RUSYA TARİHİ - Ünite 5: Rusya İmparatorluğunda Değişimler Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: Rusya İmparatorluğunda Değişimler

1905’e Kadar Rus Dış Siyaseti

Çarlık Rusyası’nda XIX. Yüzyıl, komşu ülkeler aleyhine büyümesini sürdürdüğü dönem oldu. 1801’de Gürcistan, 1804-1805 yıllarında Erivan (bugünkü Ermenistan) ve Bakü Hanlıkları (bugünkü Azerbaycan) Rus topraklarına katıldı. 1812’de Ruslar geri çekilerek Moskova’yı Fransızlara terk ettiler. Fakat kışın gelmesi ile Napolyon’un orduları çekilmek zorunda kaldılar. Çar I. Aleksandr’dan sonra I. Nikola Pavloviç (1825-1855)’in darbe ile hakimiyeti ele geçirmesinin ardından Rusya’da çıkan karışıklıklardan faydalanan İran hükümeti, Güney Kafkasya’yı geri almak umudu ile 1826’da savaş ilan etti. İran’ın barış istemesi üzerine Erivan şehri ve bölgesi, Aras Nehri’nin sol sahil tarafı tamamen Rusya hakimiyetine girmiştir. İran ile 1828’de çizilen bu sınır hala geçerliliğini korumaktadır. Fransız ve İngiliz donanmalarının Rus donanması ile birlikte Navarin’de Türk ve Mısır donanmalarını yakarak yok etmesi üzerine 1829’da Edirne Antlaşması imzalanmıştır.1832’de Osmanlı’nın yardım istediği Rus kuvvetlerinin İstanbul’a gelmesi Fransa ile İngiltere’yi telaşa düşürdü ve onların baskısıyla “Hünkâr İskelesi Antlaşması” yapıldı. Müttefikler ile Osmanlının başlattığı 1853 Kırım Savaşı’nda Ruslar yenildi ve1856’da “Paris”te barış antlaşması imzalandı. Türkistan’daki Türkler (Kazak, Kırgız, Özbek, Karakalpak, Türkmen kavimleri) birbirleriyle mücadele ederek zayıflamışlardı. Rusya, 1884’te Merv şehrinin de ele geçirerek Batı Türkistan’ın işgalini tamamlamış oldu. 1891 “Kulca (bugün Çin’in Sinkiang-Uygur Özerk Bölgesinde) Antlaşmasıyla” Ruslar, Çungarya’yı boşalttılarsa da, buradaki Rus nüfuzu uzun yıllar devam etti. Böylece bugünkü Doğu Türkistan’ın (Sinciang-Uygur Özerk Bölgesi) kaderi belirlenmiş oldu. 19 Şubat 1878 tarihinde imzalanan “Ayastefanos” (Yeşilköy) antlaşmasını düzelten “Berlin Antlaşması gereğince Batum, Kars ve Ardahan Rusya’ya terk edildi; Tuna mansabındaki sol sahil boyu da Ruslara geri verildi. Fransa’dan borç almaya devam eden Rusya, 1891’de Fransa ile askeri bir anlaşma imzaladı. 1896’da Çin’le Rusya arasında bir dostluk anlaşması imzalandı. Rusya Çin’e Fransa aracılığı ile 400 milyon Franklık bir dış borç sağladı. Rusya her zaman bir bölgeyi işgal etmeden önce o bölgeye yakın ön karakol ve garnizonlar kurar, işgalden sonra da oralara demir yolları inşa ederdi. Çin’e sağlanan dış borç ve dostluk antlaşmasının yardımıyla Rusya, bütün Sibirya’yı kat edecek bir demiryolu inşa etti. Trans-Sibir (Sibirya Ötesi) Demiryolunun 1897’de başlayan inşaatı resmi olarak 1903’te tamamlandı. 2536 km. uzunluğundaki bu demiryolu üzerinde 1464 köprü ve 98 tünel bulunmaktadır.

