İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ Dersi İSLÂM MEDENİYETİNİN DOĞUŞU VE KAYNAKLARI soru cevapları:

Toplam 45 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Batılı yazarlar İslam medeniyeti hakkındaki eserlerde konuları ele alış tarzları nasıldır?


CEVAP: İslâm medeniyeti hakkında yazılmış eserlerde konuların genellikle iki şekilde ele alındığını görürüz. Batılı yazarlar coğrafyaya dayalı bir sınıflandırmayı, Müslüman yazarlar da kronolojiye dayanan bir tasnif tarzını tercih etmişlerdir. Yani biri mekân, diğeri zaman boyutunu esas almıştır.

#2

SORU: Batılı yazarların İslam medeniyetini ele alırken hangi açıdan yetersiz kalmışlardır?


CEVAP: Batılı yazarların yaklaşımlarındaki tarzda İslâm medeniyetinin özünü, ruhunu ve temel amacını ana unsur olarak ele almayı göz ardı etmiştir. İslâm medeniyeti adına bu can yakıcı bir ihmaldir. Çünkü bir medeniyeti doğuran ve yaşatan onun özüdür, ruhudur, amacıdır. Aynı şekilde bir medeniyetin yıkılıp ortadan kalkmasına sebep olan da onun bu aslî değerlerini yitirmesidir.

#3

SORU: Bilimsel kabuller medeni hayatı nasıl değerlendirir?


CEVAP: Bilimsel kabullere göre, medenî hayat milattan önce dört bininci yıllarda şehir hayatı ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bundan önce insan medenî olmayan bir varlık sayılmıştır. Aslında bu yaklaşım, materyalist ve pozitivist bilim adamlarının kendi ideolojik düşüncelerine bir yaratılış ve uygarlık tarihi yaratmak için bilime zorla giydirdikleri ideoloji gömleğidir.

#4

SORU: İlahi dinler ve kitaplar medeniyeti nasıl değerlendirirler?


CEVAP: İlâhî dinlere ve kitaplara göre insan medenî bir varlık olarak yaratılmıştır. Medenî hayat da, aynı zamanda ilk peygamber olan ilk insanla birlikte başlamıştır. Çünkü Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmış ve onu yeryüzünün sahibi kılmış ve ona yeryüzüne hükümran olma imkân ve yeteneği bahşetmiştir. İnsan, Allah’ın hükümranlığının yeryüzündeki temsilcisidir. Bu temsil görevinin öncelediği hedeflerden biri de hiç şüphesiz medenî hayattır, medeniyettir.

#5

SORU: İnsanın medeni olması insana ve dine nasıl bir fonksiyon kazandırmıştır?


CEVAP: İnsanın medenî olması, yaşadığı hayatı ve dünyayı medenîleştirmesi Allah’ı temsil görevidir. Bunun için ihtiyaç duyduğu her yetenek yaratılış donanımına yerleştirilmiştir. Allah’ın yeryüzünde en iyi temsil edilebildiği coğrafya en medenî coğrafya, Allah’ı en iyi temsil edilebilen toplum da en medenî toplumdur. Bu bağlamda bütün ilâhî dinler bir din olduğu kadar da birer medeniyettir.

#6

SORU: İslam dininin insanın medenileşmesindeki etkisi nasıl olmuştur?


CEVAP: İslâm, insanlığın en büyük medeniyet projesidir. Hz. Peygamber bu projeyi uygulamaya risâlet göreviyle birlikte başlamıştır. Öncelikle zihinleri ve kalpleri medenîleştirmeyi hedeflemiştir. Hicretle beraber Yesrib’in adını Medine’ye çevirmek suretiyle de İslâm’ın medeniyet yürüyüşünü başlatmıştır. Bu yürüyüş yaklaşık bin beş yüz yıldır Uzak Asya’dan Atlas Okyanusu’na, Avrupa’dan Afrika’ya bütün yeryüzünde sayısız ve benzersiz eserler vücuda getirmiştir.

#7

SORU: Medeniyet kelime olarak ne anlama gelmektedir?


