TÜRKİYE'DE FELSEFENİN GELİŞİMİ II - Ünite 5: İslâm Felsefesi-Din Felsefesi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 5: İslâm Felsefesi-Din Felsefesi

İslâm Felsefesi

İslâm felsefesi iki açıdan Türkiye’nin felsefe çalışmalarında gündemdedir. Birincisi İslâm medeniyetinin felsefi mirasının anlaşılması ve bazı değerlerin geleneksel felsefe anlayışı çerçevesinde temellendirilmesidir. İkincisi, Felsefe tarihinin bir dönemi ve felsefe anlayışını kavramaktır.

Bu iki anlayıştan birincisi ilahiyat fakültelerinde felsefe okumaları kapsamında yapılmıştır ve yapılmaktadır. Diğeri ise edebiyat fakültelerinde Batı felsefesi anlayışı ile kurulan felsefe bölümlerini ilgilendirmektedir.

Filibeli Ahmet Hilmi

Filibeli Ahmet Hilmi’nin İslâm Tarihi isimli kitabı referans alındığında, Filibeli A.H. çeşitli felsefe akımlarını kısaca tanıtıp, ilim ve felsefenin genel özelliklerini bildirerek, din hakkındaki görüşlerini açıklamış ve Dinin tarifinin zor olduğunu belirtmiştir, özellikle “din düşüncesi”nin tarifinin zorluğuna işaret etmiştir.

Filibeli Ahmet Hilmi’ye göre din, iki ucun birleşmesinden meydana gelen düşüncedir. Bu iki ucun biri, içtimai topluluk veya fert, diğeri insanlıkla ilişkide olan ve ona adeta zorunlu olarak ilham veren tabiat üstü bir gerçektir.

Ahmet Hilmi dinin her zaman var olduğunu ve bir gereklilik olduğunu ve insanın yaratılışıyla ilgili var olan sorularına dinin cevap verebileceğini belirtir. Aynı zamanda dinsizliğin doğal sonuçlarından insan hayatına olumsuz etkisini açıklar ve Osmanlıları da içeren İslâm’ın çöküşünü iki farklı açıdan ele alır;

  • İslâm’ı anlayış tarzında ortaya çıkan yanlışlar
  • Diğer medeniyetlerden gelen yıkıcı unsurlar

Bu unsurların yanı sıra bir toplumun çöküntü ve gerileme sebeplerini bilmedikçe, ilerleme ve yükselme sebeplerini hazırlayamayacağını belirtmiştir. Bu noktada en büyük sorun ise tarihsel şartların kavranamamasındadır. Hayat, yenilik ve yenileşme olduğuna göre, bazı durumları muhafaza etme çabası cahillik ve gaflet belirtisidir. Çünkü tekamül yasası, zaman ve çevre değişmeleri, kişiler gibi toplumları da arınmaya ve elenmeye mecbur kılar.

Hristiyanlık ve İslâm’ın fikir devrimleri geçirmesini karşılaştıran Filibeli Müslümanların çok büyük bir kesimi siyasi bakımdan bağımlı; ekonomik açıdan tam anlamıyla esir; ilmi, kültür ve eğitim bakımından ise hasta ve sorunludur. Bundan dolayı İslâm, Hristiyanlığın geçirdiği imtihanları geçirmemeli, zira bu elim imtihan sonucunda yok oluş muhakkaktır diyerek İslâm’ın karşısındaki tehlikeyi ortaya koymuştur. Aynı zamanda din âlimlerinin de tutumu, önerilerinin günün şartlarına uymaması, Müslümanların acı bir çaresizlik içine düşmesine neden olmuştur. Öte yandan tabii ilimlerin ve şüpheci felsefelerden etkilenerek milliyetten uzaklaşan, zihin aydınlığı ile fenlerden nefret eden yeni bir nesil, cahil yetişmekte olduğunu belirtmiştir.

