XIX. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI - Ünite 2: Enderunlu Şairler Özeti :

Ünite 2: Enderunlu Şairler

Enderun Mektebi

Enderun Mektebi, Osmanlı Devleti’nde medreseler dışında en önemli resmî eğitim kurumudur. Mülki ve askerî idarecilerin yetiştiği bu mektep, temelde kapı kulu sınıfını yetiştirmek için kurulmuştur. Enderun, Sultan II. Murat zamanında Edirne Sarayı’nda biçimlenmiş, Fatih Sultan Mehmet zamanında da kurumsallaşmıştır. Enderuna, devşirme çocuklar alınmıştır. Genellikle Hristiyan ailelerden devşirilen çocuklar önce Müslüman ailelerin yanında İslam adabı ve Türkçe öğrenir daha sonra Edirne, Galata, İbrahim Paşa saraylarında eğitim görürlerdi. Bunlara “acemi oğlanları” denilmekteydi. Acemi oğlanları saraylarda eğitim aldıktan sonra, içlerinden çok başarılı olanlar Enderun’a alınır, diğerleri ise “çıkma” adıyla çeşitli askerî birliklere dağıtılırdı. Topkapı Sarayı içinde yer alan Enderundaki eğitim Büyük ve Küçük Odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda olmak üzere altı kademeden oluşur. Enderunun ilk kademesi olan Büyük ve Küçük Odalar, Topkapı Sarayı’nın girişinde yer alırdı. Burada ilkin Türkçe, Arapça, Farsça ve Kur’an öğretilirdi. Büyük ve Küçük Odadakiler sadece okur ve yazarlardı. Bunlar Enderun Mektebinin hazırlık sınıflarıdır. Derslere daha sonra güreş, atlama, koşu, ok atma gibi spor faaliyetleri eklenirdi. Bu odalarda bulunanlar dolama biçiminde bir cübbe giydiklerinden bunlara aynı zamanda “dolamalı” denilmekteydi. Odalardaki gençler yaklaşık on beş yaşlarında olurdu. Doğancı Koğuşu, kırk kişiden oluşan kaftanlı denilen Enderunluların beşinci kısmıdır. İşleri padişaha ait şahin, doğan gibi hayvanları besleyip uçmayı öğretmektir. Bu koğuş, ava çıktığı zamanlarda padişaha hizmet etmektedir. Seferli Koğuşu, IV. Murat zamanında kurulmuştur. Hükümdarın çamaşırlarının yıkanması ve katlanması görevi için kurulan koğuş, daha sonra sanat faaliyetlerine başlamıştır. Koğuştan birçok şair, kemankeş, hanende çıkmıştır. Padişahın çok yakınında görev yapan saray dilsiz ve cüceleri bu koğuşta eğitilmekteydi. Kiler Odası, Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur. İç Hazine ile Hazine Odası arasında yer almaktadır. Bu odada bulunan oğlanlar padişaha ait yemekleri pişirmek, sofra kurmak, kahve, çeşitli reçeller yapmakla ve muhafaza etmekle görevliydi. Saray odaları ve mescitlerin mumlarını da bu koğuş sağlamaktadır. Kilerci Koğuşu’nun sayısı otuz ile yetmiş arasında değişmiştir. Bir diğer koğuş olan Hazine de Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştur. Hazine Odası, Yavuz Sultan Selim zamanında daha gelişmiş ve teşkilatlanmıştır. Oda, mertebe bakımından Kiler Koğuşu ile Has Oda arasında yer alır. Hazine Odasındaki oğlan sayısı kaynaklara göre elli ile yüz elli arasında değişkenlik göstermektedir. Savaş ve barış zamanlarında her zaman padişahın yanında bulunan hazinedarbaşı ve hazine kethüdası tarafından yönetilirdi. Hazinedarbaşı birkaç bin saray görevlisinin aylık ücretini öderdi. Cuma günleri camiye giderken padişaha eşlik eden hazinedarbaşı aynı zamanda Enderun hazinesi ve saraya ait mücevherlerle değerli eşyaları korumakla görevliydi. Has Oda, Enderun kademelerinin sonuncusudur. Has Oda’dakiler, Enderun Mektebinin en seçkinleridir. İdarecilik yapmak üzere eğitilmişlerdir. Defalarca seçimden geçerek sistem içinde önemli bir yere sahip olmuşlardı. Has Oda’nın dört meşhur zabiti; has odabaşı, silahtar, çuhadar, rikaptar idi. Bunlardan sadece has odabaşına padişahın huzuruna çıkma yetkisi verilmişti. Has odabaşı padişah neredeyse orada bulunurdu. Bu koğuşta bulunan oğlanlar Hırka-i Saadet Dairesi’ni temizlemek, eşyasının bakımını yapmak, kandil gecelerinde gül suyu dökmek, mukaddes emanetleri korumakla görevliydiler. Ayrıca padişahın müezzini, sırkâtibi, sarıkçıbaşı, kahvecibaşı gibi yakın hizmetini görenler de Has Oda’dan seçilirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın has odabaşısı İbrahim, veziriazam olmuştur. Has Oda kırk civarında oğlanı ağırlardı. Enderun kendi içinde bir sistemler bütünüdür. Buraya alınacak kişiler özenle seçilir ve sürekli bir eğitimden geçirilirdi. Disiplinin temel prensip olduğu kurumda terfiler liyakat esasına göre verilirdi. Enderun Mektebinde başarı göstermeyenler buradan alınıp ordunun çeşitli kademelerinde görevlendirilirdi. XVII. yüzyıldan itibaren birtakım kayırma ve himayelerle öğrenci alınması, değişen eğitim sistemlerine ayak uyduramaması gibi nedenlerle zayıflamaya başlayan diğer devlet kurumları gibi önemini yitirmeye başlamış ancak, XIX. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüştür.

