TÜRK İDARE TARİHİ - Ünite 6: II. Abdülhamid Döneminde (1876-1908) Yönetim Yapısı Özeti :

PAYLAŞ:

U¨nite 6: II. Abdu¨lhamid Do¨neminde (1876-1908) Yo¨netim Yapısı

GI·RI·S¸

II. Abdu¨lhamid Agˆustos 1876 tarihinde 34. Osmanlı padis¸ahı olarak tahta otururken, Tanzimat’ın kendisine bırakmıs¸ oldugˆu iki ac¸mazla yu¨zles¸mek zorunda kalmıs¸tır. Bunlardan ilki, 1808 tarihinden itibaren tu¨m Rumeli topraklarını tehdit eden Balkan milliyetc¸iligˆi, digˆeri devletin degˆil reform planlarını gerc¸ekles¸tirmek, rutin is¸lemlerini dahi yapmaktan alıkoyan mali iflas idi (1875 moratoryumu). Balkan milliyetc¸iligˆi o¨nce anayasa daha sonra da parlamento gibi kurumları Osmanlı siyasal sistemine ekleyip gec¸ici bir rejim degˆis¸ikligˆine yol ac¸mıs¸tır. Kral ve parlamento barındıran, I·ngiltere’de aynı adla anılan bir siyasal sitem olan Westminster modeli benzeri bir modelle tas¸rada yerel idare kurulmasını ve Osmanlı mali itibarını yok etmesi amac¸lı 1881 Du¨yu¨n idaresi, 1883 Reji olamk u¨zere Osmanlı borc¸larını tahsil etmek amac¸lı kurulan emperyal idareler kurulmus¸tur. Ayrıca Osmanlı mali bu¨rokrasisi, kendini du¨nya sistemine uyarlayacak u¨retim arac¸ları ya da reform planları gelis¸tiremedigˆinden kendisini o¨nce vergisini toplayamayan sonunda da borcunu o¨deyemeyen bir u¨lke durumuna du¨s¸u¨nu¨lerek bagˆımlılık ilis¸kilerine go¨re go¨mu¨lmu¨s¸tu¨r. Mali kararlarını alamayan, tas¸rasına hu¨kmedemeyen devlet ic¸erisinde kendine has bir otoriter a^da^b (istibda^d), 1890’lardan itibaren etkisini artıracak ve mevcut bu¨rokratik ku¨ltu¨ru¨n bu¨rokratik ku¨ltu¨rde do¨nu¨s¸u¨me ugˆratmıs¸tır.

Balkan Milliyetc¸iligˆi

I·stanbul’daki kamuoyu cos¸kuyla yeni padis¸ahlarının tahta oturma to¨renlerini izlerken, digˆer yanda merakla ve daha c¸ok o¨fkeyle devam etmekte olan Sırbistan-Karadagˆ bo¨lgesindeki savas¸ları takip etmekteydi. Cogˆrafyadaki ayrılıkc¸ı hareketler yu¨z yılın do¨nu¨mu¨nde filizlenmis¸ ve u¨c¸ c¸eyrek asır sonunda Osmanlı Rumeli ordularını teyakkuza gec¸irecek seviyeye ulas¸mıs¸tır. Fransız I·htilali’nin kıvılcımları, Rusya’nın yayılmacı emelleriyle ilk defa Sırbistan’da alevlenmis¸ ve 1829’da (Edirne Barıs¸ı) ic¸is¸lerinde bagˆımsızlık kazanmıs¸lardır.

