ORTA ASYA TÜRK TARİHİ - Ünite 7: Türkistan Hanlıkları Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 7: Türkistan Hanlıkları

Tarihî süreçte ‘Türklerin yaşadığı yer’ anlamında, siyasi/coğrafi bir terim olarak kullanılan Türkistan, batıda Hazar Denizi’nden başlayıp doğuda bugün Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Kumul (Hami) şehrine kadar uzanır. Kuzeyde Kazakistan ülkesini içine alan bölge, güneyde ise kuzey Afganistan ile kuzeydoğu İran’ı içerir. Tamamı 5.500.000 km2 ’lik bir alanı ihtiva eden Türkistan bölgesi, 16. yüzyılın başından itibaren, ‘Han’ olarak isimlendirilen ve soyları Cengiz Kağan’a dayanan hükümdarlar tarafından yönetilen, halkının büyük bir kısmı ise Türklerden oluşan ve her biri ‘hanlık’ olarak isimlendirilen devletlere ev sahipliği yaptı.

Özbek Hanlıkları

Halkının esas unsuru Özbeklerden oluştuğu için Özbek Hanlıkları olarak da isimlendirilen hanlıklar Batı Türkistan’da kurulmuş olup Buhara Hanlığı, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı’ndan oluşmaktadır.

Buhara Hanlığı (1500-1920)

Kaynaklarda Buhara Hanlığı, Buhara Özbek Hanlığı, Mâverâünnehr Özbek Hanlığı veya Mâverâünnehr Özbekleri gibi isimlerle anılan bu siyasi yapıda birbiri ardı sıra üç hanedan işbaşına gelmiştir: Ebu’l-Hayrlılar (Şibanîler), Astrahanîler (Aştarhanîler, Tukay-Timurlular, Canıoğulları) ve Mangıtlar.

Ebu’l-Hayrlılar Hanedanı Dönemi (1500-1598)

Bir konfederasyon halinde örgütlenen Özbeklerin hanı olan Ebu’l-Hayr, Doğu Deşt-i Kıpçak bölgesinde egemenlik alanını genişletmiş,. Özbekler bir yandan Şah İsmail, bir yandan da Timurlu Devleti’ni tekrar ihya etmek isteyen Zahirüddin Muhammed Babür (1483-1530) ile mücadele etmişler ve bu mücadeleden başarıyla çıkmışlardır. II. Abdullah’ın (1583- 1598) kontrolü ele almasıyla değişmiştir. II. Abdullah, 1584’te Bedehşan, 1588’de Herat, 1589’da Meşhed gibi pek çok şehir ve bölgeyi fethetmiştir. Bunun yanı sıra 1583, 1593 ve 1595 yıllarında Harezm, yine 1595 yılında Yarkend Hanlığı’nı işgal etse de, bu işgaller kalıcı olmamıştır. II. Abdullah 8 Şubat 1598’de vefat etmiştir. II. Abdullah’tan sonra tahta geçen oğlu Abdulmümin, ne var ki, bir yandan hanedandan pek çok kişiyi, bir yandan da anlaşmazlık yaşadığı babasının değerli emîrlerini öldürünce, hanlığı daha altı ayını doldurmadan 30 Temmuz 1598’de öldürülmüştür. Hanedandan yerine geçecek kimse de kalmayınca hanlık ileri gelenleri yönetimi başka bir aileye teslim etmişler, böylece Buhara Hanlığı’nda Ebu’lHayrlılar (Şibanîler) Hanedanı sona ermiştir.

