UYGARLIK TARİHİ II - Ünite 7: 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla: Savaşlar, Barış ve Küreselleşme Dönemi Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 7: 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla: Savaşlar, Barış ve Küreselleşme Dönemi

I. Dünya Savaşı ve Sonuçları

I. Dünya Savaşı’nın tarihsel kökenleri 1871-1914 yılları arasında yaşanan siyasal ve diplomatik gelişmelerde yatmaktadır. Özellikle Fransız Devrimi ile milliyetçiliğin ortaya çıkması, Avrupa güç dengesini ve uluslararası ilişkileri derinden etkilemiştir.

I. Dünya Savaşı’nın nedenlerini genel ve özel nedenler olarak iki gruba ayırmak mümkündür:

  1. Genel Nedenler;
    • Fransız Devrimi’nin yaydığı milliyetçilik düşüncesi,
    • Bağımsızlık isyanlarının artması,
    • Devletlerarası bloklaşma,
    • Ham madde ve pazar arayışı,
    • Silahlanma yarışının hızlanması,
    • Sömürgecilik.
  2. Özel Nedenler;
    • Almanya ve İngiltere arasında ham madde ve pazar arayışından kaynaklanan rekabet,
    • Fransa’nın 1871 Sedan Savaşı’nda Almanya’ya kaptırdığı Alsas Loren’i geri almak istemesi,
    • Balkanlar’da Avusturya ve Rusya’nın emperyalist emellerinin çatışması,
    • İtalya’nın Akdeniz’e egemen olma arzusu,
    • Rusya’nın tarihî emellerine ulaşmak istemesi (Boğazlar-Panslavizm),
    • Uzak Doğu ve Afrika sömürgelerinde yaşanan rekabet,
    • Avusturya-Macaristan Veliahdı Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesi.

Savaşın Başlaması ve Gelişmeler

Avrupa’daki üçlü ittifak ve üçlü itilaf bloklarının kuruluşlarından sonra bloklar arasında birbirlerine karşı savaş hazırlığı içindeydiler. Buna rağmen kurulan denge, savaşı önlüyordu. Ancak dünya genelinde paylaşım süreci geliştikçe denge bozulmaya başladı. Bu bakımdan küçük bir olay büyük bir savaşa neden olabilecekti. Beklenen olay Saray-Bosna’da patlak verdi. Avusturya veliahdı Ferdinand ve eşi Saray-Bosna’da 28 Haziran 1914’te Sırplı bir genç tarafından öldürüldü. Bu olay Birinci Dünya Savaşı’na yol açan olayların başlangıcı oldu.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girişi

Osmanlı Devleti başta tarafsız olmayı tercih etse de girmesinin bazı nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında kaybettiği toprakları geri alma arzusu olduğunu düşünebiliriz. Ayrıca kısmen bloklaşan dünyada yalnız kalma korkusu yaşayan Osmanlı İmparatorluğu II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında yapılmaya çalışılan yenileşme hareketlerinin (idari-askerî) tam olarak gerçekleşmemiş olması da Osmanlı’yı Almanya tarafında savaşmaya iten diğer bir önemli sebeptir.

Osmanlı Devleti’nin savaştığı cepheler ana ve yan cepheler olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlar;

  • Ana cepheler: Kafkas (Doğu), Çanakkale, Kanal (Süveyş), Irak cepheleri iken;
  • Yan Cepheler: Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen, Galiçya, Romanya, Makedonya cepheleridir.

Osmanlı Devleti’nin savaş süresince galibiyet sağlayabildiği tek cephe Çanakkale cephesidir. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi.

Avrupa Cephelerinde Durum

Almanya, çevresindeki iki büyük devlete (Rusya ve Fransa) aynı anda savaş açmıştı. Avrupa’da İspanya, İsviçre ve İskandinav ülkeleri dışında 14 devlet bu savaşın içinde yer aldı. Asya’dan Japonya, Amerika Kıtası’ndan ABD eylemli olarak buna katılırken, Afrika’daki sömürgelerle Avustralya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonları da kendilerini bu savaşın dışında tutamadı.