Enderunlu Şairler

Enderun, askerî, idari ve siyasi ihtisas akademisi olmanın yanında birçok şair, musikişinas, hattat ve Osmanlı sanatının çeşitli kollarında eserler veren sanatkârlar yetiştirmiş bir kurumdur. XVIII. yüzyıl şairlerinden Fazıl, XIX. yüzyıl şairlerinden Vasıf bu kurumdan yetişmiş ünlü şairlerdendir. Fazıl’ı, önceki yarı yılda tanıdınız. Enderun’da yetişen diğer şairleri şimdi daha yakından tanıyacaksınız. Enderunda yetişen şairlerden çeşitli kaynaklarda bahsedilmektedir. Enderun Tarihi yazarı Tayyarzade Ata, beş ciltlik eserinin dördüncü cildini şairlere ayırmıştır. İlkin padişah ve şehzadelerin şiirlerinden, daha sonra yaklaşık iki yüz Enderunlu şairden örnekler veren eser, şiir seçkisi niteliği taşımaktadır. Şairlerin yaşam öyküsü veya şiirleri hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Ahmet Refi ise yazdığı tezkiresinde Enderun’da yetişen şairler, hattatlar ve musikişinaslardan bahsetmektedir. Bu eserde Enderunlu on şairden bahsedilse bile bunlardan sadece Seyyit Vesim Ahmet Ağa’nın divanı olduğu bilinmektedir. Diğerleri daha çok, bestelenmek için güfte yazan kişilerdir. Akif tarafından Enderunlu şairler için yazılan Mirat-ı Şiir adlı eser yirmi üç Enderunlu şairi anlatması yönüyle diğer tezkirelerden ayrılır. Eserde bahsi geçen şairler, yeteneklerine veya adlarına göre değil, Enderun Mektebinde yetiştikleri odalara göre sıralanmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere yolu Enderun’dan geçen birçok şair bulunmaktadır. Bu şairlerin büyük bir kısmının divanı yoktur. Bunlar, çoğunlukla bestelenmek için güfte yazan şairlerdir. Çoğu musikişinastır. XVIII. yüzyılın sonu ile XIX. yüzyılda yetişmiş olan Enderunlu şairler, aşağıda kısaca tanıtılacaktır.

