RADYO VE TELEVİZYON HABERCİLİĞİ - Ünite 1: Radyo ve Televizyon Haberciliğinin Tarihçesi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 1: Radyo ve Televizyon Haberciliğinin Tarihçesi

Radyonun ve Radyo Haberciliğinin Dünyadaki Tarihsel Gelişimi

Bir kitle iletişim aracı olan radyo, terim olarak sesin elektro manyetik dalgalar halinde gönderilmesi ve alınması anlamına gelir.

Türk Dil Kurumu radyo yayınını, “elektrik dalgaların özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi” olarak tanımlar. Radyo iletişiminde kullanılan ve radyo dalgaları olarak adlandırılan elektromanyetik dalgalar, verici ile alıcı arasında düz bir çizgi üzerinde yol alabileceği gibi, alıcıya, iyonosferden yansıyarak ya da bir haberleşme uydusu aracılığıyla da ulaşabilir. Radyo yayını, Hertz dalgaları olarak da adlandırılan elektromanyetik dalgalar, enerjisi aracılığıyla bir olayın, ses-müzik gibi bir iletinin kitlelere ses yoluyla aktarılmasıdır. Başka bir deyişle; kulakla duyulabilecek sinyallerin radyo frekansları aracılığıyla boşlukta yayılması sonucunda sinyallerin, bu amaç için geliştirilmiş özel alıcılar vasıtasıyla toplumu oluşturan bireylerce dinlenmesidir.

Bir iletişim aracı olan radyonun yaşantının bir parçası haline gelmesi için birçok ülkede bilim adamının farklı teknik buluşlarının sayesinde olmuştur. Bu konudaki ilk teknik buluş telsizin babası olan James Clerk Maxwell tarafından 1860 yılında olmuştur. Maxwell, ilk kez radyo (elektromanyetik) dalgalarının varlığını bulmuştur. Maxwel’in bu buluşu 20 yıl sonra 1885-1889 tarihleri arasında elektromanyetik dalgalara ismini veren Alman fizikçi Heinrich Hertz tarafından geliştirilmiştir. İtalyan Guglielmo Marconi, önce kısa mesafelere ses aktarımı üzerinde çalışmış, başarılı olunca da uzaklık derecelerini çoğaltarak 1897 Ağustosunda İngiltere’de 55 km. kadar uzaklığa sesin ulaşımını başarmıştır ve düzenli radyo yayınları Dünyada hızla yayılmıştır. Radyo alıcıların transistörlü, taşınabilir, küçük olarak yapılması da dinleyici sayısının artmasını sağlamıştır. Ses bandındaki gelişmeler; daha net bir ses alınımını sağlayan FM bandının bulunuşu 1955’lerde stereo yayınların özellikle müzik yayınlarında kullanılışı, radyonun gelişmesindeki başlıca adımlardandır. Ayrıca transistörün bulunuşu ve radyoların pille çalışabilme özelliğinin keşfi de radyonun popülerleşmesini etkilemiştir.

Radyo, televizyonun kitleselleşmesine kadar en yaygın kitle iletişim aracı olmuştur. Toplumun tüm katmanlarına seslenebilme özelliğine sahiptir. Radyo dramatik yapısı, anlık haber iletebilme özelliği ile geniş halk kesimleri tarafından çok sevilmiş ve Dünya tarihinde de önemli roller üstlenmiştir. Radyonun gücüne temel bir örnek olarak Orson Welles’in Amerikalıları dünyayı Marslıların istila ettiğine inandıran “Dünyalar Savaşı” radyo tiyatrosu önemlidir. 1938 yılında bir akşamüstü CBS Dünyalar Savaşı’nı yayınlamaktadır. CBS’nin yayını sürerken, NBC kötü bir kahve markasının reklamını girer ve yaklaşık 6 milyon dinleyici bir anda (yeryüzüne gelen Marslıların tuhaf araçlarından indikleri sırada) CBS’ye geçer. Korkunç bir panik dalgası birden ABD’yi sarar; polis CBS stüdyolarını kuşatır, sokakları çılgın bir kalabalık dalgası kaplar. Amerika sokakları yüz binlerce kişilik yoğun bir göçe tanıklık eder. Kitleleri etkileme, yönlendirebilme ve ikna gücü açısından yalın bir örnek niteliğindeki bu olaya Hitler’in II. Dünya savaşında radyoyu propaganda amaçlı olarak başarıyla kullanması da eklenebilir.