Astrahanîler Hanedanı Dönemi (1599-1756)

Buhara Hanlığı’nda yönetimi devralan yeni hanedan (aile) Astrahan şehrinden göç ettiği için ‘Astrahanîler, Aştarhanîler, Astrahanlılar’, soy olarak Cengiz Kağan’ın en büyük oğlu Cuci’nin on üçüncü oğlu Tukay-Timur’a dayandığı için ‘Tukay-Timurîler, Tukay-Timurlular’, aileden hükümdar olan ilk kişi Canı Muhammed olduğu için de ‘Canîler, Canıoğulları’ olarak isimlendirilmiştir.Hanlık sınırları kuzeyde Türkistan (Yesi), batıda Hive Hanlığı, güneyde de Merv şehrine kadar ulaşmıştır.1756 yılında Hanedanlık sona ermiştir.

Mangıtlar Hanedanı Dönemi (1756-1920)

1756 yılında Muhammed Rahim’in kendi askerî gücü ile ulema ve tüccar sınıfına dayanarak han olmasıyla Türkistan tarihinde yeni bir süreç başlamış, ilk kez Cengiz Kağan soyundan olmayan biri kendisini han ilan ederek tahta çıkmıştır. Özellikle Şah Murad (1785-1800) ile birlikte dinî söylem ve uygulamalara büyük ağırlık verilmiştir. Emîr Haydar (1800-1826) öğretmen yokluğu nedeniyle medreselerde bizzat kendisi ders vermiş, 1813 yılında Osmanlı Sultanı II. Mahmud’a yazdığı mektupta ise ülkenin harap durumda olduğunu belirterek ondan medreselerde okutulmak üzere kitap istemiştir. Emîr Haydar’dan sonra tahta çıkan Nasrullah (1827-1860) zamanında hanlıkta düzen ve istikrar büyük oranda sağlanmıştır. Ölümünden sonra tahta geçen Muzafferüddin (1865-1885) zamanında, 1868 yılında Buhara Hanlığı, Rusya tarafından işgal edilerek manda (himaye altında) devlet haline getirilmiştir. Emîr Abdulahad (1885-1910) her yıl düzenli olarak St. Petersburg’u ziyaret etmiştir. 1905 İhtilali’nden sonra Buhara Hanlığı’nda yenileşme hareketleri belli bir ivme kazansa da gelenekçiler tarafından etkinliği sınırlandırılmıştır. 1917 Ekim İhtilali’nden sonra da varlığını bir süre devam ettiren Buhara Hanlığı, ne var ki, Ağustos 1920’de Kızıl Ordu tarafından işgal edilmiş, son hükümdar Alim Han (1910- 1920) tahttan indirilmiştir. Sovyet yönetimi 6 Ekim 1920’de hanlığı ortadan kaldırdığını ve Buhara Sovyet Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiştir.

Hive Hanlığı (1511-1920)

1. Arapşahîler Hanedanı Dönemi (1511-1740)

Kurucusu İlbars Han’ın olduğu Hive Hanlığı’nı yöneten bu ilk hanedan, Arapşah’tan dolayı ‘Arapşahîler (Arapşahlılar)’, Yadigar Han’dan dolayı da ‘Yadigarîler (Yadigaro- ğulları)’ veya ‘Yadigar Şibanîleri’ olarak isimlendirilmiştir. Kaynaklarda ‘Harezm Şibanîleri’ olarak da kayıtlar mevcuttur. Buhara hanı II. Abdullah tarafından 1583, 1593 ve 1595 yıllarında üç kez istilaya uğramıştır. Cengiz Kağan’ın istilası sırasında yaptığı tahribat nedeniyle Hazar Denizi’ne dökülmeye başlayan AmuDerya Nehri, Hacim Han (1557-1602) döneminde, 1578 yılında, tekrar Aral Gölü’ne dökülmeye başlamıştır. Bu sebepten hanlık halkı yavaş yavaş Beş-Kale olarak isimlendirilen ülkenin güneyindeki şehirlere yönelmiştir. Anuşa Muhammed Bahadır Han (Enuşe, 1663-1687), Hive Hanlığı’nın son muktedir hanıdır.

