UYGARLIK TARİHİ II - Ünite 6: Demokrasi Devrimleri ve Sanayi Devrimi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 6: Demokrasi Devrimleri ve Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi

Devrim sözcüğü var olan siyasal, teknolojik vb. bir düzenin ortadan kaldırılıp yerine yeni ve köklü değişiklikler içeren bir düzenin konmasıdır. Sanayi devrimi, Avrupa’da 18. ve 19. yüzyıllarda yeni buluşların üretime olan etkisi ve kol gücü yerine buharla işleyen makinaların üretim kapasitelerini artırmasıyla tarım ekonomisi yerine makinelerin yer aldığı bir ekonomik yaşama geçişi ifade eder. İngiltere’de ortaya çıkıp önce Avrupa’ya ve günümüze kadar da Dünya’ya yayılmıştır.

Sanayi Devrimi’nin İngiltere’de Doğuş Nedenleri

İngiltere’de demokrasi ile birlikte kapitalizm, serbest ticaretin gelişimi ve coğrafi keşifler sayesinde ticaret ve sömürgeciliğin sermaye birikimini artırması, nüfus artışı ile iş gücünün artması, lonca sisteminin etkisinin azalması, artan hammadde olanakları, tüketim mallarına talebin artması, sanayide kullanılan kömür ve demir yönünden zengin kaynakları, Sanayi Devrimi’nin İngiltere’de doğuşunun sebepleridir.

Lonca sistemi; aynı meslek grubuna bağlı zanaatkârların oluşturduğu; rekabeti önleyici şekilde kaynakların, üretimin, fiyatların kendi içinde kontrol edildiği ve piyasa üzerinde devlet kontrolünü sağlar nitelikteki mesleki birliktir.

İngiliz Sanayi Devrimi

Sömürgeler sayesinde hammadde olanaklarının fazlalığına rağmen iç pazar ve sömürge pazarları için üretimin yetersizliği, zanaatkârların üretime yönelik ilk buluşlarını gerçekleştirmelerini sağlamıştır. Sanayi Devrimi, öncelikle dokuma ve demir sanayiinde gerçekleşmiştir. Buluşlar sayesinde üretimin artması diğer buluşların önünü açmıştır. 18. yüzyılda John Kay’in “uçan mekik” adlı buluşu sayesinde daha hızlı dokunan iplik, iplik ihtiyacını artırdı. Buna paralel olarak James Hargreaves iplik üretimini hızlandıracak bir makine icat etti. Richard Arkwright tarafından bulunan su gücüyle çalışan makine, seri imalata olanak sağlayarak ilk dokuma fabrikasının 1771’de kurulmasını sağladı. 1775’te James Watt’ın yaptığı bir buhar makinası ile kentlerde de fabrikalar açıldı ve üretim daha da arttı.

Abraham Darby’nin odun kömürü yerine kok kömürüyle demir üretmesi ve daha sonra buhar makinesinin olanakları, demir sanayiinin kömür ve kaliteli demir cevherlerine taşınmasını sağladı. Buna paralel olarak 18. yüzyılın son çeyreğinde inşaat, demir yolları ve pek çok alanda demir kullanılmıştır.

Buhar gücü sayesinde artan üretim ve bu üretimin, 1844’lerden itibaren Samuel Morse’un telgrafı, 1876’dan itibaren Alexander Graham Bell’in telefonu gibi diğer buluşlara olanak sağlaması, teknolojik gelişmeleri tetiklemiştir.

İngiltere’den sonra bu makineleşmeden tüm Batı Avrupa faydalanmaya başlamıştır. Sanayileşen ülkeler deniz aşırı ülkelerden, ticaret ve sömürgecilik ile hammadde alarak, üretilen maddeleri ve hizmetleri sattılar. Bu sayede artan refahla beraber yeni toplumsal sınıflar oluştu. Sınıfsal çelişkiler ve sanayileşen ülkeler arası rekabet arttı.

Üretim süreçlerinde modern bilim ve tecrübenin sistematik olarak uygulanması, ekonominin dış pazara yönelmesi, büyük sermayeye dayalı fabrikalaşma, işgücünün mamul mallar ve hizmet üretiminde yoğunlaşması, Sanayi Devrimi’nin ekonomik sonuçlarıdır.

