MÜZECİLİK VE SERGİLEME - Ünite 1: Müze ve Müzecilik Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 1: Müze ve Müzecilik

Giriş

İnsanoğlu da İlk Çağlardan itibaren az bulunanı, kutsal olanı, değişik ve güzel olanı toplamış/biriktirmiştir. Müzelerin kurumsallaşmaları 18. yüzyıl sonlarında gerçekleşmiştir. Kraliyet koleksiyonlarının, Fransa’dan başlayarak Avrupa’nın her yerine yayılan, çok kapsamlı bir olgu olarak halka açılmasıyla müzeler kamusal bir kurum niteliği kazanmışlardır. Bu süreçte;

  • Fransız Devrimi’yle birlikte kraliyet koleksiyonlarının ortak millî varlık ilan edilmesi,
  • Ulusçuluk anlayışının güçlenip yayılması,
  • Koleksiyonların halka açılmasının doğal sonucu olarak sergileme ve bilgilendirme işlevinin giderek gelişmesi ve güçlenmesiyle bir sistem çerçevesinde kurumlaşmayı gerektirmesi de diğer etkenlerle birlikte önemli rol oynamıştır.

Antik Çağlardan günümüze her dönemin siyasi, ekonomik, toplumsal değişimleri, teknik ve teknolojik gelişmeleri toplama, koleksiyon yapma, müze ve müzecilik kavramlarını etkilemiş, bugünkü müzeciliğe katkıda bulunmuştur.

Müzeciliğin Gelişimi ve Kurumsallaşması

Antik Yunan dönemi tapınakları, modern müzenin ilk örnekleridir. Çünkü değerli nesne ve sanat eserlerinin yer aldığı, halkın da ulaşabildiği bu mekânlar, doğal olarak; eserlerin toplanması, korunması ve halka sunulması gibi müzeciliğe has bazı özellikler de taşımaktadır. Roma döneminde de aynı şekilde devam etmiş; toplama bu dönemlerde, devlet ya da imparatorluk adına ve ağırlıklı olarak devlet yöneticileri eliyle sürdürülmüştür.

Orta Çağ’a gelindiğinde kilise en büyük toplayıcı olmuştur. Hristiyanlığı tanıtmak, anlatmak amacıyla dinî hikâyelerden alınmış imge ve öğretileri betimleyen resim ve heykeller ile dinî tören ve ayinlerde kullanılan kıymetli eşyaların yer aldığı kilise koleksiyonları; zamanla insanın ürettiği nesnelerle zenginleşmiştir. Orta Çağ boyunca oluşturulan bu koleksiyonlar da, Antik Yunan ve Roma’da olduğu gibi henüz, dinî mekânlar (tapınak/kilise, manastır) ya da malikane, saray gibi özel mülklerde korunan hazinelerdir.

Koleksiyonların ilk örneklerinin Antik Yunan ve Roma’da oluşmaya başladığı söylenebilirse de müze koleksiyonlarının oluşumu için esas zemini Rönesans hümanizmi sağlamıştır. Rönesans hümanizmi, değerli ve merak uyandıran nesnelerin toplanması ile oluşmuş hazinelerden, müze koleksiyonlarına geçişe olanak sağlamıştır.

Stüdyolar, merak kabineleri, doğa tarihi kabineleri ve galeri gibi mekânların tümü, müzenin tarihi evrelerini oluşturan basamaklardır.

Stüdyo: Koleksiyonun ya da bir parçasının korunmaya alındığı, mücevher kutusu niteliğinde, mimari değeri olan, sahibinin kültür anlayışına göre düzenlenmiş, herkesten uzak, düşünmeye (tefekküre) ve çalışmalara adanmış özel ve ayrı bir mekândır.

Ziyaretçilere daha rahat dolaşım olanağı sunmak ve aynı zamanda denetimi kolaylaştırmak üzere tasarlanmış, koleksiyonun algılanmasında ışığın etkisini dikkate alan, nesne ve eserlerin düzenlenmesinde özel bir yerleştirme planının benimsendiği galeri modeli, ilk kez 16. yüzyılda, Şoransa’da Galleria degli Uffizi’de uygulanmış ve 16. yüzyıldan itibaren tüm Avrupa’da yaygınlaşmıştır.