Hanei Hassa Şairleri

  • Tüfenkçibaşı Mehmet Arif
  • Hasan Yaver
  • Nazif
  • Rifat
  • Naşit
  • Raik

Hazine-i Hümayun Şairleri

  • Şakir
  • İbadî
  • Nedim
  • İbrahim Ferit
  • Nısfet
  • Esat
  • Reşit

Kilar-ı Hassa Şairleri

  • Hamit
  • Fennî
  • Feyzî
  • Arif-i Diger Mehmet Ağa
  • Raif
  • Hamid-i Diger

Hane-i Seferli Şairleri

  • Rasih
  • Kâmil

Enderunlu Vasıf

Enderunda yetiştiği için Enderunlu Vasıf diye tanınan şairin asıl adı Osman’dır. İstanbul’da doğmuştur. Doğum tarihi bilinmiyor. Vasıf, dedesinin kardeşi Halil Paşa’nın yardımıyla acemi oğlanlarının Enderun için yetiştirildiği üç saraydan biri olan Galata Sarayı’na yerleştirilmiştir. Vasıf, saraydan sonra Enderuna alınmamıştır. Süleyman Paşa’nın hizmetine girmiştir. I. Abdülhamit devri sonlarında Enderunun Kiler-i Hassa koğuşuna alınmış, III. Selim’in on sekiz yıllık saltanatı zamanında hep sarayda bulunmuştur. Belki bu nedenle Sultan Selim’e yedi kaside sunmuştur. IV. Mustafa zamanında Enderun görevlerinin en yüksek derecesi olan, padişahın yakın hizmetlerini görmek için Has Oda’ya alınmıştır. Sultan II. Mahmut’un saltanatı zamanında hünkâr baş lalası, peşkir ağası, anahtar ağası ve 1817’de kiler kethüdası olmuştur. Hayatının en rahat dönemini II. Mahmut zamanında yaşayan Vasıf, sultana dört kaside sunmuş ve değişik olaylar nedeniyle altmış iki tarih söylemiştir. Otuz yıldan fazla sarayda görev yaptıktan sonra kendi isteğiyle 1818 yılında ayrılmıştır. Hacegân payesiyle Bolayır’da Şehzade Süleyman tevliyeti verilmiştir. Son yıllarını İstanbul’da evinde geçiren Vasıf 1824 yılında ölmüştür. Mezarı Üsküdar’da Karacaahmet Türbesi yakınlarındadır. Mezar taşında yakın dostu İzzet Molla’nın yedi beyitlik bir şiiri yazılıdır. Bu beyitlerden birinde İzzet Molla, Vasıf ’ın hayatının sonlarında şiirlerinin bir kısmını yaktığını söylemektedir. Vasıf ve İzzet Molla’nın vücudunun hayli iri olduğu, divandaki bir kıtada geçmektedir. Divan şiirinin hemen tüm nazım biçimleriyle şiir yazan Vasıf, aynı zamanda en çok şarkı yazan kişidir. Vasıf Divanı’nda 28 kaside, 140 gazel, bir müstezat, 227 musammat, 87 tarih kıtası 78 muhtelif kıta bir mesnevi ve beyitler bulunmaktadır. Görüldüğü gibi şair en çok musammat yazmıştır. Bu musammatlardan 187 tanesi murabbadır (Gürel 1999). Genelde 4-5 bendli olan bu murabbaların büyük bölümü devrinde çok beğenilmiş ve bestelenmiştir. Başta Nedim olmak üzere XVIII. yüzyılda mahallîleşme akımına bağlı şairlerin etkisinde kalmıştır. Şarkıları ve gazelleriyle şöhret bulan Vasıf, daima bir yönüyle Nedim’e bağlıdır. Nefî’ye nazire olarak yazdığı kasidelerinde bile Nedim etkisi görülür. Gazellerinin birçoğu ve