Sanayi Devrimi’nin Sonuçları

Ortaya çıktığı tüm ülkelerde hemen hemen aynı özellikleri gösteren Sanayi Devrimi’nin, birdenbire ve belli bir süreçte veya tek bir olayın sonunda varolduğunu söyleyemeyiz. Ancak “Sanayi Devrimi” adıyla nitelendirilebilecek özel bir gelişme biçimi, sanayileşen toplumların ekonomik ve sosyal yapılarında belirgin ve gözlemlenebilir sonuçlara yol açarken, uluslararası ilişkiler açısından da dünyayı derinden sarsan etkiler yarattı.

Amerikan Devrimi

Keşiften sonra Kuzey Amerika’da 1607’den başlayarak İngiltere tarafından kurulmuş 13 koloni krallığın sömürgeleri olmuşlardır. Diğer devletlerden farklı olarak bu koloniler Avrupa tipi yaşantıya sahip İngiliz göçmenlerden oluşmaktadırlar.

Liberal düşünceler, İngiliz kilisesinde reform yapmaya çalışan Prütan hareketi, demokratik ilkeler sebebiyle Kuzey Amerika kolonilerinde oluşan yönetim tarzı, daha sonra çoğunluğa dayalı ve özerk olarak resmileşmiş olacaktı.

İngiltere siyasal açıdan bu kolonilere müdahalesinin vali ataması yapmakla sınırlı olması Amerika Devrimi’nin sebeplerinden biridir. Atanmış valiler ve halkın seçtiği meclis özellikle vergiler konusunda çekişmeler yaşamışlardır.

Bağımsızlık Savaşı

Fransa ve İngiltere’nin koloniler üzerindeki denetim çabaları ve bu nedenle çıkan savaşlar, 7 Yıl Savaşları (1756-1763), İngiltere’nin üstünlüğü ile sonuçlanmış ve bu durum İngiliz mali sisteminde sıkıntı doğurmuştur.

İngiliz Parlamentosu’nun mali sıkıntıyı çözmek için yayınladığı kanunlar; “Şeker Kanunu”, “Kâğıt Para Kanunu” ve “Asker Konaklama Kanunu” ve koloniler ile asıl muhalefeti doğuran “Damga Pulu Kanunu” dur. Bu kanuna göre, resmî makamlardan verilecek belgelere damga pulu yapıştırılması zorunluluğu getiriliyordu. Samuel Adams gibi koloni avukatlarının “temsil edilmeksizin vergilendirme” ve özgürlüğe tehdit olarak tanımladıkları bu kanunlar, “Damga Pulu Kanunu’nun kendilerine yönelttiği tehdidi” görüşmek üzere kolonilerin yaptığı toplantılarda “kolonilerde kendi meclisleri dışında hiç kimsenin vergi koyamayacağı” kararının alınması sonucunu doğurmuştur.

İngiliz Parlementosu’nun yaptığı iyileştirmeler sonrasında sağlanan geçici barış, İngiltere maliye bakanı Charles Townshend’in Amerikan ticaretinden daha fazla vergi alınması için oluşturduğu mali program ile kâğıt, cam, boya ve çay üzerine ihraç vergileri konulması ve üst mahkemelere istenilen yerde arama tarama yetkisi verilmesi ile bozulmuştur.

Önderliğini Massachusetts Kolonisi’nin yönettiği boykot, İngiltere tarafından asi ilan edilmesini sağlamıştır. Ayrıca boykot sonrası “çay” dışında diğer ürünler üzerindeki ithalat vergileri kaldırılmıştır.

Çay üzerine konulan vergilerin azaltılması, Doğu Hindistan Şirketi’nin eline almış olduğu çay ihraç tekeli sayesinde çayı ucuza satması, bu sebeple darbe alan kaçak çay ihracatçılarının bağımsızlık isteyen gruplara katılmaları gibi olaylar sonunda gerginlikler tırmanmıştır. 16 Aralık 1773 gecesi Boston Limanı’nda demirlemiş İngiliz gemilerine girilerek çayların denize atılması ile beraber İngiltere Boston Limanı’nı ticarete kapatmıştır.