Savaş Sonunda İmzalanan Ateşkes ve Barış Antlaşmaları

Savaş sonunda imzalanan ateşkes ve barış antlaşmaları şöyle sıralanabilir:

  • Bulgaristan ile Selanik Ateşkesi (28 Eylül 1918) ve Nöyyi Barış Antlaşmasını (27 Kasım 1919),
  • Osmanlı İmparatorluğu ile Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ve Sevr Antlaşmasını (10 Ağustos 1920),
  • Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile (Macaristan) Belgrat Ateşkesi (3 Kasım 1918) ve Triyanon Barış Antlaşmasını (4 Haziran 1920), (Avusturya) Willaquiste Ateşkesi (4 Kasım 1918) ve Sen Jermen Barış Antlaşmasını (10 Eylül 1919),
  • Almanya ile Redhondes Ateşkesi (11 Kasım 1918) ve Versay Barış Antlaşmasını (28 Haziran 1919) imzalamıştır.

Genel Değerlendirme

  1. 28 Temmuz 1914’te başlayan Dünya Savaşı 11 Kasım 1918’e kadar 4 yıl 3 ay 14 gün sürdü. Bu hâliyle dönemi itibarıyla tarihin kesintisiz en uzun savaşıydı.
  2. Başlangıçta 3 kıtaya, daha sonra getirilen askerler açısından 5 kıtaya yayıldı.
  3. Nüfuslarının toplamı 1.170.735.000’ i bulan ülkelerden, 66.058.810 kişilik ordular karşı karşıya geldi [22.850.000 Bağlaşma (İttifak), 43.188.810 Anlaşma (İtilaf)].
  4. Savaştaki insan kayıpları, 17 milyona yakını Bağlaşma, 22 milyonu Anlaşma devletlerine ait olmak üzere 39 milyonu aştı.
  5. Yapılan hesaplara göre 4 yıl boyunca toplam savaş harcamaları Bağlaşıkların 60, Anlaşma devletlerininki 125 milyar doları aşmış olup, toplamı 186 milyar dolara ulaşmaktaydı.
  6. Bu savaş içerisinde Osmanlı Devleti’nin savaş giderleri de 1.430.000.000 dolar olarak hesaplanmaktaydı.
  7. Dünya Savaşı’nın en önemli özelliklerinden biri de bazı yeni silahların bu savaşta ilk kez kullanılmasıydı. Bunlar arasında başta uçak olmak üzere en etkili zırhlı araç tank, denizaltı ve zehirli gazlar vardı. Dominyon: Eskiden Britanya İmparatorluğu’na ya da Commonwealth‘e bağlı ülkeleri belirten terim. Bu devletler Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika Birliği, İrlanda ve Newfoundland’dır. Bunlar yasal açıdan özerk olmakla ve dış işlerinin yönetimini kendileri üstlenmekle birlikte, Büyük Britanya imparatorunu hükümdar olarak kabul ediyorlardı. Dominyon teriminin yerine 1947’den sonra, “Commonwealth üyesi” ya da “Comnonwealth devleti” terimi kullanılmaya başlandı. 14. Ünite - 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Savaşlar, Barış ve Küreselleşme Dönemi 369
  8. Rusya’da Bolşevik Devrimi gerçekleşti. İktidara geçen Bolşeviklerin ilk işi 3 Mart 1918’ de Rusya ile ona karşı savaşan devletler (AvusturyaMacaristan, Almanya, Osmanlı Devleti, Bulgaristan) arasında Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalamak oldu. Bu arada yeni yönetim, savaş içerisinde Anlaşma Devletleri arasında yapılan Anadolu’yu paylaşım planlarını (Gizli Anlaşmalar) da açığı vurdu.

İşgallere Karşı Tepkiler ve Türk Kurtuluş Savaşı

Mondros Ateşkesini imzalamasından ardından İtilaf Devletleri Anadolu’yu işgale başladı. Osmanlı padişahı ve yöneticileri bu durum karşısında sessiz kalmış ve Anadolu halkını yüzüstü bırakmıştı. Bu süreçte Mustafa Kemal, Kongreler yoluyla örgütlenen halkı Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) bir araya getirip, İstanbul’un işgali sonrasında Ankara’da açılan yeni Meclis (23 Nisan 1920)’te tek çatı altında birleştirdi. Mustafa Kemal’in başkanlığındaki Büyük Millet Meclisi ile Anadolu halkı emperyalizme ve onun iş birlikçilerine karşı mücadele verirken; Osmanlı hükümeti Türk ulusunun yok oluş belgesini Sevr Antlaşmasını çekinmeden imzaladı. Kurtuluş Savaşı’nda, Batı Cephesi’nde yapılan başarılı savaşlar üzerine zafere ulaşıldı. Böylece Sevr Antlaşması, M. Kemal Atatürk önderliğindeki Ulusal Mücadelenin başarıya ulaşmasıyla ölü doğmuş bir antlaşma oldu. İtilaf Devletleri ateşkes istedi ve Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922) ile savaşın askerî yönü kapandı. Sıra barış görüşmelerine gelmişti. Nisan ayında başlayan II. toplantı 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’yla sona erdi.