2. Kukla Hanlar Dönemi (1740-1804)

Nadir Şah’ın 1747 yılında öldürülmesinden sonra hanlık kabileleri birbiriyle üstünlük mücadelesine başlamıştır. Hanlık hakkında kapsamlı bilgi veren ilk Batılı araştırmacılardan biri olan Henry Hoyle Howorth’un (1842-1923) ‘garip bir hükümet şekli’ olarak tasvir ettiği bu dönemde, Tahir Han’dan Kongrat kabilesinin reisi İltüzer’in kendisini 1804’te han ilan etmesine kadar hanlık tahtına 21 kişi geçmiştir. Bu dönemde hanlar soyluların elinde kukladan başka bir şey değildi. Han devlet işlerine karıştırılmaz, sadece alınan kararları onaylayıcı bir rol oynardı.Hanlıkta Cengiz Kağan soyundan hüküm süren son han V. Ebu’l-Gazi’dir.

3. Kongratlar Hanedanı Dönemi (1804-1920)

İltüzer Han (1804- 1806), Buhara Hanlığı’na düzenlediği bir sefer sırasında ölmüştür. Yerine geçen kardeşi I. Muhammed Rahim Han döneminde Buhara Hanlığı ile savaşlar başarısızlıkla sonuçlansa da, 1811’de Amu-Derya deltası, müteakiben de Aral Gölü’nün kuzeyine ve Merv şehrine seferler düzenlenerek bu topraklar tabiiyet altına alınmıştır. 7 Mayıs 1825 günü ölümü üzerine tahta en büyük oğlu Allah Kulu Han geçmiştir. Allah Kulu Han tahta geçtikten sonra Buhara ile barış anlaşması yapıp yönünü Horasan bölgesine çevirmiştir. Buraya yönelik düzenlediği akınların bazılarından önemli başarılar elde etse de, 1829 yılında düzenlenen sefer tam anlamıyla felaketle sonuçlanmıştır. Hive ordusu koleraya yakalanmış, 40.000 askerden ancak 300’ü ülkesine dönebildiği gibi dönenler de hastalığı hanlığa taşımışlardır.1839 yılında General Perovski komutasında hanlığa bir Rus birliği göndermiştir. Ancak o kışın sert geçmesinin de etkisiyle sefer başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Rusya 1858 yılında buraya N. P. İgnatiyev başkanlığında bir heyet göndermiştir. Ne var ki bu heyet başarılı olamamıştır. 1873 yılında harekete geçen Türkistan Vilayeti Genel valisi General Konstantin Petroviç von Kaufman (1867- 1882), 10 Haziran’da Hive’yi işgal etmiştir. Temmuz ayında hanlığın batısındaki topraklar, özellikle Yomut Türkmenleri itaat altına alınmıştır. 12 Ağustos’ta Rusya ile Hive Hanlığı arasında bir anlaşma imzalanmış, hanlık bütün topraklarını Rusya’ya teslim ederek bu devletin himayesine girmiş, oldukça da yüklü bir tazminat ödemiş, Dönemin hükümdarı İsfendiyar Han (1910-1918) ona direnince, Cüneyd Han onu 30 Eylül 1918’de öldürüp yerine Abdullah Han’ı (1918-1920) tahta çıkarmıştır. Her ne kadar Rusya duruma müdahale etse de, muhtemelen Sovyet İç Savaşı’nın ağırlığı nedeniyle, kısa süre içinde Cüneyd Han ile anlaşmışlardır. Ancak bir yandan Cüneyd Han’ın Rusya açısından uygunsuz tavırları, bir yandan da Yaş (Genç) Hivelilerin onu kabullenmemeleri onun düşüşünü hızlandırmıştır. Özellikle 1919 güzünden itibaren şartlar Cüneyd Han’ın aleyhine dönmüş, Ruslar, 1 Şubat 1920’de başkent Hive’yi ele geçirmiş, müteakiben hanı tahtından indirerek Hive Hanlığı’na son vermişlerdir.

