SİYASET FELSEFESİ I - Ünite 2: Toplum ve Devle Öğretileri I: Eskiçağ ev Ortaçağ’ın Toplum ve Devlet Öğretileri Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 2: Toplum ve Devle Öğretileri I: Eskiçağ ev Ortaçağ’ın Toplum ve Devlet Öğretileri

Siyaset Felsefesi Tarihi

Siyaset felsefesi tüm kavram ve sorunların amaca uygunluğuyla ilgili bir bilimdir. Amaca uygun olma, belirli bir var olanın belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere var olmasıdır. Söz konusu durumda devletin amacı onun varlık nedenidir. Devlet toplumun ahlakça olgunlaşması ya da toplumun bütün olarak mutluluğunu sağlamak için vardır, diyerek devletin var oluş nedenini onun amacından hareketle temellendirme olarak ifade edilebilir. Platon, Aristoteles, Augustinus, Macchiavelli, Hobbes, Locke, Rousseau, Hegel ve Marx gibi birçok filozoflar siyaset felsefesi alanında çalışmışlardır. Eskiçağ’da Platon ve Aristoteles’in toplum ve devlet kuramlarıyla başlayan siyaset felsefesi, Ortaçağ’da ise tanrı devleti düşüncesiyle karşımıza çıkmaktadır. Ortaçağdaki bu düşünce felsefeden ziyade teolojiye yakındır. Rönesans’la başlayan Yeniçağ Tanrı merkezli devlet anlayışının yerine laik bir devlet anlayışı ortaya koymuştur. Macchiavelli Hükümdar adlı yapıtında ilk ulus devlet kavramını ortaya atarak, modern siyaset kuramının da temelini atmış olur. Modern siyaset felsefesinin birçok devlet öğretisi devletin kökeni sorununa yanıt vermeye çalışmışlardır. Hobbes’un Locke’un ve Rousseau’nun çabaları hep bir sözleşme kuramı temelinde devleti temellendirmeye yönelik olmuştur. Modern siyaset felsefesinde Marx gibi kimi düşünürlerce devlet eleştirileri de yapılmış ve devlet egemen sınıfın baskı ve sömürü aracı olarak görülmüştür.

Çağdaş siyaset felsefesinde ise Rawls ve Nozick gibi düşünürler yine devletin temeli sorununa değinmişler ve devletin meşruiyeti sorununu çözmeye yönelik çalışmalar yapmışlardır. Eski Yunan’da başlayan akımlarda etik ile siyaset ilişkisinde hangisinin temel olması gerektiği sorunundan, doğa durumu kavramı ve devletin doğuşuna ilişkin toplum sözleşmesi kuramlarına, demokrasi sorunundan, özgürlük ve eşitlik kavramlarına kadar birçok temel sorun felsefi düşüncenin konusu oluşturmaktadır.

Eskiçağ’da Toplum ve Devlet Öğretileri

Toplumun ve devletin ne olduğu, ne türden varlıklar oldukları felsefe tarihinin en eski sorunlarındandır. Presokratik felsefeden kimi düşünürler de bu soruna eğilmişlerdir. Felsefe tarihinde Sokrates’ten önceki döneme Presokratik felsefe dönemi adı verilir.

Atomcu okul Eskiçağ felsefe okullarından Leukippos ve Demokritos tarafından temsil edilen okuldur. Evrenin bölünemez olan atomlardan oluştuğunu iddia eden görüştür. Presokratik düşünürler için Polis’te (şehir devletinde) yaşayan toplumun yapısını ve toplumu düzenleyen kurallar olarak yasaların varlık temellerini araştırmak, doğa araştırması yanında en temel araştırma konularını oluşturmaktadır. Asıl ilgililer doğa olmasına karşın Presokratikler doğada olduğu gibi toplumda da bir yasa, bir düzen olduğunu düşünmekteydi. En temel konuları insanın ve toplumun mutluluğu düşüncesi olmuştur. Eskiçağ’ın felsefe okulları mutluluğu doğaya ve yasaya uygun yaşamakta görmüşlerdir. İnsanların birarada yaşamalarını sağlayan yasalardır. Demokritos’a göre bütün insan işleri arasında en önemlisi de devlet işleridir, yani devletin nasıl yönetileceği konusu en öncelikli iştir. Devlet yönetiminde hukuk ve adalete uygun olmayan bir iş yapılmamalıdır. İyi yönetilen bir devlet en mükemmel kurumdur ve bu toplumda birey mutluysa devlette de mutludur. Yasaların amacı da insanın yaşamına refah ve mutluluk getirmektir. Demokritos’a göre demokrasi de en iyi yönetim biçimlerinden biridir ve demokraside yoksulluk çekmek, efendilerin hizmetinde sözümona mutlu olmaktan çok daha iyidir, tıpkı özgürlüğün kölelikten daha iyi olması gibi der. Devletin görevi ise toplumu hak, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar temelinde yasalarla düzenlemektir.