Aynı dönemde Avrupa’da, sanat koleksiyonları koleksiyonculuk olgusunun sadece bir bölümünü oluştururken koleksiyonlar, doğaya ve teknik yöntemlere duyulan merakla giderek çeşitlenmiştir: Bitki türleri, mineraller ve hayvanlar üzerin de, tıp ve eczacılık konularında özel çalışma eğilimini ortaya koyan; laboratuvar, dershane ve kütüphane işlevlerini aynı anda gören; doğa tarihi ve sanat koleksiyonlarından oluşan pek çok kabine oluşturulmuştur.

Böylece bir yandan koleksiyonlar çeşitlenirken bir yandan da kendileri için bir kabuk oluşturan mekânlar ve bu mekânların işlevleri giderek farklılaşmış ve modern müzenin öncülleri ortaya çıkmıştır:

  • Stüdyolar,
  • Merak kabineleri,
  • Doğa tarihi kabineleri ve galeri gibi mekânların tümü, “müze”nin tarihi evrelerini oluşturan basamaklardır.

Merak kabineleri koleksiyonların büyüklüğü, dönemin modası ya da koleksiyon sahiplerinin kişisel tercihlerine bağlı olarak bazen salon ya da oda gibi bir mekân; bazen de büyük ya da küçük, raflı, çekmeceli, çoğunlukla da gizli bölmeleri olan bir dolap şeklinde düzenlenmiştir.

15.-18. yüzyıllar arasındaki gelişmeler hem müze kavramının temellenmesine hem de farklı müze türlerinin oluşumunu sağlayacak koleksiyon çeşitliliğine neden olmuştur. 15. yüzyılda küçük antik nesnelere yönelen koleksiyonculuk merakı, 16. yüzyıla doğru yerini sanatsal mimari parçalara ve heykellere bırakmıştır. 15. yüzyılda başlayan coğrafi keşifler ve sömürgecilik hareketleriyle ele geçirilen ülkelerdeki ilginç ve egzotik nesneler seyyahlar tarafından Avrupa’ya taşınmaya başlanmış, böylece kabine koleksiyonlarında canlı/cansız, doğal/yapay her tür malzeme yer almıştır.

17. yüzyılda koleksiyonların çeşitlenmesi ile birlikte, topluma açık olmayan bu birikim zevk objeleri olmaktan çıkarak, toplumsal paylaşıma ve bilgi aktarımına yönelik olarak değerlendirilmeye başlar.

18. yüzyılda ise sosyal, kültürel ve siyasi gelişmeler ile müzeyi kurumsallaşmaya götüren yeni bir dönem açılır. Koleksiyonların kataloglanması, özelliklerine göre sınıflandırılması ve düzenlenmesi, önce sanat ve bilim koleksiyonlarının ayrışmasını sonra sanat koleksiyonlarının kendi içinde gruplara ayrılmasını getirmiştir.

Tümüyle öznel seçimler sonucu oluşturulmuş koleksiyonların halka açılması Fransız Devrimi ile gerçekleşmiştir. 18. yüzyıl sonlarına doğru, kraliyet koleksiyonlarının, Avrupa’nın her yerine yayılan, çok kapsamlı bir olgu olarak halka açılması, özellikle Louvre Müzesi örneğinde, ortak millî varlık kavramının doğuşuna yol açmıştır.

19. yüzyılda Avrupa’da ulus devletlerin doğuşuyla müze, bir kültür sembolü, ekonomik gücün bir simgesi olarak yeni bir kimlik kazanır. Müze, 19. yüzyılda bir yandan altın çağını yaşarken diğer taraftan bilimsel çalışmalara adanmış kutsal bir mekânmışçasına halktan giderek uzaklaşır.