Hokand Hanlığı (1709-1876)

Hokand Hanlığı’nın kurulduğu coğrafya olan Fergana, bugünkü Özbekistan’ın güneydoğu ucunda, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın birbirine yaklaştığı yerdedir. Bölgenin kuzeyinde Kurama dağları, doğusunda Fergana dağları, güneyinde Alay dağları, batısında ise Mâverâünnehr bölgesi uzanır.

18. Yüzyılda Hokand Hanlığı

Şahruh Biy’i 1709 yılında kendilerine hükümdar seçerek Fergana bölgesinde ayrı bir siyasi yapıya hayat vermişlerdir. Kaynaklarda Hokand Hanlığı veya Fergana Hanlığı olarak bahsedilen bu siyasi yapı han unvanı yerine biy (veya bey) unvanı kullanan Şahruh’un (1709-1721) ilk temsilcisi olduğu Ming Hanedanı (Çin’de 1368-1644 yılları arasında hüküm süren Ming Hanedanı ile ilgisi yoktur) idaresi altında 1876 yılına kadar 167 yıl ömür sürmüştür. 18. yüzyılın ilk yarısında hanlık Hokand şehrini merkez edinerek çevre şehir ve topraklara doğru genişleme siyaseti izlemiştir.

Hokand Hanlığı’nın Yükseliş Dönemi

Narbuta Biy’in oğlu Âlim’in 1798 yılında tahta çıkmasıyla birlikte devlet en güçlü devrine geçmiştir.1809 yılından itibaren tahtta gördüğümüz Ömer Han (1809-1821), ilk iş olarak devletin gücünü artırmak adına ağabeyi döneminde küstürülen veya hanlıktan kovulan soyluları geri kazanmıştır. Ömer Han 30 Aralık 1821’de vefat edince yeni han, on dört yaşındaki oğlu Muhammed Ali (Madali) olmuştur. Küçük yaşta tahta çıkmasından dolayı naibi ona tehdit oluşturabilecek pek çok kişiyi ortadan kaldırmış, bu uygulamadan ulema sınıfı da nasibini almıştır. 1825-1835 yılları arasında yapılan fetihlerle bütün güney Kazakistan ile Yedisu’nun büyük bir kısmı hanlık topraklarına dâhil edilerek sınırlar kuzeyde ve doğuda genişletilmiştir. 1830 yılında yapılan ikinci Kaşgar seferinde de yeni başarılar elde etmiştir. Çin ile 1832’de imzalanan bir anlaşmayla Hokand Hanlığı Doğu Türkistan’da 1864 yılına kadar sürecek olan önemli iktisadi imtiyazlara sahip olmuştur

Hanlığın Gerilemesi ve Çöküşü

Hokand Hanlığı yönetimi Ruslarla mücadeleye gereken önemi vermedi. İleri harekâtına devam eden Rusya, 4 Haziran 1864’te Evliya-Ata, 12 Haziran 1864’te de Türkistan (Yesi) şehirlerini ele geçirdi. 22 Eylül’de Çimkent düşmüş, bölgenin en önemli şehri Taşkent ise 17 Haziran 1865’te Ruslara teslim olmuştur. Dönemin Hokand Hanlığı hükümdarı Hüdayar Han Rusların üstünlüğünü kabul etmiştir.