Presokratik düşünürler içinde özellikle Sofistler ilgilerini doğadan insana, dolayısıyla da toplum ve devlete çevirmişlerdir. Sofistler Eskiçağ’da para karşılığı ders veren kişilerdi. Sofistlik denilen akım da bilgi konusunda mutlak ya da nesnel hakikatlere ulaşmanın olanaksız olduğunu; böyle hakikatlerin olmadığını, olsa bile bunlara ulaşmanın insan kavrayışını aştığını ileri sürerek bir tür toplum, ahlak ve bilgi eleştirisine yönelmiş akımdır. Başlıca temsilcileri Protagoras ve Gorgias’tır. Sofistlerden Kritias’a göre din ve ahlak kuralları zeki ve kurnaz yöneticiler tarafından toplumun itaat etmesini sağlamak üzere oluşturulmuşlardır. Thrasymakhos’a göre hak ve adalet toplumda güçlünün işine gelendir. Kallikles ise toplumdaki güçsüzlerin kendilerini korumak için yasaları, adalet ve ahlak gibi kural ve değerleri oluşturduklarını ileri sürmüştür. Sofistler kendilerinden önceki filozoflar gibi doğa ve evrenle ilgili sorunlar konusunda mutlak veya nesnel hakikatlere ulaşmanın olanaksız olduğu düşüncesiyle ilgilerini insan sorununa yöneltmişlerdir. Felsefe tarihinde ilk defa doğal olan ve yapma olan arasında bir ayırım yapmışlardır. Sofistlerin bu eleştirileriyle hesaplaşan önemli bir Eskiçağ düşünürü Sokrates’tir.

Siyaset felsefesinin tarihinin Sokrates ile başladığı da söylenir, çünkü Sokrates Sofistlerin adalet, erdem, hak gibi kimi kavramlar üzerine nesnel bir doğruluk iddiasında bulunulamayacağı yollu görüşlerini eleştirmiştir. Sokrates doğru bilgiyi, toplumsal yasaların gözettiği doğruluğu, adaletin kendisini ve en iyi siyasal-toplumsal düzenin ne olduğunu araştıran bir düşünür olmuştur. Sokrates’e göre en iyi siyasal düzen bilge insanların başta bulunduğu düzen olacaktır. Klasik siyaset felsefesinin çıkış noktası Sokrates olsa da gelişmesi Platon ve Aristoteles ile olmuştur.

Platon’un toplum ve devlet tasarımı : Platon, Atina’nın aristokrat bir ailesinin üyesidir ve Sokrates’in öğrencisidir. Atina’da Akademia adlı kendi kurduğu okulda felsefe dersleri vermiştir.