1905’e Kadar Rus İç Siyaseti

Moskova Rusyası’nın idari yapısı başta oldukça basitti. Çar’ın yani büyük knezin hakimiyeti sonsuzdu. “Duma” veya “Boyar Duma’sı” adlı danışma kurulunun fazla politik gücü yoktu. Duma parlamentoya nazaran bir kabinenin ilkel şekliydi. Büyük Knez memlekette krizler hasıl olduğu zaman Duma’yı toplantıya (Sobor) çağırırdı. XVII. Yüzyılın sonunda Rusya’da devlet memurlarının sayısı fazla olmadığı için Moskova Devleti kontrolü sağlamak amacıyla ihbar metodu gibi türlü metotlar kullandı. Bu sayede devlet vatandaşları, vatandaşlar da birbirlerini kontrol ederlerdi. I. Petro Moskova devlet sistemi ve teşkilatında birçok reformlar yapmış, Rusya’yı Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarmıştı. II. Katerina tahta çıktığı zaman (1762) Rusya idari bakımdan 20 eyalete (guberniya) ayrılmıştı. 1755’te çıkarılan yeni bir kanunla 300-400 bin nüfusun yaşadığı saha “guberniya” olarak tespit edildi. Böylelikle Rusya 50 vilayete bölündü ve her vilayet başına bir vali (gubernator) getirildi. Rusya’da en başta köylüler olmak üzere, dvoryanlar (asiller), memurlar, şehirliler, tüccarlar, askerler ve ruhaniler gibi sınıflar mevcut idi. 1785’te çıkarılan bir kanunla “dvoryan”lara bir cemiyet halinde faaliyet hakkı tanındı. Birçok vilayette “Zemstvo”lar kuruldu. Köylerde yaşayan halk Rusya’nın büyük çoğunluğunu teşkil etmekte idi. Köylülerin teşkil ettikleri topluluklara “mir” (cemaat, köy) denmekte ve bu “mir” toptan vergi vermekte idi; yani köylülerden ayrı ayrı vergi toplanmıyordu. Bu usul XVI. Yüzyılda değişti. “Udel” (yurt) sitemi geldi. Knezler siyasi durumlarını güçlendirmek için asker toplamak maksadıyla, diğer “Udel”lerden boyarları ve serbest kimseleri kendi hizmetlerine almaya giriştiler. Tımar sisteminin yerleşmesiyle devletin topraklarının büyük bir kısmı “pomeşçik (çiftlik sahibi)”lerin eline geçti ve köylüler gitgide çiftlik sahiplerine bağlı bir duruma düştüler ve bir “mir”den başka birine gitme imkanını kaybettiler. XVI. Yüzyılın ortalarına doğru köylülerin durumu artık çok zorlaşmıştı. Çiftlik sahiplerinin kazanç hırsıyla eziyetleri ve vergi yükleri de artmış, bilhassa Korkunç İvan (1547-1584) zamanında Rusya’nın iç eyaletlerindeki zulüm dolayısıyla çiftliklerin tahrip edilmesi, köylüleri zor durumda bırakmıştı. Sonrasında köylüler bulundukları yerlerde kalmaya mecbur tutuldular. Köylü ayaklanmasının artması üzerine II. Aleksandr (1855-1891), 19 Şubat 1861’de köylülerin toprak köleliğinden kurtarıldıklarına dair bir ferman (manifesto) ilan etti.

Dvoryanlar adlı soylular sınıfı (Dvoryanstvo), Rusya İmparatorluğu’nda etkili kanunlarla en korunan, en iyi tahsil görme imkanına sahip ve politik yönden en şuurlu olan sınıftı. I. Petro tarafından alınan tedbirlerle, dvoryanların (küçük asilzade, çiftlik sahipleri) devlet idare sisteminde üstün bir durum kazanması sağlanmış oldu. 1858-1859’da 1.400 dvoryanın (köle sahibinin) emri altında 3 milyon köylü bulunmakta idi. Aynı yıllarda, Rusya İmparatorluğu’nda takriben bir milyon dvoryan (kadın ve erkek) mevcut olup, bunların 1/3’i “liçnoye” (yani gördükleri hizmet dolayısıyla bu dereceyi alan, fakat köylü sahibi olmaya hak kazanamayan) idi. Dvoryanlar sınıfında Rus olmayan topluluklardan Türk-Tatarlar, Gürcüler, Almanlar da vardı. 1831’de I. Nikola (1825- 1855) yüzden fazla köleye sahip olan dvoryanlara doğrudan doğruya “Dvoryan Meclisine” girme hakkını tanımıştı. 1861 yılı fermanı ile serfliğin (köleliğin) kaldırılması neticesinde dvoryanlar topraklarını köylülere veya tüccarlara satmak zorunda kaldılar. Dvoryanstvo imparatorlukta ekonomik gücünü ve siyasi tesirini kaybetmişti.

