SÖMÜRGECİLİK TARİHİ (AVRUPA-AMERİKA) Dersi Fransız Sömürgeciliği soru detayı:

PAYLAŞ:

SORU:

Avrupa sömürgeciliği ve Osmanlı  fetih mantığı arasındaki fark nedir?


CEVAP:

Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıl başından XVIII. yüzyıl sonuna kadar Afrika’nın kuzey ve doğu sahillerini Avrupalıların işgalinden kurtarmakla kalmayıp kendi idaresine alarak muhafaza etmesi dünya tarihinde benzerine az rastlanır bir durumdur. Osmanlılar
bu bölgeleri genelde Anadolu’dan bazen de Balkanlar ve Kafkaslar’dan her yıl götürdüğü binlerce genç askerle elinde tutabildi. Oysa Avrupalılar, XIX. yüzyılın ikinci yarısında başladıkları Afrika’yı sömürgeleştirme sürecinde kendi askerlerinden ziyade yerlileri zorla silah altına alarak onları kıtanın iç bölgelerine düzenledikleri askerî seferler için cephelere sürüyorlardı. Kaldı ki bu uygulamalarını sadece Afrika’nın sömürgeleştirilmesiyle sınırlı bırakmadılar ve özellikle I. ve II. Dünya Savaşları için bu kıtadaki sömürgelerinden milyonlarca asker getirip Avrupa’da birbirlerine karşı açtıkları cephelerde çarpıştırdılar.

Tarihte güçlü devletler kuran Müslüman toplumların geçmişinde Avrupalıların Afrika’daki uygulamalarına benzer sömürgeci bir tavır görmek neredeyse imkânsızdır. Zaman zaman adaletten sapan Müslüman idareciler içinde kendi tebaalarına veya ele geçirdikleri ülkelerin halklarına karşı zalimane bir tavır sergileyenler olmuştur. Ancak onların tavırları daha ziyade kendilerine mahsus olup sömürgecilik tarzı bir sürece girmemiştir. Bunda başka toplumları sömürmeye müsaade etmeyen İslam dininin emirlerinin etkisi büyüktür. Fethedilen topraklardaki insanlar kısa zaman içinde ya Müslüman olarak ülkelerine gelenlerle birlikte yeni fetihlere katılıyorlar veya kendi inançlarını muhafaza ederek bunun karşılığında devlete birtakım ödemelerde bulunarak hem hayatlarını hem de kazançlarını garanti altına almış oluyorlardı. Oysaki Avrupa sömürgeciliğinde Afrika yerlilerinin ne can güvenliği, ne mal güvenliği kalıyordu. Ellerindeki araziler alınarak Avrupa’dan getirilen fakir köylülere dağıtıldığı gibi kendileri de zorla bu arazilerde çalıştırılıyor veya Güney Amerika, Karayib Denizi, Büyük Okyanus veya Hint Okyanusu’nda bulunan diğer
sömürgelerine anlaşmalı işçi statüsü adı altında götürülüyorlardı. XX. yüzyılın başından itibaren ise Avrupa’da önemli fabrikaların bulunduğu şehirlere, maden ocaklarına çalıştırılmak üzere düşük ücret mukabilinde taşındılar.

Osmanlılar’ın Afrika’da bulundukları müddetçe bu ve benzeri insan göçüne hemen hemen hiç rastlanmamaktadır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti toprakları içindeki sayıları 10’u geçmeyen Afrika asıllıların yaşadığı köylerin varlık sebebi de buralarda yaşayanların
dedelerinin ya ülkelerini sömüren Avrupalı devletlerin idarelerinden kaçıp gelmeleri sonucu ya da köle ticareti yasaklandığında Osmanlı sınırları içindeki köle tacirlerinin ellerinden alınan kölelerin hürriyetlerine kavuşturularak buralara yerleştirilmeleridir.