Balkanlardaki rahatsızlıklar 1875’e kadar Girit’in o¨zerkligˆi (1868) dıs¸ında aynı c¸izgide devam etmis¸ fakat 1875’te bas¸layan Bosna-Hersek isyanı ile bo¨lgede yeni bir do¨neme gec¸ilmis¸tir. Ba^bıa^li kendisini bir anda Balkanlar sathına yayılan genis¸ bir isyan dalgasının tam ortasında buldu. Osmanlı ordusu Osmanlı ordusu her ne kadar bas¸arılı manevralarla isyanları kontrol altına almayı bas¸armıs¸larsa da I·ngiltere, Rusya ve Avusturya devletlerinden gelen yogˆun reform baskıları kars¸ısında Ba^bıa^li; isyanların benzer nedenlerden kaynaklandıgˆını ac¸ıklayarak c¸o¨zu¨mu¨n anayasadan gec¸tigˆini ilan etti (23 Aralık 1876).

Anayasal Monars¸iye Gec¸is¸: Kanun-i Esasi

Kanun-i Esasi’yi, Balkanlarda yas¸anan sorunlar ve bunun u¨zerinden Avrupa devletlerinin Ba^bıa^li’yi sıkıs¸tırmasına verilen bir cevap olarak go¨rmek, su¨recin sadece bir yu¨zu¨nu¨ olus¸turmaktadır. Digˆer yu¨zu¨nde Tanzimat reformlarıyla Osmanlı aydınları arasında anayasa fikrinin 1860’lardan itibaren popu¨lerlik kazanması yatmaktadır. Genc¸ Osmanlılar olarak adlandırılan, ic¸erisinde Namık Kemal ve Ziya Pas¸a gibi bu¨rokratları/aydınları barındıran grup, yaptıkları yayınlarla hem mevcut rejimi eles¸tiriyor hem de anayasanın erdemlerinden bahsediyorlardı.

Anayasa akımının devlet organlarındaki sembol ismi Mithat Pas¸a hazırlanacak anayasayla parc¸alanmanın o¨nu¨nu¨n alınacagˆı ve imparatorlugˆa barıs¸ getirilecegˆine inanıyordu. Bu du¨s¸u¨nceyle anayasa hazırlık c¸alıs¸malarınabas¸kanlık eden Mithat Pas¸a, hazırladıgˆı metni yu¨ru¨rlu¨gˆe koyan sadrazam olarak da adını demokrasi tarihine yazdıracaktı.

Kanun-i Esasi’nin yapı tas¸ları : Anayasanın ilk maddesinde devletin yapısı tanımlanmıs¸ ve ic¸erdigˆivilayetler, bo¨lgeler (memalik ve kıtaat) ve ayrıcalıklı beldelerle (eyala^t-i mu¨mtaze) hic¸bir sebeple ayrılık kabul etmez bir bu¨tu¨n oldugˆu belirtilmis¸tir. 3, 4, 5 ve 6. Maddelerle devletin s¸ekli ac¸ıklanmıs¸tır. Egemenligˆin u¨c¸ organından ilki yani yu¨ru¨tme padis¸aha bırakılmıs¸tır. U¨stelik yaptıgˆı is¸lerden sorumlu tutulmadıgˆı gibi kis¸iligˆinin kutsallıgˆı ayrıca belirtilmis¸tir.

Kanun-i Esasi her ne kadar 1924 yılına kadar uygulamada kalan bir kanun olarak belirtilirse de II. Abdu¨lhamid Do¨nemi’ndeki o¨mru¨ son derece kısa olmus¸tur. 1877 Ocak ayında genel sec¸imlere gidilmis¸ ve 80 Mu¨slu¨man, 50 gayrimu¨slimden olus¸an parlamento, kapılarını 19 Mart 1877’de ac¸mıs¸tır. I·lk do¨nemin c¸alıs¸ma su¨resi son derece kısa olmus¸ ve u¨c¸ buc¸uk ay sonra 28 Haziran 1877’de tatil edilmis¸tir. I·kinci defa parlamento toplanmadan o¨nce yeniden sec¸ime gidilmis¸ ve yeni mebuslarla meclis c¸alıs¸malarına 13 Aralık 1877’de bas¸lamıs¸ ancak Rusya ile devam eden savas¸ neden go¨sterilerek padis¸ah tarafından 14 S¸ubat 1878’de otuz yıllık bir tatile c¸ıkarılmıs¸tır.