Müze ve Müzecilik

Koleksiyonlar; insanlığın doğal, tarihsel, bilimsel, sanatsal ve kültürel değerlerinin belirli amaçlarla toplanması ve sınıflandırılmasıyla oluşturulmuş nesneler bütünü olarak tanımlanabilir.

Müze koleksiyonları ise “örnek veya başvuru materyali olarak taşıdığı potansiyel değer ya da estetik veya eğitsel önemleri nedeniyle toplanmış ve korunmakta olan nesneler bütünü” olarak tanımlanır.

Müzeler, genel anlamıyla sanat, bilim, kültür kurumlarıdır ve varlık nedenleri sahip oldukları koleksiyonlarıdır. Koleksiyonları konusunda uzman olan müzeler, bilginin toplanıp, sınıflandırıldığı yerler olarak kütüphane ve üniversiteler gibi toplumun sanatsal, bilimsel ve kültürel gelişiminde önemli rolü olan kurumlardır.

Müzelerin amacı; insanlığın doğal, sanatsal, bilimsel ve kültürel değerlerini halka ve gelecek kuşaklara aktarmak üzere toplamak, bilimsel yöntemlerle değerlendirerek bilginin gelişmesi ve yaygınlaşmasını sağlamak ve toplumun gelişimine katkıda bulunmaktır. Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) Müze’yi; “insan ve yaşadığı çevrenin somut ve somut olmayan mirasını inceleme, eğitim ve zevk alma amacıyla toplayan, koruyan, araştıran, ileten ve sergileyen, toplumun ve gelişiminin hizmetinde, halka açık, kâr düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurumdur” (ICOM, 2012) şeklinde tanımlamaktadır.

18. yüzyılda koleksiyonların kamuya açılmasıyla kurumsallaşmaya başlayan müzeler, 19. ve 20. yüzyıl boyunca, giderek hızlanan ve radikalleşen bir değişim ve gelişim süreci içerisinde olmuşlardır. Nesne merkezli bir yaklaşımdan insan merkezli bir vizyona yönelerek, eğitimi en önemli işlevlerinden biri olarak benimsemiş ve 21. yüzyıla girerken işlevlerini, koruma-araştırma-iletişim olmak üzere üç temel alanda tanımlamışlardır.

19. yüzyılın geleneksel müzecilik anlayışında müzelerin işlevleri; toplama koruma, belgeleme, depolama ve sergilemedir . 20. yüzyılda, bu işlevlere eğitim de eklenmiş, bugün 21. yüzyılda ise müzelerin işlevleri koruma, araştırma ve iletişim olmak üzere üç temel alanda toplanmıştır.

Müzenin işlevleri kısaca şöyle açıklanabilir:

  • Toplama, müze koleksiyonlarının oluşturulması ve geliştirilmesi için nesnelerin toplanması, diğer bir deyişle koleksiyonların edinilmesidir.
  • Koruma, müze koleksiyonlarındaki nesnelerin yaşam sürelerinin uzatılması, doğanın ya da insanın neden olabileceği tahribata karşı güvenliklerinin sağlanmasıdır.
  • Belgeleme, koleksiyon nesnelerinin yazılı ve görsel yöntemlerle kayda geçirilmesi, belirli bir sistematik içinde sınıflandırılması ve bu malzemenin dökümünü oluşturan envanterin hazırlanması sürecini kapsar.
  • Müzelerde araştırma , müze faaliyetleri ve koleksiyona dair bilginin üretilmesi, yorumlanması ve geliştirilmesine yönelik, bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen tüm çalışmalardır.
  • İletişim, müzenin bilimsel ve kültürel üretiminin toplumla paylaşımıdır.
  • Sergileme, müze koleksiyonlarının belirli bir kurgu ve mantık içinde, temsil ettikleri zaman dilimini ya da temayı en açık ve net tarzda anlatabilecek şekilde düzenlenmesi işidir.
  • Eğitim; sanat, kültür ve bilimin toplumun tüm kesimlerine aktarılması amacıyla, müzenin üstlendiği bir misyondur.