CEVAP: Arapça bir kelime olan medeniyet, medîne sözcüğünden türemiştir. Medine ise, bir yerleşim birimi olan şehir anlamındadır ve bir yerde ikamet etmek, yerleşmek anlamına gelen me-de-ne kökünden gelmektedir. Kentleşme ile yakın ilgisi vardır (İbn Manzur, 1968). Medenî şehirli, şehre ait, şehre özgü; medeniyet ise şehirlilik, yerleşik hayat, iyi yaşama demektir.

#8

SORU: Batı dünyası medeniyet kavramını hangi tarihte ortaya atmıştır ve batı dünyasında bu kelime ne anlam ifade etmiştir?


CEVAP: İlk olarak 1757 yılında Fransa’da, bundan on yıl sonra da İngiltere’de kullanılmaya başlayan medeniyet, Batı dillerinde şehir ve şehirlilik anlamlarını ifade eden civilisation sözcüğünden türetilmiştir. Civilisation sözcüğü de Latincede şehirli anlamına gelen civilis kelimesinden türetilmiştir.

#9

SORU: Medeniyet terim anlamı yapınız?


CEVAP: Medeniyet, terim anlamı itibariyle de bir neslin kendisinden sonraki nesillere miras bıraktığı dinî, siyasî, soyal ve iktisadî kurumlar, faaliyetler, icatlar, teknolojiler gibi maddî unsurların, anlayış, düşünce ve değerler gibi manevî unsurların toplamıdır.

#10

SORU: Kültür kelimesi hangi dilden türemiştir ve Türkçeye hangi anlamda girmiştir?


CEVAP: En fazla tanımı yapılan kavramların başında gelen kültür sözcüğü, 1900’lere doğru başta Fransızca olmak üzere diğer dillere Almancadan geçmiştir. Kültür, Latince cultura kelimesinden türemiş olup toprağı işleme anlamına gelir. Türkçemize, daha sonraları Batı dillerinde kazandığı yüksek umumi bilgi anlamıyla girmiştir. Ziya Gökalp, kültür sözcüğünün Latincedeki ifade ettiği anlamdan hareketle kültür yerine aynı anlama gelen Arapça hars sözcüğünü kullanmıştır.

#11

SORU: Kültür kelimesini tanımlayınız?


CEVAP: Kültür; bir topluluğun yaşama tarzı, atalardan gelen maddî-mânevî değerler toplamı, insanın, tabiatı ve kendini idare etme yolu ile bizzat meydana getirdiği eser, bir toplulukta örf ve âdetlerden, davranış tarzlarından, teşkilat ve tesislerden kurulu ahenkli bütün, bir milletin bütün hayati tezahürlerinde üslup bütünlüğü, yaşanan çevre ile ferd arasında varolan düşüncelerin, zevklerin, alışkanlıkların ortaklığı vb. şekillerde tanımlanmıştır.

#12

SORU: Kültür kelimesi muhtevasıyla nasıl tanımlanır?


CEVAP: Kültür, belli bir tarihi ve coğrafyayı paylaşan toplumların, tarihî ve toplumsal gelişme süreçlerinde, kendi damgalarını taşıyan yaşayış ve davranış tarzlarıyla, oluşturdukları maddî ve manevi değerler kültür olaraknitelendirilmekte ve bu birikimlerin gelecek kuşaklara aktarımı ve bunda kullanılan araçlar da kültür kavramının muhtevasında yer almaktadır. Buna göre kültür, bir toplumda yaşayan insanların bütün öğrendikleri ve paylaştıkları şeydir

#13

SORU: Kültür deyimiyle ne anlaşılmaktadır ve hangi alanları kapsamaktadır?


CEVAP: Kültür; insanın ortaya koyduğu, içinde insan katkısının bulunduğu bütün gerçeklikleri ihtiva etmektedir. Buna göre, kültür deyimiyle, içinde insanın varlığını gördüğümüz her şey anlaşılabilmektedir. Kültür, insanın kendini, kendi evinde duymasını sağlayacak bir dünya ortaya koymasıdır. Bu tanıma göre kültür; teknik, ekonomi, hukuk, estetik, bilim, devlet, yöntem, kısaca insanın meydana getirdiği her şeyi kapsamakta ve bütün maddî ve manevî eser ve ürünlere ad olmaktadır.