I. Dünya Savaşı Sonrası Gelişmeler

Birinci Dünya Savaşı’ndan galibiyetle çıkanlar, sürekli bir barış sağlayacak konferansın Paris’te toplanmasını kararlaştırmışlardı. Bu konferansa Bağlaşık Devletlere karşı savaşmış ya da onlara savaş ilan etmiş olan 32 devleti çağırmışlardı. Ancak söz konusu devletleri üç gruba ayırmışlar, böylece beş büyük devlet yetkiyi kendi ellerinde toplamışlardı: ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya. Bu devletlerin başbakan ve dışişleri bakanlarından oluşan Onlar Konseyi , en yetkili kurul kabul edilmişti. Ayrıca kimi sorunlarda Japonya’nın dışında öteki devletlerin katıldığı Dörtler Konseyi öngörülmüştü. Baş gösteren anlaşmazlık yüzünden İtalya bir ara konferanstan çekilince de ABD Başkanı Wilson ile İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clamenceau dünya barışı adına kararlar almaktan çekinmemişler, böylece Üç Büyükler denen güç odağını oluşturmuşlardı.

1919 Paris Barış Konferansı’nın sonuçları şöyle özetlenebilir:

  1. Avrupa’da yedi yeni devlet yaratıldı: Çekoslovakya, Yugoslavya, Finlandiya, Polonya, Estonya, Litvanya, Letonya.
  2. Wilson’un “halkların kendi kaderini tayin hakkı” (seş-determination) ilkesi benimsenmiş, ancak sınırlar, egemen devletlerin belirlediği şekilde gerçekleşti. Ama yine de Avrupa’da milliyetçi akımların güçlenmesine zemin hazırladı.
  3. Fransa’nın ısrarları üzerine Almanya’nın ağır biçimde cezalandırılması Alman halkında olumsuz tepkilere yol açtı ve Hitler’in iktidara gelmesinin alt yapısını oluşturdu.
  4. ABD Kongresi Versay Antlaşması’nı onaylamadı.
  5. ABD’nin bu tutumu, Fransa’yı tedirgin etti ve bu nedenle Almanya’yı izole etmek için onun komşuları ile ittifak antlaşmaları yapmaya başladı.
  6. Versay antlaşmasının onaylanmaması, kuruluş fikri Wilson’a ait olan Milletler Cemiyetini zayışattı.

ABD Başkanı Wilson ve Milletler Cemiyeti

8 Ocak 1918’de ABD başkanı kendi adıyla anılan ilkelerini ilan etti. Bu ilkelerin 14. ve en dikkat çeken maddesi şöyleydi: “Küçük-büyük devletlere karşılıklı olarak siyasi bağımsızlık ve arazi bütünlüğü sağlamak maksadıyla özel anlaşmalarla bir Genel Milletler Cemiyeti teşkil olunmalıdır.” Kuruluş fikri ABD Başkanı Wilson’dan kaynaklanan Cemiyet, dünya barışının kalıcı kılınması, anlaşmazlıkların barış yoluyla çözülmesi, büyük devletlerin olduğu kadar küçük devletlerin de bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini sağlamak, adalete dayalı yeni bir dünya düzeni kurmak vb. amaçlarla 1920’de İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulmuştur. Fakat kuruluştaki düşünce ve amaçların aksine Milletler Cemiyeti bir Avrupa örgütü olmaktan kurtulamadı. İşleyişte de kuruluş amacına uygun hareket etmedi. İçerisinde yer alan emperyal devletlerin söz sahibi olduğu, güçsüz devletlerin hakkının yenildiği bir ortam oluştu. Örneğin 400 yıllık Osmanlı vilayeti olmasına ve yaşayanların büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturmasına rağmen, İngiltere’nin lehine kararlar verilerek Musul İngiliz egemenliğine bırakıldı.