III. Vasili (1505-1553) zamanında Batı Avrupa’dan alınan ateşli silahlarla (top, tüfek) teçhiz edilen Rus ordusu bilhassa Türk hanlıklarına karşı başarılar kazanmıştı. IV. İvan ayrıca Batı Avrupa’dan askeri uzmanlar getirtmeye ve onlardan faydalanmaya önem vermişti. Yeni usulle yetişen, top ve tüfek kullanmasını bilen Rus kıtaları kuruldu. Tophane, talimhane, demir ve silah fabrikası kuruldu. Ruslar Azak Denizi’ne ayak basınca “Azak Donanması” adıyla ilk Rus harp filosunu inşa ettiler. 1874’te çıkarılan bir kanunla 21 yaşına gelenlere askerlik hizmeti mecburiyeti konuldu. Askerlik süresi de 15 yıldı; bunun 6 yılı orduda muvazzaf, 9 yılı ihtiyarî hizmet süresini teşkil ediyordu.

Rusya İmparatorluğu her devirde asker beslemeyi tercih etmiş, fakat merkezi politikayı yürütecek sivil memur teşkilatına önem vermemişti. Memurlar iyi maaş almadıkları için rüşvet yolu daima açıktı. 1845’te ceza kanunu ilan edildi. 1880 yılında İçişleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Polis Dairesi kuruldu. Polis teşkilatının çeşitli bölümleri (gizli servis, siyasi kısım, karşı casusluk kısmı vb.) olup, birkaç jandarma birliği de polise hizmet ediyordu. Polisin güçlü olmasına rağmen Rusya İmparatorluğu’nu bir polis devleti saymak doğru olmaz.

Hıristiyanlığın devlet dini olarak kabul edilmesi (988) Rusya tarihinde yeni bir devrin başlangıcıdır. Kiyev şehri Rusya’nın yalnız siyasi değil, aynı zamanda dini merkezi haline geldi. Birçok dini bölge ve piskoposluklar meydana getirildi; piskoposluklar küçük cemaatlere bölündü. Rusya’da okur-yazar tabakası bilhassa ruhaniler ve rahiplerden ibaretti. XVII. Yüzyılda patrikliğin 35 bin kölesi mevcuttu. Ruslar hem alfabelerini, hem dinlerini hazır olarak dışardan almışlardır. Rusya’da çeşitli mezhepler, başlıca “gelenekçi”ler (staroobritsi) ile resmi kiliseye bağlı (raskolniki) olan iki gurup meydana geldi. Resmi kilise devletin yanında Rusya İmparatorluğu’na büyük hizmetler görmüş, bilhassa ele geçirilen Türk ülkelerinde Hristiyanlık propagandası misyonerlik faaliyetlerini yürütmüştür. Çar Pavel’in “Çar, kilisenin başıdır” sözü, I Nikolay zamanında çarın en geniş anlamda kilisenin çıkarlarının hamisi olduğu şeklinde yorumlanabilecek tarzda, anayasanın bir maddesinin bendi olarak Rusya İmparatorluğu kanunnamesine girmiştir. Ruslar, Tatarları din değiştirmeye teşvik ettiler veya zorladılar. Hristiyanlığa geçmiş olanların Hristiyanlık dininin gereklerini yerine getirmediklerinin fark edilmesi üzerine hükümet bütün yeni Hristiyanların yeniden tespit edilerek, (Müslüman) Tatar halkından ayrılmalarını emretti. Çaresizlik ve baskılar neticesinde birçok kimse Hristiyanlığı kabul etti. Fakat yine de Müslümanlığa sadık kalanların sayısı hayli yüksekti. Tatarlara yapılan baskılar tüccar ve köylülere de ayrı ayrı biçimde uygulanmıştı.Sonrasında Tatarlara bazı kanuni hakların tanınması mecburiyeti hasıl olmuştu. 1782’de şehrin idari işleri ile sorumlu olan Rus şehir meclisi yanında bir de Tatar (şehir) meclisinin kurulmasına müsaade edildi. 22 Şubat 1784’te “mirza” Müslümanlara Rus asillerine verilmiş olan haklar verildi. Diğer yandan Ortodoks Kilisesi 200 yıl devam eden Müslümanları karşı politikasını (zorla Hristiyanlaştırma vb.) da bütün gücü ile desteklemişti. Rus makamlarının bu gibi politikalarında bilhassa Tatarların Hristiyanlaştırmaya karşı koymalarının rolü büyüktü. 1789’da Ufa şehrinde “Orenburg Ruhani Meclisi”nin kurulmasıyla İslam dini Çarlık tarafından ülkenin resmi bir dini olarak kabul edilmiş oldu.