Filibeliye göre Dinde reformun önündeki en büyük engel ilmiyedir. Alimler, insanlığın bugünkü bilgilerinin vardığı noktayı kavrayamadıklarından, günün sorunlarını tahlil ve muhakeme etmekten aciz kalmışlardır. Bin sene önceki selefler tarafından ileri sürülen bir fikrin olduğu gibi bırakılmasının, toplumun bugünkü sorunlarını çözeceğine inanmaları, durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Filibeli sorunların toplumsal boyutlarını sorgularken de, aynı zamanda düşünsel boyutunu da sorgulamıştır. İslâm Tarihi adlı kitabında, felsefenin alanını, ilimle karşılaştırmalı olarak ele almıştır. Filibeliye göre ilim, bir şeyin nasıl olduğunu incelerken, niçin öyle olduğunu inceleme görevi de felsefeye aittir. İlim olayı bilmektedir ve ikinci derecedeki sebepleri de görebilir, ancak en büyük sebebi, gayeyi, hikmeti göremez ve “niçin” sorusuna cevap veremez.

Filibeli din ve bilim arasındaki ilişkide de herhangi bir çatışma olamayacağını belirtmiş ve bilime ait ilkelere uyulması gerektiğini söylemiştir. Bu ilkeler;

  • Olayların ardışıklığından çıkarılan “zaruret ve kanun” düşünceleri,
  • Olayların analizi neticesinde ortaya çıkan “genel irtibat ve denge” fikirleri.
  • Varlıkların incelenmesinden elde edilmiş olan “maddenin birliği ve kuvvetin birliği” fikirleri.
  • Madde ve kuvvetin incelenmesinden anlaşılan “maddenin ve kudretin birliği” fikirleri.
  • Bilimsel incelemelerin sonucunda zaruri olarak meydana gelen “varlık” fikridir.

İslâm dininin kurtuluşunu da, ancak varlığa ve olaylara ait bilgileri, yenilik ve ilerlemenin bütün ürünlerini dinimize ve dolayısıyla toplumsal refah ve saadetimize hizmet ettirerek bulanabileceğini belirtmiştir. Aynı zamanda Filibeli Ahmet Hilmi, ülkenin sorunlarından kurtulmasıyla felsefe arasında yakın bir ilişki kurmuştur. Yöntemi sorunların merkezine koyarak, felsefeden ne anladığının diğer yönünü sergilemiştir. Felsefenin niçin sorusunu cevaplamayı hedeflediğini belirterek, köken sorunlarıyla ilişkili olduğunu, bazı açılardan dinlerin verdiği cevaplara yaklaştığını kabul etmiş gözükmektedir. İslâm’ın akıl dini olması nedeniyle, din ile bilim arasında, kendi sınırları içinde kalmak şartıyla, bir çatışmanın olmadığını bildirmiştir.

Din Felsefesi

Din felsefesi, felsefenin din konularıyla ilgilerini ortaya koyan bir çalışma disiplinidir ve bu konuda çok az eser mevcuttur. En önemlileri Şekip Tunç’un Din Felsefesine Doğru ve Mehmet Aydın’ın Din Felsefesi isimli kitaplarıdır.

Şekip Tunç

Şekip Tunç’a göre din felsefesi aydınları ilgilendiren, din meselesini metotlu bir şekilde düşünce ve muhakeme ile anlaşılması kolay bir hale getirmek üzerinedir. Tunç’a göre dinin temel unsurları olan ruh ve mananın kıvranılmaları, ancak dinin bütünlüklü bir açıklamasını yapmakla mümkün olur. Bu açıklamayı yapmak da din felsefesine düşmektedir.

Tunç’a göre din felsefesinin mantığının tamamen kendi konusuna göre şekillenmesi gerektiği düşüncesinden yola çıkıldığında, doğa bilimleri tarafından yanlış bulunan düşünceler, din felsefesinin dünya görüşüne göre çok manalı ve elzem olduğu görülebilmektedir.

Tunç ayrıca, din felsefesinin hukuk, sanat, bilim felsefeleri gibi bir varlığa sahip olduğunu belirtmektedir. Bunun sebebini de din felsefesinin de kendine ait bir tarihi olmasına bağlamaktadır. Tunç’a göre din hakkında iki yoldan düşünülmelidir;

  • İlahiyat yada kelam yoluyla
  • Din felsefesi yoluyla

Birinci yol dinin sunduğu öğütler, ilham veren fikirler konu yapılırken, ikinci yolda dinin kendisi konu yapılmaktadır.