şarkıları Nedim’in getirdiği yeniliklerin kendi mizacına ve yetişme tarzına göre yeniden yorumlanmasından ibarettir. Nedim ile Vasıf arasındaki bu yakınlık tesadüfi değildir. İkisi de İstanbulludur. Vasıf da Nedim gibi zekâsı, neşesi, konuştuğu dile kadar şehir çocuğudur. Divanında İstanbul ağzı, giyim kuşamı, mesire yerleri ve Boğaziçi önemli bir yer tutar. Nedim ile Vasıf arasında önemli farklar da bulunmaktadır. Nedim, klasik medrese öğrenimi görmüş, aruzu bütün incelikleriyle bilen, divan şiirinin kaynaklarına vâkıf, sanatını, yaşayan halktan ve dilden olduğu kadar bu kültürün kaynaklarından da besleyen bir şairdir. Vasıf ’ta bu kültür zenginliği ve şiir zevki yoktur. O Enderunda, bu kurumun da Osmanlı Devleti’nin diğer kurumları gibi zayıfladığı bir dönemde yetişmiştir. Öğrenimi hakkında çok fazla bilgimiz olmamasına rağmen, büyük kaynaklara kadar gitmediği, divanındaki şiirlere bakıldığında yerli kaynaklarla yetindiği anlaşılıyor. Vasıf eski şiirin sanatına ve lügatine ancak dış tarafından hâkimdir. Derinlik yoktur. Onda kendinden önceki şairlerde yer alan mazmunlara çok rastlanmaz. Diğer yandan Enderunda almış olduğu eğitim sonucu güzel yazı ve musiki ile meşgul olduğunu, cirit ve ok atma gibi sporları iyi bildiğini divanından anlamaktayız. O, eski terbiye sisteminin yetiştirdiği orta seviye bir insandır (Tanpınar 2006: 85-86). Vasıf ’ın şiirleri eski şiir açısından bakıldığında bir zevk çöküşünün habercisidir. Realist tavrı, bayağılıktan dahi çekinmeyen mizacı, gerçek aşkı anlatan gazelleri ve şarkıları bizde geleneği devam ettirmekten çok, yıkmayı düşündüğü hissini uyandırır. Sevimliliği de buradan gelir. O yeni bir şairdir. Yeniliği, doğrudan doğruya şiire getirdiği yenilik değildir. Vasıf ’ın gerçek aşkı, halk ifadesine ve halk hayatına merakı, halk tiplerini yakalamaya çalışması, gündelik hayat ve duygular üzerine ısrarla durması çok da geleneksel değildir. Vasıf, hayatın kendisine mahsus sözcüklerini şiire sokmaya çalışan adamdır. Devrinin binicilik, cirit, ok atma gibi tabirlerini onun kadar kullanan yoktur. Ancak asıl merakı halk ifadesi üzerinedir. Kadın ve erkek giyimleri de ilgisini çeker. Osmanlı şiiri açısından bakıldığında çok az şiir günlük hayata bu kadar bakabilir. Bunun en güzel örneği bir anne-kız arasında geçen diyaloğun şiirleştirilmesidir. Anne-kız anlaşmazlığı etrafında dönen şiir, Vasıf ’ın keskin bir gözlemci olduğunun ispatıdır. Annenin kızına öğütleri ve kızın anneye cevabı biçiminde gelişen şiirin bir mahalle ve bir kesime ait bütün bir terbiye ve hayat unsurlarını içerdiği gözlenir. Hemen tüm şarkılarında, gazellerinde halk söyleyişine yaklaşma gayretleri görülür.