SOSYAL HİZMET UYGULAMALARI - Ünite 8: Diğer Sosyal Hizmet Alanlarında Sosyal Hizmet Uygulamaları ve Genel Değerlendirme Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 8: Diğer Sosyal Hizmet Alanlarında Sosyal Hizmet Uygulamaları ve Genel Değerlendirme

Giriş

Bu ünite, kitap boyunca ele alınanların dışında kalan sosyal hizmet uygulamalarını ele almaktadır. Buna göre, aile, kadın, çocuk, gençlik, yaşlılık, engellilik, sağlık, suçluluk ve sosyal güvenlik konu başlıklarından ayrı olarak bu ünite aşağıdaki başlıklara odaklanmaktadır:

  • LGBT–Lezbiyen, gay, biseksüel ve transeksüellerle sosyal hizmet uygulaması
  • Mülteciler ve sığınmacılarla sosyal hizmet
  • Afet ve acil durumlarda sosyal hizmet uygulaması
  • Okul sosyal hizmeti
  • Avrupa’da yaygın olan başka sosyal hizmet uygulamaları

Elbette sosyal hizmet uygulaması bunlarla sınırlı olamaz. Dünyadaki tüm sosyal sorunlar öyle ya da böyle sosyal hizmet ile ilişkilidir. Biz burada sosyal çalışmanın birincil uygulama alanlarına odaklanıyoruz

LGBT bireylerle sosyal çalışma Batı dünyasında kökleşmeye başlamış alanlardan biri olmakla birlikte, ülkemizde henüz tanınmış değildir. Bu elbette LGBT bireylerin karşılaştıkları insan hakları ihlallerine koşut bir seyir de izlemektedir.

Mülteci ve sığınmacılarla sosyal çalışma ülkemizde yenilerde farkındalığın gelişmeye başladığı alanlardan biridir. 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Newyork Protokolü, 1966 tarihli Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, 1954 tarihli Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişki Sözleşme, 1965 tarihli Her Tür Irk Ayrımcılığına Son Verilmesine İlişkin Sözleşme, 1984 tarihli Cartagena Deklarasyonu, 14 Eylül 1994 tarihli bakanlar kurulu kararı ile yayımlanan Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik gibi mevzuat unsurlarının şekillendirdiği alanda sosyal hizmet için yeterli bir etkinlik durumu söz konusu değildir. Sosyal çalışmayı etkin kılacak şey bu alandaki mevzuat değişimi ve iltica ve sığınmacılık konularına dair psiko-sosyal desteğe duyulan ihtiyaçtır.

Afet ve Acil ve Durumlarda Sosyal Çalışma Ülkemiz bilhassa depremlerle birlikte acil durum ve krizler karşısında sosyal çalışmacının konumuna ilişkin bir hayli tecrübe edinmiştir. Esasen sosyal hizmet mesleği bir afet ve acil durum çocuğu olarak tarih sahnesine çıkmıştır. İlk modern sosyal hizmet çalışmaları savaş ikliminde ortaya çıkmıştır.

Okul sosyal çalışması tıp, psikiyatri, suçluluk, yaşlılık, engellilik, yoksulluk, eğitim, aile ve çocuk refahı gibi farklı alanlarda geniş bir uygulama alanına sahip olan sosyal çalışma disiplininin özel bir uygulama alanıdır. Okul sosyal çalışması, öğrencilerin içinde bulundukları gelişim dönemi, aile ve yaşam koşulları nedeniyle yaşadıkları sorunların çözümü, gereksinim duyulan hizmetlerden yararlanmaları ve böylece eğitim etkinliklerini başarı ile sürdürmelerini sağlama gibi hizmetleri yürütmek üzere okullarda yer alan, sosyal çalışmanın önemli uygulama alanlarından birisidir. Okul ortamında sosyal hizmet çalışmaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir;

  • Program planlama ve değerlendirme
  • Öğrencinin gereksinimlerini değerlendirme
  • Direkt hizmet etme
  • Savunuculuk
  • Konsültasyon / liyezon
  • Koordinasyon ve işbirliği
  • Yönetim / organizasyon

