TEMEL ZOOTEKNİ - Ünite 5: Çevre ve Hastalıklara Direnç Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: Çevre ve Hastalıklara Direnç

Çevre ve Çevreye Uyum

Çevre, hayvanların yetiştirildikleri ve sürekli ilişkide oldukları ortamı ifade eder. Sürekli farklı değerler alabilen bu çevresel değişkenler, hayvanlar üzerinde farklı etkilere de sahiptir. Bu çevresel etkilerin değişimlerine karşın hayvanlarda oluşan bazı değişikliklere ise çevreye uyum denir. Bu geçici özellikteki uyum yeteneği hayvanların olumsuz çevresel etkiler karşısında yaşamlarını devam ettirebilmelerini sağlar.

Hayvanlarda uyum yeteneği üzerinde etkili olan bazı doğal ve yapay mekanizmalar mevcuttur. Doğal mekanizmalara en iyi örnek koyunlardaki yapağı gösterilebilir. Doğal mekanizmalardan bir digeri ise hayvanların fizyolojik fonksiyonlarını düzenleme yetenekleridir. Yapay mekanizmalara örnek olarak ise hayvan barınaklarındaki fan ve serinletme sistemleri gösterilebilir.

Çevresel etkilere karşı hayvanların vücutlarında da bazı değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu şekilde oluşan değişimlere de aklimatizasyon denir. Uyum yeteneğine göre nispeten daha uzun sürelidir. Aklimatizasyon sonucu hayvanlarda oluşan değişiklikler de geçicidir.

Adaptasyon

Adaptasyon, hayvanların herhangi bir çevre koşulundaki olumsuzluklardan en düşük düzeyde etkilenerek yaşamlarını devam ettirebilmeleri ve yavru verebilmeleri olarak tanımlanır. Çevresel etkilerden daha az etkilenmeleri ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için hayvanların genetik yapılarındaki değişim adaptasyondur.

Hayvanların farklı çevre koşullarında yaşama gücüne sahip olma yeteneği farklı değişiklikler sonucunda olur. Bu değisiklikler hayvanların dış görünüşlerinde, davranışlarında veya fizyolojik yapılarında oluşabilir. Bulundukları çevre sartları ne kadar güç olursa olsun yabani hayattaki hayvanlar o koşullara uyum sağlayabilmektedirler.

Adaptasyonun Sağlanabilmesi İçin Gerekli Koşullar Hayvanlarda belirli bir çevre koşuluna adaptasyonun sağlanabilmesi için bazı önemli yeteneklerin, bunu sağlayacak genetik yapının bulunması gerekir. Adaptasyonun saglanabilmesi için öncelikle bir hayvan türünün o koşullarda iyi üreme yeteneğinde olması çok önemlidir. Bu sayede türün devamlılıgı sağlanır. Daha sonrasında, o koşullarda hayvanların sağlıklı bir şekilde yaşayabilir olması gereklidir. Ayrıca, ortadaki hastalık etkenlerine belirli düzeylerde dayanıklı olması ve yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi gereklidir. Bunun yanında türün devamlılığı için beslenmesi de şarttır.

Stres ve Hastalıklara Direnç

Hayvanlarda fizyolojik fonksiyonların ve davranışlarının değismesine neden olan etkenlere maruz kalınması durumuna stres denir. Normal değerlerin dışına çıkmaya zorlayan bu çevresel etkenler hayvanlar tarafından belli düzeylerde tolere edilir veya edilemez. Eğer bu etkiler tolere edilebilir düzeyde ise hayvanlar normal yaşamlarını devam ettirirler. Eğer tolere edilemez ise hayvanların ölümlerine bile neden olabilir.

Stres Çeşitleri: Çevresel etkilerle başa çıkmak için hayvanda oluşan değişiklikler stres, distres ve ostres olmak üzere üç farklı başlık altında incelenir.

Stres; hayvanın normal yasam fonksiyonlarında oluşan küçük sapmalardır.

Distres; hayvanların normal yaşam fonksiyonlarının işleyişini ciddi şekilde etkileyen durumdur.

