MÜZECİLİK VE SERGİLEME - Ünite 7: Dünyada Çağdaş Müzecilik Uygulamaları Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 7: Dünyada Çağdaş Müzecilik Uygulamaları

Yeni Yüzyıla Geçerken Müzeler: 1980 Sonrası Gelişmeler

Müzelerin yalnızca eğitimli asiller sınıfına ait olduğu düşüncesi müzelerin toplumun her bireyine açık olması gereğini uzun yıllar engellemiştir. 1753’te Londra’da kurulan British Museum 1759’dan itibaren halka yarı açık bir el yazması kütüphanesi ve nesnelerden oluşan koleksiyonuyla dünyanın ilk bağımsız müzesi olsa bile uzun süre özel ziyaret izni gerektiren bir kurum olmuştur. Kültürel varlıklarının milletin malvarlığı olduğu kavramının kabulü Louvre Sarayı’nın müze olarak 1793’te devrim sonrasında halka açılması ile tarihe geçmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Endüstri Devrimi’nin etkisinde yönetimler, büyük ya da küçük müzelerin halkın eğitilmesi için kullanılmasını öngörmüştür. 20. yüzyıldan itibaren devlet yönetimlerinin sorumlu olduğu müzeler ilk önce Fransa’da uygulandığı gibi bir bakanlığa bağlı olarak yönetilmiştir.

Özel Müzeler: Özel müzelerin vakıf olarak kurulması önce Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşmiştir. Amerikan müzeleri Avrupa örneklerinden farklı olarak devlet yöneticileri ve politikacılar tarafından değil, çoğunluğu özel sermaye sahibi şirketler tarafından kurulmuştur. Son yıllarda ABD’nin ileri gelen özel müzelerinden Guggenheim Müzesi (Solomon R. Guggenheim Museum, New York) müdürü Thomas Krens’in anlayışı doğrultusunda, başka ülkelerle iş birliği yapılarak uluslararası (Venedik, Bilbao, Berlin, Abu Dhabi merkezlerinde) şubeler açılmış ‘küresel müze’ olarak tanımlanan yeni bir süreç başlamıştır. Türkiye’de de aynı şekilde ileri gelen bir iş adamı tarafından 1980 yılında Sadberk Hanım Müzesi açılmış ve uzun süre tek resmi özel müze olarak kalmıştır.

Genel olarak UNESCO sözleşmeleri ve onun altında kurulmuş birimlerden ICOM statüleri evrensel kültür ve doğal mirasın korunmasını yönlendirmektedir. Özel müzeler, vakfın yönetim işlerinin bağlı olduğu kurula (mütevelli heyeti) karşı sorumlu bir müze müdürü ile onun altında idari ve küratöryel birimlerle çalışmalarını sürdürürler. Müzelere alınacak eserler ve nesneler ya da yapılacak sergilemeler bu birimlerin ortak çalışmasıyla müdüre, daha sonra da kurulun onayına sunulur. Alınan kararların müze etik ve yasalara uygun olmasına dikkat edilir. Müze yönetiminin dikkat etmesi gereken diğer bir temel unsur müzenin nesne ve eser toplamadan toplumla iletişime olan süreçte vizyon, misyon ve stratejileriyle koleksiyon politikasına odaklanmasıdır.

Sanal Müzeler: Müzelerin toplumla ilişkilerini kuvvetlendirmek için yaptıkları yazılı tanıtım ve basın ilişkisi teknolojinin gelişimiyle farklı ve çok popüler bir yönteme dönüşmüştür. Web sayfası ya da sanal müze olarak nitelenecek programlarla İnternet üzerinden tuşla, bir parmak mesafede bilgilere ulaşmak mümkün olmaktadır. Müzelere gitmeden müze hakkında bilgi almak isteyenler için bu programların birçoğu halkla ilişkiler açısından o kadar başarılıdır ki İnternet izleyicisi meraklanarak güdülenerek önce bir müze ziyaretçisi daha sonra devamlı bir müze izleyicisi olabilmektedir.