#14

SORU: Umran sözcüğü hangi dilde kullanılmakta ve ne anlama gelmektedir?


CEVAP: Arapçada umrân ve hadâret kelimeleri de medeniyet karşılığında kullanılmıştır. Umrân sözcüğü, ame-ra kökünden türemiş, bir yeri mâmur etmek, bir yerde iskân ve ikâmet etmek, yapı yapmak gibi anlamları taşımaktadır. Bu kökten türeyen i‘mâr; bir yeri mâmur kılmak, mâmur bulmak, bayındır hale getirmek, şenlendirmek gibi anlamlara gelmektedir.

#15

SORU: Felsefeci İbn Haldun umran kelimesine ne anlam yüklemiştir?


CEVAP: Tarih felsefesi ve sosyolojinin kurucusu kabul edilen İbn Haldun, umrâna; uygarlık ve sosyal kalkınma, sosyal ilerleme anlamını yüklemiştir. O, umrânı insanların, yeryüzünün yerleşime uygun yerlerinde toplu olarak yaşayıp, bu yerleri imar etmeleri, ihtiyaçlarını karşılama konusunda birbirine yardımcı olarak toplumsal bir hayat yaşamaları anlamında ele almaktadır.

#16

SORU: Hadaret kelimesi ne anlamda kullanılmaktadır?


CEVAP: Modern Arapçada yaygın olarak kullanılan hadâret sözcüğü de, ha-dara kökünden olup, şehirde ikâmet etmek, şehirli olmak, medenî olmak, medeniyet gibi anlamlara gelmektedir. Bedevîliğin ve göçebeliğin zıddını ifade eder.

#17

SORU: İbn Haldun hadaret kelimesini ne anlamda kullanmıştır?


CEVAP: İbn Haldun, bu terimi de daha çok bilim ve sanatın gelişmesi, hayat standartlarının yükselmesi, zevklerin incelmesi ve niteliğinin artması zemininde kullanır.

#18

SORU: Batılılar Medeniyeti nasıl tasavvur etmişlerdir?


CEVAP: Batılı kendi hayat anlayışına, yaşam biçimine ve değerler sistemine medeniyet adını vermiştir. Böylece medeniyetin referansı Batı’nın hayat tarzı, medenî olmanın kriteri de o hayat tarzını benimseme ve yaşama oldu. Bu anlayış on dokuzuncu yüzyılın pek çok düşünürünün temel tercihi olmuştur.

#19

SORU: Batı dünyası günümüzde nedeniyet kavramını nasıl değerlendirmektedir?


CEVAP: Batı dünyası medeniyet kavramının kapsam alanını genişleterek, yüksek teknolojisini, üstün tekniğini, bilimsel bilgisini, güçlü kurumsal yapısını ve kurumlarını, dünya görüşünü ve değerlerini de bu kavramla ifade etmiştir. Bu çerçevedeki geldiği yeri ve elde ettiği gücü, kemal noktası, medeniyet odağı olarak görmüştür. Bunun dışında kalan her anlayışı, her değeri, her dünya görüşünü Batı’nın gerisinde kalan bir tavır olarak benimsemiştir.

#20

SORU: Batı dünyası medeniyet adına nasıl bir misyon edinmiştir?


CEVAP: Batılıların medeniyet anlayışı Batı medeniyeti mensuplarının dünyayı medenîleştirme görev, hak ve yetkileri Batı medeniyetinin belirleyici, kendisinin dışındakileri ötekileştiren ayırıcı anlamlarından biri olmuştur. Nihayet Batı’nın dışında kalan dünyanın sömürgeleştirilmesi böyle bir medenîleştirme gayretinin adı olarak tarihe geçti. Batı medeniyetine mensup devletlerin kendilerince dünyayı medenîleştirme görev, hak ve yetkileri günümüzde de aynı gayretle devam etmektedir.

#21

SORU: Tanzimat dönemi aydınları medeniyeti nasıl değerlendirmişlerdir?


CEVAP: Tanzimat dönemi Osmanlı aydınlarına göre medeniyetçilik, Osmanlı Devleti’ni kurtaracak, onu eski gücüne kavuşturacak ve çağdaşlaştıracak yeni bir ideoloji olarak görülmüştür.

