VERGİ İCRA HUKUKU - Ünite 3: Vergi Borçlusuna Takip Hukukunda Sağlanan Kolaylıklar Özeti :

PAYLAŞ:

Ünite 3: Vergi Borçlusuna Takip Hukukunda Sağlanan Kolaylıklar

Tecil

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 48’inci maddesine göre “Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki (uygulanması) veyahut haciz olunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla (koşuluyla) alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere faiz alınarak tecil olunabilir.” Tecil borcunu ödedikten ya da haciz işleminden sonra zor durumda kalacak mükelliflere uygulamada taksitlendirme yöntemiyle tecil uygulanarak kolaylık sağlanmaktadır. Daha çok vergi alacakları için tercih edilen bir uygulamadır. Bu kapsamda vergi aslı, vergilendirmeye ait para cezası, vergi cezası, gecikme zammı ve mahkeme giderleri 36 ayı geçmemek sureti ile ertelenerek takside bağlanabilmektedir. İlgili madde tecil işleminin yapılabilmesi için aşağıdaki üç koşulun varlığını öngörmüştür.

  1. Çok zor durumun varlığı koşulu
  2. Yazılı başvuruda bulunma zorunluluğu
  3. Teminat gösterme gerekliliği Tecil talebi her aşamada yapılabilmektedir.

Tecil isteminin reddi hâlinde mevcut burcun ödenmesi için verilen süre içersinde yapılan ödemelere tecil faizi uygulanır. Süreli ret yoluyla tecil uygulamasında süresi içerisinde ödeme yapılmaz ise bu takdirde başlangıçtan itibaren söz konusu borca gecikme zammı uygulanacaktır.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 48’inci maddesinin son fıkrası uyarınca “Tecil şartlarına riayet edilmemesi, değerini kaybeden teminatın veya mahcuz malların tamamlanmaması veya yerlerine başkalarının gösterilmesi hâllerinde amme alacağı muaccel olmaktadır.” Tecil koşullarından yararlanmak suretiyle borcun ödenmesi için;

  • Taksitlerin vadesinde ödenmesi,
  • Borcun teminata bağlanması hâlinde, değerini herhangi bir nedenle kaybeden teminatın yerine yenisinin gösterilmesi ve/veya verilmesi,
  • Teminatın kısmen değerini yitirmesi hâlinde söz konusu teminatın tamamlanması,
  • Borcun teminatı niteliğinde olan haczedilmiş (mahcuz) malların değerini kısmen veya tamamen yitirmesi hâlinde de, ortaya çıkan değer kaybının giderilebilmesi için söz konusu varlıkların yerine başkalarının gösterilmesi, gerekmektedir.

Tecil koşullarına uymayanlar mevcut borçlarının tamamını bir defada ödemek zorundadırlar. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 48’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca amme alacağı (vergi alacağı) faiz alınarak tecil olunabilmektedir. Tecil faizi yıllık olarak belirlenmektedir. Tecil faizi müracaat (başvuru) tarihinden ödeme tarihine (bu tarih dâhil) kadar geçen günler için, ödenecek taksit tutarları üzerinden hesaplanmaktadır. Amme borçlusunun vade tarihinden önce ya da vade tarihinde yaptığı müracaatlar üzerine tecil edilen amme alacaklarına uygulanacak tecil faizinin hesaplanmasında ise vade gününde faiz alınması söz konusu olmayacağından, vade gününü takip eden tarih esas alınmaktadır. (Tahsilat Genel Tebliğ, Seri A, Sıra No: 1) (Tecil faizinin hesaplanmasına ilişkin formül için bknz: sf:48). (Bknz: sf:48 Tablo 3.1)

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 75’inci maddesi gereği olarak “Yapılan takip sonunda, borçlunun haczi caiz (olabilir) malı olmadığı veya bulunan malların satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz hâlinde sayılmaktadır.” Aciz halinde olanlar faizsiz olarak tecilden yararlanabilmektedirler. Aciz hâlinin tespitinde borçlunun davranış ve beyanları önem arz etmektedir. Çünkü borçlunun mal bildirimini gerçeğe aykırı şekilde yapması, yaşayış tarzı, mal bildirimine uygun olmayanların bu durumlarının tespiti hâlinde kendilerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası uygulanabilmektedir (AATUHK. Md: 111). Aciz hâlinin tespitinde düzenlenmesi öngörülen “Aciz Fişi” basılı kâğıt hâline getirilmiştir. Aciz fişleri vergi dairelerinin tahsilat servislerinde bir örnek olarak düzenlenerek, borçlunun tahsilat dosyasında muhafaza edilmektedir. Aciz hâlindeki borçlunun mali durumunun, zaman aşımı süresi içerisinde devamlı izlenmektedir.