Ostres; hayvanların olumlu koşullara (etkenlere) maruz kalması sonucunda yaşamsal fonksiyonlarında oluşan değişimleri ifade eder.

Stres Etkenleri: Hayvanlarda görülen stres etkenleri;

  • klimatik stres,
  • metabolik stres,
  • fizyolojik stres,
  • sosyal stres etkenleri gibi alt başlıklarda incelemek mümkündür.

Klimatik stres etkenleri; bu çeşit stres daha çok hayvanın yetiştirildiği ortamdaki sıcak, soğuk, nem oranı veya rüzgâr hızından etkilenmesini ifade eder.

Metabolik stres etkenleri; bu çeşit etki daha çok hayvanların beslenme durumları ile alakalıdır.

Fizyolojik stres etkenleri; Süt sığırlarında yüksek süt verimi veya tavuklardaki yüksek yumurta verimi de birer stres etkeni olarak değerlendirilir.

Sosyal stres etkenleri; bu tip etkenler ağırlıklı olarak bir arada yetiştirmeden kaynaklanan ve hayvan-hayvan etkileşimini ifade eder.

Sıcak Stresi

Homioterm (Hayvanların vücut sıcaklıklarını belirli düzeylerde tutabilme yeteneği) hayvanlardan en iyi düzeyde verim elde edilebilmesi ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için çevre sıcaklılığının belirli aralıklarda olması gerekir. Çevre sıcaklığındaki bu değişim türlere göre farklılık göstermektedir. Çiftlik hayvanlarında sıcaklığın belli bir düzeyde tutulmasına termoregülasyon denir. Termoregülasyon üretilen ve kaybedilen ısı arasındaki dengeyi ifade etmektedir. Kazanılan ısı ve kaybedilen ısı arasındaki denge kazanılan ısı lehine bozulduğunda sıcaklık stresi meydana gelir.

Sıcak Stresinin Etkilerini Azaltmak İçin Uygulanan Yöntemler

Çiftlik koşullarının, hayvanların verim düzeylerinin, bakım besleme durumunun ve maliyetlerin dikkate alınarak çözüm yollarının geliştirilmesi gerekir. Bu sebepten dolayı öncelikle çiftlik koşullarının iyi incelenmesi şarttır. Hayvanlarda sıcak stresinin etkilerini azaltmak amacıyla şu düzenlemeler yapılabilir;

  • Barınak koşulları
  • Bakım besleme koşulları
  • Genetik Yapı

Barınak koşulları; genellikle baslangıç maliyeti yüksek olduğundan dolayı, daha çiftlik yapılırken gerekli değişikliklerin yapılması lazımdır. Bu amaçla; gölgelik, fanla serinletme ve su ile serinletme şeklinde yapılabilir.

İkinci olarak, sıcak stresinin etkisinden korunmak amacıyla fan sistemi uygulanmaktadır. Ancak barınak içinde rüzgarın etkisi ile serinletme sağlanması çok etkin olan bir yöntem değildir.

Üçüncü tip serinletme sistemlerinde ise su ile ıslatma sistemleri kullanılmaktadır. Bu çeşit serinletme sistemleri genelde hayvanların üzerine suyun püskürtülmesi şeklinde uygulanmasından ibaret olan bir yöntemdir. Bu çesit serinletme sistemleri sıcak stresine karşı en etkin olan yöntemlerden birisidir.

Sıcak stresi ile baş etmek amacıyla ‘Bakım besleme koşulları’ da oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu amaçla yüksek verim kabiliyetlerine sahip hayvanlara verilen yemlerin özellikleri yaz aylarında farklı kış aylarında farklıdır.

Maliyetlerin düşük olması ve elde edilen kazancın fazla olması temel yetiştiricilik amaçlarından birisini oluşturmaktadır. Bu sebepten dolayı, hayvanlarda sıcak stresine dayanıklı ırkların oluşturulması üzerinde son yıllarda yapılan çalışmalara hız verilmiştir. Bu amaçla, farklı genler sıcak stresine dayanıklılığı önemli düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Bu genlerlerden en başta kısa tüylülük geni gelmektedir. Holstein ırkı süt sığırlarına aktarılan bu gen sayesinde ineklerin tüy uzunlukları çok kısalmış ve sıcağa dayanıklılıkları oldukça fazla düzeyde artmıştır.