#22

SORU: Medeniyete Politikanın girmesindeki amaç nedir?


CEVAP: Medeniyet kavramına giydirilmeye çalışılan bu politik elbise aslında büyük devletlerin, uluslar üstü büyük güçlerin hiçbir değer yargısı tanımayan çıkar mücadelelerine bu kavramı bir meşruiyet silâhı olarak sunma gayretinden başka bir şey olmasa gerekir.

#23

SORU: Medeniyetin doğuşundaki temel faktör neden insan olmuştur?


CEVAP: Medeniyetlerin doğuşunda etkili olan birtakım faktörler vardır. Bunların başında insan unsuru gelir. Toplumu ile bilinçli bir iletişime sahip, girişimci, tecrübeli ve üretken, onları yönlendirebilen bir aydın kesim bulunacaktır. Toplum da bu aydınını kabul edecek, benimseyecek ve isteyerek arkasından gidecek bir yapıda olacaktır. Bu gerçekleşmediğinde, yani aydını ile toplumu birbirlerine ters düşen halklar medeniyetlere herhangi bir katkıda bulunamazlar.

#24

SORU: Coğrafyanın medeniyetlerin doğuşunu nasıl etkilemiştir?


CEVAP: İnsanın kontrol edebildiği bir coğrafya ve buna bağlı olarak, tüm canlıların hayatlarını kolaylıkla devam ettirebilecekleri bir iklim, medeniyetin doğuşunu etkilemiştir. Mezopotamya ve Mısır gibi kadim medeniyetlerin böyle uygun coğrafya ve iklimlerde doğduğu ve geliştiği bilinmektedir.

#25

SORU: İslam dini neden inananlarına medeniyet oluşturmaya teşvik eder?


CEVAP: İslâm dini, inananlarını ısrarla yeryüzünde maddî- manevî, ahlâkî-ruhî bütün yönleriyle dengeli ve mükemmel bir medeniyet oluşmasına gayret etmeye ve buna bir şekilde katkı sağlamaya davet eder. Müslümanları medeniyet gayretinde her zaman bir yarış içinde olmaya teşvik eder. Çünkü insanın Allah’ın halifesi olarak gerçekleştirmesi gereken asıl görevini yerine getirebilmesi için mutlaka bir medeniyet inşasına ihtiyacı vardır. İslâm medeniyetinin doğuşunu etkileyen en büyük faktör de işte bu ihtiyaca, görev anlayışı içinde cevap verme bilincidir.

#26

SORU: İslam medeniyeti hangi terkiplerin içindeki ortamda doğmuştur?


CEVAP: İslâm medeniyeti, birbirlerine paralel gelişme gösteren ticaret, sanat, din ve bilimde karşılıklı etkileşim içinde olan ve hatta ortak mirasları paylaşan dört temel medenî terkibin tarih alanı içinde doğmuştur.

#27

SORU: İslam medeniyetinin doğduğu ortamda temel medeni terkip neresidir?


CEVAP: İslam medeniyetin doğuşundaki temel medeni terkip Nil’den Amuderya’ya kadar uzanan, birçok peygamberin gelmesiyle de peygamberî geleneklere kaynak olan ve merkezî dil olarak Süryanîce, Aramîce ve Pehlevîce dillerinin kullanıldığı Bereketli Hilâl bölgesinin Sâmî-İran terkibidir.

#28

SORU: Peygamberliğini ilan edem Mani’nin alemi nasıl nitelemiştir?


CEVAP: Âlemin ve içindeki her şeyin aslının, nur ve zulmet olmak üzere iki asıldan olduğunu söyleyen Mani dini, birçok kentte kabul görmüştür.

#29

SORU: Zerdüştlerin ortadan kaldırmak için mücadele ettiği Mazdekizmin hangi gaye ve dini teorileri savunmuştur?


CEVAP: Devrimci kimliği ile tanınan ve insanın sahip olabileceği her şeyin su, ateş ve mera ortaklığı gibi, ortaklığını savunan Mazdekizmin kurucusu Mazdek, bu suretle, insanlar arasındaki bütün kıskançlık ve anlaşmazlık sebeplerini ortadan kaldırmayı ve dini saf bir hale getirmeyi düşünüyordu.