Kazak Hanlığı (1465-1847)

2015 yılında kuruluşunun 550. yılı kutlamaları yapılan Kazak Hanlığı, Doğu Deşt-i Kıpçak’ta hüküm sürmüştür. Doğu Çağatay Hanlığı hükümdarı Esen-Buka Han (1429- 1462) tarafından Çu Vadisi’ne yerleştirilen sultanlar başlangıçta Özbek-Kazaklar olarak isimlendirilmiştir. Bir kısmı Yedisu bölgesinde kalsa da, Kazakların çoğu 1470’lerde Doğu Deşt-i Kıpçak’a geri dönmüşlerdir. Özbek-Kazak olarak isimlendirilen bu halk da kısa süre sonra sadece ‘Kazaklar’ olarak anılmaya başlanmıştır. Takriben 1473 yılında Kazakların yeni hanı, Giray’ın oğlu Burunduk olmuş ve 1511 yılına kadar tahtta kalmıştır. Burunduk Han’dan sonra ise tahta 1511 yılında Canıbek’in oğlu Kasım geçmiştir. O Mangıt Kabilesi ile işbirliği içine girerek tahtta hak iddia edenleri hanlıktan uzaklaştırdığı gibi Muhammed Şibanî Han’ın ölümünden sonra Taşkent ve Sayram’a kadar uzanan seferler gerçekleştirmiş ve buralara hâkim olmuştur. 1538 yılında han ilan edilen Hak Nazar (1538-1580), Özbeklerle barış yaparak 1568’de Nogayların üzerine yürümüş ve onların topraklarından önemli bir kısmını kendisine tabi kılmıştır. 1586 yılında han olan Tevkel (Tevekkül) Han, Buhara Hanlığı hükümdarı II. Abdullah ile Taşkent hâkimiyeti için savaşmıştır. Onun 1598’de ölümü üzerine tahta İşim Han (1598-1628) geçmiştir. Onun devrinde başkent Türkistan (Yesi) şehri yapılmıştır. 1652-1718 yılları arasında hükümdarlık yapan Tevke Han, Kazak Hanlığı’nın cüzlere ayrılmadan önceki son hanıdır. Ondan sonra Kazak Hanlığı

  • Büyük Cüz (Büyük Orda),
  • Orta Cüz (Orta Orda)
  • Küçük Cüz (Küçük Orda)

olmak üzere üç parçaya ayrılmıştır. Hive ve Hokand Hanlığı hükümdarlarının zaman zaman Kazak topraklarına seferler düzenleyerek onların gücünü tam olarak Rusya’ya yönlendirmelerine engel olmaları gibi nedenlerle 1847 yılından itibaren Rusya, Kazak topraklarına tamamen hâkim olmuştur.

Doğu Türkistan Hanlıkları

Doğu Türkistan, Fergana Vadisi’nin doğusundaki Kaşgar şehrinden itibaren başlar ve Kumul (Hami) şehrine kadar devam eder.

Yarkend Hanlığı (1514-1696)

Tanrı dağlarının güneyinde, Tarım Havzası’nda bulunan Taklamakan Çölü etrafında uzanan tarihî Türk şehirlerini kısa süre içinde hâkimiyeti altına alan Sultan Said Han (1514- 1533), hanlığın sınırlarını genişletme adına doğuda Andican, güneydoğuda Sarı Uygurlar,kuzeyde Tanrı dağlarının ötesinde uzanan Moğulistan, güneybatıda da Bedehşan üzerine yürüyerek hem toprak hem de ganimet elde etmiştir. 1532’de son seferini Tibet üzerine düzenleyen Sultan Said Han, bu sefer sırasında ölmüş, yerine oğlu Sultan Abdurreşid (1533-1560) geçmiştir. Oğlu Abdulkerim (1560-1591) Hanlığın sonraki tarihinde önemli rol oynayacak Kırgızlar, Kalmuk baskısı nedeniyle hanlığa yoğun şekilde göç etmişler, yine bu dönemde Mahdum-ı Azam Hoca Ahmed Kâsânî’nin (1461-1542) oğlu Hoca Muhammed İshak Veli (ö. 1599) hanlığa gelmiştir. Abdulkerim Han’dan sonra tahta çıkan Muhammed Han (1591-1609) dönemi hanlığın en güçlü dönemidir. Abdullah Han (1636-1667) hanlığın son muktedir hükümdarı olsa da, o tahta çıkışını Karadağlı Hocalar Cemaati’nin desteğine büyük oranda borçlu olduğu için bu cemaat onun devrinde daha da güçlenmiştir.

