VERGİ TEORİSİ Dersi Verginin Tanımı, Amaçları, Tarihsel ve Teorik Gelişimi soru detayı:

PAYLAŞ:

SORU:

Aynı gelire sahip kişilerin aynı miktarda, farklı gelire
sahip olan kişilerin ise farklı miktarlarda vergi ödemeleri
nasıl gerçekleşmektedir?


CEVAP:

Bu dikey adalet probleminin çözümü için
fedakârlık kuramı geliştirilmiştir. J.S. Mill fedakârlık
kuramının öncülerindendir. Vergilemede eşit mutlak, eşit
orantılı ve eşit marjinal (en az toplam) fedakarlık olmak
üzere üç farklı fedakârlık kavramı bulunmaktadır:
• Eşit Mutlak Fedakârlık: Vergi oranlarının bütün
kişilerin katlandıkları fedakârlık aynı olacak
şekilde ayarlanmasını ifade etmektedir.
Dolayısıyla bu kural, herkesin eşit vergi
ödemesini değil, eşit fedakârlıkta bulunmasını
savunmaktadır. Bu durumda örneğin 10.000 lira
ve 5.000 lira geliri olan iki farklı kişi
karşılaştırıldığında, birinci kişi ikincisinin iki katı
gelire sahip olmasına rağmen her ikisinin de aynı
gerçek vergi yükünü taşıyacak şekilde
vergilendirilmeleri gerekecektir.
• Eşit Orantılı Fedakârlık: Toplumdan daha fazla
fayda elde ettikleri gerekçesiyle yüksek
gelirlilerin, düşük gelirlilere göre daha fazla vergi
ödemelerini (fedakârlıkta bulunmaların) ifade
etmektedir. Bu durumda yukarıdaki örneğimizde
yer alan 10.000 lira ve 5.000 lira gelir elde eden
iki kişiden birincisi ikincisinden iki kat daha fazla gelire sahip olduğu için, iki kat fazla vergi
ödemesi (fedakârlığa katlanması) gerekecektir.
• Eşit Marjinal Fedakârlık: Eşit marjinal
fedakârlık; toplumun katlandığı toplam
fedakârlığın mümkün olduğunca minimum
olmasını ifade etmektedir. Bunun için son birim
vergi ödemesinden doğan fayda kaybının bütün
mükellefler için aynı olması gerekmektedir. Aksi
takdirde vergi yükünün yansıtılması nedeniyle
bazılarının fedakârlığı daha fazla artacağı için,
azalan toplam fedakârlık söz konusu olacaktır.
Eşit fedakârlık kuramı temelde;
i) gelir arttıkça artan her birim gelirden
sağlanan marjinal faydanın azaldığı
(azalan marjinal fayda kanunu) ve
ii) ii) bütün kişilerin gelirlerinden aynı
tatmini sağladığı varsayımlarına
dayanmaktadır.
Buna karşılık modern refah teorisi farklı kişilerin fayda ya
da zararlarının kıyaslanması olasılığını reddetmekte ve
ayrıca gelirden hoşlanma derecelerinin eşit olduğu
varsayımını gerçekçi bulmamaktadır. Bu teoriye göre
ayrıca aynı gelire ve koşullara sahip iki kişinin aynı
toplam ya da marjinal faydaya sahip olduklarını
varsaymak imkânsızdır. Çünkü bir kişi için vergi
ödenmesinden kaynaklanan fayda ya da zarar
ölçülemeyeceği gibi kişiler arasında tam bir kıyaslama
yapmak da mümkün değildir. Dolayısıyla modern refah
teorisine göre fayda ya da zarar üzerine bir vergi yapısı
inşa etmek uygun değildir.
Modern refah teorisine göre bir kişinin yaşamını
sürdürecek derecede gelire ulaşana kadar (asgari yaşam
standardı) ödeme gücünden söz etmek mümkün değildir.
Bu yaklaşımın kabul görmesi hâlinde vergi ödeme gücü
gelirin asgari miktarı aşan kısmına göre ölçülecektir.
Böyle bir durumda gelire göre arttan oranlı bir vergi yapısı
gereklidir. Çünkü düşük gelirli kişiler gelirlerinin
tamamını ya da önemli kısmını asgari bir yaşam standardı
için kullanırken yüksek gelir grupları bu asgari tutarın
üzerinde bir gelir düzeyine sahiptir. Bu prensibi kabul
eden bazı toplumlarda, belli bir tutarın gelirden
düşülmesine izin verilerek artan oranlılığın derecesi
artırabilmektedir.