Haczedilmeyecek Mallar

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 70’inci maddesi Haczedilemeyecek malları belirlemiş bulunmaktadır. Bu malların hiçbir biçimde kamu borcunun ödenmemesi dolayısıyla haczi mümkün değildir. Haczi mümkün olmayan mallar iki gruba ayrılmaktadır. Bunlardan ilki Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere Devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallardır. Bunlar:

  • Borçlunun şahsı ve mesleği için gerekli elbise ve eşyası ile borçlu ve ailesine gerekli olan yatak takımları ve ibadete mahsus kitap ve eşyası,
  • Vazgeçilmesi kabil olmayan mutfak takımı ve pek lüzumlu ev eşyası,
  • Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimleri için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve taşıtları ve diğer teferruat ve tarım aletleri; çiftçi değilse sanat ve mesleği için gerekli olan alet ve edevatı ve kitapları; arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük taşıt sahiplerinin ancak geçimlerini sağlayan taşıt vasıtaları,
  • Borçlu ve ailesinin geçimleri için gerekli ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yatakları,
    • Borçlu ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ile  Borçlu çiftçi ise ayrıca gelecek mahsul için gerekli tohumluğu,
    • Borçlu bağ, bahçe veya meyve ve sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimleri için zaruri olan bağ, bahçe ve bu işler için gerekli bulunan alet ve edevatı, malzemesi, fide ve tohumluğu,
    • Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borcunun kendisinin ve ailesinin geçimleri için zaruri olan miktarda hayvan ile bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,
  • Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde malul olanlara bağlanan emekli aylıkları ile bu kabil kimselerin dul ve yetimlerine bağlanan aylıklar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış ikramiyeleri,
  • Bir yardım sandığı veya derneği tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hâllerde bağlanan aylıklar,
  • Vücut ve sağlık üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak zarar görenin kendisi veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi gereken paralar,
  • Askerlik malullerine, şehit ve yetimlerine verilen harp malullüğü zammı ve tekel beyiyeleri,
  • Borçlunun hâline münasip evi “ancak evin değeri fazla ise bedelinden münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir”,
  • Harcırah Kanuna göre yapılan ödemeler,
  • 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarına 2022 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylıklar haczedilemez. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 70’inci maddesinin 11’inci bendi uyarınca borçlunun hâline münasip evi “ancak evin değeri fazla ise bedelinden hâline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir.”

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında’ki Kanun’un 71’inci maddesi uyarınca “Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haciz olunabilmektedir.” Ancak haciz olunacak miktar bunların üçte birinden çok, dörtte birinden az olamaz. Sözü edilen maddenin son fıkrası uyarınca “Asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin onda birinden fazlası haciz olunamaz.” Fıkrada geçen aylık gelirden kasıt, Kanun’un birinci fıkrasında yer alan gelirlerin tamamıdır.

Kanun maddesinde yer alan “münasip ev” kavramı uygulamada duraksama yaratmaktadır. Ancak hangi evin borçlunun hâline münasip sayılabileceğinin tespiti için öncelikle borçlunun sosyal durumuna, aile durumuna ve kendisi ile ailesinin ihtiyaçlarına bakmak gerekmektedir.

Yürütmenin Durdurulması

Anayasa’nın 125’inci maddesinin 5’inci fıkrası uyarınca “İdari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmektedir.” Bu hükme paralel aynı nitelikte bir düzenleme de İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’inci maddesinde yer almaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. Maddesi uyarında “Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz” Aynı maddenin 3’üncü fıkrası gereğince ise “Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlülüklerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tehsil işlemlerini durdurmaktadır.