Radyonun, birey olarak kendisine hitap edildiğini hisseden sessiz milyonlara aynı anda seslenme özelliği, hem yöneticilerin hem de satıcıların hemen anladıkları gibi, onu propaganda ve reklamcılık için kavranamayacak kadar güçlü bir kitle enformasyon aracı haline getirmiştir. Geniş halk kitlelerine tüketim toplumunun faydalarını vaaz eden radyo, kısa sürede halkla ilişkiler ve reklamcılık faaliyetlerinin de en etkin ortamlarından biri haline gelmiştir.

Radyo zamanla önemli bir haber medyası olma işlevi yüklenmiş; diğer kitle iletişim araçlarına göre hızı, ucuzluğu, kolay ve erişilebilir olması nedeniyle ön plana çıkmıştır. Özellikle haberin, televizyon gibi detaylara ihtiyaç duymadan doğrudan ses üzerinden aktarılması, gazeteden çok daha hızlı bir şekilde iletiyi hedef kitlesine ulaştırabilmesi radyoyu bir haber medyası olarak daha güçlü yapmıştır.

Radyolar haber vermeye başladığında, özellikle de I. ve II. Dünya Savaşı yıllarında gazeteler okurlarını kaybetmekten korkmuşlardır. Örneğin, ABD’deki Associated Press (AP) haber ajansı, 1933’de radyolara ancak günde iki kez o da günde beşer dakikalık haber yayını yaparlarsa hizmet vereceğini bildirmiş, daha da ileriye giderek hiçbir haberin 30 kelimeyi geçmeyeceği şartını da koymuştur. Radyolara yeni patlayan bir haberi kullanmama şartı da getirilmiştir. Bu durum, radyonun en ayırt edici özelliği olan hızını kullanmaması anlamına gelmektedir. Birkaç yıl sonra NBC ve CBS gibi dönemin radyo devleri kendi haber toplama birimlerini oluşturarak, ajanslara bağımlı olmaktan kurtulmuşlardır.

Radyonun ve Radyo Haberciliğinin Türkiye’deki Tarihsel Gelişimi

Türkiye, 1927 yılında 5 KW güçle ilk düzenli radyo yayına geçmiştir.

İlk radyo yayını özel bir şirket olan Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi (TTTAŞ) tarafından gerçekleştirilmiştir. PTT’nin elindeki vericileri kiralayan şirket, 1936 yılında radyonun devletleştirilmesiyle ilgili çıkan yasaya kadar ülkemizde yayıncılığı sürdürmüştür. Radyo yayıncılığı bu tarihten sonra PTT’nin denetimine bırakılmış; devletin radyoya ilişkin yatırımları çoğalmış, vericiler güçlendirilmiş ve 1938 yılında Ankara Radyosu kurulmuştur. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), devlet adına radyo ve televizyon yayınlarını gerçekleştirmek amacıyla, 1 Mayıs 1964’de, özel yasayla özerk tüzel bir kişiliğe sahip olarak kurulmuştur. 1972’deki Anayasa değişiklikleri ile kurum “tarafsız” bir kamu iktisadi kuruluş olarak tanımlanmıştır.

Türkiye serüveninde radyoya, basının görmüş olduğu işlev gibi “ulusu, kültürel olarak birleştirme” işlevi yüklenmiştir. Çünkü radyo dinlemek, gazete gibi okur yazar olmayı gerektirmemekte ve mümkün olduğu kadar geniş bir kitleye ulaşabilmektedir.

12 Eylül 1980’de Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü askeri darbesi gerçekleşmiş, tüm toplumsal hayatla birlikte radyo yayıncılığı da bu süreçten etkilenmiştir. 1982 Anayasası’na dayanılarak çıkartılan yasa, 1983’de yürürlülüğe girerek, yayın sonrası denetim ve değerlendirme yapmak üzere, Radyo Televizyon Yüksek Kurulu kurulmuştur. TRT’nin tarafsızlığı vurgulanmış, ancak çeşitli düzenlemeler ile özerkliği yara almıştır.