Bienaller, Fuarlar ve Müzayedeler: Sanat ortamı özellikle bienaller (genellikle sanat ve kültür alanlarında düzenlenen, iki yılda bir gerçekleştirilen etkinliklere bienal denir) ve fuarlar aracılığıyla sanatsever, koleksiyoncu ve genel olarak toplumun her kesiminden farklı birikimlere sahip bireylere müze ortamının dışındaki güncel sanatı tanımak olanağını sunmaktadır. Venedik Sau Paulo ve İstanbul Bienali gibi organizasyonlar iki yılda bir küratörler tarafından seçilmiş sanatçıları sunarak güncel sanatın hem tanıtılmasına hem de evrensel bir ortamda değerlendirilmesine katkıda bulunurlar. Müzayedeler, sanat eserlerinin ya da nadir bulunan nesnelerin satışa çıkarıldığı kurumlardır. Müzayede, satışa sunulan eser ya da nesnelerin, katılanların fiyat arttırmalarıyla rekabetçi bir ortamda sahibini bulup temelde sanatın metalaşmasına katkıda bulunan bir yöntemdir. Sanatçının özgün iradesiyle var olmuş olan eser topluma sunulduğunda değeri aracı ticari kurumlar tarafından konulmaktadır.

Toplum-Müze İlişkisi ve İletişim

İnsanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasından son etaba kadar geçen değişim sürecinde insanların müzeler ile ilişkileri farklı nedenlere dayanır. Hayatta kalabilmek için uğraş verenler çoğu kez büyük bir mücadele içinde olduklarından kendilerinin kişisel gelişimi için vakit bulamazlar. Diğer taraftan maddi nedenlerin tek engel olduğu söylenemez. Örneğin İngiltere’de kişilerin müzeye gitmeme nedenleri araştırıldığında geçmişe ilgisi olanların bile çoğunluğu müzeleri sıkıcı mekânlar olarak düşündüğü belirlenmiştir. Büyük ve tanınmış müzeleri ziyaret etmiş olanlar dahi yerel müzelerin ilginç olmadıklarını, hatta bazılarının müze olarak bile kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir. Yine çocuklar ve özürlü kişilerin müzelerde rahatça dolaşma olanakları olmadığı görüşünün altı çizilmiştir. Bunlara karşılık, kişilerin yaşamlarındaki eksiklikleri hissederek farklı nedenlerle müzelere yönelmeleri konusu araştırılmış ve müze ziyaretlerinin başlıca nedenleri şöyle belirlenmiştir:

  • İnsanlarla birlikte olmak,
  • Değerli bir şey yapmak/zamanı değerlendirmek,
  • Yeni deneyimler elde etmek,
  • Aktif olmak,
  • Öğrenmek istemek ve
  • Müze ortamlarında rahat hissetmek.

Müze ziyaretlerinde sadece müze nesnelerini ya da eserleri görmek onlar için yeterli güdüleyici bir ortam yaratmadığından koleksiyonu yorumlayan sergiler izleyici-nesne ilişkisini netleştirmeye yönelmiştir. Yorumlama sürecinde nesnelerin geçmiş yaşam ve gelenekleri canlandırdığı ve yaşattığı görüşü benimsenmiş ve 2004 yılında UNESCO’nun yeni bir yönetmeliği ile somut olmayan kültür mirasının yaşatılması sorumluluğu müzelere verilmiştir. Bu alanla ilgili halkbilim (folklor), etnografya, sosyal antropoloji ve sosyoloji, kültürel mirasın somut olmayan değişkenlerini inceleme ve bazı projeleri toplumla beraber gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras ögeleri şöyle sınıflandırılmıştır:

  • Somut olmayan kültürel mirasın aktarılmasında taşıyıcı işlev gören dil, sözlü gelenekler ve anlatımlar,
  • Gösteri sanatları,
  • Toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler,
  • Doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar,
  • El sanatları geleneği.

Müzeler, kütüphane ve okullar kadar resmî olmamakla beraber fuarlar gibi eğlence için gidilen yerler de değildir. Bu gayri-resmî eğitim kurumlarının en başta gelen özelliği rahat bir ortam oluşturmasıdır. Müzelerde gezi birkaç önemli kaide dışında izleyicinin zaman ve isteğine bağlı olarak değişebilir. Her ne kadar sergiler yüksek bir eğitim birikimini gerektiriyor gibi gözükse de insanlar rahat edecekleri izleme, grup çalışmalarına katılma, ya da dinlenme ortamlarında vakit geçirerek müze ziyaretlerini sürdürebilirler.

