TERMAL VE SPA HİZMETLERİ - Ünite 3: Dünyada ve Türkiye’de Termal ve SPA Turizmi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Dünyada ve Türkiye’de Termal ve SPA Turizmi

Termal Turizmin Tarihçesi

Anadolu, tarih boyunca pek çok medeniyet tarafından sağlık ve şifa kaynağı olarak bilinmiştir. Özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde basta Hipokrat olmak üzere çoğu hekim çeşitli hastalıklara deva bulmak, insanları iyileştirmek için uğraşmışlardır. Doğal sıcak su kaynaklarının tedavi edici etkisi keşfedilerek, herkesin bu kaynaklardan yararlanması sağlanmıştır. İlk baslarda yalnızca sağlık amacıyla kullanılmakta olan sıcak su kaynakları, zamanla tedavi edici özelliğiyle öne çıkarak Antik Döne’mden bugüne kullanılmaya devam etmektedir.

Dünyada yaşanan çevre sorunları ve beraberinde getirdiği hastalıklar, insanların ömürlerinin uzaması gibi faktörler termal turizmin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Dinlenmek, rahatlamak, hastalıklara şifa bulmak üzere yapılan seyahatler turizmde bir alternatif yaratmıştır.

Termal ve SPA-wellness turizmi en eski sağlık turizmi çeşidi olarak kayıtlarda bulunmaktadır. İnsanlar şifa bulmak için termal su kaynaklarının bulunduğu yerlere gitmişler ve tedavi olmuşlardır. Termal turizm, termomineral su banyosu, içme, inhalasyon, çamur banyosu gibi çeşitli yöntemlerin yanı sıra iklim kürü, fizik tedavi, iyileştirme, egzersiz, psikoterapi ve diyet gibi destek tedavilerinin birleştirilmesi ile yapılan kür (tedavi) uygulamaları aynı zamanda termal suların eğlence ve rekreasyon amaçlı kullanımı ile gerçekleştirilen turizm türüdür.

Su, yüzyıllar boyunca yasamın temel ögesidir ve yasam insanların suyu kullanması ile başlamıştır. Suların sahip olduğu tedavi edici gücün, tanrıların gücünden geldiğine inanılmış ve suların bulundukları yerlere tapınaklar inşa edilmiştir. Anadolu’da şifalı sıcak sular yardımıyla tedavi olma geleneğinin, MÖ II. yüzyıldan itibaren Batı Anadolu bölgesinde yer alan Allianoi kaplıca bölgesinde başladığı bilinmektedir. İzmir’in Bergama İlçesinin kuzeydoğusunda, Paşa Ilıcası Mevkii’nde yer alan Allianoi Antik Kenti’nin, erken dönemlerde yer alan su ile ilgili birkaç basit yapısı, MS II. yüzyılda kutsal bir kült merkezine dönüşmüştür. Öte yandan bu durum, sağlık tanrısı Asklepios’a adanmış bir Asklepion Antik kentinin bulunmasından da açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kos, Epidauros ve Pergamon Anadolu’da bilinen diğer önemli sağlık merkezleridir. MÖ IV. ve V. yüzyıllarda ise Herodot ve Hipokrat eserlerinde kaplıca tedavisinin ana ilkelerine yer vermişlerdir.

Eski kültürlerde ve Antik Çağ’da insanlar tapınaklarını su ve su ile ilgili her türlü heykellerle doldurmuşlardır. Musevi, Hristiyan ve İslam dininde de şifalı kaynaklarda geleneksel yıkanmanın insanları hastalıklardan koruduğuna ve iyileştirdiğine inanıyorlardı.

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre, termal sular bronz çağından bu yana yaklaşık 5000 yıldır Mısırlılar, Makedonlar, Persler, Romalılar, Türkler ve hatta Vikingler tarafından temizlenme, dinlenme, zinde olma ve tedavi amaçlı kullanıldığı ortaya konulmuştur.

Ülkemiz, hemen hemen bütün bölgelerine değişik biçim ve yoğunlukta dağılmış sıcak su kaynakları sayesinde termal turizm açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Bununla birlikte, ülkemizdeki termal kaynakların yoğun olarak yer aldığı bölgeler; Ege, Güney Marmara, İç ve Doğu Anadolu bölgeleridir. Doğal olarak o bölgede kendiliğinden var olan sıcak kaynaklara Batı ve Orta Anadolu’da ılıca, Güneybatı Anadolu’da girme, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çermik gibi farklı isimler verilmektedir. Sıcak su kaynaklarının bulunduğu yerlerde suyun üzerine veya yakınına yapılan tesislere ise kaplıca adı verilmektedir.

Geçmişten bugüne Anadolu’da mevcut olan bu hamamlar, sosyal yasamın ve hamam kültürünün ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Tüm bu sebeplerden dolayı termal merkezler, sahip olduğu özelliklerle insanlık tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur ve sosyal yasam hakkında da ipuçları vermektedir.

