anlam taşır ve bunların paylaşılması, diğerlerinin amaçlarının yorumlanması toplumsal ilerlemeyi sağlar. Bu süreç, Mead’in “rol alma süreci” ile sağlanmaktadır. “Rol alma süreci” bireyin kendini diğerlerinin yerine koyması olarak tanımlanır. Birey, bu yöntemle oluşan yorumu temel alarak, diğer kişinin eylemine tepki verir. Bireyin etkileşimin diğer aktörler üzerindeki etkilerini düşünebilmesi, onun ayırt edici özelliğidir. Rol alma süreci bireyin kendine dışarıdan bakabilmesini sağlayarak ve kendisiyle etkileşime girerek benlik kavramını geliştirir.

Mead benlik kavramını, toplumsal bir fenomen olarak geliştirmiştir. İnsan yaşadığı topluma uyarak ve toplumu kontrol etmeye çalışarak kendi benliğini oluşturur. Benlik, bir diğerinin rolünü alma yeteneğine bağlı olarak gelişir. İnsan davranışı inançlar, fikirler, ilkeler ile yönlendirilmekte ve böylece hayvanların davranışlarından ayrılmaktadır.

Bilinç ve öz bilinç, insanın toplumsal davranışının temelidir. Bilinç, düşünebilme yeteneğini ve yaşadığımız dünyanın farkında olmayı içerir. Mead’e göre düşünme bir iç konuşma olduğundan, bireyler benliklerinin farkında olduğunda düşünebilirler. Öz bilinç, tek ve eşsiz olan kendi varlığımızın farkında olma durumudur.

Benlik bilinci, bireyin toplumdan bağımsız, kimliğinin farkında olması demektir. İnsanlar benlik bilinciyle doğmazlar ama toplumsallaşma sürecinde benlikleri ile ilgili farkındalık edinirler. Benlik bireyin davranışlarının temelini oluşturur.

Mead’e göre zihin, onu bütün canlılardan ayırır ve eylemsel davranışı yönlendirir. Bu zihinsel mekanizma insana şu yetenekleri sağlamaktadır:

  • Bilinçli olarak plan yapıp, davranışlarını bulunduğu ortama uyarlama yeteneği.
  • Semboller aracılığıyla iletişim kurabilme ve bu süreçte ima edileni yorumlayabilme yeteneği.
  • Öz bilince sahip olma, bireyin başkalarının rolünü alabilme ve hareketleri yorumlayabilme yeteneği.

Mead insan davranışlarının önceden belirlenmiş olmadığını ileri sürer. Zihin ve benlik gündelik yaşamın toplumsal bir ürünüdür. Benliğin toplumsal gelişimi, uzlaşma ve yorumlamaya dayanır.

Mead’e göre bireyin benliği, birbirinden ayrılmayan “ben” ve “beni/ bana” özellikleri içeren bir süreç tarafından belirlenmektedir. Hem özne hem de bir nesne olarak tanımlanan benliğin birbirinden kolayca ayrılmaları mümkün değildir. Benlik, düşünen ve eyleyen bir özne olarak “ben” ve başkaları için var olan dünyada bir nesne olarak “beni/bana” olarak ele alınmaktadır. “Ben” bireyin bir bütün olarak kendisi hakkındaki düşünceleridir. “Beni / bana” herhangi bir an ya da durumda insanların bireyden beklediği davranışların farkında olmasıyla oluşur. Yani kendini belirli bir toplumsal rolde tanımlamasıdır. Her eylem “ben” biçiminde başlayıp, genellikle “beni/ bana” biçiminde son bulur.

Benlik, bireyin “genelleştirilmiş öteki” yani daha geniş topluluğun toplumsal alışkanlıklarının içselleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Genelleştirilmiş öteki, “ben”in ya da benliğin ve “beni/ bana” ya da bireyin toplumsal yönünün diyalektik bir ürünüdür. Benlik, biyolojik ve psikolojik “ben” ile sosyolojik “beni / bana”nın birleşimidir.

Benliğin oluşumunun üç aşaması vardır:

  1. Bebeğin anlamsız taklitler yaptığı hazırlık aşaması.
  2. Bir diğerinin rolünü alma becerisini geliştiren oyun aşaması. Bu aşamada çocuk oynadığı rol ile kendisi arasındaki farklılıkları anlar. Bireysel roller çocuk tarafından içselleştirilir.
  3. Benliğin gelişiminin ileri aşaması olan birlikte oyun aşaması. Bu aşamada çocuk kendini “genelleştirilmiş öteki”nin bakış açısından görür. Çocuk birden fazla oyuncunun rollerini düşünmek ve beklentilerine karşılık vermekle yükümlüdür. Ama toplumsal roller devamlı etkileşim yönünde değişmektedir. İnsanların kendilerini yorumlama biçimleri kültürel statüleriyle bağlantılıdır.