Bu olaylarla büyüyen İngiltere karşıtı hareket, kolonileri birleştirmiş, yapılan Kıtasal Kongreler’de İngiltere ile ithalat ve ihracatı durdurma, ardından da George Washington’un başında bulunduğu “Amerika Kıta Ordusu kurulması” gibi önemli kararlar alınmıştır. İngilizlerle gerçekleşen çatışmalar ve savaş süreci ile propagandalar, kolonilerde bağımsızlık fikrini belirgin hale getirmiştir.

7 Haziran 1776’da bağımsızlık ilkesi ve ardından 4 Temmuz 1776’da Thomas Jefferson’un hazırladığı bağımsızlık bildirisi kongre tarafından kabul edilmiştir. Demokrasi tarihi açısından büyük öneme sahip bu bildiride, tarihte ilk defa insanların doğuştan sahip olduğu haklar ve özgür demokratik bir yönetimin temel ilkeleri ortaya koyulmuştur.

Bu bildiri ile beraber kurulan “Amerika Birleşik Devletleri”ne karşılık yürütülen askeri mücadele, İngiltere’nin yenilmesi ve bu yeni kurulmuş devleti tanıması ile sonuçlanmıştır.

Fransız Devrimi

Fransa’da 1789-1799 yıllarını kapsayan, burjuvazinin mutlak monarşi ve feodal yapılanmayan son vererek ülkenin siyasal ve toplumsal yapısının temellerini değiştiren ve ülkenin birliğini kuran, siyasal ve toplumsal değişim sürecine “Fransız Devrimi” denmektedir. Burjuvazinin iktidarı, liberalizm ile birlikte ulus devlet düşüncesinin gelişmesi ve bugüne kadar uzanan dünyaya etkileri bakımından bu devrim önemlidir.

Liberalizm; temelinde özgürlük kavramının şekillendirdiği, düşünce özgürlüğü çerçevesinde bireylerin ifade özgürlüğünü sınırlamalar olmaksızın özel girişimciliğin ve serbest piyasa koşullarının ekonomik alanda geçerliliğini sağlamayı amaçlayan ve bu amaçların gerçekleşmesine yönelik olarak toplumsal yaşama devlet vb. müdahalelerini en asgari düzeyde tutmayı ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir toplum düzenini hedefleyen öğretidir.

Fransız Devrimi’nin Düşünsel ve Sosyoekonomik Nedenleri

Devrim öncesi Fransa’da toplumsal yapıyı şu gruplar oluşturmaktadır:

  • Sayıca az, toprakların büyük bir kısmına ve geniş haklara sahip, fakat vergi ödemeyen “asiller”,
  • Ülkedeki toprakların dörtte birine sahip, vergi muafiyetine sahip, yüksek gelirler elde edebilen “ruhban sınıfı”,
  • Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan, ortak özelliği tüm vergileri ödemek olan halk ve
  • Bu üçünün üstünde bulunan kral ve hanedan üyeleri.

Eşitsizlik temelinde kurulan bu feodal yapı, halk tarafından tepki çekecek bir ortam oluşturmaktaydı.

Montesquieu, Jean Jacques Rousseau, Diderot, Voltaire gibi 18. Yüzyıl “Aydınlanma” düşünürlerinin mutlakiyetçi yönetime karşı görüşleri, ekonomik bakımdan giderek zenginleşen, burjuvazi ve halk tarafından benimsenmiştir. Düşünsel açıdan bir diğer etki ise Amerikan Devrimi olmuştur.

Ekonomik nedenlere bakıldığında, sanayi alanındaki teknik gelişmeler ile tüccar ve sanayicilerin ekonomik güçlerinin artmasına rağmen siyasal olarak söz hakkına sahip olmamaları, bu sebeple halk ile vergileri toplayan ve siyasal düzlemde belirleyici olan asiller ve ruhban sınıfıyla olan huzursuzluk Fransız Devrimi’nin oluşmasını sağlamıştır.