Yarkend Hanlığı’ndan Sonra Doğu Türkistan’daki Gelişmeler

Yarkend Hanlığı’nın yıkılmasını müteakip kurulan Hocalar Devleti olarak bilinen siyasi yapı yıkılışına kadar Cungar Hanlığı’nın (1630-1755) himayesi altında yaşamıştır.

Türkistan Hanlıklarının Osmanlı Devleti İle İlişkisi

16. ve 17. yüzyıllarda Şii Safevî Devleti, müteakiben de Rusya’nın varlığı Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasındaki ilişkilerin gelişiminde temel rol oynamıştır. Türkistanlı hacılar için Mekke ve Medine’ye gitmeden İstanbul’u ziyaret etmek bir genel kabul halini almıştır. Başlangıçta Osmanlı Devleti hem en eski, hem de en büyük hanlık olarak Buhara Hanlığı’nı muhatap almış, diğerlerini göz ardı etmiştir. Cengiz Kağan soyundan olmayan hükümdarlar tahta geçtikçe hanlıklar için Osmanlı Devleti ve onun halife olan sultanı daha çok önem kazanmıştır. Halifeden alınacak bir ferman hem hanlık içindeki kabileler nezdinde, hem de diğer hanlıklara üstünlük sağlamada onların elini güçlendirebilecekti. Bunun yanı sıra hanların Osmanlı Devleti’ne tabiiyet bildirme ve kendilerini yönetmeleri için bir şehzade veya beylerbeyi istedikleri de olmuştur. Türkistan Hanlıklarının hükümdarları diğer hanlıklara üstünlük sağlamak ve Rusya ile Çin ilerleyişini durdurmak adına zaman zaman Osmanlı Devleti’nden askerî uzman ve silah talebinde bulunmuş, Buhara Hanlığı hükümdarı Emîr Haydar örneğinde olduğu gibi de medreselerde okutulacak kitap kalmaması gerekçe gösterilerek Osmanlı sultanından kitap talebinde bulunulmuştur. Osmanlı Devleti de her bir talebi dikkatlice inceleyip mümkün olduğunca her isteği yerine getirmeye çalışmıştır.

Türkistan Hanlıklarında Devlet Teşkilatı Ve Kültür Hayatı

Türkistan Hanlıkları birer İslam devleti olmalarının yanı sıra kökenleri Cengiz Kağan’a dayanan bir geleneğin de devamı olduklarından bu devletlerde devlet yapılanması bu iki husustan da etkilenmiştir.

Hanlık Anlayışı ve Yönetimi

1206 yılında Cengiz’in kağan seçilmesi ile Orta Asya tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Timurlu Devleti’nin kurucusu Emîr Timur’dur. O, Cengiz Kağan soyundan olmasa da, devletini kurmuş, ancak kesinlikle hanlık unvanını üstlenmemiştir. O mutlaka Cengiz Kağan’ın oğlu Çağatay Han soyundan birini yanında ‘kukla han’ olarak bulundurmuştur. Ne var ki, han devlet işlerine karıştırılmamış ve sadece kararları onaylayıcı bir rol üstlenmiştir. Kukla han üzerinden kabile beylerinin yönetimi üstlenme girişimi kaynaklarda hanbâzi (han oyunculuğu) olarak nitelendirilmiştir. 16. yüzyılın başından itibaren Muhammed Han Şibânî, Cengizli gelenekleri güçlendirmek için, din adamlarının da etkisini dikkate alarak yeni bir siyaset geliştirmiştir. Bu yeni anlayış çerçevesinde görev yapan hükümdarlar kaynaklarda ‘Yeni Cengizliler’ olarak isimlendirilmiştir.