1980’li yıllarda Dünyayı etkisine alan özel yayıncılık Türkiye’deki iletişim tekellerini de sarsmış, yoğun kamuoyu baskısı ve hükümet desteği ile önce belediyeler, sonra da birçok özel sermaye yasanın çıkmasını beklemeden özel radyo yayınına başlamış, ancak 1993 yılında Ulaştırma Bakanlığı yurt içinde yayın yapan özel yayınları yasaklamıştır. Bu durumun protestolara neden olmasından sonra 1993 yılında ilgili bakanlık yasa düzenlemesi yaptıktan sonra yayınlar tekrar başlamıştır. 1994’te yürürlülüğe giren Radyo Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ile hem TRT’nin hem de özel radyo ve televizyonların aynı kurallara uyması gerektiği belirtilmiştir. Kanun, aynı zamanda Radyo Televizyon Yüksek Kurulu’nun yerine, Radyo Televizyon Üst Kurulu’nu (RTÜK) getirmiştir. RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak hizmetlerini sürdürmektedir.

Türkiye’de radyo haberciliğinin gelişiminde Anadolu Ajansı’nın rolü büyüktür. 1965’e kadar radyolarda dinlenilen haberin adı “ajans” olmuştur. Dönemin devlet radyoları olan Ankara ve İstanbul Radyosu, Anadolu Ajansı’nın haberlerini yayımlamış ve “şimdi ajans haberleri” başlığıyla sunmuşlardır. O dönemde radyo yayını 7.30, 13.00 ve 19.00 haberleri ile sınırlı kalmış ve tüm gün yayın yapılmamıştır.

1937 yılında Radyo’nun PTT aracılığıyla Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanmasıyla birlikte, haber aktarım süreçlerinde de farklılıklar yaşanmış ve 1945’ten itibaren bültenlerin aktarılması görevini Basın Yayın Genel Müdürlüğü Haber Servisi üstlenmiştir. Bu dönemin ilginç bir gelişmesi de, II. Dünya Savaşı ile birlikte İngiliz Kültür Heyeti ve Amerikan Enformasyon Bürosu’nun Türk basınına ve radyosuna haber servisi vermesi olmuştur.

1950’lerde Türkiye’de yayıncılıktaki en önemli olgu, özellikle muhalefet partilerinin seçimler için bile radyoyu kullanmasının yasaklandığı 1954’ten sonra artan ve 1957’den itibaren şiddetlenerek süren radyonun partizanca kullanımıdır. Bu dönem Partizan radyo dönemi olarak bilinir.

Türkiye’de 1990 sonrası ticari yayıncılığın başlamasıyla, bu yeni dönem en yıkıcı etkilerini radyo haberciliği üzerinde göstermiştir. 1990 sonrasında özel radyo sayısı hızla artarken, diğer yandan format ve program çeşitliliği azalmıştır. Özel radyolar yerli ve yabancı pop müzik formatlarını tercih ederken, çoğu radyo kanalında haber bültenleri ve programları yayın akışları içindeki yerlerini giderek kaybetmişlerdir. Özel radyoculuğun başlamasından sonraki dönem içerisinde Türkiye’de özgün radyo haberciliğinin yapılması için gereken maddi koşullar oluşamamıştır. Radyo haberi, büyük grupların radyolarında aynı gruba ait televizyonun haber bültenlerinde aynen yayınlandığı ya da gazetelerin parça parça okunduğu karmaşık ve parçalanmış bir yapıya dönüşmüştür. Radyo gibi yaygın bir haber mecrasının tek başına haber üretemez duruma gelmesi, ülkemizde tekseslilik olgusunun yükselişinin de bir göstergesidir.