XIII-XV. Yüzyılda Rusya ekonomisi sönük bir manzara arz etmekte idi. Tarıma elverişli arazinin bir kısmı knez ve boyarlara aitti. Halkın esas meşguliyeti olan bal ve balmumu en çok satılan mallardı. Rusya’da 250 yıl kadar süren (1236-1480) Moğol-Türk (Tatar) hakimiyetinin iktisadi ve mali sahada derin tesirleri görülmektedir.

Başta gelen Rus şehirleri Novgorod ile Pskov’tu. Novgorod çok zengindi; 1478’de tahrip edilince Moskova şehri büyüdü. 1897 nüfus sayımına göre Rusya İmparatorluğu’nun 125 milyon nüfusunun ancak % 9.1’i şehirlerde yaşıyordu. Trans-Sibirya (Doğu Çin) demiryolunun inşası (1897-1902) ve hükümetin yeni bölgelere yerleşme hakkındaki kararnamesi (1899) yeni göçlere yol açtı. Rusya’nın kapitalizmi tercih etmesi ekonominin hızla gelişmesine neden oldu. 1850 ile 1900 yılları arasında ülke nüfusu ikiye katlanmıştı. Rusya halkının % 85’i veya 145 milyonunu kırsal kesimde yaşayanlar teşkil ettiği için Rusya bir köylü ülkesi görünümündeydi.

Rusya, endüstri mallarına olan ihtiyacı yabancı ülkelerden yaptığı ithalatla karşılıyordu. Bu durumun değişmesi yönünde Rusya’da çeşitli girişimler yapıldı. I. Petro’nun son devirlerinde Rusya’da 200 kadar fabrika ve imalathane açılmış bulunuyordu. XVII. Yüzyılda Ural’daki üretim Rusya’nın demir üreten ülkeler arasında dünyada birinci yeri almasını sağlamıştı. I. Nikola (1825- 1855) zamanında yeni yolların yapılması sonucunda Rusya’nın iç ticareti gelişti. Şehirlerde işçilerin sayısı arttı. Rusya İmparatorluğu’nda Ruslar azınlıkta olmalarına rağmen (genel nüfusun % 57’sini [Ukraynalı ve Beloruslar dahil] “gayr-i Rus” milletler teşkil ediyordu) hakim milleti temsil ediyorlardı. Rus dili eğitimde, endüstride, siyasette ve orduda kullanılıyordu.