Müzelerin genelde gençlerle ilişkileri ise yetişkinlere göre daha zordur. Duygusal dönemleri yaşama, ruhsal, fiziksel gelişimlerin devam etmesi gibi nedenlerle aile ve toplumun yaşam biçimine, geleneklere başkaldırma duygusuyla müzeleri de aile otoritesiyle bağdaştırabilen gençlerin tepki göstermeleri, doğal bir sürecin parçası olarak algılanabilir. Otoriteyi temsil eden müzeler tek başına bir ziyaret alanı olarak gençlerin çoğunluğuna çekici gelmese de özellikle arkadaş gruplarıyla yapılacak ziyaretlere sıcak bakılabilir. Akademik olmayan kulüpler, gönüllü gruplar onların olası tercihleri arasında olacağından, müzeler tarafından organize edilen grup etkinlikleri gençlerle ilişki kurulmasında önem taşır.

İletişim, son yıllarda farklı bilim dalları tarafından kullanıldığı yönteme göre tanımlanır. Bilişim terimi olarak iletişim bir yerden, kişiden ya da makineden bir başkasına herhangi bir ortamdan yararlanarak bilgi göndermektir. İki yönlü bir süreç olarak ise haberleri, düşünceleri, duyguları bildirme, düşünceleri paylaşma ya da değiş tokuş yapma etkinliğini içeren sosyal bir ağ anlamına gelmektedir. İletişimin daha kısa bir tanımı da bir kimliğin başka bir kimlikte, kendi yaşadığı deneyime benzer deneyimin yaşanmasını sağlayabilmesidir. Bu tanımlardan yola çıkılarak müzelerin toplumla olan eğitim, eğlence gibi farklı amaçlar kapsamındaki ilişkilerinin sürdürebilmesinde doğru iletişim yöntemlerini kullanmanın yararları 1990’lı yıllardan bu yana gelişmiştir. Egemen güçlerin tek yönlü olarak yukarıdan aşağıya, kitleye yönelik olarak kullandıkları iletişim yöntemi müze uzmanlarını uzun yıllar koleksiyonlarını belledikleri bir düzenle sergilemelerine ve ziyaretçilerin merak ve dürtülerinin zayıflamasına neden olmuştur. Ancak müzelerin informal bir eğitim kurumu olduğu kabul edilip eğitim teorileri ile hedef kitlelerin özellikleri dikkate alınarak önce eğitim, sonra iletişim yöntemleri geliştirilmiştir. Genellikle toplumlarda büyük şirketlerin kullandıkları iletişim araçları basın, radyo, televizyon, sinema ve bilgisayardır. Bu tür kitle iletişim araçlarının hedefi okuyucu, izleyici, alıcı ve tüketiciye ulaşmaktır. Müze izleyicilerine ise genel iletişim araçları ile ulaşmak önemli olsa da aslında iletişimin başarısı müze izleyicilerinin sergilere erişimi ile ölçülür. En temel iletişim modeli, önde gelen müze liderlerinden Duncan Ferguson Cameron (1930-2006) tarafından “müze uzmanının sergileyici olarak nesneleri kullanarak alıcı olan ziyaretçiyle iletişim kurması” şeklinde ifade edilmiştir. Sosyolog Laswell ‘kim?’, ‘kime?’, ‘hangi kanal ile?’, ‘ne gibi bir etki ile?’ ‘ne söyler?’ iletişim sürecini oluşturan ögeleri araştırmıştır. Matematikçi Claude Shannon ve Weaver tarafından geliştirilen bu modelde ileti alıcı tarafından algılanır, diğer bir deyişle bilgi kaynağından gelen ileti, hedef olan alıcı ile sonuçlanır. Her iki yöntemde izleyicinin ne algıladığı müze tarafından araştırılmadığında iletişim değerlendirilemez. Diğer taraftan geri besleme, ileticiler ekibi, ortamın anlamları ve etkin yorumlayıcılar ile iletişim halkası tamamlanır. Müze eğitim ve iletişim politikaları müze misyonunun önemli bir parçasıdır. Bu nedenle müzelerin topluma hizmet verme sorumlulukları doğrultusunda yeni eğitim ve iletişim stratejileri müze koleksiyon yönetimi, vizyon ve misyonları yeniden değerlendirilip geliştirilmiştir.