Türkiye’de radyo haber yayıncılığının dönüm noktası 1999 yılındaki Marmara Depremi olmuştur. Depremle birlikte elektrikler kesilmiş, televizyon yayınları durmuş ve telefonlar kullanılamaz hale gelmiştir. Ancak olay mahallerine ulaşan radyo habercileri diğer tüm medyanın önünde, önemli bir habercilik başarısına imza atmışlardır. 17 Ağustos sabahı depremin etkilerini tüm Türkiye radyolardan öğrenmiş, böylelikle radyonun bir haber aracı olarak önemi yeniden tescillenmiştir.

90’lı yıllardan itibaren radyo haberciliği için en olumlu gelişme, haber odaklı tematik radyo kanallarının yayına başlamasıdır. NTV Radyo, Açık Radyo gibi kanallar ağırlıklı olarak habercilik yayınına başlamış ve bu alanda hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine de ulaşmışlardır. Ayrıca TRT radyo kanallarının çoğalması da habere ulaşmada çeşitlilik sağlamış; uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde pek çok haber aktarımı bu kanallar sayesinde mümkün olmuştur.

Televizyon ve Televizyon Haberciliğinin Dünyadaki Tarihsel Gelişimi

Televizyon için ilk teknik buluş İrlandalı bir telgrafçı olan Andrew May tarafından 1873 yılında yapılmıştır. May, ışık dalgalarının elektrik akımına çevrilebildiğini ve selenyum adlı kimyasal maddenin elektriğe karşı dirençli olduğunu bulmuştur. Daha sonra Alman Paul Nipkop, bir resmi dönerken tarayabilen “döner disk” adı ile anılan bir araç geliştirmiştir. 1923 yılında Amerikalı Francis Jenkins, 1925’de ise İngiliz Logie Baird, Nipkow’un döner diskini kullanarak ilk deneme yayınlarını yapmışlardır.

Denemelerden sonra, elektronik tarama tekniği kullanılarak yapılan ilk düzenli televizyon yayını 1936 yılında Londra’da Alexandre Palace’de kurulan televizyon stüdyosunda başlamıştır. Ancak yayınlar, alıcı sayısının az oluşundan geniş seyirci kitleleri tarafından izlenememiştir. Televizyon yayınlarını başlatan ikinci ülke ABD’dir. Deneysel yayınlara RCA 1936 yılında başlamışsa da, resmi nitelikte ilk televizyon yayını 1939 yılında New York’ta yapılmakta olan Dünya Fuarı’ndan yayınlarla olmuştur. 1941 yılında reklama yer verilmeye başlanmıştır. ABD’de televizyonların asıl yayın başlama tarihi 1941 yılıdır. Savaşın yıkımı ve alıcıların çok pahalı olması, televizyon yayınlarının Dünyada popülerleşmesine engel olmuştur. 1945 yılında ilk tecimsel renkli yayıncılık Amerika’da başlamış, sinemalar izleyici kaybederken renkli televizyon alıcılarının sayısı hızla artmıştır.

Televizyon 21. yüzyılın en önemli kitle iletişim araçlarının başında gelmekte, yaygınlığı, kullanım sıklığı ve etkileri ile popüler kültürün en temel üretim merkezi de olan televizyon, hem bu kültürün etkileyeni, hem de etkileneni olarak kabul edilmektedir. 70’li yılların sonuna kadar, yaklaşık tüm dünyada devlet kontrolünde olan televizyon yayınlarında genellikle halkı eğitmek amaç edinilmiş; televizyonculuk genellikle bir işletme olarak değil, kamusal bir yapı olarak görülmüştür.

Günümüzde televizyonun gücündeki en temel etken haber verebilmesidir. Haber, televizyon evreninde özellikle gerçekle arasındaki “yakın” ilişki nedeniyle, gösterinin en önemli aktörü durumundadır. Hem kitleleri etkileyebilme gücü, hem de ekonomik ve siyasi güç odaklarıyla “doğrudan” ilişkisi, haberlerin televizyon kuruluşlarında son derece önemsenmesine neden olmaktadır.

