TÜRKÇE SES BİLGİSİ - Ünite 3: Ses Bilgisi II: Parçalarüstü Sesbirimler Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Ses Bilgisi II: Parçalarüstü Sesbirimler

Giriş

Parçalarüstü ögelerin iletişime farklı katkıları vardır. Aynı sözcüğü farklı biçimlerde söylemek suretiyle anlam nüansları elde edilebilmektedir.

Dil incelemelerinde, parçalanabilen ögelerden ayrı düşünülemeyen vurgu, ezgi, durak, ulama, ton, uzunluk gibi konuşma dilinin vazgeçilmez ögelerini göstermek için prosodi, parçalarüstü sesbirimler gibi terimler kullanılmaktadır. Parçalanabilen sesbirimleri bürümüş durumda olan, onlardan ayrı düşünülemeyen ses özelliklerinin tamamını göstermek için bürün terimi de kullanılmaktadır. Bürün, konuşma dilinin sinyal sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yabancı dil öğretiminde dilin en zor öğrenilen alanlarından biridir.

Uzunluk

Uzunluk, Türkçe ve alıntı sözcükler için farklı anlamlara gelir. Bazı sözcüklerde uzunluk-kısalık anlam ayırıcı olabilir: hala “henüz” ya da hala “babanın kız kardeşi” gibi. Türkçe sözcüklerde ise uzunluğun anlam farkı yaratması ikincil bir durumdur. Türkçenin eski dönemlerinde Türkçe sözcüklerde de uzun ünlüler vardı. Türkçe kökenli sözcüklerde sonradan ortaya çıkmış çok sayıda uzun ünlü bulunabilir. Örneğin yumuşak ğ adı verilen sesin aslında çevresindeki ünlünün uzunluğunu gösterdiğini ortaya çıkarmıştır: doğru, yağ, ağabey, dağa, bağlı, yapacağım gibi sözcükler, söyleyişte doru, ya, abi, da, balı, yapıcam~yapıcam biçiminde söylenir.

Türkçe sözcüklerdeki uzun ünlülerden kaçınma Arapça ve Farsçadan alınmış sözcüklerde de görülür. Aslında uzun olan birçok sözcük, Türkçe söyleyişte ya tam kısalmıştır ya da ünlüyle başlayan bir ek almadığı sürece kısa söylenmektedir. Örneğin, aslında mektub olan sözcük Türkçede her durumda kısa söylenirken, yar, hayat, hesap gibi sözcüklerin son hecelerindeki ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek almaları durumunda birincil biçimlerine uygun olarak uzar:

Vurgu

Vurgu sözcükte bir hecenin diğerlerine göre daha belirgin söylenmesidir. Ayrıca sözcük gruplarında ve cümlede bir ögenin, metinde ise bir cümlenin diğerlerine oranla öne çıkarılması anlamında da kullanılır. Öne çıkarmada diller vurgu, ton, süre gibi özellikleri kullanırlar.

Türkçede, vurgu hakkında yabancı araştırmacıların katıldığı tartışmalar, 20. yüzyılın başlarında, özellikle Macar bilim adamı İgnacz Kunos’un konuyla ilgili görüşünü açıklamasından sonra başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Vurgunun yeri, türü ve işlevsel olup olmadığı üzerinde yoğunlaşan tartışmaların en hararetli dönemi B. Collinder, K. Grönbech, H. Duda, J. Benzing, J. Krámsky gibi bir kısmı ses bilgisinin bir kısmı da Türkolojinin önemli uzmanları olan bilim adamlarının katıldığı 1940’lı yıllar olmuştur.

Türkoloji çalışmalarında dikkat, yazılı dil üzerinde yoğunlaşmış, yazı dili doğru ve araştırılmaya layık biçim olarak görülmüş, konuşma dili ise ihmal edilmiştir. Ll. B. Swift’in (1963) grameri, malzeme olarak eğitimli Türklerin konuşmasını da değerlendirmeye tabi tutması ve söz dizimi incelemesini konuşma dilinin bürün özelliklerine dayandırmasıyla diğerlerinden ayrılır. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ü temelinde hazırlanan ve internette www.tdk.gov.tr adresinde ulaşılır durumda olan Sesli Sözlük standart söyleyiş hakkında önemli bir başvuru kaynağıdır.

Sözcük Vurgusu

Türkçe sözcüklerde iki tür vurgudan söz edilebilir: İlk defa Benzing (1941) tarafından dile getirilen ve en tatminkâr olan görüşe göre sözcüklerin birinci hecelerinde sabit olan bir vurgu vardır. Buna karşılık yeri değişebilen bir de ton vardır. Bunlar zaman zaman aynı hece üzerinde bulunabilmektedir. Anlam ayırıcı olan ve Türkçede vurgu olarak anlaşılan parçalarüstü öge yeri değişebilen tondur. Tonla baskının aynı hece üzerinde bulunması durumunda ilk hece daha belirgin biçimde vurgulanmış olur. Vurgu, çekim eki alınca çekimsiz bir sözcükle eşyazılışlı hâle gelen, ama vurgulanamayan bir ek alan sözcükler arasında da anlam ayrımı yapar: geLİN-GElin ya da kaLIN-Kalın gibi.

Vurgunun Yeri

Vurgu, Türkçe kökenli sözcüklerde son hecede bulunur.