Hastalıklara Direnç

Hastalıklar hem hayvanlarda verimlerin düşmesine neden olmakta hem de insanlara bulaşma riski taşıdığından dolayı önemlidir. Bu sebeplerden dolayı hayvanların hastalanmaması için aşılamalar yapılmaktadır. Hastalananlar içinde tedavi amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak her iki durumda da hastalık yapan mikroorganizmalar direnç kazanabilmekte ve hayvanlarda yine hastalıklara neden olabilmektedirler.

Hastalıklara karşı dirençli olan türlerde bir hastalık etkeninin barınması mümkün olmaz, dolayısıyla hastalık oluşmaz.

Ülkemizde yetiştirilmekte olan Güney Anadolu Kırmızısı ırkı sığırlar ise kan parazitlerine (Herhangi bir canlıda yaşayabilme özelliğinde olan ve çoğu zaman yaşadığı canlıya zarar veren organizmalardır) karşı daha dayanıklıdırlar.

Hastalıklara direnç veya dayanıklılık genetik yapının kontrolü altındadır. Bu sebepten dolayı genel olarak yerli ırklar kültür ırklarına göre hastalıklara daha dayanıklı olurlar.

Biyogüvenlik

İnsan tüketimine sunulan hayvansal gıdaların herhangi bir hastalık etkeni, kimyasal ya da biyolojik bir kalıntı içermemesi temel esastır.

Biyogüvenlik ya da canlı güvenliği, hastalık etkenlerinden arınmış ya da en aza indirilmiş bir ortamda hayvanların yetiştirilebilmesi için alınması gereken tedbirlerin tümünü içeren bir tanımdır. Bakteri, virüs, mantar, küf ve benzeri organizmalar gibi hastalık etkenlerinin hayvanlara bulaşmaması, değişik işletmeler arasında ve işletmelerin kendi içinde hastalık etkenlerinin yayılmaması için geliştirilmiş bir dizi kurallara biyogüvenlik kuralları denir.

Bilimsel çalışmalar ve pratik saha tecrübelerine göre hayvancılık işletmelerinde hastalıkların ortaya çıkmasında yetersiz biyogüvenlik uygulamaları ile ilgili başlıca faktörler şöyle tespit edilmiştir.

  • Hayvancılık işletmelerinin başta damızlık işletmeleri olmak üzere diğer hayvancılık işletmelerine çok yakın kurulması, işletmelerin etrafında yeterli biyogüvenlik alanı olusturulmaması,
  • Fare, sıçan gibi hayvanlar ile yetersiz mücadele
  • Temizlik ve dezenfeksiyonda yetersizlikler
  • Yetersiz personel eğitimi, personelin biyogüvenlik uygulamaları konusunda yeterince teşvik edilmemesi
  • İletişim ve bilgilendirme yetersizliği
  • Biyogüvenlik ve bakım-yönetim ile ilgili diğer konular hakkında yetersiz kayıtlar
  • Biyogüvenlik kurallarının yeterince uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesinde eksiklikler

Hastalık Etkenlerinin İşletmeye Girişinin Engellenmesi ya da Uzakta Tutulması

Hastalık etkenlerinin işletmeye bulaşmasının önlenmesi için ana ilke personel ve misafir gibi ziyaretçi giriş çıkışı ile ekipman ve araç giriş çıkışını kontrol altında tutmaktır.

Ziyaretçilerin tek kullanımlık çizme, tulum, bone vs. kullanması sağlanmalıdır. Ziyaretçilerin hayvanlar ile direk temas etmeleri önlenmeli, yem üretim ve dağıtımı ile ilgili alanlara girmeleri engellenmelidir.