Avrupa’da Yaygın Olan Başka Sosyal Hizmet Uygulamaları Avrupa ülkelerinde uygulama alanında sosyal çalışmacıların sıkça çalıştığı ve ama Türkiye’de hemen hemen görülmeyen bazı sosyal hizmet etkinlikleri de vardır. Bu uygulamalardan ilki yabancılarla sosyal hizmettir. Uluslararası sosyal hizmet diğer ülkelerdeki sosyal hizmet uygulamalarının tanıtılması ve yabancı uzmanlarla işbirliğini içerir. Sokak sosyal hizmeti sadece sokak çocuklarına odaklanır. Yine Avrupa ceza ve adalet sisteminde Cezaevlerinde tutuklular ve hükümlüler kadrolu sosyal eğitmenler tarafından sürekli iletişim içinde bulunurlar. Sosyal çalışmacılar bankalara kredi borcundan ötürü dara düşmüş, aile ilişkileri ve diğer sosyal ilişkileri bozulmuş, ruhsal sağlıkları bozulmuş, depresyona düşmüş kredi mağdurlarının tekrar topluma kazandırılması için ciddi çalışmalar yaparlar. Bankalara giderek borçların mağdurun çıkarları yönünde yeniden yapılandırılmasında etkin rol oynarlar. Aile bütçesinin yeniden düzenlenmesine diğer uzman personelle birlikte yardımcı olurlar. Evlerine giderek onlarla sohbet eder, sorunları ve çözümleri tartışırlar. Onu tekrar toplumdaki eski mutlu rolüne kazandırmaya çalışırlar.

Farklı Görevler Üstlenen Sosyal Yardımcılar: Türkiye’de hiç olmayan bir uygulama da gençlik merkezlerinde ve gençlik yurtlarında ön lisans mezunu sosyal yardımcıların gençlerle sosyal hizmet hizmeti vermesidir. Bu sosyal yardımcılar ek olarak Ağır hastalık dönemlerinden nekahet dönemlerine kadar hastaların iyileşmesi için gerekli rutin işlerde hastanın yanında olurlar. Önlisans öğrenimi gören gençlik eğitimcileri sosyal eğitmenin rehberliğinde sosyal eğitim çerçevesinde ailesi içinde ya da topluma çıkmakta sıkıntı çeken bireylere sosyal eğitim verirler. Onlarla sinemaya giderler, alışverişe çıkarlar, pastaneye otururlar, piknik yaparlar. Amaç onların toplumdaki davranış sıkıntılarını gidermek, toplumda diğer normal insanlar gibi düzgün iletişim içinde yaşamaları için gerekli beceriyi kazanmalarını sağlamaktır

Genel Değerlendirme

Sosyal çalışmadaki teorik yaklaşımlar kabaca şöyle özetlenebilir (Healy, 2005, akt. Polat- Uluocak, 2011):

  • Problem Çözme
  • Sistem Yaklaşımı
  • Güçler Perspektifi
  • Baskı Karşıtı Uygulama
  • Post Modern Uygulamalar

Farklı teorik yaklaşımlar ve bu yaklaşımlara olan kayıtsızlık göz önünde bulundurulduğunda, sosyal çalışma mesleği bir yol ayrımında bulunmaktadır. Ya özgürleştirici bir pratik olmayı seçecek ya da uyumlaştırıcı misyonunu sürdürecektir. Söz konusu iki tercihin farklı ideolojik kaynakları bulunmaktadır. Özgürleştirici pratikler statükoya meydan okudukları oranda toplumların diyalektiğinden türemektedir. Uyumlaştıran pratikler, öte yandan, toplumları disipline edici mekanizmalarla iş görmekte ve itaat kültürünü yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.