Eserlerini felsefe için en uygun eğitim metodu olarak gördüğü diyaloglar şeklinde yazmıştır. En temel yapıtı Politeia (Devlet)’dır. Platon’un toplum ve devlet öğretisi onun idealar kuramı olarak bilinen kuramı üzerinde temellenir. Bütün varolanları görülenler ve düşünülenler olarak ikiye ayırır. Görülenler alanında varolanlar değişip devinen nesneler olduklarından onlar hakkında bilgi değil, sanı sahibi olabilir insan. Sanı da nesnesi gibi sağlam değildir, yanlış da olabilir doğru da. Sanı yanılabilir bir bilme türüdür. Oysa hakiki bilgiye düşünülenler alanında ulaşılır. Düşünülür dünyanın değişmez varlıkları olan idealar görülür dünyada varolan şeylerin asıl ve ilk örnekleridir. Değişmez bilgiyi episteme olarak adlandırır. Platon’un felsefesinde idealar ideal biçimlerdir. İdealar kuramının dile getirdiği ideal olan ile gerçek olan arasındaki karşıtlıktır. İdeal olanla gerçek olan tekler arasındaki uyuşmazlık aşılamaz. Başka bir ifadeyle ideal olan gerçek olamaz. Gerçeklikte olan da ideal olamaz, eğer gerçeklikte olsaydı ona ideal denemezdi. İdeal olanı ideal yapan onun tamamıyla gerçekliğe aşkın bir şey olmasıdır. Felsefede ideal ve gerçek kavramları bu şekilde belirlenir. İdeal kavramı, Platon’un yapıtında da yer almaktadır. Oradaki devlet, gerçeklikte varolan tek tek devlet biçimlerinin hepsinden farklı mükemmel olan ideal bir devlettir. Bu yaklaşımıyla, Platon siyaset kuramıyla karşımıza çıkan ilk düşünür sayılabilir. Platon’un devlet ve toplumu ele almak üzere hareket noktasını hocası Sokrates’in felsefe anlayışı oluşturur. Sokrates’e göre felsefe evrenin araştırılmasından çok insanın araştırılması olmalıdır. Sokrates, Platon’u felsefenin insan sorunu ile başlaması gerektiğine inandırmıştı. Platon’a göre bu sorunun yanıtlanması için araştırma alanını daha büyük bir örnekte ele almak gerekmektedir. İnsan ruhunda küçük harflerle yazılmış olan ve bu yüzden de görülmesi zor olan şey insanın siyasal ve toplumsal yaşamında daha büyük harflerle karşımıza çıkacağı için görülmesi daha kolay olacaktır. Platon insan ruhu derken insan doğasını kastetmektedir. Platon felsefesinde ruh kavramının insana karşılık geldiğini unutmamak gerekir. Platon adalet ve adil insan kavramlarına odaklanmıştır. Platon’a göre adalet tek insanda varsa, bütün bir toplumda da vardır ve adaletin ne olduğunu tek bir insanda görmek yerine daha büyük ölçekte olan bütün bir toplumda araştırmak daha kolaydır. Platon’a göre devleti akıllı yapan neyse insanı da akıllı yapan odur. Platon, insanın erdemli olmasının ancak bir toplum yaşamı içinde, bir devlet içinde olanaklı olduğunu söylemeye gelir. Platon’un insan görüşüne göre insan ruhunun üç yanı vardır: Arzular-istekler yanı, akıl yanı ve ikisi arasında dengeyi sağlayan irade denilen yan. Platon insan ruhunun bu üç yanından her birinin kendi işini görmesiyle insanın adil olacağı sonucuna, böylece de adil topluma ulaşılacağını ifade etmektedir. Platon’un öğretisinde devlet aynı zamanda toplum anlamına gelir.

Platon’a göre devlet düzenli bir toplum demektir. Platon’a göre devletin doğuş nedeni insanın doğasından kaynaklanır. İnsan ihtiyaçlarını gidermek için toplum halinde yaşaması gereken bir varlıktır. Platon’a göre toplum insanın doğal ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir araya gelerek oluşturduğu bir bütündür. Bu yüzden de toplum veya toplum düzeni anlamına gelen devlet de doğal bir varlıktır. Platon insan ruhunu üçe ayırdığı gibi toplumu ya da devleti de üç sınıfa ayırır: Yöneticiler sınıfı üreticiler sınıfı ve koruyucular sınıfı. Üreticiler, toplumun maddi ihiçalarını karşıklarken; koruyucular devletin dış tehditlere karşın korunması görevini üstlenir. Yöneticiler ise yasaları yapan ve devleti bilgece yöneten kişilerdir. Platon tek insan ile toplum ya da devlet arasında tam bir benzerlik kurar. Platon’a göre insan ruhunun üç yanı gibi toplumun da üç yanından her birinin kendi erdemi vardır. Bilgelik yönetici sınıfın erdemi olmalıdır. Cesaret ise bekçiler, koruyucular sınıfının erdemi olmalıdır. Yönetilen üretici sınıfın ise kendine özgü bir erdemi yoktur. Bununla birlikte ölçülülük yöneticiler ve bekçiler sınıfının da erdemi olmalıdır. Bu erdemler düzenli bir toplumda olması gereken temel erdemlerdir. Ama adil toplumun ortaya çıkması için bir başka erdeme daha gerek vardır: adalete. Adalet ise toplumun bütününün taşıdıı bir erdemdir. Platon’a göre adalet her sınıfın üzerine düşeni yerine getirmesidir. Başka bir ifadeyle Platon’a göre adalet herkese hakkını vermektir. Siyaset felsefesinde hak kavramı ödev kavramıyla ayrılmaz bir bütün olduğundan, adalet aynı zamanda herkesin üzerine düşeni yapmasıdır. Platon’a göre ideal devlet tek tek devletler gibi gerçeklikte yoktur, o düşünülür bir varlıktır, ideal biçim olarak vardır. Dolayısıyla tek tek devletler için bir model oluşturur.