Tanzimat S¸ehzadesi I·stibda^d Padis¸ahı: II. Abdu¨lhamid

Sultan Hamid, ko¨klu¨ batılılas¸ma hareketlerinin demir aldıgˆı Gu¨lhane Hattı’ndan u¨c¸ yıl sonra 22 Eylu¨l 1842’de C¸ıragˆan Sarayı’nda Sultan Abdu¨lmecid’in sekizinci c¸ocugˆu, ikinci ogˆlu olarak du¨nyaya geldi. Saraydaki digˆer akranları gibi bes¸ yas¸ına basar basmaz Topkapı Sarayı’ndaki s¸ehzade mektebine go¨nderilir. Burada Arapc¸a, Farsc¸a, Fransızca derslerinin yanı sıra Devlet olaylarını kayıt altına almak amacıyla kurulan Vakanu¨vis Divanı-ı Hu¨mayn2 a bagˆlı bir kalem olarak go¨rev yapan vakanu¨vis Lu¨tfi Efendi’den tarih dersleri alır. Sosyal bilimlerden ziyade matematigˆe merakı vardır.

Asırların alıs¸ılmıs¸lıgˆını ortadan kaldıran olayların ilki 1863 digˆeri 1867’de yas¸anır ve s¸ehzade Hamid devir padis¸ahı Abdu¨laziz’in maiyetinde o¨nce Mısır’a daha sonra da Avrupa’ya seyahate gider. Avrupa seyahati vesilesiyle Fransa, I·ngiltere, Almanya ve Avusturya saraylarına girer, c¸agˆın bu¨yu¨k s¸ehirlerini dolas¸ır, u¨nlu¨leriyle tanıs¸ır. Gezinin kendisinde bıraktıgˆı estetik izler, hem kendi mu¨zik zevkinde (klasik mu¨zik, opera tutkusu gibi) hem de Yıldız Sarayı mimarisinde ac¸ıkc¸a go¨ru¨lecektir. Bundan daha o¨nemlisi Dogˆu ve Batı medeniyetleri arasındaki uc¸urum, s¸ehzadeyi dehs¸ete du¨s¸u¨rmu¨s¸ imparatorlugˆun en az yu¨z yıl geride kaldıgˆını s¸as¸kınlıkla itiraf etmis¸tir. Kısaca genc¸s¸ehzade c¸ok da parlak olmayan egˆitimiyle Tanzimat Do¨nemi olaylarını yakından tetkik ederken, bir bakıma sakıncalı ve yakınında bulunduracagˆı kis¸ileri de tanıma s¸ansı yakalamıs¸tır. Yıldız’daki sarayı bu tecru¨beler ıs¸ıgˆında gu¨rbu¨zles¸irken, idare ilkeleri yine aynı deneyimler su¨zgecinden gec¸erek uygulamaya koymaya bas¸layacaktı.

Liberalizmden Muhafazakarlıgˆa : 1877-78 Rus Savas¸ı sonrasında devletin Balkanlardaki topraklarının neredeyse yarı yarıya azalması, zaten iflas kararı almıs¸ hazinenin agˆır bir savas¸ tazminatını kars¸ılamak zorunda bırakılması ve Rus ordusunun I·stanbul’a kadar ilerlemesi genc¸ sultanı o¨ncekilerden c¸ok farklı politikalar izlemeye sevk etmis¸tir. Prof. Akarlı bunları do¨rt bas¸lık altında toplamıs¸tır:

  1. Tarafsızlık temelinde bir dıs¸ politika izlemek
  2. Mali itibarın tekrar kazanılması ic¸in u¨retim-vergi kaynaklarını gelis¸tirmek
  3. O¨zellikle egˆitim kanalıyla Mu¨slu¨man beldelerin devlete sıkıca bagˆlanmasını sagˆlamak
  4. Adalet ve gu¨venlik kurumlarının gelis¸tirilmesiyle devlet ile halk arasında sagˆlam bir bagˆ olus¸turmak.

