DAVRANIŞ BİLİMLERİ II Dersi Öğrenme Psikolojisi soru cevapları:

Toplam 72 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Öğrenme nedir?


CEVAP:

Öğrenme, bir organizmanın davranış ya da yeteneklerinde nispeten kalıcı değişim üreten deneyim sürecidir.


#2

SORU:

Öğrenme ve performans arasındaki farkı açıklayınız


CEVAP:

Öğrenme, organizmanın neler yapabileceğine kısmen karar veren hipotetik bir sınırdır. Performans ise organizmanın gerçekte ne yaptığıdır. Performans, öğrenme ve güdülenmenin bir fonksiyonu olarak düşünülebilir.


#3

SORU:

Öğrenilmiş davranışlar nedir? Birkaç örnek veriniz.


CEVAP:

Sonradan kazanılan, bilinçli ve istemli biçimde yönetilen davranışlar öğrenilmiş davranışlardır. Soğuk havada kazak üretmek ve giymek, soba veya kalorifer yaparak kullanmak bu tür davranışlara örnektir.


#4

SORU:

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiğine ilişkin çalışmalar da bu konuya değişik bakış açılarından yaklaşırlar. Bu yaklaşımlar nelerdir?


CEVAP:

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiğine ilişkin çalışmalar da bu konuya değişik bakış açılarından yaklaşırlar. Bu yaklaşımlar;

a) Davranışçı öğrenme yaklaşımı

b) Sosyal öğrenme yaklaşımı

c) Bilişsel öğrenme yaklaşımı


#5

SORU:

Davranışçılık nedir?


CEVAP:

Davranışçılık, tüm davranışların koşullanmalar yoluyla elde edildiğini öne süren bir kuramsal yaklaşımdır.


#6

SORU:

Davranışçı yaklaşımın ilk savunucusu kimdir?


CEVAP:

Davranışçı yaklaşımın ilk savunucusu, John Locke’dur.


#7

SORU:

John Locke davranışçı yaklaşımda neyi savunmaktadır?


CEVAP:

John Locke davranışçı yaklaşımda insanın dünyaya boş bir levha (Tabula rasa) gibi geldiğini ve çevre tarafından üzerine ne yazılırsa o olduğunu savunmuştur.


#8

SORU:

Davranışçı yaklaşımda öğrenme nasıl tanımlanmıştır?


CEVAP:

Davranışçı yaklaşımda öğrenme, bir uyaran ve bir tepki arasındaki bağ yoluyla ortaya çıkan davranış değişikliği olarak tanımlanır.


#9

SORU:

Koşulsuz uyaran nedir, Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden örnek vererek açıklayınız.


CEVAP:

Koşulsuz uyaran, hiçbir öğrenmeye gerek olmadan doğal olarak koşulsuz tepkiyi harekete geçiren uyarandır. Örneğin et tozu, köpeğin tükürük salgısı vermesine neden olan doğal bir uyarıcıdır.


#10

SORU:

Koşulsuz tepki nedir, Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden örnek vererek açıklayınız.


CEVAP:

Koşulsuz tepki, dış uyaranlar tarafından harekete geçirilen, doğuştan gelen öğrenilmemiş tepkilerdir. Bu daha çok refleks türü bir davranıştır. Çabuk ve otomatik olarak gerçekleşir. Et önüne konduğunda köpeğin ağzının sulanması böyle bir tepkidir.


#11

SORU:

Koşullu uyaran nedir, Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden örnek vererek açıklayınız.


CEVAP:

Koşullu uyaran, başlangıçta özel bir etkisi olmayan ancak koşulsuz bir uyarıcıyla eşleştirilmesi sonucu koşulsuz uyaranın tetiklediği koşullu tepkiyi ortaya çıkaran öğrenilmiş bir uyarıcıdır. Pavlov’un çalışmasında, zil sesi daha önce öğrenilmiş koşullu uyarıcıdır.


#12

SORU:

Koşullu tepki nedir, Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden örnek vererek açıklayınız.


CEVAP:

Koşullu tepki, koşullu ve koşulsuz uyaranın birlikte verilmesiyle elde edilen ve koşullu uyarana yönelik öğrenilmiş tepkidir. Koşulsuz tepkiyle aynı güçte değildir. Örneğin; zilin başlattığı tükürük salgısı, etin kendisine verilen salgıdan daha azdır.


#13

SORU:

Koşullu ve koşulsuz uyaranın birlikte verilmesine ne denir?


CEVAP:

Koşullu ve koşulsuz uyaranın birlikte verilmesine pekiştirme denir.


