OSMANLI TÜRKÇESİNE GİRİŞ I Dersi Alfabe İşaretlerinin Ses Değerleri II: Ünsüzler soru detayı:

PAYLAŞ:

SORU:

Alfabedeki sırasına göre şu ünsüz harfleri yalnızca Arapça’ya özgü seslerin işaretleridir: ? hemze,
.ayın ? ,zı ? ,tı ? ,dad ? ,sad ? ,ha ? ,zel ? ,se ? . ? hemze'nin özelliklerini açıklayınız.


CEVAP:

? hemze. Arapça’ya özgü bu ses bir gırtlak
ünsüzüdür. Ses dudaklarının kapalı bulunduğu sırada ciğerlerden gelen havanın
yaptığı baskı sonucu birden açılan dudaklardan gelen bir patlamayla duyulan tonlu
bir sestir. Arapça’da bir ünlü ile başlıyor
gibi görünen her kelime aslında bu ünsüzle
başlamakta ve ünlü seslere karşılık olan işaretlerle birlikte a, i, u gibi okunmaktadır.
Yazıda bu ünsüzü Araplar da göstermezler
ve kürsüsü olan ? elif’i yazmakla yetinirler.
Bu ünsüz, konuşma dilinde, bugün olduğu
gibi, Osmanlı Türkçesi döneminde de bulunduğu yere göre türlü değişikliklere uğratılmıştır:
a. Kapalı tek heceli kelimede iç ses ise, harekesine göre;
aa. ya ??? ye’s yerine yas, ??? re’y yerine rey,
???? rü’yâ yerine rüya, ve şu’m ??? yerine
şom örneklerindeki gibi tamamen düşürülmüş,
ab. ya da ??? be’s yerine beis, ??? zi’b yerine ziib “kurt”, ??? bi’r yerine biir “kuyu”
örneklerinde olduğu gibi, bir ünlü ses
olarak değerlendirilmiştir.

b. Çift ünsüzle biten tek heceli kelimede düşürülmüştür:
?? şey’ yerine şey, ??? cüz’ yerine cüz gibi.
c. İki ve daha çok heceli kelimelerde ilk hecenin son sesi ise;
ca. ya kesmeli söylenmiş,
????? te’sîr, ???? rü’yet, ???? mü’min gibi,
cb. ya da ünlüyü uzatıcı bir etki bırakmıştır:
têsir, rûyet, mûmin gibi 

d. İki ve ikiden çok heceli kelimelerde, ilk
hece açıksa, ikinci ve üçüncü hecenin ilk
sesi olarak bir ünlü gibi söylenmiştir:
???? teessür, ????? müteessir, ???? suâl gibi.
e. İki ve ikiden çok heceli kelimelerde, ilk
hece kapalıysa, ikinci hecenin başında, ilk
hecenin son ünsüzüyle bir hece kurmadığını göstermek üzere, kesmeyle okunmuştur:
????? mes’ûl, ????? meş’ûm “uğursuz” gibi.
Meninski, Viguier gibi XVII. ve XVIII. yüzyıl
gramercileri tarafından verilmiş olan örnekler bu
değerlendirmeyi desteklemektedir. Sonraki yüzyıllarda da durum bundan farklı değildir. Ancak bu
gibi kelimelerin özellikle aruzla yazılmış manzum
metinlerde vezne uydurulmasında asıllarının korunmasına büyük özen gösterilmiştir. Şehirli okuryazarların söyleyişçe benzeri bir özen içinde bulundukları da kolayca tahmin edilebilir.