Önemli Bir Kırılma Noktası Olarak Endüstri Devrimi

On sekizinci yüzyıldan önce yaşama dair düşünme içimlerinin zeminini edebiyat ve felsefe oluşturuyordu. Bu yüzyıldan önce edebiyat yalnızca “yaratma” ve “imgelem” alanı değildi, aksine tüm yazma biçimleri (tarih, mektuplar, vb.) edebiyat altında sınıflandırılıyordu. On sekizinci yüzyılın bitiminde edebiyat bir yaratma ve imgelem aracı olarak dönüştü. Şiirler artık ayetlerden başka şeyler halini aldı. Edebiyat şiirselleşti (Eagleton, 1983). Felsefe ise, on sekizinci yüzyıla değin, daha çok doğayı anlamaya ilişkin bir alandı. Bununla birlikte, kozmolojik çıkarımların toplumsal izdüşümleri de felsefenin konusuydu.

Sosyal çalışma mesleğinin müracaatçıları düşünüldüğünde, yeniden kurulan sosyal alan için en büyük tehditlerden birinin yoksulluk ve yoksullukla bağlantılı sorunlar (evsizler, dilenciler, sokak çeteleri, vb.) olduğu görülmektedir. Onsekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batıda merkezi hükümetler yoksullara yardım etkinliklerinde doğrudan rol almaya başlamışlardır. Örneğin, kurallara uymayan ve aylak dolaşan gençler için birtakım kurumlar açılmıştır.

Yeni Sosyal Bilimlerin Yöntembilimsel Serüveni

Özellikle 1850’lerle birlikte ayrı adlar altında kurumsallaşan sosyal bilim dallarının yöntembilimsel olarak yegâne esini doğa bilimleri idi. Doğa bilimleri geleneksel olarak pozitivist bir yönelime sahipti. Buna göre, doğaya içkin birtakım yasalar vardı ve bu yasalar zaman ve uzamdan bağımsız bir biçimde doğadaki her eylemi belirliyordu. Doğa bilimcisine düşen, bu yasaları keşfetmekti. Büyük düşünür John Locke’a göre, Tanrı doğayı ve onun yasalarını yaratmış ve daha sonra bir kenara çekilmiştir. Tanrı’nın müdahalesi olmayan evrende şeyleri açıklamanın yolu nesnelliğe dayanmalıdır.

1950’lere değin tek tek bağımsızlığını elde edip kurumsallaşma çabası veren sosyal bilim dalları şeyleri açıklamak konusunda birbirinden kopuk uğraşlar içinde olmuştur. Ancak böyle bir uğraş fenomenleri anlamak konusunda oldukça dar bir perspektif öneriyordu. Halbuki fenomenlerin birbirinden farklı ve/veya birbirini bütünleyen ve anlamlı kılan pek çok yönü ve niteliği bulunuyordu. Böylesi bir duyarlıktan yola çıkan Eleştirel Kuramcılar ve Annales Okulu düşünürlerinin benzer biçimde önerdikleri model disiplinler arası bir yaklaşıma dayandı. Buna göre, fenomenleri anlamanın yolu onların herhangi bir yönüyle ilgili olan tüm disiplinlerin birlikte çalışmasıydı. Bu dönemde, tarihsel sosyoloji gibi yeni birtakım bölümlenmeler de ortaya çıktı.

1980’ler ve 1990'lar boyunca postmodern kültür kuramları sosyal açıklama fikrine ciddi bir şekilde meydan okudular; nesnel doğrunun imkânsızlığını savundular. Bütün paradigmalar önemli bir düşüş yaşadı. Yaşanılan bu kültürel dönüşümün sosyal bilimlerdeki en önemli yansıması, tüm olgulara ve kurumlara “yapısökümü” perspektifinden bakılmaya başlanmasıdır.