Televizyon haberciliğinin gelişiminde Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere öncülük etmiştir. Televizyonda ilk haber bülteni, İngiltere’de 1933 yılında kaydedilmiş, radyo haberlerinin görsel kullanılmadan yayını ile gerçekleştirilmiştir. İlk akşam haberleri ise CBS televizyonu tarafından, 15 Ağustos 1948 tarihinde başlatılmıştır. Amaç, etkili haber sunmak değil, CBS’in kamu hizmeti yaptığı izlenimini geliştirmek ve siyasi idareyle ilişkileri iyileştirmektir. Philadelphia’daki Ulusal Politik Kongre, televizyon tarafından görüntülenen ilk olaydır. Resimli radyo haberi olarak başlayan televizyon bültenlerinde ilk kez 1951 yılında hareketli resim, yani film kullanılmıştır.

Radyo kökenli olan ilk televizyon haber programı yapımcılarının karşılaştıkları sorun, ekranın nasıl doldurulacağı olmuştur. CBS’teki ilk haber programları tahtada anlatma formatıyla yapılmıştır ancak görüntü kalitesi o kadar kötüdür ki harita bir yana sunucu bile güç seçilmektedir. II. Dünya Savaşı’nın ardından, farklı haber formatlarının ortaya çıkmasında NBC ve CBS öncülük etmişler ve zamanla gözlerini kameraya doğrultarak haberi doğrudan okuyan sunucular bültenlerde izleyici karşısında yer almışlardır.

İngiliz devlet televizyonu BBC, televizyon haber yayıncılığı tarihinde önemli bir kuruluştur. BBC’nin “Haber ve Haber Filmi” yayını televizyon haberciliğinin gücünü gösteren önemli bir adımdır. Ertesi yıl aktüel haber filmlerinin yerini televizyon haber bültenleri almıştır. Yaklaşık 20 dakikalık bülten, yine görünmeyen bir spikerin sesi eşliğinde fotoğraf ve haber görüntüleriyle sunulmuştur.

1960’lı yıllara gelindiğinde Amerika’da, CBS’in rakipleri olan NBC ve ABC de televizyon haberlerinde ciddi atılımlar gerçekleştirmişler, yerel kanalları bünyelerine katan bu şebekeler 10 yıllık geçmişi olan televizyon haberciliğini, ABD topraklarının her köşesinden haber alacak duruma getirmişlerdir. Televizyon haberciliğinin gücü 1960 seçimlerinde ekranı iyi kullanan Kennedy’nin seçimi kazanmasıyla, 1962’de Telstra 1 uydusunun fırlatılmasıyla dış ülkelerle ilgili haberlerin de anında yayınlanabilir hale gelmesiyle ve 1963 yılında Kennedy suikastının görüntülerinin televizyon haberlerinde yayınlanmasıyla daha da artmıştır.

1965’te renkli yayına geçen televizyonlar, 60’ların sonunda dünyanın hemen her bölgesinden haber toplamaya başlayarak görüntünün gücünü haberlerine taşımışlardır. Televizyon haberciliği yükselişini sürdürürken, 70’li ve 80’li yıllarda çeşitli eleştiriler almaya başlamıştır. Eleştirilerin nedeni, televizyon haberciliğinin kamu hizmeti olmaktan çok, eğlence gösterisi niteliği taşımasıdır. Televizyon haberleri izleyici sayısını arttırmak uğruna giderek daha fazla şova dönüşmüştür.

ABD’de 1 Haziran 1980 tarihinde yayına başlayan CNN televizyonu, 24 saat haber sunumuyla televizyon haberciliğinde yeni bir dönem açmıştır.

80’li yılların başında televizyon haberleri büyük bir güç oluşturmaya devam etmiş, her televizyon kuruluşu haberlere yılda en az 200 milyon dolar bütçe ayırmış ve televizyon haberciliği politik kampanyaların, dünya sorunlarının, ekonomik önceliklerin ve çevre sorunlarının ajandasını oluşturmaya devam etmiştir. Buna ek olarak anchormanler Amerikan kamuoyunun kutsal sözcüleri olarak yüceltilmişlerdir. Bu olgu, haberlerin bir kamu hizmeti olmaktan çok, bir eğlence gösterisi olarak gelişmesine yol açmıştır. Başta sadece haberleri sunan anchorlar zamanla etkinliklerini attırmışlar, adeta televizyon şirketlerinin simgesel yüzlerine dönüşmüşlerdir.