İki Savaş Arası Dönem

İki savaş arası dönem, Avrupa’nın ve sonra dünyanın bir dünya savaşından başka bir dünya savaşına girişini hazırlayan dönemdir. Bu dönemin daha kolay anlaşılabilmesi için iki alt döneme ayırabiliriz: Geçici Barış Dönemi (1919-1929) ve Barışın Yıkılması Dönemi (1929-1939).

Geçici Barış Dönemi (1919-1929)

I. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerinde en çok ihtiyaç duyulan şey barıştı. 1925’te Avrupa devletlerinin imzaladığı Locarno Antlaşmaları bütün sınırların güvenliğini ve bütün anlaşmazlıkların görüşmeler yoluyla çözümlenmesini karara bağlıyordu. Locarno Anlaşmaları Almanya’yı tekrar uluslararası iş birliğine sokması bakımından iki savaş arası dönemin önemli bir dönüm noktasıdır. Geçici barış döneminin önemli konularından birisi de silahsızlanma meselesidir. Silahsızlanmayla ilgili yapılan ilk girişim “Washington Deniz Silahsızlanması Konferansı” idi. Dönemin en önemli gelişmesi ise Fransa Dışişleri Bakanı Briand ile ABD Dışişleri Bakanı Kellog’un karşılıklı teklişeri üzerine gelişen “savaşı bir ulusal politika aracı olarak kullanmaktan vazgeçme” taahhüdünün tüm dünya devletlerince imzalanacak çok taraşı bir anlaşmada yer alması düşüncesiydi. Bu iki devletin girişimleri sonucunda 27 Ağustos 1928’de ilk önce 9 devlet (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya) arasında imzalanan Briand-Kellog Paktı veya Paris Paktı’na göre; bu ülkeler anlaşmazlıklarını savaş yoluyla çözmeyeceklerini ve her zaman barışçı girişimleri ön planda tutacaklarını taahhüt etmekteydi. Tüm bu barışçıl gelişmelere rağmen, çok kısa süre içinde karmaşa ve düzensizlikler belirdi ve bunun sonucu olarak totaliter rejimlerin gelişmesi için elverişli ortam oluştu. Bunun sonucunda kısa bir süre içinde Rusya, İtalya, Almanya ve İspanya’da totaliter rejimler işbaşına geçti.

Rusya’da Bolşevik Devrimi/Çarlıktan Sovyet Rusya’ya

3 Şubat 1917’de Rusya’nın başkenti Petrograd’da açlık çeken insanların özellikle de kadınların öncülüğünde “Barış ve Ekmek” diye başlayan ayaklanma, kısa zamanda ülke geneline yayıldı. 300 yıllık Rus Çarlığı, başkentinde yoğunlaşan kitle eylemleriyle birkaç gün içerisinde yıkıldı. Şubat devriminden sonra Kerenski başkanlığında Boşleviklerin katılmadığı geçici bir hükümet kuruldu. Ancak geçici hükümetin kendini iktidar yapan kitlelerle giderek bağını koparması ve düzeni sağlama adına onların karşısında yer almasıyla, Boşleviklerin önderliğinde ekim ayındaki ayaklanma ile Paris Komününden sonra ilk kez bir sosyalist iktidar kuruldu. 1927-1937 arasındaki on yıl, politik baskının yanında dev boyutlu sosyal ve ekonomik atılımların gerçekleştirildiği bir dönemdir. Bu dönemde üç temel kalkınma girişimi görülür; çiftliklerin kollektişeştirilmesi, hızlı sanayileşme ve eğitimde devrim. Gelişmiş kapitalist ülkeler 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın yıkıcı etkileriyle uğraşırken, Sovyetler Birliği bu üç alanda şaşırtıcı bir gelişme sağladı.