Ziraat Rus ekonomisinin temel meşgalesi durumundaydı. Ancak yaşanan kıtlıklar ve izlenen politikalar nedeniyle Rusya’da köylü refah içinde yaşamamıştı. Sanayi alanında gelişme ise XIX. Yüzyılın ortalarında başladı. Metalürji alanında da başarılar görüldü. Rusya’nın gıda sektöründeki başlıca üretimi şeker, alkol ve un idi. Devletin kalkınmaya katkısı müteşebbislere verdiği destek, demiryolları inşası şeklinde kendini gösteriyordu. Devlet, müteşebbislerin sosyal kökenine bakmadan herkese eşit mesafede durarak kapitalist bir siyaset uygulamaktaydı. Bunun yanında devlet, güvenilmez yabancılar olan Müslüman tüccarlara kısıtlamalar getirmekten kendini alıkoyamıyordu. XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında Rus hakimiyet sahası Kazak topraklarının sınırlarına dayandıktan sonra Kazan Tatarları ile Mişerlerin bir kısmı Orenburg bölgesine göçtüler. Kazanİdil boylarından tahıl, deri, sabun, bal, balmumu, kereste, keten, dokuma, kumaş vb. gibi emtia, Moskova, Petersburg, Arhangelsk, Astırahan, Orenburg, Don ve Ukrayna’ya, Ural ve Sibir’e, Orta Asya’ya ve İran’a sevk ediliyordu.

II. Aleksandr’ın reformları ile sahneye çıkan zemstvo’lar ve bunların şehir versiyonları olan örgütler tarafından oynandı. Zemstvo’lar başlangıçta 34 yerel yönetimde faaliyete geçirildi. II. Aleksandr öncesi neredeyse tamamen cahil bırakılmış ve sağlık hizmeti alamayan kırsal nüfusa okullar, hastaneler ve dispanserler götürülmeye başlandı. Zemstvo’larn sorumlu bulunduğu eyaletlerde ilkokul öğrencisi sayısı artınca, 1911-1912 yasalarıyla 9 eyalette daha zemstvo kurulmasına karar verildi. Zemstvo sarfiyatlarının 2/3’ünden fazlası sağlık ve eğitime harcanmaktaydı. 1914 yılında mevcut 50 bin zemstvo ilköğretim okulunda 80 bin öğretmen ve 3 milyon öğrenci bulunmaktaydı. Zemstvo’lar aynı zamanda öğretmen okulları da açıyor ve eğitim metotlarını geliştirmek için özel kurslar düzenliyorlardı. Bunlara ilaveten zemstvo kırsal kesimde yaşayanlara modern tarım metotlarını öğretmek, sigorta sistemine yerleştirmek, yol inşası ve telefon hatlarının çekilmesi gibi birçok alanda gelişmelerine katkı sağlıyordu. Fakat köylüler zemstvo’lara toplum yararına çalışan örgütler değil de aristokratik kurumlar olarak bakıyorlardı.