#30

SORU: Sasaniler insanlar kaç guruba ayırır ve sınıflar nasıl belirlenirdi?


CEVAP: Sâsânîlerde din adamları, bürokratlar, askerler ve halk olmak üzere dört sınıf vardı. İnsanların hangi sınıftan oldukları doğumla belirleniyordu. Yani hangi sınıfın çocuğu olarak dünyaya gelmişse o sınıfa dâhil oluyordu.

#31

SORU: Roma imparatoru Kostantinus Hristiyanlığı destekleyerek kendini ve dini hangi konuma koymuştur?


CEVAP: Konstantinus 325’de İznik’te Hıristiyan kilisesinin ilk din kurultayını toplayarak, Hıristiyanlığı devletin desteklediği bir din haline getirdi. Bunun üzerine devlet desteğini arkasına almış Hıristiyan piskoposlar da, Konstantinus ve sonraki Roma krallarını imparatorluğu yönetmesi için Tanrı tarafından seçilmiş olarak gördüler. Ayrıca ilk defa bu konsülde resmî olarak İsa, Baba ile aynı bedene, yani cisme sahip olarak görülmüştür. Böylece, İncillerde İsa için yazılı mecâzi ifadeler teolojik amaçlar için kullanılarak metafizik anlamda Tanrı’nın oğlu konumuna getirilmiştir.

#32

SORU: İslam öncesinde Hindistanda hangi dinler vardı ve nasıl şekillendiler?


CEVAP: En renkli ve çok sayıda inanç ve kültürün iç içe yaşadığı Hindistan’da Jainizm ve Budizm dinleri yaygındı. Jainizm Mahavira tarafından kurulmuş veya yeniden şekillendirilmiştir. Budizm ise, daha doğumunda gizemli rüyalara ve çocukluğunda dindar figürlere sahip olduğu rivayet edilen Prens Gautama tarafından şekillendirilmiştir. Prens Gautama, bilgeliği ve aydın olmayı ifade eden Budadır.

#33

SORU: Jainizm ve budizmin ortak öncülü nedir?


CEVAP: Jainizm ve Budizm kişisel duygu ve istekleri yok etmeyi veya bunlara boyun eğmeyi en aza indirmeyi öncül amaçları haline getirmiştir.

#34

SORU: Hinduizm nasıl doğmuştur?


CEVAP: Hinduizm, Hintlilerce saygıya layık görülen sayısız tanrının, birbirine rakip olan ve fakat birbirlerini tamamlayan iki tanrı Şiva ile Vişnu çevresinde doğmuştur.

#35

SORU: Hinduizm’in temeli nedir?


CEVAP: Hinduizmin temelini yeniden doğuş kavramının oluşturduğu Hinduizm’de, halk tanrılara armağanlar sunmakla bir sonraki yeniden doğuşlarında daha üstün doğacaklarına inanmakta idi.

#36

SORU: Hindistanda toplum hangi sınıflardan oluşmaktadır?


CEVAP: Bu büyük ülkede kast sitemi vardı. Buna göre Hint toplumu; Brahmanlar (din adamları), Kşatriyalar (asiller ve askerler), Vaisyalar (çiftçiler, sanatkârlar ve tüccarlar) ve Sudralar (işçiler) ve Paryalar sınıflarına ayrılmıştı

#37

SORU: M.Ö. 551-479 da Çin’de ağırlıklı olarak otaya hangi din çıkmıştır ve nasıl bir etki göstermiştir?


CEVAP: Uzak Doğu bölgesinin en büyüğü olan Çin merkezli medeniyet alanında şekillenen dinî yapı Konfüçyanizm ağırlıklı idi. Hayatta iken ülke yönetimine çağırılmadığı için erdemin ancak iktidar ve sorumluluk ile ortaya konabileceğine inanan Konfüçyüs (M.Ö. 551-479) Çin’in yönetiminde bizzat rol üstlenemedi, ama mirası öğrencileri vasıtasıyla onun adına ülkeyi yönetti.

#38

SORU: Zamanla tahrif edilen ilahi inançlarla cahiliye olarak adlandırılan dönemde Mekke’de oluşan inançlar nelerdir?