İtalya’da Faşizm 1928-1939

Faşizm, bir tür sağ otoriter idare biçimidir ve İtalyanca “fascio” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcüğün asıl anlamı çubuk demeti bağıdır. Mecazi olarak ise siyasal birlik anlamında kullanılır. Aslında siyasal ilkelere dayanmamaktadır. Devlet otoritesini sağlamlaştırmak ve zaferden elde edilen sonuçları korumak amacıyla hareket eden siyasal bir akımdan başka bir şey değildir. Bunun dışında bağlanmak istediği siyasal kurallar ulusalcılık ve emperyalizmdir. Politik terörün egemen olduğu faşist düzen, iş gücü ile sermaye, endüstri ve tarımı Ulusal Uyuşum (Armoni) adı verilen ve büyük sermaye grupları ile toprak sahiplerinin belirleyici olduğu korporasyon örgütlerinde bir araya getirdi. Daha sonra Mussolini Aşırı Faşist Kanunlar adıyla bilinen yasaları çıkardı. Bu yasalar bütün demokratik hak ve özgürlükleri kaldırıyor, sansürü ve diktatörlüğü getiriyordu. İtalyan hükümeti ve Faşist Parti birleştiriliyor; böylece Mussolini İtalya’nın tek hâkimi oluyordu.

Almanya’da Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)

Nazizmin kurucusu Adolf Hitler’dir. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın tüm dünya gibi Alman ekonomisini de olumsuz etkilemesi, daha Dünya Savaşı’nın olumsuz koşullarını üzerinden atamayan Almanya’da kaos ortamı yarattı. Bu durumdan kendi ve parti çıkarlarına yararlanmak isteyen Hitler, partide militarist bir örgütlenmeye giderek Hücum Kıtaları (SA) ve Muhafız Kıtaları (SS) oluşturdu. Naziler, Komünist ve Sosyal Demokrat Parti taraftarlarına, işçilere, Yahudilere, bunların binalarına, yayın organlarına saldırarak sokak egemenliğini ellerine geçirdi. Ekonomik buhranla birlikte ortaya çıkan işsizlik ve durgunluk, halkın Nazi Partisine destek vermesini sağladı. Hitler, iç politikada Nazilere tam teslimiyet dışında hiçbir şeyi tanımıyordu. Ayrıca saf Alman ırkını Yahudiler, Slavlar ve diğer düşük ırklardan temizleyerek oluşturabileceği düşüncesiyle toplama kampları, fırınlar ve sürgünlerle amacına ulaşmaya çalışıyordu.

Japonya

Japonya I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Uzak Doğu’nun en güçlü devleti haline geldi. Bu süreçte İngiltere’nin desteği de önemliydi. Ancak, bir süre sonra Japonya’nın Çin üzerindeki emperyalist istekleri/planları yüzünden İngiltere ile ilişkileri bozuldu. Japonya’nın bölgedeki üstünlüğü ele alması, Pasifik’teki güç dengesini bozdu. Durumdan rahatsız olan ABD başta olmak üzere Sovyet Rusya ve İngiltere, Çin’e yardıma başladılar. Bölgedeki gerilim II. Dünya Savaşı’nın 2. yılında, Japonya’nın ABD’nin Pasifik’teki deniz üssü Pearl Harbor’a hava saldırısıyla en üst düzeye ulaştı.

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı

İki dünya savaşı arası dönemin en önemli ekonomik gelişmesi Büyük Buhran adı verilen ve tüm dünya ülkelerini etkileyen ekonomik bunalımdır. Ekonomik bunalımın bazı unsurları, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede var olmasına rağmen krizin başlangıcında, dünyanın birkaç önemli ekonomi ve ticaret merkezlerinden birisi olan New York “ Wall Street Borsası ”nın çöküşü rol oynadı. Kriz ABD’den bütün dünyaya yayıldı. Ekonomik bunalımın yarattığı işsizlik, açlık, yoksulluk geniş halk kitlelerinin otoriter yönetimlere eğilimlerini artırdı. Bu toplumsal durumun yarattığı siyasal sonuç ise diktatörlüklerin kurulması oldu. Böylesi ortamda halka ekmek ve iş vadeden diktatörler, aç kitlelerin desteğini kolayca elde etmişler ve II. Dünya Savaşı’nın en belirleyici rollerini paylaşmışlardı.

II. Dünya Savaşı

Nedenleri

Savaşın nedenleri arasında I. Dünya Savaşı sonunda yapılan ağır antlaşmalar, çizilen yeni sınırlar, İtalya’da faşizmin, Almanya’da Nazizmin ortaya çıkışı, ırkçılık ve saldırganlık, 1929 dünya ekonomik bunalımı, Hitler’in Almanya’yı dünyanın hâkimi yapma çaba ve arzusu, hâkimiyet hırsı yer almaktadır.