Rus işgalinden sonra ise Kazak ve Hokand hanlıkları tamamen bağımsızlıklarını kaybederken Buhara ve Hive hanlıkları Rusya’nın himayesinde yaşamaya devam etmişlerdir. Buhara ve Hive hanlıkları bu dönemde Rusya ile barışı muhafaza ettikleri ve ülkedeki Rusların, özellikle de tüccarların, çıkarlarını gözettiği sürece, içişlerinde bağımsız olmuşlardır. Her ne kadar Rus liberaller ile yerel yöneticiler hanlıkların himaye edilmeyip doğrudan işgalini talep etseler de, Rus merkezî yönetimi, mali açıdan bu ağır bürokratik külfeti üstlenmek istememiştir. Hanlıklarda en üst düzey yönetici handır. Her ne kadar onun gücü tartışmasız görünse de, kurultay hanlıkta önemli kararların alınmasında etkindir. Hanlar çoğu zaman kendinden sonra tahta geçecek kişiyi belirlemişler ve onu hanlığın önemli şehirlerinden birine atayarak tecrübe kazanmasına özel önem vermişlerdir.

Askerî Teşkilat

Türkistan Hanlıklarının erken döneminde hanın muhafız birliği ile başkentin güvenliğini sağlayanlar dışında düzenli bir ordudan söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla herkes askerdi. Ancak 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Cengiz Kağan kökenli olmayan kabile beylerinin hanlık makamını üstlenmesi ile birlikte hükümdarlar otoritelerini sağlamak adına merkezî ordunun kuruluşuna ve güçlendirilmesine özel önem vermişler, hatta onların eğitimleri için ülkelerine yabancı askerî uzmanlar davet etmişlerdir. Sefer ya da savaş planlaması yapıldığında yasavul veya tavaçılar aracılığıyla hanlığın her köşesine duyurular yapılır, kararlaştırılan yerde askerlerin toplanması istenirdi. Askerlerin toplandığı bu yer mölçer veya bölçer olarak isimlendirilmiştir. Kararlaştırılan tarihten birkaç gün önce han mölçer veya bölçer olarak isimlendirilen bu yere gelirdi. Çoğu zaman, bilgi toplamak için düşman hattına casuslar gönderilir, bazen de bu casuslar düşman bölgesini yakından tanıyan yerli birini ordugâha sorgulamak için getirirlerdi. Buna ‘dil tutma’ denilirdi. Hanlıklarda savaş düzeni ise şu şekildeydi Öncü kuvvet (manlay), sağ kanat (barangar), sol kanat (cavangar), merkez (kol) ve artçılar (çağdavul). Savaş zaferle sonuçlanırsa askerler yağmaya çıkarlardı. Eğer bir şehir fethedilmişse, yağma birkaç gün sürebilirdi. Yağmadan sonra bütün ganimet toplanır ve beşte biri hana ayrılırdı. Geriye kalan ise rütbelerine göre askerler arasında pay edilirdi. Askerlerin kılıç, ok, yay, gürüz gibi geleneksel silahlarının yanı sıra ateşli silahları da vardı. İlerleyen dönemde top da savaşlarda kullanılmıştır.

İktisadi ve Ticari Hayat

Hanlıklarda savaş neticesinde elde edilen ganimet en önemli gelir kaynağıydı. Ancak bunun yanı sıra havyan yetiştiriciliği, tarım ve zanaat diğer geçim kaynakları olarak önemliydi. Buhara ve Hokand Hanlığı ise yerleşik kültür bölgelerinde kurulduğundan ve verimli arazilere sahip olduğundan tarım oldukça gelişmişti. Hanlıklar İran, Rusya, Çin ve Hindistan’ı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde kurulduğundan uluslararası ticaretin getirilerinden yararlanmışlardır. Hanlıklarda erken dönemde genel itibariyle para basımı görülmezken ilerleyen dönemlerde para basımı yaygınlaşmıştır.