Mali nedenlerde ise, İngiltere ile yapılan 7 yıl savaşları ve bu savaşlar sonucunda gelen yenilgiyi telafi etmek için Amerikan bağımsızlık hareketine yapılan yardımlar, saraya ve asillere yapılan harcamalar sonucunda, iç borçların artmasına ve bütçe açıklarının ortaya çıkması bulunur.

Devrimin Başlangıcı ve Gelişimi

Devrimin başlangıcı ve gelişimi ise şöyle açıklanabilir:

1787’de başbakanlığa getirilen Brienne, asil, ruhban ve halk sınıfının temsilcilerinden oluşan fakat ferdi oy yerine sınıfsal oylamanın bulunduğu sınıflar meclisini toplantıya çağırmıştır. Kralın halk temsilcilerinin ferdi oy isteğine karşı gelmesiyle, 17 Haziran 1789’da halk sınıfı kendilerini “Ulusal Meclis” ilan etmişlerdir. Meclisin iradesi olmaksızın hiç kimsenin vergi koyamayacağına dair kararın engellemelerine rağmen kral, bu üç sınıfın oluşturduğu meclisi tanımak zorunda kalmıştır.

Bu gelişmelerle kendi güvenini sağlamak için yabancı askerleri Paris’e getirtmeye çalışan krala karşılık meclis vergi konusunu bırakıp kralın yetkilerinin sınırlandırılması için anayasa hazırlamaya başladı. 9 Temmuz 1789’da meclis, kendisini “Kurucu Meclis” ilan etti.

Bu üç sınıf ve kral arasındaki çekişmelerden doğan gergin ortam, halk tarafından Paris Belediyesi’nin ele geçirilmesi sonucunu doğurdu, Lafayette’in başına getirildiği “Milli Muhafızlar adında bir ordu kuruldu. Bastille Hapishanesi, ardından asillerin şatoları ve şehirlerin yönetimleri ele geçirildi ve Komün isimli yeni yönetimler kuruldu.

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (26 Ağustos 1789)

Kurucu Meclis, 4 Ağustos 1789’da asillerin ve ruhban sınıfının imtiyazlarını kaldırarak Fransa’da feodal sistemin ve mutlakiyetçi yönetim anlayışının yıkılmasını sağladı.

26 Ağustos 1789’da yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, dünyada büyük etki uyandırmıştır. Açık ve anlaşılır bir üslupla yazılmıştır. Evrensel değerlere sahip tüm insanlığı kapsayan özgürlükçü bir bildiri olması bu etkinin en büyük nedenlerindendir. İlkeleri sayesinde demokratik rejimlerin kurulmasına olanak sağlanmıştır.

Kısa sürede değişen sosyoekonomik yapıyı engellemelere karşın, halk 5 Ekim 1789’da Versailles Sarayı’na yürüdü ve Kral ve ailesi Paris içindeki Tuileries Sarayı’na nakledildi.

1791 Anayasası

1791 anayasası ile yasama yetkisi Ulusal Meclise, yürütmenin başında olan krala ise bir defaya mahsus veto yetkisi verilmiştir. Yargı gücü ise halk tarafından seçilen yargıçlara verilmiştir. Bu anayasa ile birlikte meşruti monarşi rejimi yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Devletleri ve Fransa’nın Savaşa Girmeleri

Egemenliğin millete ait olmasına dayalı Fransa’daki bu yönetim ve Kralın yetkilerinin sınırlandırılması, Mutlak Monarşi ile yönetilen diğer Avrupa devletlerinde rahatsızlık doğurmuştur. Kralın kaçmasına rağmen yakalanması ve görevden alınması da bu durumu pekiştirmiştir. Avusturya ve Prusya İmparatorlarının yayınladığı Pillnitz Bildirisi’nin ardından Göçmenler Ordusu kuruldu. Bunun sonucunda Fransa, Avusturya ve Bohemya’ya savaş açtı. Savaş sürerken 21 Eylül 1792’de Fransa’da Yasama Meclisi tarafından Cumhuriyet ilan edildi.