  • Adlar, sıfatlar, zamirler ve çok heceli, birleşik olmayan eylem gövdelerinde vurgu son hece üzerindedir.
  • Aynı durumda olan yabancı kökenli bazı sözcüklerde vurgu sonda değildir.
  • Bazı Türkçe sözcüklerde veya Türkçeleşmiş sözcüklerde vurgu baştadır.
  • Birleşik sözcüklerde ve birleşik sözcük olduğu unutulmuş eski birleşik sözcüklerde vurgu son hecede değil, ilk sözcüğün son hecesindedir.
  • Bazı birleşik sözcüklerde ise vurgu birleşiğin son hecesinde olabilir.
  • Abartma sıfatları ile zararın vurgusu ilk hecededir.
  • Türkçe kökenli, iki heceli yer adlarında vurgu ilk hecededir.
  • Üç heceli Türkçe yer adlarında vurgu ilk ya da orta hece üzerinde olabilir.
  • Dört heceli Türkçe yer adlarında vurgu ikinci hece üzerindedir.
  • Arapça, Farsça ve Türkçe kökenli birleşik yer adlarında öbek vurgusu yerini korur yani vurgu ilk sözcüğün son hecesi üzerindedir.
  • Arapça -iye eki ile biten yer adlarında vurgu bu ekten önceki hece üzerindedir.
  • Seslenmelerde vurgu genelde ilk hecededir.
  • Tek heceli sözcükler genelde vurguludur ancak bunlarda doğası gereği heceler arası karşılaştırmalar yapma yoluyla vurgunun belirlenmesi mümkün değildir.
  • Her iki unsuru da eylem olan birleşik eylemler, ünlü zarffiillerle kurulmuş ise öbek vurgusunda olduğu gibi vurgu ilk sözcüğün son hecesinde yani zarffiil eki üzerindedir.

Eklenmede Vurgu

Eklerden bir kısmı vurguludur. Sözcüğe ek gelmesi durumunda, vurgulanamayan bir ek yoksa vurgu sona kayar: kaPI, kapıLAR, kapılaRIM, kapılarımDA, kapılarımdaKİ, kapılarımdakiLER, kapılarımdakilerDEN, kapılarımdakilerDEN mi gibi.

Vurgusu söz sonunda olmayan sözcükler vurgulanabilen bir ek aldıklarında vurgu sona kaymaz: MAsada, ANkaralı, eFENdilik, KıRIKkaleli gibi.

Vurgulanamayan Ekler ve Enklitikler

Eklerin bir kısmı eklenme sırasında vurguyu üzerlerine çekerken bir kısmı vurgulanamaz. Bu durumda vurgu onlardan önceki hece üzerinde bulunur. İki heceli eklerden bir kısmında ise vurgu ek üzerindedir, ancak son hecede değildir: geLİyor, başLIyor gibi.

Vurgu ve Yazı Dili

Doğrudan konuşma diline özgü olan bürünsel özellikler yazıda gösterilmez. Ancak kimi durumlarda “tırnak” işareti, eğik yazım, koyu harf, BÜYÜK harf kullanımı, birden çok harfin kullanılması gibi görsel ögeler bürünsel ögelerin yazı dilinde işaretlendiği araçlardır.

Noktalama işaretleri de büyük oranda konuşma diline özgü bürünsel özellikleri yazıda işaretlemeye yarar. Herhangi bir ögenin vurgulanmadığı Türkçe bir cümlede öge dizilişi özne-nesne-yüklem biçimindedir. Konuşma dilinde başka pozisyondaki bir ögeyi de vurgulu söylemek mümkünken yazı dilinde yüklemin önü, yeni veya önemli bilgiye ayrılmış pozisyondur; vurgulanmak istenen öge bu pozisyona kaydırılır.

Durak

Bir metni oluşturan sözcükler arasında kısa aralıklar bulunur. Bu aralıklar sözcük sınırlarını, öbek sınırlarını, ögeleri veya cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır. Bunlar, anlam ayırıcıdır ve metnin doğru anlaşılması için önemlidir.

Ton

Ton bir hecede titreşim sayısının yüksekliği veya düşüklüğü, bir hecenin tiz ya da pes söylenmesi olarak tanımlanır ve belli bir zamanda ses titreşimlerinin sayısını gösterir. Tonun düz ton, alçalan ton, yükselen ton gibi farklı biçimleri vardır.

Türkçede anlam ayırıcı bir ögedir. Örnek olarak efendim sözcüğü “Anlamadım, tekrar eder misiniz?” anlamında kullanılacaksa yükselen tonla, çağrıya karşılık olacaksa düz tonla, bir söze başlanacaksa alçalan tonla söylenir.

Ezgi

Bir konuşma zincirinde hece, sözcük kökleri ve eklerle sözcükleri kapsayan ton ve değişmelerin tümü ezgiyi oluşturur. Ezgi kişi, bağlam, konuşurun sosyal sınıfı, eğitimi gibi nedenlere bağlı olarak değişebilir. Türkçede ezginin yine de belirlenebilen bir yönü vardır ve iletişim açısından önemlidir. Biçim bilgisel ve söz dizimsel açıdan bitmiş görünen cümlelerin gerçekten bağımsız cümleler mi yoksa bağımlı cümleler mi olduklarını ezgi sayesinde anlamak mümkündür.