UYGUR TÜRKÇESİ - Ünite1: Uygurlar ve Uygur Yazısı Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite1: Uygurlar ve Uygur Yazısı

Ünite1: Uygurlar ve Uygur Yazısı

Uygur Kağanlıkları

Ötüken Uygur Kağanlığı (Bozkır Uygur Kağanlığı 744-840)

744 yılında Moğolistan’daki II. Köktürk Devleti yıkılır ve yerine Uygur Kağanlığı kurulur. Merkezi, Orhun nehri üzerinde yer alan Karabalgasun’dur. II. Köktürk devleti yıkılmadan önce Uygurların bulunduğu yer Ötüken dağına yani devlet merkezine yakın olduğundan, Uygurlar burasını kolaylıkla ele geçirebilmişler ve müttefikleri olan Basmıl ve Karluklara oranla daha büyük itibar ve nüfuz sağlamışlardı. Bu arada, Basmıllar Beş-Balık civarında, Karluklar ise Balkaş gölünün doğusunda bulunuyorlardı.

751 yılındaki Talas savaşında Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Karluk ve Yağma Türkleri, Arapların yanına geçmiş ve savaşı Arapların kazanmasını sağlamışlardır. Bu savaşta Çin’in yenilmesi, Türk, Çin, İslam ve dünya tarihinde çok önemli etkiler bırakmıştır. Çinliler bu yenilgiden sonra 20. yüzyıla kadar, Tanrı Dağları’nın batısına geçemediler. Türkler, Müslümanlarla tanışıp, İslam dinini yakından tanıma imkanına kavuştular. Orta Asya’daki Türkler İslam medeniyetiyle tanıştılar.

755-763 yılları arasında Çin sarayında büyük karışıklıklar olmuş ve sarayından kovulmuş olan Çin hükümdarı, Uygurlardan yardım istemek zorunda kalmıştır. Bu fırsatı değerlendiren Uygur kağanı Bögü, 762’de Çin’in başkenti Ch’ang-an’ı fethederek Çin hükümdarına iade etmiştir. Bögü Kağan, şehri kuşatması sırasında birkaç Manici Soğdu ziyaret etmiş ve onların etkisinde kalmıştır. Bunun sonucunda, Bögü Kağan Mani dinini resmen kabul etmiştir. Karabalgasun’un iktidar mücadelesi, isyanlara maruz kalması ve Tibetliler, Kırgızlar ve Çinlilerin baskıları sonucu zayıf düşen Ötüken Uygur Kağanlığı 840 yılında tarihe gömülmüştür.

Koço Uygur Kağanlığı (840-1250)

Sonraki dönemde Uygurlar, Ötüken’i terk ederek güneye, Tarım havzasına yerleşmişler ve burada merkezi Koço olan yeni bir devlet kurmuşlardır. Moğol zamanına kadar süren Koço Uygur Kağanlığı güçlü bir imparatorluk olmamışsa da tarihte üstlendiği rol ve kültür alanındaki başarıları bakımından önemlidir. Uzun zamandır Tibet baskısı altında yaşayan Çin imparatoru, dengeleyici güç olarak tasarladığı bu devleti tanımıştır.

II. Uygur Devleti, Cengiz dönemine kadar yaşar. Mani dini ilk Uygur Kağanlığı’nın çöküşüyle rağbetten düşmüş¸ Koço’da Budizmden sonra ikinci din olmuştur. Taspar’dan sonraki Köktürk Kağanları da Budizmin koruyucuları olup yayılması için gerekli gayreti göstermişlerdir.

Uygur Alfabesi

Uygurların Kullandığı Alfabeler

Maniheist Türkler arasında Mani ve Uygur alfabesi olmak üzere iki temel alfabe kullanılmıştır. Daha sonra yerini Uygur alfabesine bırakmıştır. Uygur alfabesi, geç dönem Soğd alfabesi diye adlandırılan Soğdların işlek el yazısından harf eklemeleri, birleştirmeler gibi ufak değişiklikler ile alınarak Türkçe için kullanılmış bir yazı sistemidir. Bu alfabe uzun süre ve en çok Uygurlar tarafından kullanılmış ve Uygur kültürünün gelişme döneminin belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Uygur alfabesi, Budizm ve Maniheizme ait dini metinlerin, çok az olmak üzere Hıristiyanlıkla ilgili metinlerin ve dini olmayan her türlü metnin yazımında kullanılmıştır.

Uygur Alfabesinin Kullanımı

Uygur alfabesini Türkçenin yazıya geçirilmesi için ilk kullananlar Uygurlar değil, diğer Türk boylarıdır. Uygur alfabesinin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmese de, 8.yy’da Doğu Türkistan’da yaşayan diğer Türklerce kullanılmaya başlandığı, 9. yy ortalarından itibaren Koço Uygur Kağanlığının kurulması ile Uygurlar arasında yaygınlık kazandığı genel görüştür.