Yeni Gelişmeler: Müzelerde Koleksiyon Yönetimi; Vizyon, Misyon ve Stratejiler

Koleksiyon yönetiminde müze değerleri olarak koleksiyon başta olmak üzere ziyaretçi, ziyaretçi tecrübesi, araştırma ve eğitim dikkate alınır. Bazen koleksiyon politikası olarak da ifade edilen koleksiyon yönetimi müzenin misyonu ile stratejilerinin nasıl yorumlandığını ve gerçekleştirildiğini ifade eden bir beyandır. Bu yazılı beyanın her 5 yılda bir yeniden değerlendirilmesi müzenin hedeflerini yerine getirip getirmediğinin de denetlendiği bir yöntemdir. Misyon bir müzenin hedeflerini stratejiler aracılığıyla ayrıntılı olarak belirtirken vizyon müzenin olmak istediği kurumu ifade eder. Müze vizyonu müzenin özellikle toplumla olan ilişkisinde olmak istediğini belirten kısa bir ifadedir. Vizyon ve misyon;

  • Kadro için bir kılavuz olup müze içi ilişkilere yardımcı olur,
  • Kamuya karşı profesyonel standartları belirler,
  • Profesyonel etikleri oluşturur,
  • UNESCO anlaşmaları bağlamında uluslararası düzeyde yasal konuları temellendirir.

Çağdaş Küratörlük Olgusu

Orta Çağ’da kilisede ruhun korunması için görevlendirilmiş dini sorumluya verilen curatur (İngilizce ve Fransızca’da kullanılan) sözcüğünden türetilen curator daha sonraları müzelerde nesnelerin korunmasında (konservasyonunu) çalışan uzmanları tanımlamak için kullanılmıştır. Bu uzmanlar sergilerin tasarımını yaparken müzenin vizyon ve misyonları doğrultusunda çalışmalarını sürdürür. Ayrıca müzeler arası ilişkiler sonucu gerçekleşen geçici sergilerin düzenlenmesinde diğer uzmanlarla birlikte çalışır. Örneğin, günümüzde çoğunlukla sanat müzelerinde gerçekleşen ortak çalışmalarda birden fazla sanatçının eserlerinin sunulduğu konulu sergiler düzenlenmektedir. Bu tür sergilerde önemli rolü üstlenen küratörler sergi kavramını topluma ileten aracı kişilerdir. Dolayısıyla bilgi kadar sezgi sahibi olmaları da gereklidir. Müze sergilerinin yanı sıra Venedik Bienali gibi müze dışı sergilerin gerçekleştirilmesinde sanatçı seçen, sergi organizasyonu yapan kişiler için de kullanılan serbest küratör mesleki bir terim olarak 70’lı yıllardan itibaren yaygınlaşmıştır. Sanat ortamında serbest küratörlüğün, galericilik ve menajerlik gibi sanat eserlerini sunup pazarlayan, sanatçının bağımsızlığını sınırlayan bir sistemin parçası hâline geldiği söylenebilir.

Müze Yönetiminde Finansal Değişim

Müzeler ve izleyiciler tüm toplumlarda artış gösterirken turizm izleyici sayısının yükselmesinde önemli bir etken olmuştur. Müze giriş ücretlerinde müze lokanta ve mağazalarındaki gelirlerin artışı bunu kanıtlamaktadır. Bu kapsamda söz edilecek olan; Müze yönetim giderleri , Müze koleksiyon yönetim giderleri ve Müze gelirleri müze bütçesinin üç temel başlığını oluşturmaktadır.

Müze yönetim giderleri kapsamında; kadro maaşları, dışardan alınan servislerin, hizmetlerin ücretleri, seyahat, bina bakımı, su, elektrik, ısı, sigorta, temizlik, güvenlik, telefon, ofis malzemeleri, posta gibi giderler sayılabilir. Koleksiyon yönetim giderleri olarak; kadro maaşları, seyahat, konservasyon/bakım malzeme ve aletleri, depolama malzemeleri ve aletleri, sigorta, yeni eser ya da nesne alımı sayılabilir. Toplum-müze ilişkilerinin yakınlaşmasında bazı önemli gelir artışları olsa da toplum ile iletişimin sürekliliğini sağlayan etkinlikler giderlerin yükselmesine neden olur.