#14

SORU:

Farklı tonlardaki zillere koşullu tepki veren köpeğin bir süre sonra sadece ardından et tozu gelen zil sesine tepki vermesi ne demektir?


CEVAP:

Farklı tonlardaki zillere koşullu tepki veren köpeğin bir süre sonra sadece ardından et tozu gelen zil sesine tepki vermesi ayırtetmedir.


#15

SORU:

Davranışçı yaklaşımda Pavlov’un klasik koşullanmasına göre koşullanma ne demektir?


CEVAP:

Davranışçı yaklaşımda Pavlov’un klasik koşullanmasına göre koşullanma, daha önce sadece koşulsuz uyarana verilen tepkinin koşullu uyarana verilmesidir. Bunu sağlayan, koşullu uyaranın koşulsuz uyaranla birlikte sunulmasıdır.


#16

SORU:

Klasik koşullanmayı kendi yaşantınızdan bir örnekle açıklayınız.


CEVAP:

Bir limondan bir dilim keserek ağzımıza götürelim. Limon henüz ağzımıza ulaşmadan tükürük salgımızın arttığını fark edeceksiniz. Hatta limon kelimesini duymak veya görmek bile tükürük salgımızın artmasına neden olabilir. Bu durumun nedeni bu ekşi yiyecek maddesiyle ilgili önceki deneyimlerimizdir. Limon kelimesi ya da görüntüsü koşullu uyaran ve ağzımızın sulanması ise koşullu tepkidir.


#17

SORU:

Watson’un klasik koşullanmasının Pavlov’un klasik koşullanmasından farkı nedir?


CEVAP:

Watson, Pavlov’un klasik koşullanma kuramını tamamen benimsemiştir. Özgün bir öğrenme kuramı geliştirmemiş ancak duygular da içinde olmak üzere tüm insan davranışlarının koşullanma yoluyla kazanıldığını savunmuş ve bu konuda çocuklarla deney yapmıştır. Ayrıca Pavlov’un öğrenmeyi sağlayan tek koşulun pekiştirme olduğunu öne sürmesine karşın Watson, pekiştirme olmadan da öğrenmenin gerçekleşeceğini söylemiştir


#18

SORU:

Yemekten sonra sık sık ellerini yıkaması sağlanan bir çocuğun bunu alışkanlık haline getirerek devam ettirmesi hangi ilkenin örneğidir?


CEVAP:

Yemekten sonra sık sık ellerini yıkaması sağlanan bir çocuğun bunu alışkanlık haline getirerek devam ettirmesi en son ve en sık tepki ilkesine örnek olarak verilebilir.


#19

SORU:

Guthrie’nin bitişiklik ilkesi kuramına göre öğrenme nasıl gerçekleşmektedir?


CEVAP:

Guthrie’nin bitişiklik ilkesi kuramına göre öğrenme, önceleri bir tepkiye neden olmayan bir uyaran belki de kazara bir tepkiyle aynı anda gerçekleşirse bu uyaran-tepki bağı öğrenilir. Belli bir tepkinin izlediği uyaran veya uyaran grubu yeniden ortaya çıktığında aynı tepkiyi oluşturma eğilimindedir. Böylece uyaran-tepki bağı tek denemede tam gücünü kazanır.


#20

SORU:

Guthrie’nin bitişiklik ilkesinin istenmeyen davranışları değiştirme amacıyla kullanılabilmesi için önerdiği yöntemler nelerdir?


CEVAP:

Guthrie’nin bitişiklik ilkesinin istenmeyen davranışları değiştirme amacıyla kullanılabilmesi için önerdiği yöntemler;

1) Yorma yöntemi

2) Eşik yöntemi

3) Zıt tepkiler yöntemi


#21

SORU:

Bitişiklik ilkesine göre yorma yöntemi nasıl ifade edilmektedir?


CEVAP:

Bitişiklik ilkesine göre yorma yönteminde, bir uyaran yorgunluk tepkisi ile bitişirse bu uyaran bir kez daha görüldüğünde akla bu yorgunluk gelmesi ve uyaran- tepki bağının kopması söz konusudur.


#22

SORU:

Yeni uyaranı eskisinin varlığında eklemek ve tepkiyi korumak için ehlileşmiş bir atın sırtına ilkin elle dokunulur, sonra hafif bir örtü atılır, hafif bir battaniye, ardından küçük bir ağırlık konur. Sonunda at üzerinde biniciyle dolaşır hale gelir. Burada verilen örnek bitişiklik ilkesinin hangi yöntemidir?