İşletmenin/kümesin/ahırın genel kullanıma açık sadece bir tane giriş ve çıkışı olmalıdır. Barınak kapıları önünde, personel giriş dezenfeksiyonu için gerekli tedbirler alınmalıdır.

İşletmeye dışarıdan gelen araçların dezenfeksiyonu için işletme girişine dezenfeksiyon havuzu ya da özel dezenfeksiyon sistemi kurulmalıdır.

Yemler kimyasal, organik ve dışkı kalıntısı içermeyen, kalite kontrol prensiplerini dikkate alan işletmelerden temin edilmelidir.

Barınak içi kadar, barınak dışı da temizlenmeli ve kontrol edilmelidir.

Göçmen su kuşlarının hastalığın yayılmasında taşıyıcı rol oynadığı dikkate alınarak, göl, gölet ve göçmen su kuşlarının işletmelere yakınlığı halinde aşırı tedbirli olunmalı, yeni işletme veya ünite kurulacaksa buralara yakın olmamalıdır.

İşletmeye gelen veya işletmeden nakledilecek ürünler ana işletme giriş kapısında teslim edilmeli ya da alınmalıdır.

Aynı çiftlikte sadece bir türden hayvan yetiştirilmelidir.

Sinekler başta olmak üzere paraziter mücadeleye önem verilmelidir.

Yeni kurulacak işletme ya da üniteler en yakın hayvancılık işletmesinden en az 2.5-3.0 km uzaklıkta kurulmalıdır.

İşletme ve hayvan barınakları etrafında biyogüvenlik alanları oluşturulmalıdır.

Barınak ve ünite girişlerine mutlaka duş ve elbise değişim yerleri yapılmalı, günlük kıyafetler, burada bırakıldıktan sonra işyerine geçilmelidir.

Hastalık Etkenlerinin Yokedilmesi ya da Öldürülmesi

Hastalık çıksın çıkmasın genelde her üretim dönemi öncesi hayvan barınakları ve ekipmanlar potansiyel hastalık etkeni taşıyıcısı gibi işlem görerek dezenfekte edilmelidir. Yüzey dezenfeksiyonu yanında aynı zamanda üretim öncesi en son işlem olarak bir de tütsüleme işlemi yapılmalıdır.

Dezenfeksiyon ; dezenfektan olarak isimlendirilen özel kimyasal maddeler ile bakteri, virüs gibi hastalık etkenlerinin öldürülmesi işlemidir. Özellikle virüslere karşı etkili olan; geniş etkiye sahip; iyotlu ve klorlu gibi, kullanımına izin verilen dezenfektanlar tercih edilmeli, gerekirse duvarlar da badana edilmelidir. Bu işlem veteriner hekim kontrolünde gerekirse biyogüvenlik firmalarına yaptırılmalıdır.

Tütsüleme ya da fumigasyon gaz formundaki özel kimyasal maddeler ile hastalık etkenlerinin öldürülmesi işlemidir. Tütsüleme işlemi ile genelde yüzeydeki hastalık etkenleri öldürülür.

Dezenfeksiyonun ancak temiz yüzeylerde etkili olacağı unutulmayarak, yüzeyler üzerindeki organik materyaller basınçlı su ile temizlenip yıkandıktan sonra dezenfeksiyon ve tütsüleme işlemi yapılmalıdır.

Dönemler arasında canlı hayvanların bulunmadığı sırada işletmede yer alan yem siloları, yemlik ve suluk sistemi temizlenerek dezenfekte edilmelidir.

Hastalığa karşı etkinliği ispatlanmış dezenfektanlar kullanılmalıdır.

Hastalık çıkması durumunda hasta hayvanlar bölge dışına çıkartılmamalı, enfekte hayvanların bulunduğu bütün alanların temizlik ve dezenfeksiyonu sağlanmalıdır.

Ölü, hasta hayvan imhasında çok titiz olunmalıdır. Mümkünse yakma kazanlarında yakılmalı ve külleri gömülmeli, mümkün olmadığı taktirde derin çukurlara gömülerek, dezenfekte edilmeli, üzeri kireç ve toprakla kapatılmalıdır.