Modern anlamda kaplıca turizminin başlangıcı ve bugünkü hâle gelmesine yardımcı olan olayların temelinde; 17. yüzyılda Avrupa’daki bazı doktorların mineralli suların iyileştirici etkilerini göz önünde bulundurarak hastalarını kaplıcalara göndermeye başlamaları yatmaktadır.

Türkiye’de kaplıca ve şifalı sular yüzyıllardır bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. Fakat genel olarak ele alındığında bu ziyaretler daha çok şifa aramak seklinde ve ilkel düzeyde kalmış, kaplıcaların bulunduğu yerlerin bir termal turizm merkezine dönüşmesini sağlayamamıştır. Ancak son yıllarda, dünyada hızla artan termal turizm talebine de bağlı olarak, Türkiye’de de birtakım gelişmeler yaşanmakta, eskiden beri bilinen bazı merkezler bu yeni gelişmelere ayak uydurarak birer termal turizm merkezine dönüşmektedirler. İzmir-Balçova, Yalova-Termal, Balıkesir-Gönen, Sakarya-Kuzuluk, Bolu, Bursa, Afyon, Ankara-Kızılcahamam bunlara örnektir.

Büyük Önder Atatürk, tarihi çok eskilere giden ve Osmanlılar döneminde de kullanılan Yalova kaplıcaları için buranın bir su beldesi hâline gelmesi için çalışmış, O’nun emir ve direktifleri ile 1936’da Termal Otel’in inşasına başlanmıştır. Yine Atatürk’ün isteği ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde “Hidro-Klimatoloji Kürsüsü” kurularak kaplıca hekimliğinin Türkiye’deki temelleri atılmıştır.

Hamam kültürü tarih öncesi çağlara dayanmaktadır. Eski zamanlarda hamama yalnızca tem izlenmek için değil, aynı zamanda sosyalleşmek ve dinî ritüellere katılmak amacıyla gidilirdi. Helenistik dönemde MÖ IV. yüzyıla kadar halka açık hamamlara rastlanmamaktadır. Halka açık hamamlar ilk kez IV. yüzyılda Atina’da inşa edilmiş ve sonrasında tüm antik kentlere yayılmıştır.

Yıkanmak için oluşturulan kapalı mekânların ilk izleri öncelikle Hindistan’da, Eski Mısır’da ve Antik Ege Uygarlıklarının saraylarında mevcuttur. Helenistik Dönemde hamam yapısına benzer yapılarla karşılaşılmıştır. Ayrıca, içi sıcak suya sahip ve özel olarak yapılan hamamlar Romalılar Dönemi’nde yapılmıştır. Romalılar teknik ve mimari yönden mükemmel banyolar inşa etmişlerdi. Bugün hâlâ yerlerinde meşhur kür şehirleri bulunmaktadır.

İlk bilinen halka açık hamam Pompei’deki Stabian Hamamı’dır (Resim 3.1). Anıtsal yapıdaki ve boyuttaki ilk hamam ise Roma’da Agrippa tarafından MÖ I. yüzyılda yaptırılmıştır. Daha sonra bunları Neron, Titus, Trianus, Caracalla, Diokletianus ve Constantinus gibi imparatorların yaptırdığı hamamlar izlemiştir.

Romalıların “Balneae” veya “Thermae” adını verdikleri hamamlar, varlıklı veya yoksul herkesin, öğleden sonra en uzun zaman geçirdiği tek yerdir. Çünkü Roma’da hamamlar, sadece temizlik amacıyla gidilen mekânlar değil, içinde spor salonlarının yer aldığı, konferans salonları, kütüphaneler ve gezinti yerlerinin de bulunduğu sosyal buluşma yerleriydi.

Roma hamamları “Hypocaust” denilen ve yer döşemesinin altından geçip duvarların içinden devam eden bir kanal vasıtasıyla ısıtılmaktaydı.

Klasik anlamda bir Roma hamamı giriş ve soyunma bölümü “Apoditerium”, soğukluk bölümü “Frigidarium” soğuk su yüzme havuzu “Natation”, ılıklık bölümü “Tepidarium”, sıcaklık bölümü “Sudatorium” ya da “Locanium” gibi ana bölümlerden meydana gelir. Gymnasium ve Auditorium gibi bölümler hamamlara daha sonra eklenmiştir.

Hamama girildiğinde ilk karşılaşılan yer, “Apodyterium”du. Apodyterium, hamama girmeden önce giysilerin çıkarılarak bir rafa konduğu soyunma odasıydı.