Televizyon haberinin eğlenceli olması günümüz medya ortamında öncelikli bir hedefe dönüşmüştür. “Temel fikir, her şeyi kısa tutmak, kimsenin dikkatini dağıtmamak, ama onun yerine eğlenceyle, yeniliklerle, hareketle durmadan ilgi çekmektir.

Rating/izlenme oranı baskısındaki televizyon kuruluşları, haberlerini daha eğlenceli kılabilmek için pek çok girişimde bulunmaktadır. Haber ile eğlencenin karışımı, melez bir tür olan infotainment türü habercilik geniş bir yayılıma ulaşmıştır. İngilizce bilgi ( info -rmation) ve eğlence (enter- tainment ) sözcüklerinden türetilen “infotainment” habercilikte, gerçekle kurgu birbirine karışmış ve yaşanan olaylar bir medya gösterisine dönüştürülerek, daha fazla ilgi çekmeleri sağlanmıştır.

80’lerden itibaren reality show türü, haberlerde yoğun kullanılmış, bu da haberin meta değerini yükselten öğelerin başında gelmiştir. Reality showlar gerçeğe dayalı konuların kurmaca yöntemlerle anlatıldığı ilk türdür. Bu programda konular başı, ortası ve sonu olan öyküler şeklinde anlatılmakta; en düşük kültürel paydayı yakalamak için basit bir üslup kullanılmakta, olaya dayalı konular seçilmekte ve canlandırmalara başvurulmaktadır.

Televizyon ve Televizyon Haberciliğinin Türkiye’deki Tarihsel Gelişimi

Türkiye’de televizyon yayınları ilk kez İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından 9 Temmuz 1952 tarihinde başlatılmıştır. 1. banttan 100 watt güçle yayın yapan İTÜ TV vericisi Philips şirketinden edinilmiş, haftanın belli günlerinde belli saatlerde yapılan yayın, 40 km’lik bir alanı kapsamış ve İstanbul’da bulunan 10 televizyon alıcısı tarafından izlenmiştir. İTÜ TV, TRT’nin kurulmasıyla geride kalmış ve 1970 yılında kapanmıştır.

Kapalı devre eğitim yayınları sürerken, TRT yönetim kurulu televizyon yayını başlama tarihini 1 Ocak 1968 olarak belirlemiş, bu alandaki hazırlıklar 31 Ocak 1968’de tamamlanabilmiştir. TRT’nin ilk televizyon yayını Ankara Mithat Paşa Caddesi’ndeki iki binanın bodrum katındaki stüdyodan 31 Ocak 1968 günü siyah beyaz olarak 19.30’da gerçekleşmiştir. Haftada 3 gün, üçer saat olarak başlayan deneme yayınları 1 yıl sonra haftada 4 güne çıkmış, 1970’de İzmir Televizyonu, 1971’de İstanbul Televizyonu faaliyete geçmiştir. 1973’de Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün cenaze töreni naklen yayınlanmış, 1984 yılında tamamen renkli yayına geçilmiştir.

Türkiye’de televizyon yayıncılığı için 1990 yılı bir milat olmuş, 7 Mayıs 1990 yılında, 1 Mart 1989’da kurulmuş olan Magic Box Incorporated AG adlı şirkete bağlı, Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalı Star 1 Almanya üzerinden her gün 18:00 ile 23:00 saatleri arasında test yayınına başlamıştır. Mevcut yasal durum yurt içinde yayın hakkını sadece TRT’ye verse de, Almanya’dan Türkiye’ye yayın yapan bu kanal, arkasına devlet desteğini de alarak (sahiplerinden biri dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal’dır), yasa dışı olsa da kısa sürede sansasyonel yayıncılık anlayışıyla iletişimin gündemini değiştirmiş ve Türkiye’deki yayıncılık tekelini ortadan kaldırmıştır. Bazı yasal tartışmalara ve davalara rağmen, sermaye dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi galip gelmiş ve TRT yayıncılık tekelini ardı ardına kurulan özel/ticari televizyonlarla paylaşmak durumunda kalmıştır.