İlk derece mahkemeler kendiliğinden idari işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verememektedirler.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 49’uncu maddesi uyarınca tecil edilmiş amme alacağı (vergi alacağı) ile ilgili olarak yargı organlarınca verilmiş olan yürütmeyi durdurma kararının devam ettiği süre tecil süresinden uzun ise tecil geçersiz hâle gelecek, tecil süresi yürütmenin durdurulması süresinden uzun ise yürütmenin durdurulması süresi içerisinde tahsil edilmeyen kısım veya taksitler tecil süresi içinde ödenmesi hâlinde tecil koşulları geçerli olacaktır. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 55’inci maddesi gereği olarak amme alacağını vadesinden ödemeyenlere yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir ödeme emri ile tebliğ edilmiş bulunuyorsa bu takdirde borçlunun ya ödeme emrine karşı dava açması veyahut da söz konusu borcu ödemesi gerekmektedir.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 58’inci maddesi uyarınca “Ödeme emrine karşı açılan davalarda yargı mercilerince yürütmenin durdurulması kararı verilmediği müddetçe amme alacağı için tahsil dairesince teminat gösterilse dahi takibatın devam ettirilmesi gerekmektedir” (Tahsilat Genel Tebliğ Seri: A, Sıra No: 1).

Ölüm Halinde Süre Ertelemesi

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 7’inci maddesi uyarınca “Borçlunun ölümü hâinde, mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da bu kanun hükümleri uygulanır.” Bu bağlamda da borçlunun ölümünden evvel başlamış bulunan işlemlere devam olunur. Borçlunun ölümünden önce Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun çerçevesinde başlatılmış takip işlemlerine miras bırakanın geride bıraktığı mal varlıkları (tereke) üzerinden devam edilir. Ancak sözü edilen Kanun’un 50’inci maddesi uyarınca tereke hakkındaki takip işlemleri ölüm dâhil 3 gün süre ile durdurulur.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 50’inci maddesinde yer alan özel düzenleme uyarınca “Karısı yahut kocası, kan ve sıhriyet (nikahla oluşan akrabalık) itibariyle usul ve füruundan birisi ölen borçlu hakkında takip ölüm günü ile beraber üç gün için geri bırakılmaktadır.” Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 50’inci maddesinin son fıkrası gereği olarak “Mirasçılar, mirası kabul veya ret etmemişlerse bu hususta Medeni Kanun’daki muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri bırakılır.”

Türk Medeni Kanunu’nun 606’ncı maddesi uyarınca “Miras üç ay içinde” ret olunabilmektedir. Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır. Bu bağlamda da reddin “kayıtsız ve şartsız olması” gerekmektedir (Türk Medeni Kanunu Madde: 609). Süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası “kayıtsız şartsız” kazanmış olur.

Mirasın kabulü veyahut da reddi için öngörülen üç aylık süre içerisinde mirasın kabul edildiğine ilişkin bir bilgi edinilmeden mirasçılar hakkında takip yapılmasına imkân bulunmamaktadır.

Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 610’uncu maddesi uyarınca ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karşın terekenin olağan yönetiminde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı mirası ret edemeyeceğinden, mirası ret hakkında mahrum olan bu mirasçılar hakkında mirası ret süresi beklenilmeden takip işlemlerine devam edilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan Vergi Usul Kanunu’nun 12’inci maddesi gereği olarak da “Ölüm hâlinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mahsup (atanmış) mirasçılara geçer. Ancak mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nisbetinde sorumlu olurlar.”

Tabii Afetler Sebebiyle Terkin

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 105’inci maddesi uyarınca “Yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, su basması, kuraklık, don, zararlı hayvan ve haşarat istilası ve bunlara benzeyen afetler yüzünden zarara maruz kalan varlıklarının ve mahsullerinin en az üçte birini kaybedenler adına tahakkuk ettirilmiş ve afetlerin zarar verdiği gelir kaynakları ile ilgili amme alacakları” Bakanlar Kurulu Kararıyla kısmen veya tamamen terkin edilmektedir. Bu madde hükmünden faydalanmak için afetin vukuu tarihinden itibaren 6 ay içinde ilgili idareye yazı ile müracaat edilmesi gerekmektedir. Söz konusu madde kapsamına giren bir zararın mevcut olup olmadığı mahalli il veya ilçe idare kurullarınca zararın derecesi, Maliye Bakanlığınca belirlenecek esaslar dâhilinde tespit edilmektedir.

Afet nedeniyle hem varlıklarını hem de mahsullerini kaybedenlerin zarar dereceleri, varlıkların ve mahsullerin zarar öncesi ve zarar sonrası rayiç değerleri esas alınarak toplamı üzerinden karşılaştırma yapılarak tespit edilecektir. Belirlenen zarar derecesi, Vergi Usul Kanunu’nun 115’inci maddesinde yer alan varlıkların üçte birinin kaybolması ön şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinde kullanılacaktır (Tahsilat Genel Tebliği Seri: A, Sıra No:1, 3.Kısım. Birinci Bölüm II-Tabii Afetler Sebebiyle Terkin).