Ordu ve devlet hizmetine girecek olanlara 5 yıllık eğitim mecburiyeti kondu. Avrupa’dan örnek alınarak “Akademi” ile “Üniversite”yi birleştiren bir “Bilimler Akademisi” açıldı. Bilimler Akademisi Rus kültürünün gelişmesinde aktif rol oynamıştı. Yalnızca fen bilimleri ve matematik alanında değil, aynı zamanda tarih ve filoloji alanlarında faaliyet gösteren birçok bilim kuruluşu bulunuyordu. Rusya’da gerçek manada ilk üniversite Yelizaveta (1741-1762) devrinde 12 Ocak 1755’te Moskova’da kuruldu. Modern kimya ilminin kurucularından biri olan Mendeleyev, tarihçi Platanov, şarkiyatçı Barthold 1819’da kurulan Petersburg Üniversitesi’ne mensuptular. 1860’tan 1900 yılına kadar çeşitli yüksek okullarda tahsil görerek meslek sahibi olanların sayısı 20 binden 90 bine yükselmişti. 1917 Ekim Devrimi’ne kadar Rusya’da 11 üniversite ve bunlara ek olarak birkaç teknik okul bulunmaktaydı. 1917’ye kadar tahsil mecburiyeti olmadığı için çocukların ortalama ancak % 50’si okula gidiyordu. Rusya’da, bölgeye göre değişmek üzere, okuma-yazma bilenlerin ortalama oranı % 21 idi. Türkler arasında okuma-yazma oranı ise 1917’de erkeklerde % 35, kadınlarda % 17 idi ve bu bölgedeki Ruslardan daha yüksekti. Rusya İmparatorluğu’nun çoğunluğunu Türk soyluların teşkil ettiği Müslüman nüfusun eğitimi konusunda Rusya Eğitim Bakanlığı neredeyse hiçbir teşebbüste bulunmamıştı. Müslümanlara ancak din eğitimi yapma hakkı verilmişti. İdil-Ural bölgesinde eğitim-öğretim işleri Rus hükümetinin hiç bir katkısı olmadan kendi kendine gelişmişti. XIX. Yüzyılın ikinci yarısında bilhassa Buhara, Hive ve Semerkant bu bilgilerin kaynağı olarak kabul edilmişti. Dini okullarda reform yapma fikrini ilk olarak Mercani’nin talebesi ve meslektaşı Hüseyin Feyizhani (1828-1866) Islah-ı Medaris adlı eserinde tartıştı. Kırımlı İsmail Gaspıralı Bey’in de büyük katkısıyla “Usul-i cedit”, yani yeni metotla eğitim fikri, başta güçlü karşı koymalara rağmen, sonra büyük taraftar kazanmıştı. 1911 yılında, Rusya genelinde on bin mektep ve 1.085 medresenin resmi kaydı yapılmış; Kazan eyaletindeki mektep-medreselerin sayısı 1.822’ye yükselmiş ve talebe sayısı da 132 bine ulaşmıştı. Ocak ve Ağustos 1906 tarihlerinde yapılan I. ve II. Umum Rusya Müslümanlarının kurultaylarında mektep ve medreselerde “Usul-i cedit” metoduna uygun bir program kabul edilmişti. Buna göre mektepler hazırlık olarak 1., 2. ve 3. sınıflara bölünecek ve her sınıfta belli bir müfredat takip edilecekti. Ortodoks kilisesinin Müslümanları Hıristiyanlaştırmak programı çerçevesinde Rus yönetimi Müslümanlara daha kolay ulaşabilmek için onlardan Rusça ve kendi ana dillerini bilen öğretmenler yetiştirme kararına varmıştı. Bu okullarda öğrenciler modern eğitim almış, Rusça öğrenmiş ve dolaysıyla yaşadıkları dünyayı daha iyi bilen ve analiz eden kişiler olarak yetişmişlerdi.

Rus edebiyatı Kiyev Rusya’sı (878-1168) zamanında başlar. Sergeyeviç Puşkin (1799-1837) olup, modern Rus dili ve şiirinin yaratıcısı sayılmaktadır. Bu edebiyatı daha da yükselten, aslen Ukraynalı N. Gogol (1809-1852) hayatı, idare organlarını ve asilzadeleri tasvir ile çok güzel tenkit ve mizah örnekleri vermiştir. Rus edebiyatının en büyük iki temsilcisi ise F. Dostoyevski, Rus sosyal hayatında Gogol’un tesiri ile sıradan kişileri tasvir etti. Soylu ve varlıklı bir aileye mensup olan Lev Tolstoy ise edip, filozof, pedagog ve dram yazarıdır. Maksim Gorki (1868-1936) “proleter (işçi) edebiyatının” öncüsü sayılmaktadır.

Rusya’da kültür ve bilim, dinin ve çarların etkisi ile gelişmiştir denilebilir. Şahsi teşebbüs her zaman kısıtlanmış, halkın büyük bir kısmı ve bu arada Rus olmayan milletler de sıkı kontrol altında tutulmuştur. 1578 ve 1591 yıllarında da çeşitli dini eserler basıldı. İlmi araştırmalar da gene Çar Boris Godunov (1598-1605)’un teşviki ile yapılmaya başlandı. Rusya’da tiyatro da I. Petro’nun zamanında ortaya çıktı. Rus tiyatrosunun en mühim iki şahsı A. Ostrovski (1823-1886) ile Anton Çehov (1860-1904)’dur. X. Yüzyıldan XVI. Yüzyıla ve 1700’den 1917’ye kadar olan dönemlerde Rus mimarisi iki devreye ayrılır. XIX. Yüzyılda Rusya’da realist ressamların meşhurları: Venetziyanov, Vereşçagin ve Repin; Lebedev, Ayvazovski, Levitan ve Serov’dur. Avrupa müziğinin Rusya’ya girmesi ve yayılması gene I. Petro zamanında başlar. Rus senfoni müziğinin yaratıcısı olan Peter Çaykovski (1840-1893), Rus halk melodilerinden faydalanarak tam bir Avrupa stilinde güzel eserler verdi.