Konvansiyon Meclisi

Cumhuriyet Meclisi, Konvansiyon Meclisi olarak adlandırılmaktadır. Meclis Avrupa halklarına yönelik yayınladığı bildiride, Fransız Devrimi’nin ilkelerini tanıtmış ve Fransız ordusunu da bu ilkeleri yaymakla görevlendirmiştir. Kral XVI. Louis yargılanarak 21 Ocak 1793’te giyotinle idam edilmiştir. Avrupa devletlerinden oluşan 1. Koalisyon bu duruma karşılık Fransa ile 1815’e kadar süren bir savaşa başlamıştır. Danton, Robespierre ve Jakoben Derneği’nin Fransa’da yönetimi ele geçirmesi ardından Konvansiyon Meclisi’nin diktatörlük yönetimi kuran bu kişileri tutuklamasının ardından 1795 yılında kabul edilen III. anayasa, Direktuvar Dönemi’ni başlatmıştır.

Direktuvar Dönemi

Konvansiyon Meclisi 1795 yılında yeni bir Anayasayı, Fransa’nın III. Anayasası’nı hazırladı. Yeni yönetim dönemine, Direktuvar Dönemi denmektedir.

Bu dönemde, yürütme 5 kişiden oluşan ve direktör denilen bir kurula verilmiştir. Napoleon Bonaparte’nin gerçekleştirdiği darbe bu döneme son vermiştir.

Napolyon Dönemi (1799-1815)

Avrupa ile yürütülen savaşlarda sivrilen Napolyon, yaptığı darbeden sonra üç konsülden oluşan bir hükümet kurmuş, kendisi de iktidarın gerçek sahibi olan I. Konsül olarak seçilmiştir. Napolyon’un I. Konsüllük Dönemi’nde Fransa’nın bugünkü vilayet (départemen) sistemi, merkeziyetçi bir yaklaşımla yeniden düzenlendi. Yargıçların halk tarafından seçilmesi yerine hükümetçe tayin edilmesi, Fransız Merkez Bankası’nın kurulması, “Codé Napoléon” denilen ilk Fransız Medeni Kanunu’nun yayınlanması, din adamlarını devletin maaşlı görevlileri hâline getirmek gibi reformlar, toplum hayatında devletin kontrolünü artırdı. Böylece Fransa’yı birleşik ve bütünleşmiş bir yapıya dönüştürecek temel adımlar atılmıştır.

1804’te kendisini imparator ilan eden Napolyon, diğer devletlerle olan savaşlardaki yenilgiler sonucu 1814’de sürgüne gönderilmiştir.

Fransız Devrimi’nin Avrupa’daki Etkileri

Fransız Devrimi’nin Avrupa’daki etkileri ile mutlak monarşiye dayalı yönetimlerde ulus egemenliğine geçiş düşünceleri yayılmıştır. Çok uluslu imparatorlukların ulus egemenliği ve laik bir düzene bağlı yönetimlere dönüşmesine olanak sağlamıştır.

1830 Devrimleri

Napolyon savaşları sonucunda bozulan Avrupa haritasını çıkarlarına yönelik yeniden düzenlemek isteyen mutlak yönetim yanlısı devletler, 1815’te Viyana Kongresini topladılar. Bu kongrede alınan kararlar ile harita yeniden şekillenmiş fakat bu şekillenme milliyet, dil, din gibi unsurlar göz önünde bulundurulmadan yapılmıştır. Avrupa’da 1815 1830 arasındaki bu döneme Restorasyon dönemi denilmektedir.

Kutsal İttifak (26 Eylül 1815)

Sürgünde bulunan Napolyon’un Fransa’ya dönmesi üzerine, tedirgin olan Rusya, Avusturya ve Prusya arasında Kutsal İttifak adı verilen bir bağlaşma 26 Eylül 1815’te ortaya çıktı. Kutsal İttifak adı verilen bu bağlaşmanın asıl hedefi, Fransız Devrimi ve onun getirdiği düşüncelere karşı olarak, mutlakiyetçi anlayışı güçlendirmekti.

Dörtlü İttifak (20 Kasım 1815)

Bu ittifakın kurucusu Prens Meternich’tir. Bu yüzden Meternich Sistemi de denmektedir. Kutsal İttifak’a İngiltere’nin eklenmesi ile 20 Kasım 1815’te Dörtlü İttifak kurulmuştur. Osmanlı devletinde ortaya çıkan Yunan isyanı sonrasında Fransa ve Rusya dışındaki devletler Osmanlı’ya karşı bir tutum sergilemişler ve kendi imzalarını çiğneyerek ulusçu bir harekete katkı sağlamışlardır.