Müze Mimarisi

Müze yapıları genel olarak;

  • Mevcut bir yapının restorasyon ve yeni bir düzenlemeyle müze olarak işlevlendirilmesi ya da
  • Müze olarak kullanılmak üzere yeni bir yapının inşa edilmesi şeklinde oluşturulurlar.

Müzelerin büyük çoğunluğu restorasyon ve yeni bir düzenlemeyle yeniden işlevlendirilmiş, genellikle, tarihî miras niteliği taşıyan anıtsal yapılardan oluşur.

Müze mekânları;

  • Bir kısmı halka açık,
  • Bir kısmı kapalı olmak üzere farklı hizmet alanlarından oluşur.

Bunlar; tanıtım alanı/giriş, kültür-eğitim ve sosyal hizmet alanları, sergileme alanları, yönetim ve programlama alanları, bilgi-belge ve koruma-restorasyon alanları, depolar ve teknik alanlar olarak gruplandırılabilir.

Tanıtım alanları, müzenin topluma hizmet verdiği ilk alandır. Müzenin ana girişi, bilet gişeleri, danışma, bekleme bölümleri, vestiyer, denetim-güvenlik, rehberlik merkezi bu alanlarda yer alır.

Kültür eğitim ve sosyal hizmet alanları, ziyaretçilerin hem dinleneceği hem de sosyal ve kültürel hizmetleri alabileceği alanlardır. Konserler, film gösterimleri ya da farklı sosyal etkinliklerin düzenlenebileceği salonlar, eğitim atölyeleri, kütüphane, kafeterya ve/veya restoran, müze mağazası bu tür alanlar içindedir.

Sergileme alanları, koleksiyonların ziyaretçiye sunulduğu, müzenin kültürel ve bilimsel üretiminin toplumla paylaşıldığı alanlardır. Hem kalıcı, hem de süreli sergi salonlarını kapsar.

Yönetim ve programlama alanları, yönetim birimleri ve topluma yönelik programların planlandığı alanlardır. Yönetim ve çalışma ofisleri, toplantı salonları, küçük bir mutfak ve tuvalet gibi personelin kullanımına yönelik alanlar bu kapsamdadır.

Bilgi-belge ve koruma-restorasyon alanları, müze koleksiyonlarına ilişkin bilgi-belge arşivi, fotoğraf atölyeleri ve teknik araştırmaların yapıldığı atölye ve laboratuvar gibi birimlerin yer aldığı alanlardır.

Depolar, dokümantasyonu yapılmamış ya da sergi salonlarında yer almayan koleksiyon nesnelerinin korunmaya alındığı alanlardır. Müze depoları; müzenin kendi koleksiyonları, süreli sergiler için alınmış ödünç koleksiyonlar gibi eser depolarının yanı sıra malzeme depolarını da kapsar.

Teknik alanlar, elektrik ve ısıtma tesisatı ile müze içinde ihtiyaç duyulabilecek küçük onarımlar için atölyelerin yer aldığı alanlardır.

Bu birimlerin hemen hepsi her müzede yer almakla birlikte; müze koleksiyonlarının büyüklüğü, personel kadroları, finansal yapıları ve mekânsal genişleme kapasiteleri nedeniyle, nicelik ve nitelik açısından farklılık gösterirler.

Müze Yönetimi

Dünya genelinde; koleksiyonların tek sahibinin devlet olduğu, devletin uygun gördüğü uygulamaların gerçekleştirilebildiği ve kişisel teşebbüslerle müze kurulamayan müzecilik sistemlerinin yanı sıra, kurumlar ile ilgili kanunlara riayet etmek ve müzecilikle ilgili denetleme mekanizmalarından izin/onay almak şartıyla müze kurmanın serbest olduğu, rekabete olanak sağlayarak müzeleri girişimci ve atılımcı olmaya yönlendiren sistemler de mevcuttur. Yalnızca devlet müzesi statüsündeki müzelerin yer aldığı ilk grupta, çoğunlukla Orta Doğu ve eski Doğu Bloku ülkeleri sayılabilirken özel müzelerin ağırlıkta olduğu ikinci grubun en gelişkin örneği ABD’dir.