Yıldız Saray-ı Hu¨mayu^nu : C¸ıragˆan 1843, Dolmabahc¸e ise 1856 yılında tamamlanarak saray mensuplarının kullanımına sunulmus¸tur. Dolmabahc¸e, babası ve amcası gibi genc¸ sultanın da en o¨nemli yas¸am alanıdır. Yine de Abdu¨lhamid genc¸ligˆinde oldugˆu gibi saltanatında da resmi^ muayedeler dıs¸ında vaktinin bu¨yu¨k bir kısmını kız kardes¸lerinin yalılarında, C¸ıragˆan Sarayı’nda ve Yıldız Ko¨s¸ku¨’nde gec¸irmekteydi. O¨zellikle 93 Harbi devam ederken daha uzun kalmaya bas¸ladıgˆı Yıldız Ko¨s¸ku¨’ne savas¸tan sonra daimi bir s¸ekilde yerles¸mis¸tir.

Osmanlı ordusu o¨zellikle II. Mahmud Do¨nemi’nde birc¸ok degˆis¸ikligˆe ugˆramıs¸tır. Tahta c¸ıkıs¸ının ilk gu¨nlerinde Alemdar’ın c¸abaları sonucu Sekban-ı Cedid ordusu kurulmus¸ ancak Yenic¸eri isyanı ile bu yeni ordu kaldırılmıs¸tı. 1825 yılında kurulan Es¸kinci Ocagˆı, Yenic¸erilerin ilgası ile kapatılmıs¸ ve kaynakları kurulan Asa^kir-i Mansu^re-i Muhammedi^ye ordusuna aktarılmıs¸tır.

Saray Tes¸kilatı

Yıldız’daki tes¸kilatlanmada Topkapı ve Dolmabahc¸e’de kars¸ılas¸tıgˆımız go¨rev dagˆılımına sadık kalınarak, Mabeyn (resmi^) ve Harem (hususi) daireleri ekseninde kurumlas¸maya gidilmis¸ti. Harem dairesinde Gazne saray idaresinden beri go¨ru¨len esvabc¸ı bas¸lılık, ibriktarbas¸lılık ve kilercibas¸lılık gibi sultanın o¨zel hayatını du¨zenleyen bir hizmetka^rlar ordusu bulunmaktaydı. Mabeyn dairesi, sultanın yo¨netim mizacı geregˆi gittikc¸e genis¸lemis¸ hatta Ba^bıa^li efendileri prosedu¨rel is¸lemler ic¸in bile bas¸ka^tibinkapısını as¸ındırmaya bas¸lamıs¸lardı. Mabeyn’nin tepesinde tamamen onursal bir makam olarak sivrilen Mabeyn mu¨s¸irligˆi bulunmaktaydı.

Mabeyn-i Hu¨mayun Mu¨s¸irligˆi : Gerek sultana yakınlıgˆı gerek askeri^ nu¨fuzu ve gerekse Plevne kahramanı Osman Pas¸a gibi mares¸al tarafından doldurulması bakımından ıs¸ıltılı bir makam izlenimi verse de tu¨m bunlar kayıt u¨zerindeydi.

Serya^ver (Ya^ver-i Ekrem) : Mabeyn mu¨s¸irligˆinin altında yer almasına kars¸ın seryaverin sorumlu oldugˆu kis¸i padis¸ahtı. O¨ncesinde yaver sayısı 4-5 civarında olup tek ru¨tbe sahibi kis¸i pas¸a unvanlı seryaverken, Abdu¨lhamid’le beraber kadro sayısı u¨c¸ yu¨zlere ulas¸mıs¸ ve pek c¸ok ferik ve liva ru¨tbeli kurmaylar da^hil edilmis¸ti. Sayılarının artıs¸ıyla beraber do¨nu¨s¸u¨mlu¨ s¸ekilde sarayda hazır bulunmaları istenmis¸ti. Aslında yaverlik, sultanların saray dıs¸ı etkinliklerine es¸lik etmesi amacıyla (bir tu¨r kis¸isel muhafızlık) ihdas edilmis¸ti.