Ulusçuluk ve özgürlük temelindeki liberal fikirler sadece siyasal alanda kalmayıp, dinsel ve ekonomik alanlarda da yayılarak, Avrupa toplumlarının düşünce yapısını bütünüyle değiştirmişti. 1815’te başlayan Viyana Sistemi , Fransa’da patlak veren 1830 olaylarına kadar sürdü. 1830’da Fransa’da gerçekleşen devrim hareketi ile Restorasyon dönemi kapanmıştır.

Fransa 1830 Devrimi

1814’te Fransa’da kurulan meşruti monarşi rejiminde yönetimi elinde bulunduran varlıklılar ve kral yanlılarının mevcudiyeti, 18. Louis’den sonra tahta çıkan 10. Charles’in mutlak yönetimden yana olması, Fransa’daki özgürlüklerin kaldırılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle 27 Temmuz 1830’da halk ayaklanarak, 10. Charles tahttan indirilmiş ve yerine anayasaya göre “Fransa Kralı” yerine “Fransızların Kralı” olarak belirtilen 1. Louis Philippe kral ilan edilmiştir.

1830 Devrim Hareketlerinin Sonuçları

1830 devrimleri ile birlikte Fransa’da ortaya çıkan kıvılcım bütün Avrupa’yı sarmıştır. Önce Belçika Hollanda’dan ayrılmış, etkileri daha sonra Portekiz, İspanya ve İngiltere’de görülmüştür.

1848 Devrimleri

1830 devrimleri ile gelişen siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeler 1848 devrimlerini ortaya çıkarmıştır. 1848 Devrimleri’nde, liberalizm yanında ulusçuluk ve sosyalist akımlar doğmuştur. Önceki devrimlerde halkı oluşturan sınıflardan sadece burjuvazinin güçlenmesine karşılık Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan işçi sınıfının haklarını savunmak için sosyalist partiler kurulmaya başladı.

Devrimin ortaya çıktığı Fransa’da Kral Louis Philippe’nin izlediği politikalar sonucunda istifa etti, ardından kurulan meclis 2. Cumhuriyeti ilan etti.

1848 Devrimi ve Avrupa Devletleri

Fransa’da gerçekleşen bu son devrim, diğer Avrupa devletlerine de hızla sıçramıştır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda, Meternich ve sistemine karşı halk ayaklandı. Yeni bir meclis kuruldu. Avusturya, kanlı bir şekilde başlayan Macar İhtilalini bastırarak, Macaristan’ı tekrar Avusturya’ya bağladı.

1848 Devrimi İtalya’da da liberal bir hareket olarak başlamış ve ulusal birlik hareketine dönüşmüştür. Piyemonte Kralı Charles-Albert önderliğinde Ocak 1848’de başlatılan hareket, Sicilya Krallığı’na sıçradı. Milano şehri de Avusturya’ya karşı ayaklandı.

Almanya’da ise Alman birliğini kurmak için başlatılan hareket, Berlin’de halk isyanına neden oldu. Alman birliğini sağlamak amacıyla kurulan meclis yeni bir anayasa için çalışmalara başladı. 28 Mart 1849’da kabul edilen anayasa ile Alman birliği konusunda önemli bir adım atılmış oldu.

1848 Devrimlerinin Sonuçları

Fransa’da önce cumhuriyet ve bir süre sonra da imparatorluk rejimi kuruldu. İtalya, Prusya, Hollanda ve Belçika’da krallar uyruklarına birtakım haklar ve imtiyazlar vermek zorunda kalmışlardır. Almanya ve İtalya siyasal birliklerini oluşturma yolunda önemli adımlar atılmıştır. Liberal yönetim anlayışı yanında ulusçu ve sosyalist akımlar Avrupa’da ağırlık kazanırken, mutlaki rejimler ya meşruti monarşiye dönüşmüş ya da büyük oranda yıpranmışlardı.