CEVAP:

Yeni uyaranı eskisinin varlığında eklemek ve tepkiyi korumak için ehlileşmiş bir atın sırtına ilkin elle dokunulur, sonra hafif bir örtü atılır, hafif bir battaniye, ardından küçük bir ağırlık konur. Sonunda at üzerinde biniciyle dolaşır hale gelir. Burada verilen örnek bitişiklik ilkesinin eşik yöntemidir.


#23

SORU:

Bitişiklik ilkesinin zıt tepkiler yöntemini bir örnekle açıklayınız. 


CEVAP:

Köpekten korkan bir çocuğun korku davranışını düzeltmek için sevdiği bir yemeği yerken köpek yaklaştırılırsa hayvan ve sevilen yiyecek arasında bir bağ kurulacak ve çocuk köpeği de sevecektir. Böylece zıt tepkiler yönteminin gereği olarak uyaran eski tepkiyle yarışan yeni bir tepkinin varlığında sunuluş olacak ve uyaran, eski tepki yerine yeni tepkiyle bağlanacaktır.


#24

SORU:

 Thorndike’ın çalışmaları sonunda ileri sürdüğü temel kanunlar nelerdir?


CEVAP:

Thorndike’ın çalışmaları sonunda ileri sürdüğü temel kanunlar;

1) Hazıroluşçuluk kanunu

2) Tekrar kanunu

3) Etki kanunu


#25

SORU:

Hazıroluşçuluk kanunu nedir?


CEVAP:

Hazıroluşçuluk kanunu: Eğer bir organizma, belli bir konuda tepki vermeye hazırsa öğrenme kolay olacaktır. Ancak bu tepkiye hazır olmayan bir organizma öğrenmeye zorlanırsa sorun çıkacaktır.


#26

SORU:

Etki kanunu ile sözü edilen nedir?


CEVAP:

Etki kanununa göre, eğer bir davranışı tatmin edici bir sonuç (ödül) izliyorsa o davranış öğrenilir ve güçlenir. Eğer rahatsız edici bir durum, davranışı izlerse (ceza) o davranış zayıflar ve tekrar edilmez.


#27

SORU:

Edimsel koşullanma nedir?


CEVAP:

Edimsel koşullanma, davranışın sonuçları tarafından belirlendiği öğrenme biçimidir.


#28

SORU:

Edimsel koşullanmaya göre bir davranışın olası sonuçları nelerdir, örneklerle açıklayınız


CEVAP:

Edimsel koşullanmaya göre bir davranışın dört olası sonuçları vardır. Bunlar:

1) Olumlu pekiştirme: Davranış yapılır, ortaya olumlu bir durum çıkar. Bu davranışın tekrar olasılığını arttırır. Çocuğun harçlığının arttırılması olumlu pekiştirmedir. Bu sonucu getiren davranış yine yapılacaktır.

2) Olumsuz pekiştirme: Davranış yapılır, olumsuz durum ortadan kalkar. Böylece davranışın tekrar olasılığı artar. Diş çektiren kişi olumsuz durumdan kurtulur. Dişi ağrıdığında yine dişçiye gider.

3) I. Tip ceza: Davranış yapılır, olumsuz durum ortaya çıkar, davranışın tekrar olasılığı azalır. Çocuğun yanlış bir davranışı için odasına hapsedilmesi böyle bir durumdur.

4) II. Tip Ceza: Davranış yapılır, olumlu durum ortadan kalkar, davranışın tekrar olasılığı azalır. Bir davranışından sonra artmış olan harçlığının yeniden kesilmesi buna örnektir.


#29

SORU:

Pekiştirme tarifeleri nelerdir, açıklayınız.


CEVAP:

Pekiştirme tarifeleri ikiye ayrılır:

1) Sürekli pekiştirme: istenen davranış her ortaya çıktığında pekiştirme alınmasıdır. Bu tarifede canlı, davranışı pekiştirme aldığı sürece gerçekleştirecek ve pekiştirme kesildiğinde çok kısa sürede sönme ortaya çıkacaktır.

2) Aralıklı pekiştirme: Aralıklı pekiştirmeyle elde edilen davranışlar sönmeye daha dirençlidir.


#30

SORU:

Aralıklı pekiştirme türleri nelerdir, açıklayınız.