Bu¨yu¨k Mabeyn : Sarayın sembol binasıydı. Saray’ın ana kapısından (koltuk kapısı) girildigˆinde hemen sagˆda yer alan ka^rgi^r, zarif bina, yeni do¨nemde imparatorlugˆun tes¸rifa^t yu¨ku¨nu¨ u¨stlenmis¸ti. U¨c¸ katlı binanın alt katı hademelere, ikinci katı mabeyn personeline ve en u¨st katındaysa sultana ait odalar mevcuttu. Mabeyn Dairesi; bas¸mabeynci ve ikinci mabeynci idaresinde tes¸kilatlanmıs¸toplam 7-8 kis¸ilik bir ofisti. Ofisin en o¨nemli fonksiyonu isminin de c¸agˆrıs¸tırdıgˆı u¨zere padis¸ah ve bu¨rokratlar arasındaki ilis¸kiyi koordine etmekti. So¨z konusu is¸in ic¸erigˆine bakıldıgˆında devlet adamlarının bizatihi padis¸ahla olan go¨ru¨s¸melerini sagˆlamaktan yazıs¸malarınyu¨ru¨tu¨lmesine kadar birtakım sorumluluklar bulunuyordu.

Bas¸kita^bet dairesi : I·lk Tu¨rk-I·slam devletlerinden beri sultana bagˆlı c¸alıs¸an kanc¸ılarya ofisinin belki de en bu¨yu¨gˆu¨ ve en yetkilisi Sultan Abdu¨lhamid’le beraber organize edilmis¸ti. O¨ncesinin bir bas¸ka^tip ve onun yardımcısı 3-4 memurdan ibaret olan daire, yeni sultan ve onun yo¨netim tarzıyla hızla bu¨yu¨mu¨s¸ (seneler ic¸inde sayısı degˆis¸en 20-30 kadar memur) adeta her bir nezaretin mu¨kellef oldugˆu is¸leri u¨stlenmis¸ti. Dairenin bas¸ında bas¸ka^tip unvanlı bir yetkili bulunurdu.

Hususi s¸ifre dairesi ve telgrafhane : Bas¸kitabete bagˆlı olmakla beraber tamamen sultanın kontrolu¨ndeki bir digˆer oda, Hususi s¸ifre Dairesi’ydi. “Hususi” olması Abdu¨lhamid’in yo¨netim tarzından kaynaklanıyordu. Yazıs¸malar ic¸in vilayet idarecilerine ve dıs¸ temsilcilere o¨zel s¸ifreler (miftah) dagˆıtılırken, Abdu¨lhamid kendisi ic¸inayrıca s¸ifreler vererek bir anlamda kitabeti aradan c¸ıkarmıs¸, meselelerle bizzat ilgilenmeye bas¸lamıs¸tı. Sultanın bu¨rokratlarla olan yazıs¸maları bir anlamda kayıt dıs¸ına c¸ıkarmıs¸ olması, sadece sadareti degˆil dogˆrudan kendisinin sec¸tigˆi mabeyn efendilerine dahi gu¨venmedigˆini go¨stermekteydi.

Mabeyn-i Hu¨mayun Mu¨tercimleri : Abdu¨lhamid Do¨nemi’nde hem kadro hem is¸lev bakımından do¨nu¨s¸u¨me ugˆrayan bir digˆer go¨revliler grubu da tercu¨manlardı. O¨ncesinde bas¸mabeynciye bagˆlı iken sultanın is¸leri dogˆrudan u¨stlenmesiyle so¨z konusu memurların konumu yeniden tanımlanmıs¸tı. Sayısı yirmileri bulan tercu¨manlar sadece du¨nya gazetelerinden (ama o¨zellikle Batılı) devletle ilgili haberleri c¸evirmezler aynı zamanda sultanın ilgisine mazhar (polisiye romanlar gibi) eserleri de Tu¨rkc¸u¨’ye aktarırlardı.