Rusya’da Hristiyanlığın kabulü (988-989) ile dini felsefe yayılmaya başladı. Ancak XVIII. Yüzyılda tabii bilimlerin gelişmesi ile felsefe dinden ayrıldı. Aydınlar ve bilhassa subaylar arasında katı rejime ve haksızlıklara karşı hoşnutsuzluk artmaya başlamıştı. Bundan ötürü de “gizli cemiyetler” kurulmaya başlandı. Siyasi derneklerin en önemlisi, 1816’da kurulan “Kurtuluş Birliği” idi. Alman filozofları Schelling ve Hegel’in fikirleri Rus aydınları arasında büyük ilgi toplamış, onların Rusçaya tercüme edilen eserleri geniş bir okuyucu kitlesine yayılmıştır. Bu eserler Rus aydınları arasında birbirine zıt iki gurubun doğmasına sebep oldu: Birinciler Slavyanofil’ler (Slav Birliği taraftarları), diğeri Zapadniki (Batıcılar: Batı Avrupa taraftarları)’ler idi. XIX. Yüzyılda bu fikirler aydınlar dışında Kalın Dergi (Tolstıy Jurnal) diye adlandırılan dergilerle halk arasında da yayılıyordu. Gerek “Slavyanofil”ler, gerek “Batıcı”lar görüşlerini şiddetli sansür yüzünden ifade edememekle beraber Rus okuru “satırların arasını okumayı başarıyor” ve yazarların ne demek istediklerini anlıyordu. Bu dergiler Rusya’da kamuoyunun gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Alman felsefesinin gelişmesi ve Avrupa’da pozitif bilimler, Darvinizm maddeci görüşlerin ilerlemesi sonucunda Rusya’da yeni yeni fikir akımları belirmeye başladı. Bunların en mühimi Nihilizm (İnkarcılık) idi. II. Aleksandr (1855-1881) zamanında Rus fikir ve politik hayatında en mühim rol oynayan akımlardan biri de Panslavizm (Slavlar Birliği) idi. Hamyakov, Aksakov vb.’leri tarafından ideoloji haline getirilen bu görüş bütün Slavları Rusya’nın hakimiyeti altında birleştirmek gayesini güdüyordu. Panslavizm prensiplerine göre her şeyden önce Türkleri Avrupa’dan kovmak, İstanbul merkez olmak üzere bir Slav devleti kurmak gerekti ve Rusya’nın bunu yapmağa tarihi hakkı vardı. Bu devrin başka bir fikir hareketi de Bakunin, Lavrov, Mihaylovski tarafından temsil edilen Narodniçestvo (HalkseverlikPopulizm) akımıdır. Narodniçestvo (Popülizm), bir nevi Rus sosyalizmi olup, Avrupa’da kabul edilen sosyalizm prensiplerinden hareketle Rusya’da sosyalist görüşlerin yerleşmesi ve yayılmasına çalışıyordu. Karl Marks’ın Almanca Das Kapital (Sermaye) adlı eseri 1872’de Rusçaya tercüme edilince Marksizmde Rusya’ya yayılmaya başlamıştır. Bu hareketin önderleri, bütün diğer düşünce akımlarında olduğu gibi bilhassa asil ailelerden gelen aydınlardı. “Rus sosyalistleri arasında ekonomik ıslahatlarla işçi sınıfının durumunu iyileştirmek kabildir” gibi bir cereyan (ekonomizm) güçlenince, Plehanov, Lenin ve Martov ile birlikte bu harekete cephe aldı ve sosyalizmin aşırı kanadına katıldı. Çar II. Nikola (1894- 1917) zamanında rejimi yıkmak için yukarıda adı geçen bir hayli politik yeraltı örgütü faaliyet halinde idi. Türkler arasında henüz bu tarihlerde herhangi bir siyasi örgüt vücuda gelmiş değildi. Rus siyasi hayatındaki gelişmeler Türk aydınları arasında fazla etkili olmamıştı.