Yeterli Bağışıklığın Oluşturulması

Üretim yönüne, bölgedeki hastalık durumuna vb. göre hastalık etkenlerine karşı aşılamalar eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Çevrede bulunan hastalıklara karşı hayvanların bağışıklık düzeyleri belli aralıklar ile takip edilmelidir.

Aşıların muhafazası ve taşınmasında soğuk zincire önem verilmeli, kurallara eksiksiz uyulmalı, boş aşı kapları derin çukurlara üzeri kireçle kapatılarak gömülmeli, üretim tarihi ve seri no. kaydedilmelidir.

Güvenilir ve Konusunda Uzman Personel ile Çalışılması

Eğitilmemiş, güvenilmeyen personel ile biyogüvenlik kurallarını tam olarak uygulamak olanaksızdır.

Biyogüvenlik sistemi çalışanların tek başına uygulayabilecekleri bir sistem olmayıp, grup çalışması gerektiren ve bu konuda eğitim görmüş insanlar ile yapılmalıdır.

İşletmelerde çalıştırılan tüm personel, hastalıkların önemi ve korunma ile ilgili olarak sürekli olarak bilgilendirilmeli ve denetlenmelidir.

Tüm ünitelerde çalışan personel biyogüvenlik uygulamalarının geliştirilmesi için teşvik edilmeli, evlerinde veya iş dışı hayvanlar ile ilgilenmeleri yasaklanmalı, yabani herhangi bir hayvan ile temas etmeleri veya avcılık yapmaları engellenmelidir.

Bakım ve Besleme (Sağlıklı Yaşam Koşullarında Yetiştirme)

Hayvanların bakım ve besleme gibi yaşam kalitesinde meydana gelen kesintiler ya da eksiklikler hayvanlar üzerinde stres oluşturarak bağışıklık mekanizmasının zarar görmesine ve hastalıklara yatkın hale gelmesine yol açar.

İşletmelerde hayvan sağlığı ve üretim kayıtları sürekli olarak takip edilmeli, hayvanların yaşına ve ırkına göre standardlara uygunlugu araştırılmalı, ani bir verim düşüşü, yem tüketiminde azalma, ölüm oranında artış gibi durumlarda ise derhal tedbir alınmalıdır.

Barınaklarda sıcaklık, havalandırma, altlık kalitesi gibi hayvanların sağlıklı yaşam koşullarında kesinti olmamalı, bilimsel ölçütlerde hayvanların yaşına, üretim yönüne, v.s yeterli düzeyde sağlanmalıdır.

Günlük Kontrol ve Otopsi

Hayvanların genel davranış özellikleri, vücut kondisyonları, yem tüketimleri, canlı ağırlık kazançları gibi hayvanlara ait özellikler ile barınak altlık kalitesi, sıcaklık, rutubet düzeyi gibi barınaklara ait özellikler sürekli izlenmeli, normalden sapmaların hayvanlarda bir hastalığın işaretçisi ya da bir hastalığa yol açabileceği unutulmamalıdır. İşletmelerde sürekli olarak verim kayıtları incelenmeli, ani değişiklikler sorgulanarak nedeni ortaya çıkartılmalıdır.

Otopsi ölmüş olan hayvanlar üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir işlemdir. Hastalıklar belirli doku ve organlar üzerinde yerleşirler ve zarar verirler. Otopsi işlemi ile iç ve dış vücut yüzeyi ile organlar üzerinde ortaya çıkan değişiklikler incelenerek hastalık ya da ölüm nedeni ortaya konmaya çalışılır.

Sürüde normal dışı davranış ya da ölümler ile karşılaşıldığında konuda uzman veteriner hekimler tarafından hasta ve ölmüş hayvanlar incelenip, referans laboratuvarlara materyal gönderilerek kesin teşhis konulmalıdır.

İşletmeler uğrayacakları ekonomik kayıpların büyüklüğüne karşın, hastalık ihbarlarında özverili olmalı ve civardaki işletmeleri ve yetkilileri derhal uyarmalıdırlar.