Sponsorluk ve Sosyal Sorumluluk: İşletmelerin kendi çıkarları dışında toplum yararına olacak kurumsal davranışları sosyal sorumluluk olarak tanımlanmaktadır. Medici Ailesi ile başlayan ve günümüzde giderek artan mesenlik (mesen kelimesi sanat ve bilim adamlarını koruyan kişi ya da aile için kullanılır), güç ve para sahibi olan aile ve kurumların sanata destek olmak için koleksiyonlarını topluma açmaları sosyal sorumluluk olarak kabul edilmektedir. Bu paralelde kültür ve müzecilik bağlamında sosyal sorumluluk ve sponsorluk kavramlarının sorgulanması da kaçınılmaz olmuştur. Sosyal bir buluşma alanı olmaya başlayan müzelere destek verenler sponsorluklarını iş ortamında bir reklam olarak değerlendirmektedir. Maddi dönüşü olmayan sponsorluğun sağlanması zor olsa da toplumun ve şirketlerin çıkarlarının örtüştüğü alanlarda buluşulması mümkündür. Özel kuruluşların müzelere destek verdiği konular genellikle izleyicilerin olduğu alanlardır.

Pazarlama: Genel olarak müze giderleri; Maaşlar, İdari giderler, Program harcamaları, Çalışma maliyetleri ve Diğer harcamalar olarak beş ana başlık altında toplanabilir. Bu giderlerin önemli bir kısmı müze yönetimleri tarafındanyapılsa da program harcamaları genellikle sponsor desteğiyle gerçekleşir. Diğer yandan müzelerin mimari tasarımlarının da kentsel planlamada bir pazarlama aracı olduğunu vurgulamak gerekir. Özellikle son yıllarda kurulan müzeler dış görünümlerinde dikkat çeken tasarımları tercih etmişlerdir. Örneğin, mimar Frank Gehry’nin İspanya’da gerçekleştirdiği Bilbao Guggenheim modern sanat müzesi hemen akla gelen özel tasarımlardan biridir.

Halkla İlişkiler: Müzeler halkla ilişkileri; koleksiyon, yazılı malzeme, basın ve mimarilerini kullanarak sürdürürken 1990’lardan itibaren sanal müzeler aracılığıyla bunu daha da güçlendirmişlerdir. Müzeler bulundukları bölgeden çok daha uzakta yaşayanlara sanal müzeler yoluyla bilgi sunarken güdüleyici bir tutumla geleceğe yönelik ilişkilerin oluşturulmasında etkin olabilmektedirler.

Yeni Gelişmeler: Sergilemede Araştırma, Koruma ve İletişimin Yeri

Günümüz müzeciliğinde, çağdaş sanat müzeleri gibi müzeler dışında, eser ve nesne toplanması azalırken nesne ve toplum ilişkisinin ön plana çıkmasıyla müzelerin temel işlevi; Araştırma, Koruma ve İletişim olarak üç temel sorumluluktan oluşturulmuştur.

Araştırma ve Koruma: Müzelerin en önemli özelliği sürekli değişim içinde olmasıdır. İlk temel değişim koleksiyondaki nesne ve eserlere yenilerinin ilave edilmesidir. Dolayısıyla müze envanterine giren her eser hakkında ayrıntılı bir araştırmanın yapılması gereklidir. Bozulma gibi nedenlerle koleksiyondan nesnelerin düşürülmesi de mümkün olmaktadır. Ayrıca müzelerin geçmiş yıllarda koleksiyonlarına dâhil ettikleri fakat misyonları dışında kalıp sergilenmeyen nesneler de olmaktadır. Diğer taraftan müze koleksiyonunun korunmasına yönelik geliştirilen bilimsel araştırmalar sergilemede bazı önemli değişimlere neden olmuştur.