Başta çanak antenlerle seyredilebilen televizyon yayınları, kurulan vericiler sayesinde normal karasal yayınlara yetebilen antenlerle de izlenebilir hale gelmiştir ve 1992 yılından itibaren birçok özel kanal yayına başlamıştır.

1992 yılında Tele On ile başlayan abonelik esasına dayalı paralı yayıncılık yapan kanallar, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle dijital platformlara dönüşmüş ve parasal yayın yapan yeni kanallar yayına başlamıştır. 2012 RTÜK kayıtlarına göre; 24 yaygın, 15 bölgesel, 209 yerel olmak üzere toplam 248 adet özel televizyon kanalı bulunmaktadır. TRT’nin yayın yaptığı 15 televizyon kanalıyla birlikte bu rakam 263’e ulaşmaktadır. Bu yayınlar dışında 93 kablo ve 193 uydu yayını bulunmaktadır.

Türkiye radyolarında ajans ağırlıklı hazırlanan haberler, başlangıçta televizyona da benzer şekilde uyarlanmıştır. 1964’te Doğan Kasaroğlu TRT haber merkezini kurmakla görevlendirilmiş ve ajans haberleri redakte edilerek radyo haberi haline getirilmiştir. TRT’nin ilk haber merkezi profesyonel gazetecilerden oluşturulmuş, bazı gazeteciler BBC’de televizyon haberciliği kursuna gönderilmiş ve 31 Aralık 1968 tarihinde Zafer Cilasun’un sunduğu ilk televizyon haber bülteni ekranda yayınlanmıştır.

Özel televizyonculuk, ilk olarak ana haber bültenlerinde farklı bir yayıncılığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Reha Muhtar haberciliği bu anlamda özel olarak incelenmesi gereken bir alandır. Muhtar siyaset, ekonomi ve dış politika haberlerinden ziyade daha magazinel ve polisiye haberlere ağırlık vermiş, yaşamın bizatihi kendisinin “magazinel” olduğunu, ciddi konuların izleyicileri sıktığını ileri sürmüştür.

Özel televizyon kanal sayılarının artmasıyla birlikte, sadece haber yayıncılığına yönelik tematik özel televizyonlar kanalları da yayın hayatına başlamıştır. 1996 yılında Türkiye’nin ilk haber kanalı NTV ve 1999 yılında CNN’in yedi bölgesel yayınından biri olan CNN Türk yayın hayatına başlamıştır.

Gelişen teknoloji, televizyon haberlerindeki rating amaçlı öğeleri arttırmış ve teknolojiyi daha etkili kullanan haber bültenleri diğerlerinin önüne geçmiştir. Alt yazı (KJ) kullanımı, özel görüntü efektleri, etkili dış ses ve gerektiğinde doğal ses kullanımı, ayrıca kurumsal kimlik öğeleri haberlerin sunumunu güçlendirmektedir. Gerek reel stüdyolar gerekse sanal stüdyolar haberlerin sunumunu adeta görsel bir şova dönüştürmekte ve haberlerin etkililiğini arttırmaktadır. Sözgelimi 2013 yılında yeni logo ve kimlikle izleyicilerin karşısına çıkan TRT Haber, 6 milyon dolarlık stüdyosu ile çok konuşulmuş ve teknolojik altyapısı haber sunumunda kanala avantaj sağlamıştır.

Özel televizyonlarda haber sunumunda tıpkı Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de anchormanlar ön plana çıkmış, her kanal anchormani ile kendini tanımlamış ve çoğu zaman anchormanler televizyon kuruluşlarının dahi önüne geçebilmişlerdir. Reha Muhtar ve Show TV ilişkisi bu açıdan önemli bir örnektir. Aynı zamanda Mehmet Ali Birand- Kanal D, Ali Kırca- Show TV ya da ATV ilişkisi de günümüzde haber yüzlerinin ne denli önemsendiğine ve bir anlamda bu habercilerin kanalla da özdeşleştiklerine dair birer örnektir.