Savaşın Başlaması

Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgali ile savaş başladı. 1941 yılına gelindiğinde Almanya, Avrupa’nın büyük kısmına Balkanlar’a, Doğu Akdeniz’e ve Ege Denizi’ne egemen olmuştu.

Uzak Doğu ve Japonya

Batıda Almanya’nın genişlemesi sürerken Japonya’nın amacı, Pasifik İmparatorluğu ’nu kurmaktı. Uzak Doğu savaşı ise Japonya’nın ABD’nin Hawaii’de Pearl Harbour’da bulunan deniz üslerini bombalamasıyla başladı ve hızla genişledi.

Savaşın Sonucu

Müttefiklerin Normandiya çıkarmasıyla Alman düşüşü başladı. Uzak Doğu’da ise Japonya, ABD’nin Hiroşima’ya, Nagasaki’ye atom bombası atmasıyla kayıtsız şartsız teslim oldu.

II. Dünya Savaşı Sırası ve Sonrasında Yapılan Toplantılar

Savaş sırasında ve sonrasında yapılan şöyle sıralanabilir:

  • Atlantik Demeci (Bildirisi) (14 Ağustos 1941),
  • Casablanca Konferansı (14-24 Ocak 1943),
  • Washington Konferansı (12-16 Mayıs 1943),
  • Quebec Konferansı (11-12 Ağustos 1943),
  • Moskova Konferansı (19 Ekim-1 Kasım 1943),
  • Kahire Konferansı (22-26 Kasım 1943),
  • Tahran Konferansı (28 Kasım-1 Aralık 1943),
  • Yalta Konferansı (4-11 Şubat 1945),
  • Potsdam Konferansı (17 Temmuz-12 Ağustos 1945).

II. Dünya Savaşı Sonrası Genel Durum

Dünyadaki diğer coğrafyalarda bağımsızlık hareketleri arttı ve yeni devletler kuruldu. Bu hareketler sömürge imparatorluklarının (İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda vs.) sonunu getirdi ve bu devletler sömürgeleri birer birer terk etmek zorunda kaldı.

Avrupa

II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da durum için şunlar söylenebilir: Alman ekonomisi ve sanayisi çöktü. ABD ve Sovyet Rusya arasında ideoloji farkından soğuk savaş başladı. En önemli gelişmelerden biri sömürgeciliğin tasfiyesidir. Türkiye’deki kalkınma Asya ve Afrika ülkelerine örnek oldu. NATO ve buna karşılık COMECON ve Varşova Paktı kuruldu.

Japonya ve Çin

Japonya iki atom bombasının maddi manevi sarsıntısını hızla atlatarak demokrasi ve sanayide atılımlar yaparak dünyanın en zengin ve güçlü devletleri arasına girdi. Çin’de ise komünist bir rejim kuruldu.

Ortadoğu

Birleşmiş Milletler’in Filistin’i ikiye ayırma düşüncesi Ortadoğu’yu iyice gerdi. 1918’de İsrail Devleti kuruldu. İlk Arap-İsrail savaşı çıktı ve İsrail kazandı. Sovyetler Birliği de Mısır ile işbirliğine girdi. ABD ile Sovyet Rusya Ortadoğu konusunda karşı karşıya geldi.

21. Yüzyıl ve Küreselleşme

Günümüzde yaşanan küreselleşme; siyasal, ekonomik ve kültürel ölçülerden oluşmaktadır. Küreselleşmenin siyasal ayağı çok kısaca ABD’nin siyasal liderliği ve dünya jandarmalığıdır. Ekonomik ayak, küreselleşmede uluslararası sermayenin egemenliği anlamına gelmektedir. Yani uluslararasında dolaşan, Türkiye’nin gelirlerinin on katı bir para var. Dünyaya egemen olan bu para her şeyi belirliyor. Kültürel ayak ise iki boyutludur: Birinci boyut, tüketim kültürünün dünyadaki egemenliğidir. Aynı tarz beslenme, aynı markaları giyinme, aynı kanallardan benzer şeyleri izleme. Kültürel ayağın diğer boyutu ise mikro milliyetçilik ve mikro dincilik olarak özetlenebilir.