CEVAP: Hz. İbrahim ile başladıkları tevhidî inançlarını zaman içerisinde değiştiren Mekkeliler, cahiliye dönemi olarak adlandırılan İslâm öncesi dönemde bir inançlar mozayiğine sahiptirler. Bu inanç mozayiğinin en yaygın olanı Putperestlik’tir. Materyalizm/Ateizm, Yahudilik ve inananları az sayıda da olsa Hıristiyanlık ve Hz. İbrahim’in dinine mensûbiyet olarak anlaşılan Haniflik bu mozayiğin alt grup inançları idiler. Ayrıca Mecûsîlik ve Sâbiîlik de bazı kabilelerin inançları arasında yer almakta idi. Bununla beraber, Hıristiyanlık ve Yahudilik, Mekkeliler tarafından oldukça iyi bilinmekte ve inananlarına ehl-i kitap adı verilmektedir.

#39

SORU: İslam dini öncesinde Mekke’de siyasi yapıda idarecilerin başlıca görevleri nelerdi ve ne gibi öneme haizdir?


CEVAP: Mekke sisteminde başkanın görevleri çok ağırdı; herkes onların, savaşlarda canlarını, barışta mallarını ortaya koymalarını beklerdi. Buna karşılık yetkilerinin yaptırım gücü ağırlıklı olarak manevî idi. Emirlerinin yerine getirilmesi, emri alanların iyi niyetlerine veya kabile güçlerine bağlıydı. Kusay, yine önemli bir kısmı Kâbe ile ilgili olmak üzere ve eskiden var olan birtakım kamu görevlerini yeniden düzenledi. Bu görevler aynı zamanda resmî bir otorite ve nitelik taşıyor, boylar/kabileler adına yerine getiriliyordu.

#40

SORU: Dâru’n-Nedve nedir?


CEVAP: Dâru’n-Nedve parlamento binasıdır, Mekke’nin merkezî toplanma, istişare ve karar alma meclisi idi. Burada Mekke’yi ilgilendiren önemli olayların görüşmeleri yapılır ve karara bağlanırdı. Askerî sefer komutanları burada belirlenir ve alınan kararın doğru ya da yanlış olduğuna bakılmaksızın geçerli sayılırdı.

#41

SORU: İbn Haldun medeniyetin kaynaklarını belirlemede nasıl bir yol izler?


CEVAP: İbn Haldun medenî topluluğu, insan neslinin devamı için zorunlu görür. Medenîleşmenin de bedevî unsurların şehre yerleşmesinden sonra başladığını söyler.

#42

SORU: İslam medeniyetinin doğuş sürecinde iki temel kaynak nedir?


CEVAP: İslâm medeniyetinin doğuş sürecinde iki temel kaynağı vardı. Bunların biri vahiy, diğeri vahyi hayata aktaran Hz. Peygamber’di; başka bir ifadeyle Kur’ân ve Sünnet idi.

#43

SORU: Eşyanın hakikatine İslami bakış nasıldır?


CEVAP: İslam’da Kuran ve sünnet ölçüsünde insan-eşya ilişkisinin nasıl olması gerektiği hakkında temel ilkeler sunulmuştur. Buna göre insan eşyayı, eşyanın varediliş amacına uygun kullanacaktır. Eşyayı araç olmaktan çıkarıp amaç olarak görmeyecektir. Eşya insana değil, insan eşyaya egemen olacaktır. Doğayı tahrip ederek ekolojik dengeyi bozmaktan şiddetle kaçınacaktır.

#44

SORU: İnsanın Yaratılış gayesi nedir?


CEVAP: İnsan yaratılış gayesine hizmet etmeye davet edilmekle yetinilmiştir; o isterse yaratılış gayesine, isterse başka bir amaca hizmet eder. Hiçbir gayesi olmadan da yaşayabilir.

#45

SORU: İslam medeniyeti İnsanı ele alış tarzı nasıldır?


CEVAP: İnsan, özgür iradesiyle Allah’a kul olma teklif ve sorumluluğunu kabul eden tek varlıktır. Bunun için insan melekler de dâhil olmak üzere bütün yaratılmışlardan üstün tutulmuştur. İslâm medeniyeti insanı bu kıymet içinde ele alır.