Platon’a göre ideal yönetim biçimi, ideal devlet baştakilerin en iyiler olduğu, en iyilerin yönettiği devlettir. Böyle bir devlette yöneticiler filozof ya da filozoflar yönetici olmalıdır. Monarşiye ve aristokrasiye vurgu yapar. Platon’a göre en iyi yönetim biçimleri monarşi ya da aristokrasidir. Bozuk yönetim biçimleri ise timokrasi, oligarşi, demokrasi ve tiranlıktır. Platon’a göre ideal yönetim biçimi baştakinin filozof olduğu monarşidir. Devleti yöneten filozof olmadıkça ideal yönetimin olamayacağını söyler. Ona göre oligarşi devleti gelir üstünlüğüne dayanan devlettir. Eşitliği savunan insanların ve halkın oyuyla seçilenlerin başta bulunduğu yönetim biçimi demokrasidir. Başta bulunan kişinin bir zorba olduğu yönetim biçimi de tiranlıktır. Platon bu yönetim biçimlerinin her birinin bir diğerinden doğduğunu söyler. Bir yönetim biçiminin bozulmasıyla diğer bir yönetim biçimine geçildiğini söyler. Buna göre aristokrasiden timokrasi, timokrasinin bozulmasıyla oligarşi, oligarşinin bozulmasıyla demokrasi ve demokrasinin bozulması da tiranlık ortaya çıkar. Platon Yasalar adlı yapıtında ise başta bulunanların özelliklerine önem vermek yerine yasalara uygun yönetim konusuna vurgu yapar. Bunun nedeni, adaletsizlik yapmadan toplumu yönetecek insan bulmak olanaksız olduğundan yasaların konmasını zorunlu görmesidir. Buna göre devletler yasalar tarafından yönetilmelidir. Devleti yönetenler yasaya uygun olarak devleti yönetmelidirler. Aristoteles Platon gibi ideaların tek tek varolanlara aşkın bir varoluşa sahip olduklarını düşünmez, tersine idea tekil olanda içkindir. Bu nedenle de asıl anlamda varolan tekil varolanlardır.

Aristoteles’in toplum ve devlet öğretisi : Aristoteles Platon’un ideal biçimler öğretisini eleştirerek felsefesine başlar. Aristoteles Platon gibi ideaların tek tek varolanlara aşkın bir varoluşa sahip olduklarını düşünmez, tersine idea tekil olanda içkindir. Bu nedenle de asıl anlamda varolan tekil varolanlardır. Aristoteles’in toplum ve devlet anlayışı da onun insan anlayışına bağlıdır. Aristoteles’e göre insan her şeyden önce bir zoon politikon’dur, toplumsal bir varlıktır. Aristoteles amaç ya da son nedene ‘iyi olan neden’ demektedir. En sonda gelen neden en yüksek iyi olur. Herhangi bir şeyin doğası onun en son gelen nedeni, amaç nedenidir. Aristoteles’e göre devlet en yüksek iyidir çünkü devlet herkesin iyi yaşaması ya da ortak mutluluğu için vardır. İnsan doğası gereği hep bir iyiye yöneldiğinden, siyasal düzen olarak devletin ortaya çıkışı da doğal bir zorunluluk olmaktadır. Aristoteles’e göre insan akıl sahibi ve konuşan bir varlık olduğundan bir arada yaşama onun doğasında vardır; bu yüzden de toplum ve devlet doğal olan bir varlıktır. Toplum ve devletin varoluş nedeni insan doğasında temellenir. Aristoteles’e göre devletin en son amacı yurttaşların iyiliğini ve mutluluğunu sağlamaktır. Aristo’ya göre devlet yurttaşların toplamıdır. Aristoteles’in yurttaş kavramı modern yurttaş kavramından büyük ölçüde farklıdır; çünkü ona göre yönetim temsili değil, doğrudan yönetimdir. Başka bir deyişle, yurttaşlar, yöneticilerini seçmede söz sahibi olmak dışında devletin yasalarını yapmaya bizzat katkıda bulunurlar.