Selçuklu Dönemi Hamam örnekleri; Kayseri Kölük Hamamı, Kayseri Sultan Hamamı, Alanya İç Kale Hamamı, Sultan Han Hamamı, Karatay Hamamı, Ağzıkarahan Köyü Hamamı, Konya Sahip Ata Hamamı ve Pervane Hamamı.

Erken Osmanlı döneminde oluşan hamamlarda, ortada havuz, kenarlarda soyunma yerleri, kahve ocağı, peştamal değiştirilen ve tuvaletlerin yer aldığı soğukluk bölümü, göbek tası ve kurnaların bulunduğu sıcaklık, suyun kaynadığı külhan bulunmaktadır.

Nalınlar, tahtadan iki rakamı gibi yapılır, üzeri düz, ayak biçiminde olur, ayağın takıldığı tasma köseleden yapılır. Hamamlarda kullanılanlar, evde giyilenlere benzese de hamam sahibesinin, natır ve hademelerin nalınlarının ayakları yaklaşık iki karış yüksekliğindedir. Sim islemeli tasması üzerinde kırmızı ufak püskülü bulunur. Bu nalınların cevizden yapılmış, üzerine ve ayaklarına gümüşten çiçekler mıhlanmış, tasması sırmayla islenmiş ve püskül konmuş olanına ‘gelin nalını’ denir ve yalnız gelinler tarafından kullanılır.

Osmanlı Dönemi hamamlarında sıcak hamamdan sonra havlu ile dinlenilen aydınlık salon Roma döneminin Frigidarium’larını hatırlatmaktadır. Bu salonun ortasındaki küçük, dekoratif, fıskiyeli havuza fiskiyah denmekte ve Yunanca-Latince köklü “havuz” anlamına gelen piscina’dan aktarma bir sözcüktür.

Dünyada Termal Turizm

Doğal bir tedavi kaynağı olan suyun ve özellikle termal suların, zindelik ve rekreatif amaçlı olarak insanın kendisini yenilemesi ve eğlence amacıyla da kullanılması her geçen gün giderek önem kazanmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde, başkentlerde, büyük şehirlerde ve turizm destinasyonlarında mutlaka büyük ölçekli SPA’lara rastlanmakta ve bu SPA’ların, kentlerin özellikle iş-toplantı amaçlı turizmine de büyük katkı sağladığı görülmektedir.

Termal turizmde; Hindistan, Türkiye, Malezya’nın öne gelen ülkeler arasında olduğu belirtilirken, Spa ve wellness turizminde; Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Bali ve Maldivler ’in basta gelen ülkeler arasında olduğu görülmektedir.

Günümüzde sağlık turizmi denilince akla ilk gelen termal turizm ya da kaplıca turizmidir. Ama sağlık amaçlı turizm hareketi, son on yılda aktif olarak hastane hizmetlerinden faydalanmak için düzenlenen yurt dışı seyahatleri de kapsar hâle gelmiştir. Bu değişim sağlık turizminden doğan ekonomik gücün hızla artmasına ve cazip hâle gelmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkeler, insan sağlığının korunması, is gücü verimini ve üretimi arttırmak ve sağlıklı yasamı sağlamak amacı ile termal suların dinlendirici özelliklerinden, iklim ve çevre olanaklarından, diğer turizm çeşitleri ile birlikte yararlanma yoluna gitmeyi seçmektedirler.

Türkiye’de Termal Turizm

Jeotermal enerji, yer kabuğunun alt katmanlarında biriken ısının akışkanlarca taşınıp boşluklara dolması ile oluşan yüksek ısıda su, buhar ve kızgın kayalardan sağlanan enerjidir.

Türkiye, volkanik ve tektonik aktif alanların çok olması nedeniyle jeotermal kaynaklar açısından hayli zengin bir ülkedir. Bu da ülkemizi kaplıca turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip bir ülke yapmaktadır.

Türkiye Termal Turizm Master Planı 2007-2013 çalışmasının amacı, Termal Turizm potansiyeline sahip olan ülkemizin sahip olduğu termal turizm potansiyelinin belirlenerek, bu yönde kullanılacak olan politika ve planlama yapılmasını kapsamaktadır.

Termal turizm master planında yer alan kısa vadeli hedefler; jeotermal kaynakların değerlendirilmesi, bu bölgelerde yürütülecek çevre düzenlemeleri ile 250 bin yatak kapasitesinin oluşturulması, belirlenen şehirlerde mahalli idareler birliği ve dağıtım şirketleri kurmak için yapılan faaliyetler seklinde özetlenebilir.

Orta vadede, pilot bölgelerde edinilen tecrübelerin tüm yurtta uygulanması ile bir milyon yatak kapasitesine ulaşılması; uzun vadede ise Avrupa kıtasında termal turizmde zirve ülke olunması, termal turizm için gelen turist sayısının 15 milyona ulaştırılması ve 500 bin termal tesisin işletmeye açılması hedeflenmektedir.