Müzelerde temel olarak beş prensibe dayalı bir yönetim anlayışı söz konusudur:

  • Mutlaka bir vizyon ve misyon benimsenmesi,
  • Benimsenen vizyon ve misyon bağlamında bir politika belirlenmesi,
  • Bu politikaları gerçeğe dönüştürecek planın hazırlanması,
  • Planların ne kadarının gerçekleştirilebildiğini görmek için performans ölçümü ve değerlendirme,
  • Ziyaretçi ihtiyaçları ve hizmetlerine verilen önemi yansıtacak bir pazarlama stratejisi.

Yönetim biliminde stratejik yönetim olarak ifade edilen bu yönetim anlayışının, Türkiye’de, devlet müzeleri açısından uygulamaya geçirilebilmesi için gereken koşullar -hukuki alt yapısı hazır olmakla birlikte- henüz oluşturulamamıştır. Özel müzeler ise bağlı oldukları kurum ya da kuruluşların yönetim yapısı doğrultusunda -bazıları kısmen de olsauygulama koşullarına sahiptir.

Günümüzde müzelerin işlevleri çeşitlenmeye başlamış ve bu değişim farklı uzmanlık alanlarının desteğini gerekli hâle getirmiştir. Bu doğrultuda müzelerde genel olarak;

  • Koleksiyonlara yönelik uzmanlık alanları,
  • Topluma yönelik hizmetlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli uzmanlık alanları ve
  • Yönetimle ilişkili uzmanlık alanları oluşmuştur.

Böylece müze kadroları; yönetici, küratör (koleksiyon uzmanı), dokümantasyon uzmanı, arşiv uzmanı, konservatör, güvenlik elemanı gibi koleksiyonlardan sorumlu kadroların yanında, kütüphaneci, müze eğitimcisi, tasarımcı, halkla ilişkiler uzmanı, bilişim uzmanı, işletmeci gibi diğer uzmanlarla giderek çeşitlenmiştir

Müzecilikle İlişkili Disiplinler, Müzebilim ve Diğer Eğitim Olanakları

Müzecilik/müzebilim; antropoloji, arkeoloji, çocuk gelişimi, eğitim, tasarım, güzel sanatlar, hukuk, mimarlık, iletişim, işletme, jeoloji, kamu yönetimi, kimya, kütüphanecilik, psikoloji, sanat tarihi, sosyoloji, tarih vb. birçok disiplinle ilişkili, disiplinlerarası bir alandır. Müzeciliğin çok yönlü bir alan olması müzecinin de pratik ve teorik bilgi gereksinimini ortaya çıkarır.

Müzecilik/Müzebilim, müzelerin organizasyon ve amaçlarına ilişkin çalışmalar yapan bir disiplin, bir bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle “müzelerin toplumdaki rolü ve farklı işlevlerin bu role katkısının neler olduğuna ilişkin çalışmaların yapıldığı bilim dalı”dır. Genellikle müzecilikte meslek etiği ve standartları, koleksiyonlar, sergiler, yorumlama biçimleri, ziyaretçi araştırmaları, eğitim programları, müze mekânları, yönetim, finans kaynakları gibi çalışmaları içerir.

Müzebilim programları da bu tür çalışmalara duyulan bir ihtiyaçla 1920’lerden itibaren oluşturulmaya başlanmış, üniversitelerde akademik bir disiplin olarak yaygınlaşmaları 1970’lerin ilk yarısında hızlanmıştır. Hâlen gelişmekte olan bu programların akademik yapılanmaları ise üniversitelerin yapılarına göre farklılık göstermektedir.

Pek çok üniversitede, oldukça erken tarihlerde, lisans düzeyinde ve genellikle arkeoloji ve/veya sanat tarihi bölümlerinde seçmeli olarak verilen derslerle başlayan bu eğitimi, ayrı bir akademik disiplin olarak yüksek lisans düzeyinde veren ilk üniversite -1989 yılında açılan Müzecilik Yüksek Lisans Programı ile- Yıldız Teknik Üniversitesi olmuştur.