Herbert Blumer

Blumer’ın düşüncelerinin kaynağı, Mead’e duyduğu hayranlıktır. Mead’in felsefi düşünceleri ve Chicago Üniversitesinin ampirik çalışma ilkesi Blumer’in çalışmaları üzerinde çok etkilidir. Mead’in düşüncelerini takip etmiş ve sistematik olarak geliştirmiştir.

“Sembolik etkileşim” kavramını ilk kez Blumer kullanmıştır. Blumer’e göre sembolik etkileşimcilk, üç temel önermeye dayanır. Bunlar:

  1. İnsanlar nesne ve olaylara karşı, onların kendilerine ifade ettiği anlamlara göre hareket etmektedir.
  2. Anlamlar, insanların birbiriyle olan etkileşiminden ortaya çıkmaktadır.
  3. Anlamlar yorumlayıcı bir süreç içinde değişime uğramaktadır.

Blumer’e göre, bir nesnenin kişiye ifade ettiği anlam, diğer kişilerin o nesne ile ilişkili olarak kendine davranma biçimiyle oluşmaktadır. Bu davranışlar nesnenin tanımını oluşturur. Blumer’in etkileşimci bakış açısı, pozitivist, yapısalcı ve sistem yaklaşımları tarafından kabul edilen görüşlere karşı bir duruş göstermektedir. Blumer’a göre toplumun, toplumsal aktör aracılığıyla süren bir etkileşim süreci olarak görülmesi gerekmektedir.

Blumer, toplumu özerk bir yapı olarak ele almak yerine, sembolik bir etkileşim olarak ele almıştır. Toplumu insan eylemlerinin bir belirleyicisi olarak değil, toplumsal eylemin yer aldığı bir çerçeve olarak görmektedir.

Blumer’in asıl ilgisi, dünyadaki gerçek şeyler hakkında olması gereken teorilere ve gözlemlere yöneliktir.

Blumer’in sembolik etkileşimciliği bu üç önermeye dayanan bazı temel düşünceleri de içermektedir.

  • Toplum, etkileşim halindeki insanlardan oluşmaktadır.
  • Etkileşim, başka insanların faaliyetlerine karşılık olarak verilen tepkilerden oluşur. Sembolik olmayan etkileşimler, basit uyarana tepki sürecini içerir. Sembolik etkileşim, eylemin yorumlanmasını kapsar. Dil en yaygın ve önemli semboldür.

Nesneler, bir anlamı içsel olarak taşımazlar. Anlam, sembolik etkileşimin bir ürünüdür. Nesneler dünyası, karşılıklı etkileşim yoluyla, “yaratılmış, onaylanmış, dönüştürülmüş ve bir kenara bırakılmıştır.”

  • İnsanlar, kendileri dışındaki nesneleri tanır ve aynı zamanda, kendilerini de nesne olarak görebilir.
  • Kolektif eylem, Blumer tarafından, “farklı kişilerce sergilenen farklı eylemlerin toplumsal örgütlenişi” olarak tanımlanmaktadır.

Blumer’ın çalışması kolektif eylem fikri etrafında örgütlenmiştir. Bu düşünce, her insanın eyleminin, diğerlerinin yaptıkları ışığında sürekli yeniden düzenlenmesi, ayarlanması sonucunda oluşan eylemleri içermektedir. Böylece her bireyin eylem çizgisi, diğerlerinin eylemlerine uymaktadır.

Kolektif eyleme katılan bireyler, toplumsal yapıyı oluşturur.

Blummer, eylem ve kolektif eylemin örgütlenmesi ile ilgili olarak üç noktayı vurgular:

  1. Eylem, yorumu gerektirir.
  2. Eylemin yönü aniden ortaya çıkar.
  3. Kolektif eylemin bir oluşum süreci bulunur.

Blumer’e göre, benliği oluşturan süreçler, toplumlar, diller, etkileşimler ve bağlamlar araştırılmalıdır. Ampirik dünya çalışmaların odağında olmalıdır. Bu bilgilere ancak katılım ve gözlem aracılığıyla ulaşılabileceğini belirtir.

Sembolik Etkileşimciliğin Eleştirisi

Sembolik etkileşimcilik,, bireyin eylem ve etkileşim süreci üzerinde durarak , yüz yüze ilişkilerle makro ölçek üzerinde yoğunlaştığı için genel olarak eleştirilir. Toplumsal ve tarihsel yapı ve süreçlere fazla ilgi göstermedikleri ileri sürülür.

Sembolik etkileşimcilerin, toplumsal yapıyı göz ardı etmeleri nedeniyle, toplum üyelerinin, neden toplumsal normlara uygun bir şekilde hareket etmeye çalıştıklarını yeterince açıklayamadıkları öne sürülmektedir.

Sembolik etkileşimciler, önemle üzerinde durdukları anlamların kaynağını açıklama konusunda da başarısız görülmektedirler.