Din felsefesi de diğer felsefe dalları gibi felsefenin genel yöntemlerine uygundur. Din felsefesinin konuları da bilgi teorisi, psikoloji, sosyoloji ve ahlak olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Bu noktada, din felsefesi bazı konularda bilgi teorisi ile bazı konularda çatışma yaşasa da, diğer yönden ele alındığında psikolojiyle ilişkisi ortaya çıkmaktadır.

Din felsefesinin doğuşu aslında dinin bir mesele haline gelmesiyle açıklanabilir. Dinin mesele haline gelmesi, beşeriyetin kaçınılmaz manevi gelişmelerinden doğduğu gibi, din felsefesi de bu gelişmelerin zaruri bir neticesi olmuştur.

Tunç ayrıca, Tunç daha sonra, dini açıklama, dini bulunç, dinde mekân telakkisi, din anlayışında materyalist ve idealist tutumlar, Zaman sorunu, birlik sorunu, Tanrı ve dünya, düşünce ve tasavvur, din psikolojisi, din duygusu, imanı yaşama tarzları, yüksek dinlerde iman tipleri, Hıristiyanlık konularını işlemiştir.

Mehmet Aydın

Din felsefesinin genel bir değerlendirmesini yapan Mehmet Aydın, din Felsefesi adıyla yayınladığı kitabında alanın temel problemlerini tarihsel arka planıyla birlikte ortaya koymuştur.

Mehmet Aydın’a göre din felsefesi, dinin felsefe açısından ele alınması, başka bir deyişle din hakkında düşünme ve tartışmadır. Din felsefesinin özelliklerinden bahsederken iki temel sorunu öne çıkarmaktadır. Bunlar; felsefi bakış tarzı ve dinin mahiyetidir.

Felsefi bakış tarzı nın özelliği olarak şunları belirtmiştir: Din felsefesi yapmak, dinin temel iddiaları hakkında rasyonel, objektif, genel ve tutarlı bir tarzda düşünmektir.

Dinin mahiyeti ise şu unsurları içermektedir: Sami dinleri göz önüne alındığında, inançlar, ibadetler ve ahlak olmak üzere üç husus öne çıkmaktadır. İyi bir din tanımı bu üç unsuru içinde barındırmak durumundadır.

Mehmet Aydın’a göre din felsefesinin temel sorunları şunlardır;

  • Metafizik ve kozmolojik problemler: Tanrı varlığı hakkında lehte ve aleyhte deliller, alemin yaratılışı, insanın alemdeki yeri ve önemi, vahyin imkanı, ölümden sonra hayat ve ruhun ölümsüzlüğü.
  • Epistemolojik Problemler: Evrene ilişkin bilgilerimizden Tanrı’nın bilinmesine gitme çabalarının epistemolojik değeri. Bir bilgi kaynağı olarak vahiy ve dini tecrübe. İnanma, bilme, şüphe etme, zan, yakın ve benzeri kavramların epistemolojik tahlil ve tenkidi. Temel dini hükümlerin doğrulanması veya yanlışlanması.
  • Dini hükümlerin dil ve mantık açısından tenkit ve tahlili. Din dilinin mantık statüsünün belirlenmesi.
  • Dinin ahlak, sanat, ilimle münasebeti: Bütün beşeri tecrübelerin organik bir bütünlüğe kavuşturulması ve yeni dini tefekkür sistemlerinin kurulmasına ilişkin çabalar.
  • Dini sembolizmin anlam ve önemi.

Mehmet Aydın din felsefesi yapan filozofu da din bilimlerinin yöntemleri, teorileri, açıklamaları, varsayımları üzerinde duran kişi olarak tanımlamaktadır. Filozofların da dil felsefesi olarak ele alabilecekleri konu başlıklarını da Tanrının varlığı ile ilgili deliller; Tanrı’nın sıfatları; sıfatlar, kötülük problemi ve insan hürriyeti, sıfatlar ve Tanrı-Alem ilişkisi; ateizm; ölüm ve sonrası; din ve bilim; din, sanat ve ahlak olarak sıralamıştır.