CEVAP:

Aralıklı pekiştirme dörde ayrılır:

a) Sabit zaman aralıklı pekiştirme: Pekiştirmenin ne zaman geleceği belliyse canlı, tepkiyi pekiştirmenin verileceği zamana doğru vermeye başlar. Bu pekiştirme uygulamasıyla elde edilen davranış sönmeye sürekli pekiştirmeden daha fazla dayanmakla birlikte çok dirençli değildir.

b) Değişken zaman aralıklı pekiştirme: Pekiştirmenin ne zaman verileceği belli değilse canlı istenen davranışı tekrarlamaya devam eder çünkü her tepkide düşük ama sabit bir pekiştirme olasılığı vardır. Bu tepkilerin çoğu pekiştirme almayacaktır fakat ortalama tepki sıklığı düşmez. Sönmeden önceki tepki sayısı sürekli pekiştirmeye göre çok daha fazladır.

c) Sabit oranlı pekiştirme: Pekiştirme, tepki sayısına göre elde edildiğinde sabit oranlı pekiştirmeden söz edilir. Pekiştirmeyi alan canlı bunu bir süre almayacağını bildiğinden kısa bir depresyon yaşar ve performansı düşer. Maaşla çalışan insanlarda olduğu gibi... Ancak gene de sönmeye, sürekli pekiştirmeye göre daha dayanıklıdır.

d) Değişken oran aralıklı pekiştirme: Bu tarifede kaç istenen davranışa pekiştirme verileceği belli değildir. Her ay daha çok satış yapan elemanı ödüllendiren “ayın elemanı” uygulamasının, oynayanın bir türlü bırakamadığı kumar makinelerinin temeli budur. Sönme süreci en yavaş pekiştirme uygulaması değişken oran aralıklı pekiştirmedir. Daha da ötesi pekiştirme oranı daha seyrekse tepki sıklığı da daha fazladır.


#31

SORU:

Bandura gözlem ve taklit yoluyla öğrenmeyi nasıl açıklar? 


CEVAP:

Çivi çakmak, yemek yemek, çorap giymek, resim yapmak, çamaşır yıkamak gibi sayısız davranışı bize kimsenin özel olarak öğretmediğini, bunların sadece çevreyi gözleyerek ve diğer insanların davranışlarının sonucuna göre taklit edilerek öğrenildiğini savunmaktadır. Bu öğrenme kuramı klasik ve edimsel koşullanmadan farklıdır. Bu kuramların her ikisinde de gözlenen davranışın çevredeki uyaran ya da sonuçlarla ilişkisi üzerinde durulur. Organizmanın içinde olup bitenler dikkate alınmaz. Bandura ise bitişiklik ve pekiştirmenin önemini kabul etmekle beraber canlının çevresindeki uyaranlara dikkat etme, bilgiyi saklama ve gerektiğinde ortaya çıkarma gibi kimi iç süreçler aracılığıyla tepki verdiğini söylemiştir. Bu anlamda Bandura’nın davranışçı ve bilişsel kuramlar arasında bir geçiş oluşturduğunu kabul edebiliriz.


#32

SORU:

Gözlem yoluyla öğrenme ve taklit yoluyla öğrenmenin farkını açıklayınız.


CEVAP:

Gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenme birbirinden farklı şeylerdir. Gözlem yoluyla öğrenmede taklit olabilir veya olmayabilir. Örneğin; çok konuştuğu için azarlanan arkadaşını gözleyen çocuk, taklit kullanmaz. Gözleminden çıkardığı sonuca göre istenen davranışı yapar ve susar.


#33

SORU:

Dolaylı Pekiştirme, Dolaylı Ceza ne demektir?


CEVAP:

Dolaylı Pekiştirme, Dolaylı Ceza, modelin davranışının sonuçlarına göre bireyinin davranışını sıklaştırması veya azaltmasıdır.


#34

SORU:

Model alma öğrenmeyi nasıl sağlar?


CEVAP:

Model alma, öğrenmeyi iki yolla sağlar. Birincisi birey, diğerinin davranışlarını zihnine not ederek yeni tepkiler öğrenir. İkincisi gözlediği kişinin (modelin) davranışlarının sonucunu gözleyerek davranışını güçlendirebilir veya zayıflatabilir.


#35

SORU:

Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme kuramında hangi süreçler vardır?


CEVAP:

Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme kuramında yer alan süreçler;

a) Dikkat etme: Birey gözlediği kişinin, yani modelin davranışlarına ve sonuçlarına dikkat eder. Bu öğrenmeyi başlatan en önemli basamaktır.

b) Bilgiyi saklama: Birey sonradan gerektiğinde kullanmak üzere bunları zihnine kaydeder ve saklar.

c) Davranış oluşturma: Öğrenilen bilgi gerektiğinde performansa dönüşür. