MALİYE POLİTİKASI II Dersi Türkiye’de Ekonomik Kalkınma ve Büyüme Sorunları soru cevapları:

Toplam 20 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma arasındaki farkı açıklayınız?


CEVAP:

Ekonomik büyüme üretim imkânlarının artması sonucunda millî gelirin artışı şeklinde nicel olarak ölçülür. Buna karşın ekonomik kalkınma kentleşme, okuma-yazma oranının yükselmesi, tarım-sanayi dengesinin sanayi lehine gelişmesi, bebek ölüm oranları, ortalama yaşam beklentisi ve hepsinden daha da önemli olarak, ekonomik verimliliğin yükselmesi gibi sosyal ve ekonomik ölçütlerle ifade edilir. Diğer bir deyişle ekonomik büyüme millî gelirdeki nicel artıştır; ekonomik kalkınma ise ekonomik büyümenin yanında, insani gelişme göstergelerindeki iyileşmedir.


#2

SORU:

İnsani Gelişme Göstergesini açıklayınız.


CEVAP:

Ülkelerde izlenen yaşam uzunluğu, okur yazar oranı ve yaşam kalitesi göstergelerini içeren bir ölçümdür. Sosyal ve kültürel göstergeleri içermesinden dolayı kişi başına gelir göstergesinden çok daha kapsamlı ve anlamlı olan insani gelişme göstergesi ülke sıralamalarında güçlü bir göstergedir. Bu ölçüm sonucunda ülkeler gelişmişlik göstergelerine göre sıralanarak, ülkelerin gelişmiş ya da gelişmemiş oldukları hakkındaki bilgiler oluşturulmaktadır. Göstergede yer alan kat sayılar 1990 yılında Pakistanlı ekonomist Mahbub ul Haq tarafından geliştirilmiştir ve 1993 yılından itibaren Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından hesaplanarak yayınlanmaktadır.


#3

SORU:

İnsani Gelişme Göstergesinin ölçütlerini açıklayınız.


CEVAP:

İnsani Gelişme Göstergesi ülkelerde başlıca üç alandaki gelişimleri göz önünde tutar:

  • Uzun ve sağlıklı bir yaşam; ölçümü, ortalama yaşam süresi ile yapılır.
  • Bilgi; ölçümü, okur yazar oranı ve ilkokul, lise ve üniversite dereceleri ile yapılır.
  • Yaşam düzeyi; ölçümü, kişi başına düşen gelir ve alım gücünün ABD doları ile yapılır.

#4

SORU:

Kalkınma sürecinin planlama süreci ile ilişkisini açıklayınız.


CEVAP:

Kalkınma sorunu hem millî geliri yükseltme hem de kaynakların sosyal açıdan etken kullanılarak sosyal yaşam koşullarını iyileştirme amaçlarını barındırmaktadır. Bu süreç, özellikle de kalkınmanın ilk aşamalarında kısa dönemli göstergelere dayalı piyasa kurallarına terk edilemez. Kalkınma süreci, yoğun bir birikimi ve bu birikimin uzun vadeli planlama ile yönlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle kalkınma aşamalarında ulusal kararı piyasa süreçlerine hâkim kılabilmek için planlamaya başvurulmaktadır. Böylece hem kamu hem de özel kaynaklar ulusal hedeflere yönlendirilerek, gelir artışı ile birlikte sosyal ilerleme ve kalkınma gerçekleştirilebilir.


#5

SORU:

Türkiye’de 1960’larda uygulanan planlama sisteminin genel özelliklerini açıklayınız.


CEVAP:

Planlama sürecinde zorunlu tasarrufa başvurularak, tüketim kısıtlanıp birikim oluşturulmaya ve böylece yatırımların artırılmasına çalışılmaktadır. Oluşturulan zorunlu tasarrufun sosyal amaçlar doğrultusunda kullanılabilmesi ve böylece millî gelirin yükselişine paralel olarak sosyal gelişmenin de sağlanabilmesi amacıyla uzun vadeli planlarda fiziksel hedefler de belirlenmektedir. Ayrıca beş yıl veya daha farklı zaman için belirlenen fiziksel hedeflerin bir yıllık boyutu hesaplanarak yıllık programlar yapılmaktadır. Fiziksel olarak saptanan yıllık programların gerçekleştirilmesi için gerekli kaynaklar ise yıllık programların parasal ifadeye dönüştürülerek bütçelenmesi ile sağlanır. Böylece Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) oluşturulur. Çoğu gelişmekte olan ülkeler 1960’lar ve 1970’lerde ünlü ekonomist Tinbergen tarafından geliştirilmiş planlama ve girdi-çıktı yöntemini kullanmıştır. İleride belirtileceği gibi, Türkiye’de de 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve planlama dönemine girilmiştir.


#6

SORU:

Birinci Sanayi Planının önceliklerini açıklayınız?


CEVAP:

1934 yılında Birinci Sanayi Planı ile devletçilik başlatılmış oldu. Birinci Sanayi Planı’nda mensucat sanayi, maden sanayi, selüloz sanayi, seramik sanayii ve kimya sanayi olmak üzere beş alan üzerinde yoğunlaşılmıştır. Etibank ve Sümerbank gibi dev kuruluşların da kurulduğu bu dönemde sanayileşmenin başlatılması yolunda önemli hamleler yapılmıştır.


#7

SORU:

Marshall Planının Türkiye ekonomisine etkisini açıklayınız?


CEVAP:

1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşta yıkılmış Avrupa’yı ayağa kaldırma projesi olarak Marshall Planı devreye sokulmuştur. Marshall Planı, Türkiye’de demir yolu projesinin karayolu politikasına dönüşmesine ve tarım alanında hızla makineleşerek tarımdaki gizli işsizlerin kentsel alanlara yönelmesine yol açmıştır. Bu dönemde devlet işletmesi olarak çok sayıda çimento fabrikası ve başka bazı kamu işletmeleri açılmıştır. Ancak dış ticareti serbestleştirerek savaş sonrası restorasyon faaliyetlerinde hızla üretim artışı gerçekleştiren Batı dünyasına pazar işlevi görmüş olan Türkiye, 1958 yılına ağır borçlu olarak ulaşmış bunun üzerine, Türkiye alacaklı devletlerle Paris Anlaşması’nı imzalayarak borçlarını uzun vadeye atmak (konsolidasyon/moratoryum) zorunda kalmıştır. Moratoryum ile sonlanan 1950-1958 döneminde millî gelirde yıllık ortalama % 7,3 oranında büyüme sağlanmıştır. Bu dönem 1960 askerî müdahalesi ile kapanmıştır.


#8

SORU:

Türkiye’de devletçi politikaların temellrini atan olayı açıklayınz?


CEVAP:

1929 yılında Milli İktisadiyat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuştur. Milli ürünlerin kullanılması ve tasarrufun yükseltilmesi propogandası yapan Milli İktisadiyat ve Tasarruf Cemiyeti kısa süre içinde Sanayi Kongresi ve ziraat Kongresi toplantılarını gerçekleştirmiştir ve böylece devletçi politikaların temelleri atılmıştır. 


#9

SORU:

Türkiye’de 1960’larda uygulanan planlama sisteminin özellikleri açıklayınız?


CEVAP:

Planlama sürecinde zorunlu tasarrufa başvurularak, tüketim kısıtlanıp birikim oluştu- rulmaya ve böylece yatırımların artırılmasına çalışılmaktadır. Oluşturulan zorunlu tasar- rufun sosyal amaçlar doğrultusunda kullanılabilmesi ve böylece millî gelirin yükselişine paralel olarak sosyal gelişmenin de sağlanabilmesi amacıyla uzun vadeli planlarda fiziksel hedefler de belirlenmektedir. Ayrıca beş yıl veya daha farklı zaman için belirlenen fiziksel hedeflerin bir yıllık boyutu hesaplanarak yıllık programlar yapılmaktadır. Fiziksel olarak saptanan yıllık programların gerçekleştirilmesi için gerekli kaynaklar ise yıllık program- ların parasal ifadeye dönüştürülerek bütçelenmesi ile sağlanır. Böylece Planlama-Prog- ramlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) oluşturulur. Çoğu gelişmekte olan ülkeler 1960’lar ve 1970’lerde ünlü ekonomist Tinbergen tarafından geliştirilmiş planlama ve girdi-çıktı yön- temini kullanmıştır. İleride belirtileceği gibi, Türkiye’de de 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve planlama dönemine girilmiştir.


#10

SORU:

Türkiye’de Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemine geçiş sürecini açıklayınız?


CEVAP:

Ülkemizde 30 Eylül 1960 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı’nı kuran yasa kabul edilerek, planlı ekonomiye geçişin yasal temelleri oluşturulmuştur. Planlama fikri ve uygulaması Cumhuriyet yönetiminin ilk dönemlerine hatta 1913 yılına dek gitmekle birlikte, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması ile Beş Yıllık Plan ve Program Dönemi’ne girilmiş ve Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) benimsenmiştir. İlgili yasada belirtilmiş şekliyle bu planın hedefleri, memleketin ihtiyaçlarının ve bu ihtiyaçlara yönelik politikaların belirlenmesi; bu doğrultuda uzun ve kısa vadeli planların hazırlanması ve özel sektörün plan hedefleri doğrultusunda teşvik edilmesi olarak belirlenmiştir. Yasanın öngördüğü plan kamu kesimi için emredici, özel kesim için yol gösterici nitelik taşımaktaydı.


#11

SORU:

Planlama döneminde benimsenin politikaları açıklayınız.


CEVAP:

Planlama ile girilmiş olan yeni dönemin en önemli özelliği, 1950-1958 döneminde sürdürülen liberal ve serbest ticaret politikalarının yerine ithal ikameci ve korumacı politikaların geçirilmesidir. Ayrıca, ekonomik büyüme hedefleri yanında, ödemeler dengesinin gözetilmesi, gelir dağılımın düzeltilmesi, vergi reformunun yapılması gibi amaçlar yanında, nüfus politikası ve sosyal adaletin sağlanması gibi sosyo-ekonomik sorunlara da el atmış, böylece ekonomik veriler üzerinde değil, sosyal verilerde de etkin toplumsal dönüşümler oluşturmayı hedeflemiştir.


#12

SORU:

1980 sonrası ekonomi politikalarının genel özelliğini açıklayınız?


CEVAP:

1980 sonrası uygulanan ekonomi politikası geçmiş dönemlerdekinden hayli farklıdır. Farklılık, ekonominin ihracata yönelik liberal ve monetarist (parasalcı) politikalara yönelmesindedir. Bu farklılığın da içten ve dıştan kaynaklanan nedenleri bulunmaktadır.


#13

SORU:

1980 sonrası katma değer vergisinin ekonomiye etkilerini açıklayınız?


CEVAP:

Ülkemizde iç talebin azaltılması için vergi sistemi radikal değişikliğe uğratılarak, o döneme kadar uygulamada olan Gider Vergisi, Katma Değer Vergisi ile ikame edilmiş, sistem içinde dolaylı vergilerin ağırlığı artırılmış ve kamusal yük sermaye üzerinden topluma kaydırılmaya çalışılmıştır. Sermayenin maliyet yönünden desteklenmesi ve iç talebin azaltılmasına karşın ihracatın istenen boyutta artırılamaması ve bu yolla cari açık sorununun çözüme ulaştırılamaması ise ekonomi yönetimini sıcak para operasyonuna yöneltmiştir.


#14

SORU:

2000 yılında IMF ile imzalanan stand-by anlaşması kapsamındaki politikaları açıklayınız.


CEVAP:

IMF ile yapılan stand-by anlaşmasında ağırlıklı olarak öne çıkan ana hedef, borçların sürdürülebilirliğinin sağlanması ve enflasyonun denetlenmesidir. Söz konusu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için para ve maliye politikası araçlarıyla sermaye kesimine önemli avantajlar sağlanmış, bütçede reel harcamaların kısılması yanında kamu mülklerinin satışı ve/veya kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi yaygın olarak uygulama alanı kazanmıştır. Ayrıca IMF politikalarının para politikası ayağında, Merkez Bankası Para Kurulu statüsüne geçirilerek, bankanın para ihracında bulunma gücü ortadan kaldırılmış ve para programı çerçevesinde döviz çıpası uygulamasına geçilerek, enflasyonun denetlenmesine çalışılmıştır.


#15

SORU:

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının ilkelerini açıklayınız?


CEVAP:

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı dört ana ilkeyi kapsıyordu. Bunlar; faiz dışı fazla oluşturabilmek için kamu reel harcamaları artış hızının millî gelir artış hızının altında tutulması, ücret artışlarının sınırlandırılarak sağlanacak fonların tasarrufa yönlendirilmesi, özeleştirmelerle yaratılacak fonların faiz ve borç ana-para ödemesinde kullanılması ve faiz karşılığında alınacak dış krediler ve IMF yardımlarının da borç itfasında kullanılmasıdır.


#16

SORU:

İkinci Dünya Savaşının kamu harcamalarına etkisini açıklayınız?


CEVAP:

İkinci Dünya Savaşı kamu harcamalarının seyrini ve iç dağılımını önemli ölçüde etkilemiştir. 1937-41 aralığında toplam harcamalar artmış, cari harcamalar yükselmiş, savaş ekonomisi uygulandığından savaş sanayiine yatırım artırılmış, buna karşın altyapı yatırımları bir miktar ihmal edilmiş, güvenlik harcamaları olağanüstü boyutta yükselmiştir.


#17

SORU:

1980 sonrası devlerin ekonomideki konumunu açıklayınız.


CEVAP:

1980 sonralarında devletin ekonomideki rolünün azaltılması görüşü doğrultusunda, özel yatırımlar lehine kamu yatırımları azaltılmıştır. Ancak özel yatırımlar kamunun boşalttığı alanı dolduramamıştır. Bu süreçte maliye politikası ile ekonomik kalkınma politikaları zayıflatılmış olduğu gibi, özel çabalar da bu yöne gereği şekilde yönelmediği için ekonomik kalkınma, ekonomik büyümenin gerisinde kalmıştır.


#18

SORU:

Kamu gelirleri ile kalkınma arasındaki ilişkiyi açıklayınız.


CEVAP:

Kamu gelirlerinin kalkınma ile ilişkisi iki açıdan ele alınabilir. Birincisi, toplumsal kararlar çerçevesinde millî gelirin ne kadarının kalkınma için kullanılacağı kararı, ikincisi ise kalkınmanın kamu kesimi ile mi yoksa özel kesim ile mi gerçekleştirileceği yolundaki seçiştir. Millî gelirin ne kadarının kamu kesimi eliyle kalkınmada kullanılacağı kararı toplam vergi yükü ile anlaşılabilir.


#19

SORU:

Sosyal tasarruf oranı kavramını açıklayınız?


CEVAP:

Sosyal Tasarruf Oranı: Üretilen millî gelirden kamusal amaçlara tahsis edilen fonlardır.


#20

SORU:

Dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının düşük olmasının toplumsal sonuçlarını açıklayınız?


CEVAP:

Dolaysız vergilerin, toplam vergiler içindeki payının nispi olarak cılız seyretmesi ise toplumsal güç ilişkisini ve onun yansıtıldığı toplumsal tercihi göstermektedir. Örneğin, vergi sisteminde dolaysız vergilerin cılız seyretmesi, tersinden bakarsak dolaylı vergilerin ağırlıkta olması, vergi adaleti ile ilgili sorunları gündeme getirdiği gibi, aynı zamanda sermayenin tercihlerini de yansıtır. Çünkü vergi yükünün nispi olarak dolaylı vergilere kaydırılması, başka birçok nedenden ayrı olarak, sermaye üzerindeki kamusal hizmetlerin yükünü hafifletirken, sermaye dışı kesimde bireysel yükleri ağırlaştırmaktadır.