Komisyonlar : nezaretleri aradan c¸ıkarmak, idareyi dogˆrudan ele almak amacıyla olus¸turulan saray merkezli aygıtlardı. Birinci bas¸kanı padis¸ah olan komisyonun asıl go¨revi saraydan askeri^ is¸lerle ilgili go¨nderilen raporları incelemekti. Bunun yanında birtakım bayındırlık ihalelerinin (liman, demir yolu ins¸ası gibi) askeri^ bakımdan go¨ru¨s¸u¨lmesi ve olası savas¸ senaryoları, komisyonun gu¨ndem maddeleriydi. Emeklilikle ilgili ilk c¸alıs¸malar, memur maas¸larını kayda degˆer s¸ekilde du¨zenleyen 1880 tarihli yasaya dayanır. 1884 tarihli Memurin-i Mu¨lkiye Terakki ve Tekau¨d Kararnamesi ise emeklilik da^hil Osmanlı memurunun o¨zlu¨k haklarıyla ilgili milat kabul edilebilecek ilkeleri ic¸ermekteydi. Yine de yasalar ve ilk adımlar gu¨nu¨n gerc¸eklerini go¨rmemize engellememelidir. Osmanlı sivil-asker bu¨rokrasisini olus¸turan askeri^, mu¨lki ve ilmiye hiyerars¸isinin sadece kendi personeline hizmet veren emekli (tekau¨d) sandıkları vardı. Kaldı ki so¨z konusu sandıklar tu¨m nezaret personelini kapsamadıgˆı ic¸in sıhhiye tekau¨d, hicaz demir yolu tekau¨d gibi personelinin haklarını korumak ic¸in tes¸kilatlanmıs¸ ilave sandık tes¸kilatları ortaya c¸ıkmıs¸tı.

I·stibdad Aygıtları: Jurnal ve Sansu¨r : HafiyyeTes¸kilatı’nın kurulus¸u, 1876 o¨ncesine gitmekle beraber yasal du¨zenleme ve kurumlas¸ma bagˆlamında esas gelis¸me Sultan Hamid Do¨nemi’nde go¨ru¨lmu¨s¸tu¨r. Kagˆıt u¨zerinde Zaptiyye Nezareti’ne bagˆlı olsa da hu¨nka^ra bagˆlı c¸alıs¸maktaydı.

Ba^bıa^li

III. Selim’in ac¸tıgˆı kapı sayesinde Batı u¨lkelerinde bulunan ve kendi deneyimleri ıs¸ıgˆında imparatorlukları ile Avrupa u¨lkeleri arasında olus¸an uc¸urumu tes¸his eden Osmanlı bu¨rokratları, o¨zellikle II. Mahmut’tan itibaren reform politikalarının radikal bir s¸ekilde degˆis¸mesine o¨ncu¨lu¨k etmis¸, bu kapsamda kendi mevcudiyetlerini de sagˆlama alan birtakım prensip ve ilkelerin de mu¨mku¨n oldugˆunca yerles¸mesine c¸alıs¸mıs¸lardı.

Bas¸vekil : II. Mahmut tarafından ilk defa getirilmis¸ Bas¸vekil payesi, sivil bu¨rokrasinin su¨reci kontrol etmesi ile tekrar Sadrazam olarak tekrar uygulamaya konulmus¸tur.

Maliye Nezareti : II. Mahmud tarafından ihdas edilen, Tanzimat Do¨nemi’nde bu¨yu¨me go¨steren ve Kanun-i Esasi’nin malum 40. maddesi ile kurumsal ve is¸levsel boyutları tanımlanan nezaret, o¨zellikle 1877 yılında modern bu¨rokratik o¨rgu¨tlerden alınan s¸ablonlara go¨re yapılandırıldıgˆında, Osmanlı bu¨rokrasisinin seyrine ha^kim olacak kadar merkezi^ bir konuma yu¨kselmis¸ti. 1296 (1877) tarihli nizamname, maliye tes¸kilatını iki ana eksen u¨zerinde kurgulamıs¸tı. Bunlardan ilki merkez, ikincisi ise c¸evre (mu¨lhak) tes¸kilatıydı.