Koleksiyonlar ve Araştırma: Sanat müzelerinde koleksiyonlara yüksek ya da klasik olan sanatın en iyi örneklerinin alınması istendiğinden ve dolayısıyla bu nadir örneklerin değerlerinin yüksek olması nedeniyle müzelerin vizyon ve misyonuna söz konusu eserlerin ne kattığını değerlendirmesi yönünde araştırma yapması gereklidir. Diğer taraftan çağdaş sanat örneklerini koleksiyona katmak hedeflendiğinde bugünün sanatçılarını geçmişin Rubens, Cezanne gibi sanatçılarıyla karşılaştırmak bir hataya götürür. Yeni sanat anlayışları ve sanat pazarı yanıltıcı olabildiğinden eserin özgünlüğü önemsenmelidir. Bir başka müze türü olan Sosyal Tarih Müzeleri’nde araştırmanın temel amacı toplumların sosyal ve tarihsel değişimlerinin tespit edilmesidir. Bu müzelerin özelliği yaşamdan coğrafi, tarihî ve kültürel ögelerle ilişkili maddi kanıtlar içermesidir. Sosyal tarihle ilgili araştırmalarda genelde bir nesne diğer nesnenin kanıtı sayılacak bilgiyi de sunduğundan tek bir nesne hakkında değil, nesneler hakkında araştırma yapmak gerekir. Bir nesne bilimsel bir özellik gösterdiği kadar bir sosyal dönemi diğer dönemlerden ayırmasıyla da tarihî değere sahip olabilir.

İzleyiciler ve Araştırma: Müze koleksiyon politikaları hedef kitlelerin gruplamasını yaşa ve tecrübeye göre yapmayı sürdürürken diğer ilişkileri saptamaya da yönelmiştir. Müzelerin çevrelerindeki gruplardan; Birincisinin koleksiyonlarla ilgili kişi ve kurumlar, İkincisinin turistler ve Üçüncüsünün halk olduğu söylenebilir. İkinci ve üçüncü grupların sıralaması müzelerin turistik merkezlere yakın ve uzak olmasına bağlı olarak değişebilir. Turistin müze ziyaretçileri arasında sayıca yüksek olduğu kurumlarda yabancı dilde etiket, pano ve broşürler yer alırken halkın önemsendiği kurumlarda öncelikle çeşitli gelir ve yaş seviyesine yönelik etkinlikler ön plana geçer. Müze saatlerinde yapılan değişiklikler, indirimli giriş ücretleri geçerli basit çözümler arasındadır. Birçok müze potansiyel hedef kitlesini genişletmek istediğinden izleyiciler üzerine odaklanmış, müzede ne algıladıklarını araştırmıştır.

Sergilemede Yeni Yöntemler: Günümüzde sergilerin başarısı için kimlerin müzeyi ziyaret ettiği, kimin etmediğini gibi topluma ilişkin araştırmalar yapmak önem kazanmıştır. Bu kapsamda müzelerdeki sergi projelerinde aşağıdaki gibi koşullar sağlanmaya çalışılır:

  • Gerçek nesnelerle karşılaştıklarını vurgulama yoluyla izleyicilerin algılamalarını sağlamak,
  • İzleyicilerin değer ve geleneklerine dayanan imgeleri sergi tasarımlarında kullanarak dikkatlerini çekme ve güvenlerini sağlamak,
  • Hem izleyicilerin dikkatlerini devam ettirmelerini hem de iletişimi sağlamak için hedefler belirlemek ve keşfetmeye yönelik etkinlikler planlamak, İzleyicilerin merakını sürdürecek canlı renkler, büyük grafikler, farklı formlar kullanarak ilgi çekmek ve onları soru sormaya, sorgulamaya teşvik etmek,
  • İzleyicide keşfetme duygusu yaratacak basit eller üzerinde/hands on etkinlikleri ile aktif olmalarını sağlamak,
  • Nesneleri sergi kapsamıyla ilişkili bir düzen içinde yerleştirerek nesnelerin hikâyesini izleyici yönünden anlaşılır kılmak,
  • Ses, koku, doku ve tat gibi duyusal uyarıcılarla görsel imgeleri daha etkileyici hâle getirmek,
  • Didaktik ve bilişsel ögeleri serginin ana metni ve tasarımının tümüne dikkat çekmeyecek bir dille işlemek,
  • Başlıklar, etiketler, kulaklı rehber ve ana metinlerdeki dili, herkes tarafından anlaşılacak ve gücendirici olmayacak ifadelerle kurgulamak,
  • Sergi yönlendirmelerini kolaylıkla takip edilebilecek şekilde düzenlemektir.