Kültürel Faaliyetler ve Tarih Yazıcılığı

Mektep ve medrese gibi eğitim kurumları oldukça yaygındı. Mektepler daha çok bir caminin yanında yer alan temel eğitim kurumlarıydı. Buralarda Kuran öğretiminin yanı sıra temel düzeyde matematik, edebiyat ve dil dersleri verilirdi. Hanlıklarda Müslümanların yanı sıra gayrimüslimlere ait okullar da vardı. Mesela Hokand Hanlığı’nda Yahudilere ait altı okul ve 220 öğrenci vardı. Medreseler ise bugünün üniversite düzeyindeki eğitim kurumlarıydı. Başkentlerin yanı sıra hanlıkların önemli şehirlerinde de bulunmaktaydı. Hokand şehrinde 15.000 öğrencinin eğitim gördüğü 600 mektep ve 15 medrese vardı. Yarkend Hanlığı’nda ise Sultan Abdurreşid Han döneminde Kaşgar şehrinde 360 hücreli ve iki katlı Reşidiye Medresesi ve Hanlık Medresesi, Yarkend’de ise Yeşil Medrese ile Aksu ve Hoten gibi hanlığın diğer şehirlerinde de çok sayıda medrese inşa edilmiştir. Buhara Hanlığı’nda ise Abdülaziz Han Medresesi, Kukeldaş Medresesi, Nadir Divan Bey Medresesi inşa edilen medreselerden bazılarıdır. Hanlar ilmi faaliyetlerin gelişmesi için büyük gayretler sarf etmişlerdir. Böylece hanlıklarda başta ilahiyat alanı olmak üzere pek çok alanda bilim insanı yetişmiş, değerli eserler ortaya çıkmıştır. Bu eserlerden bir kısmı da alanımız itibariyle tarihe hasredilmiştir. Buhara Hanlığı’nda Fazlullah Ruzbehan Huncî’nin Mihmanname-yi Buhara, Mevlana Abdullah bin Ali Belhî’nin Zübdetü’l-Âsâr, Zeynüddin Mahmud Bin Abdulcelil Vasifi’nin Bedâyiu’l-Vekayi, Hafız Taniş’in Şeref-Name-yi Şahî (Abdullah-Name), Mahmud b. Emîr Veli’nin Bahru’l-Esrar Fî Menâkibu’lAhyar, Hoca Muhammed Tirmizî’nin Destûru’lMülûk, Muhammed Yusuf Münşi’nin Tezkire-i Mukim-Hanî, Kadı Vefa’nın Tuhfetu’l-Hanî, Muhammed Yakup Buharî’nin Gülşen-i Mülûk, Mirza Muhammed Abdulazim Sami’nin Tuhfe-i Şâhi; Hive Hanlığı’nda Ötemiş Hacı’nın Tarih-i Dost Sultan, Ebu’l-Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk ve Şecere-i Terakime, Munis ve Agehi’nin Firdevsu’l-İkbal, Agehi’nin Riyazu’d-Devle, Zübdetu’t-Tevârih, Câmiu’l-Vâkiât-i Sultânî, Gülşen-i Devlet, Şâhid-i İkbal; Hokand Hanlığı’nda Abdulkerim Namanganî’nin Ömer-Name, Mirza Kalender Müşerref İsferagî’nin Şahname-yi Ömer-Hani, ayrıca Vakiat-ı Muhammed Ali Han, Müntehabu’tTevarih, Tarih-i Şahruhî, Yarkend Hanlığı’nda Mirza Haydar Duğlat’ın Tarih-i Reşidi, Şah Mahmud b. Mirza Fazıl Çuras’ın Tarih, Tarih-i Kaşgar ve Enîsü’t-Tâlîbîn isimli eserleri sayılabilir. Bu vakayinamelerin bir kısmı yayımlanmış olsa da, büyük bir kısmı araştırmacıların ilgisini beklemektedir.