Turfan ve çevresinde 15.yy’a kadar kullanılmış ondan sonra yerini Arap alfabesine bırakmıştır. Kansu’daki Budist Uygurlar arasında ise, dini amaçlı da olsa 18.yy’a kadar kullanılmıştır. Budist kitabeleri Sarı Uygurlar tarafından klasik Uygur dilinde, eski Uygur harfleriyle yazılmaya devam etmiştir. Bu, Uygur yazısının Türkler arasında bin sene, hatta daha fazla bir süre kültür yazısı olarak yasamış olduğunu göstermektedir.

Müslüman Türklerin yasadığı fakat Moğolların hâkim olduğu ülkelerde Uygur alfa- besi kullanılmaya devam etmiştir. Bu, 14.yy’da başlamış ve 15.yy’da artarak devam etmiştir. Uygur yazısının 15.yy’da Osmanlı sarayında da kullanıldığı bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmed’in Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a karşı yaptığı başarılı seferden sonra 1473’te gönderdiği yarlık üstte Uygur, altta Arap olmak üzere iki alfabelidir. Bu yarlık, Fatih’in sarayında görevli bahşı’lardan Şehzade Abdürrezzak Bahşı tarafından yazılmıştır. Topkapı Müzesinde bulunan bu yarlık, Reşit Rahmeti Arat tarafından yayımlanmıştır (“Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı”, Türkiyat Mecmuası, C. VI, 1939, s. 285-322).

Uygur alfabesi, İslami dönem eserlerinin bazı nüshalarının yazımında da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig’in üç nüshasından biri olan Viyana nüshası Uygur harfleri ile yazılmıştır. Uygur alfabesi başka milletler tarafından da kullanılmıştır. 13. yy başlarında Moğolların resmi yazısı olmuş ve bu durum 20. yy ortalarına kadar devam etmiştir. 1204’te Cengiz Han, Tata Tonga adlı bir Uygur’u Moğollara yazı öğretmekle görevlendirmiş ve Uygur alfabesi Moğolcaya uyarlanarak öğretilmiştir.

Uygur Yazı Sistemi

Uygurcada Türkçenin 8 ünlüsü, Arap alfabesindeki ünlülerle söyleyecek olursak elif, vav, ye harfleri ile yazılır. Söz başı /a/ ünlüsü elif + elif (çoğunlukla tek elif); /e/ ünlüsü ise tek elif; /o/, /u/ ünlüleri elif + vav; /ö/, /ü/ ünlüleri elif + vav + ye (çoğu zaman elif + vav) ile yazılır.

Uygur alfabesi aslen 14 harften ibarettir, fakat okunaklı ancak dört-beş¸ harfi tanımlayabiliyoruz. Diğerleri hep bu dört-beş¸ harften oluşmuştur. Bazı tek harfler o kadar çok sesi ifade eder ki bunlara müstakil harf denemez. Örneğin, tek bir harfin a, z, n, bazen r okunması gibi. /b/ ile /p/, /ç/ ile /c/, /j/ ile /z/ ve /k/ ile /g/ sesleri için sadece birer harf vardır. Kalın (art) /k/ ünsüzü, bazı yazmalarda kalın /g/ için kullanılan harfin üzerine iki nokta konulmak suretiyle ayırt edilse de buna her zaman uyulmaz, bu iki ses aynı şekilde yazılır. Yine hırıltılı /h/ ile kalın /g/ ve kalın /k/ seslerinin çoğu zaman ayırt edici şekilde yazılmadıkları görülür. /s/ ve /s¸/ de aynı şekilde yazılan seslerdir. Kısacası, Uygur alfabesindeki ünsüz işaretleri Türkçe için son derece yetersizdir. Harflerin bu kadar güç okunmasına rağmen bu yazının bunca uzun zaman yaşayabilmesi taşıdığı kültürün yüksekliğini ispat eder.

Uygur Alfabesinin Çözümü

F. W. K. Müller, kazılarda bulunan metinlerdeki Uygur alfabesini ve diğer alfabeleri çözerek 1898-1914 yılları arası Doğu Türkistan’da yapılan kazılardan elde edilen yazmaların çoğunun Türkçe, yani -o dönemin Türkçesi- Uygur Türkçesi olduğunu meydana çıkarır.

İlk Uygurca Çalışmalar

Uygurca metinlerin ele alındığı ilk yayın, Uigurica’dır. Bu yayını gerçekleştiren kişi de Müller’dir. Uigurica I ve II dil incelemeleri bakımından çok önemli eserlerdir. Bu yayınlar başlangıç döneminin araştırması olduğu için bazı transkripsiyon hataları içerse de, bugüne kadar hiçbir bakımdan önemini kaybetmemiş olan çalışmalardır. Bunların ardından 1919’da Uigurica III’ü de çıkarmış ve Müller’in ölümünden sonra 1931’de onun bıraktığı materyallerden A. v. Gabain Uigurica IV’ü yayımlamıştır.