Hariciye Nezareti : II. Abdu¨lhamid Do¨nemi’nde tes¸kilat bakımından gelis¸me go¨steren ancak kurumsal saygınlık bakımından as¸ınmalara ugˆrayan digˆer bir devlet organı da Hariciye Nezareti’ydi. O¨zellikle Tercu¨me Odası ile bas¸ta gelecegˆin sadrazamları olmak u¨zere birc¸ok devlet ricalini yetis¸tiren kurum, “devr-i istibdad” da yetkilerin Yıldız’da toplanması sonucunda icra degˆil, tipik bir istis¸are organına do¨nu¨s¸mu¨s¸tu¨r.

Da^hiliye Nezareti : II. Mahmud Do¨nemi’nin sonlarında c¸ic¸eklenen nezaret o¨rgu¨tlenmesi ic¸erisinde kurulan (1836- 1837) ancak Tanzimat bu¨rokratlarının yukarıda bahsedilen politikalarının kurbanı olarak yetkileri Sadaret’e devredilen tes¸kilat, Sultan Abdu¨lhamid iktidarında yeniden organize edilmis¸, nazır ataması gerc¸ekles¸tirilerek bir kere daha kurulmus¸tu (1877). Yıldız merkezli yapılanma ve tas¸radaki otonom idarelerin vilayet sisteminin aleyhine artıs¸ına kars¸ın Abdu¨lhamid iktidarının sonunda nezaret ic¸erisinde 18 ana u¨nite altında toplanabilecek hiyerars¸ik bir o¨rgu¨tlenme, gelis¸menin en ac¸ık go¨stergesiydi. Ayrıca harcama istatistikleri go¨z o¨nu¨ne alındıgˆında da Maliye Nezareti’nden sonra sivil bu¨rokrasinin en bu¨yu¨k bu¨tc¸e paydasına sahip nezaretiydi. Bu¨rokratik kadroların bu¨yu¨k bir kısmını ic¸ermesine ve en o¨nemli karar organlarını ic¸inde barındırmasına ragˆmen Da^hiliye Nezaretinin bir c¸alıs¸ma yo¨netmeligˆinin bulunmayıs¸ı kurumun tanımlanmasını ve de ic¸yapısının analizini oldukc¸a zorlas¸tırmıs¸tır.

1908 tarihli devlet yıllarına go¨re nezaret s¸u birimlerden olus¸maktaydı; bas¸ta nazır ve yardımcısı mu¨stes¸ar olmak u¨zere: 1-Tesri-i muamelat ve Islahat Komisyonu 2- Mektubi Kalemi 3- Evrak Kalemi 4- Muhasebe Kalemi 5- Matbuat-ı Dahiliye Mu¨du¨riyeti 6- Vilayat Kalemi 7- Hesabat Kalemi 8- Kuyudat Kalemi 9- I·statistik Kalemi 10- Evrak Kalemi 11- Vukuat Kalemi 12- Mu¨rur Kalemi13- Pasaport Kalemi 14- Dahiliye Nezareti Mu¨bayaat Komisyonu 15- Sicil-i Ahval S¸ubesi 16- Kapı Kethu¨daları 17- Komisyon-u Mahsus ve 18- Komisyon Kalemi.

Osmanlı Tas¸rası : Da^hiliye Nezaretinin tekrar kurulurken yu¨ru¨rlu¨gˆe sokulan idare-i Umumiye-i Vilayat Talimatnamesi ile 1864 ve 1871 idare-i Umumiye-i Vilayat Nizamnameleri yeniden go¨zden gec¸irilmis¸ti. Abdu¨lhamid Do¨nemi’nin sonunda toplam otuz iki vilayet bulunmaktaydı.