Aristoteles’e göre yönetim biçimleri anayasa biçimlerine bağlıdır. Bir anayasa ise bir devletteki egemenliğin düzenlenmesidir. Aristoteles de Platon gibi doğru ve bozuk yönetim biçimlerinden söz etmektedir. Aristoteles’e göre altı yönetim biçimi ya da altı tür anayasa vardır. Bu yönetim biçimleri monarşi, aristokrasi, politeia, tiranlık, oligarşi ve demokrasidir. Aristoteles altı yönetim biçiminden üçünün doğru üçünün de bozuk yönetim biçimleri olduğunu söyler. Buna göre monarşi, aristokrasi ve politeia doğru yönetim biçimleri, tiranlık, oligarşi ve demokrasi bozuk yönetim biçimleridir. Aristoteles’e göre devletin amacı bütün toplumun iyi olmasını sağlamaktır. Toplumun bütününün iyiliği de toplumu oluşturan bireylerin iyi olmasından geçer. Bunun yolu da yurttaşlara iyi bir eğitim vermektir. Dolayısıyla devlet, yurttaşlarını eğiterek tek tek iyi bireyler olmalarını sağlamak yoluyla toplumun bütününün iyiliğini amaçlar.

Ortaçağın Devlet Anlayışı

Ortaçağ devlet anlayışı, Platon’un ideal devletinin Hristiyan dogmalarına göre yeniden yorumlanması üzerine dayanır. Platon felsefesinde düşünsel ve kavranılır olan idealar Hristiyan düşüncesinde Tanrının düşüncesi ve ideaları hâline gelirler. Dolayısıyla Hristiyan düşüncesi bu idealara ontolojik bir gerçeklik de yükler. Ortaçağda Platon’un ideal devleti Augustinus elinde Tanrı devleti kuramına dönüşmüştür.

Augustinus

Augustinus’un devlet anlayışını ve genel olarak Ortaçağ’ın devlet anlayışını gösteren yapıtı Tanrı Devleti Üzerine ’dir. Platon Devlet adlı yapıtında ideal devletin bu dünyanın hiçbir yerinde bulunamayacağını, oysa gökyüzünde bu devletin bir örneğinin bulunduğunu söyler. Augustinus’a göre de hukuk ve toplum düzeninin temelini adalet oluşturur. Ama bu adalet tanrısal bir adalettir. Başka bir deyişle yasa koyucu olmadan hiçbir yasa olamaz ve bu yüzden de adalet sadece bir uzlaşım sorunu olarak rastlantısal bir şey olamaz, insanüstü bir kaynağı olmalıdır.

Augustinus’a göre hiçbir siyasal gücün yetkesi mutlak olamaz, bu yetke her zaman adaletin yasalarına bağlıdır. Adaletin yasaları ise tanrısaldır. Çünkü göksel düzenin kendisini ve en yüksek yasa koyucunun istencini dile getirirler. Augustinus’a göre insanlık tarihi de yeryüzü devletiyle Tanrı devletinin çatışmasının tarihidir. Augustinus’a göre yeryüzü devleti şeytanın krallığıdır. Tanrı devleti ise Hristiyanlığın dogmalarına dayanan İsa’nın krallığıdır. Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldıysa bütün yeryüzü devletleri de yıkılacaktır, çünkü hepsi de geçicidir. Sonunda Tanrı devleti kazanacaktır. Tanrı devletinin yeryüzündeki temsilcisi de Kilise’dir. Bu yüzden kötü bir yönetimin iyi bir yönetimi, yani yeryüzü devletinin Tanrı devletini örnek laması gerekir. Bunun nedeni Tanrı devletinin ideal devlet olmasıdır. Tanrı devletinin insanları günaah işlemezler. Böylece ideal bir devlette adaletsizlik, mülkiyet, kölelik gibi kötülükler yoktur.