Sosyal Çalışmanın Sosyal Bilimler ile İkircikli İlişkisi

Ne tamamıyla sosyal bilimler içinde konumlanabilen ne de sosyal bilimler dışında epistemolojik bir açılım getirebilen sosyal çalışma, yalnızca sosyal bilimlerin birikimini acemice uygulamaya aktarmaya çalışmıştır, ancak uygulamaya bilimsel bir merak duygusuyla yaklaşmayan sosyal çalışmanın en büyük olumsuzluğu uygulamaya yabancılaşmış olmasıdır. Bu durumda, sosyal çalışma salt uygulayıcı olan teknisyenlikten kurtulamadığı oranda uygulamada eşitlikçi ve adil bir pozisyon alamamış ve uygulamadan ne bir toplumsal yarar çıkarabilmiş ne de kuramsal birikime katkı sağlayabilmiştir.

Eleştirel Bir Sosyal Çalışma Yaklaşımı

Eleştirel sosyal çalışma yaklaşımlarının en önemli vurgusu müracaatçı-sosyal çalışmacı ilişkisinin eşitlikçi ve adil bir düzlemde yeniden kurulduğu çerçeve olarak ülke bağlamını öne çıkarmak ve müracaatçının deneyimlediği sorunların nedenleri olarak yapısal açıklamalara yönelmektir.

Ortodoks sosyal çalışma anlayışı uyumlaştırıcı bir misyonu benimsediği oranda sosyal adalet vurgusundan uzaklaşmakta ve salt bir uygulama teknisyenliğine dönüşmektedir. Sosyal çalışmayı özgürleştirici bir pratik haline getirmenin yegâne yolu onu ontolojik olarak sosyal bilimler içinde yeniden konumlandırmak olarak görünmektedir. Bir diğer deyişle, sosyal çalışma bir sosyal bilim uygulaması olarak yeniden tanımlanmalıdır.

Bauman’a göre (Bauman, 2003:16), sosyolojiyi farklı yere koyan ve ona belirleyicilik veren şey insani eylemleri geniş çaplı oluşumların öğeleri olarak görme alışkanlığıdır. Sosyolojik bulgu için hammadde sağlayan bütün deneyimler, sosyolojik bilgiyi oluşturan şeyler sıradan kişinin günlük hayatında yaşadığı şeylerdir. Gündelik hayatın içinde olup bitenlerin anlamı üzerinde pek durup düşünmeyiz; bireysel olandaki sosyal olanı, tikel olandaki genel olanı göremeyiz; sosyologların bizim yerimize yaptıkları tam da budur (Bauman, 2003:18). Sosyoloji bir bilimden çok metot olarak işlev görmektedir (Meriç, 2002:20). Yukarıda anlatılanlarla hedeflenen, sosyolojinin kazandırdığı ilk ve en temel vasfı ortaya koyabilmektir. O da démystification, yani hakikati yalanlarından soyabilmektir (Meriç, 2002:20).

Sosyolojik Düşünce

Sosyoloji, belli bir yerdeki/dönemdeki tarihi/toplumsal özellikleri, ilişkileri, sorunları anlama ve açıklama çabasıdır (Tuna, 2002:15). Sosyoloji aynı zamanda sosyal sorunlara bir çözüm getirme arayışıdır (Sezer, 1991:42). Ne var ki, pozitivist sosyoloji geleneği sosyolojinin sosyal sorunlara çözüm getirme arayışını engellemiş, ona salt betimleyici bir karakter vermiştir. Ancak, burada bunun nedenleri üzerinde durulmayacak, sosyolojinin bir yorum olarak çözüm arayışına yansımaları tartışılacaktır.

Sosyolojik Tahlil ve Sosyal Politika

Sosyolojik tahlil; politikacıların, yöneticilerin, sosyal reformcuların ve sosyal politika üreticilerinin karşı karşıya bulundukları sorunlar hakkında eksiksiz ve güvenilir bilgiler sağlamakta (Bottomore, 1998:352) ve bu sorunları en sarih bir biçimde görebilmeyi kolaylaştırmaktadır. Burada temel sorunsal, sosyolojinin nasıl uygulamalı bir biçimde yeniden ele alınacağı değil, uygulama için nasıl kullanılabileceğidir. Bunu da sosyolojinin epistemolojik bir zeminde ele alınması değil, bir yorum olarak sosyal politika üretiminde işlerlik kazanması sağlayacaktır.