Sergilemede Nesneler ile Çalışmak: Sergilemede, müze mekânı ile sergi arasındaki ilişki özenle ele alınmalıdır. Nesne ile nesne, nesne ile sergileme malzemesi ve bilgisi (etiketler ve panolar), nesne ve insan ilişkileri dikkate alınan diğer tasarım ögeleridir. Bu tür ilişkiler tümü izleyici bağlamında tasarımlanmalıdır. Büyük eserlerin duvarlarda, vitrinlerin bir kısmının ortalarda ya da duvarların önünde sıralandığı, sahnelemenin az sayıda olduğu, kronolojik düzenlemeler izleyicilerin yorularak müzelerde daha kısa süre kalmasına neden olurken bugün izleyiciyi güdüleyen tasarımlarla, büyük değişimlerle karşılaşılmaktadır. Değişimlerin başında tematik sergiler yapmak, izleyicinin nesne üzerinde odaklanmasını sağlayan düzenlemelerin gerçekleştirilmesi sayılabilir.

Yeni Müze Yapıları ve Kentlerle İlişkileri

Yeni müze tasarımlarında, -ICOM tarafından belirtilen güvenlik çemberleri kapsamında yer alan- korumaya yönelik unsurların dikkate alınması gerekmektedir. Bütünüyle bir müze tasarımı sınıflanırsa genel olarak şu çemberlerin tanımı yapılabilir: Birinci çemberde binanın dış çeperi; yani kaldırımlar, parklar ve bahçeler, heykeller, açık hava sergi alanları, çeşmeler ve güvenlik binaları söz konusudur. İkinci çember; danışma, gardıroplar, mağazalar, tuvaletler, toplantı odaları, konferans salonları, dinlenme mekânları, dershaneler ve lokanta gibi sosyal hizmet alanlarından oluşmaktadır. Müze izleyicilerine girişten başlayarak çeşitli hizmetlerin verildiği, eğitimlerin gerçekleştirildiği, kültürel etkinliklerin yapıldığı bu kısım, koleksiyonların sergilendiği mekânların dışında kalmasına rağmen izleyicilerin toplanma ve dağılma alanı olarak önemlidir. Üçüncü çember sergileme alanlarını; dördüncü çember müze uzmanlarının bürolarını içerir. Beşinci çember ise araştırma ve onarım atölyeleri, sergi hazırlama alanları ve teknik bürolardan oluşur. Güvenlik açısından korunması gereken koleksiyon depoları altıncı çemberde ; nadir eserlerin bulunduğu kasa yedinci çemberde yer alır.

Bazı müzelerde ise ek bina yapımında eski mimari yorumlanarak tasarım gerçekleştirilmiştir. Örneğin, postmodern anlayışın en başarılı örneklerden biri, İngiliz mimar James Stirling’in Almanya Stuttgart’da yaptığı Neue Staatsgalerie’dir. Eski binanın kubbeleri yeni binada negatif mekânlar olarak yorumlanmış, eski ve yeni bölümler birbirini tamamlamıştır. 1977-1984 tarihleri arasında yapılmış ek kısmın camlı girişi eski binanın dışa kapalı duran giriş mekânına ters düşse de aslında bu durum son yıllarda saydam girişlerin kamu binalarında yaygınlaşması ile ilişkidir. Müzelerin kentsel canlandırmaya katkısı büyüktür. Bulundukları bölgelerde yaşamı canlandırırlar. Özellikle toplumun iletişim içinde bulunduğu bölgelerde yer alan müzelerde izleyici sayısının daha fazla olması mümkündür. Müzeciliğin ilk yıllarında çoğunlukla kent merkezlerindeki saray, büyük idari ve dinî mekânların kullanılması nedeniyle ziyaret için büyük mesafelerin kat edilmesi gerekmemiştir. Son 20 yılda kentlerin kenar mahallelerindeki fabrika, depo ve eski binaların yeniden işlevlendirilerek müzelere dönüştürülmesi sonucunda çevrelerinde yeni kültürel kurumların, yapılanmaların oluşmasına da neden olmuştur. Kentlerin hafızası olan müzeler topluma geçmişi yaşattırırken aynı zamanda geleceğe de yatırım yapan kurumlardır. Müze, uzmanlarının koleksiyonlarını halka açabildiği ve paylaştığı oran doğrultusunda başarılıdır. Müze mimarisi, müze yönetim politikası, koleksiyon, toplum ile paylaşım, etkinlikler, diğer müzeler ile ilişkiler kentsel planlamada müzeyi merkeze koyacak temel elemanlardır.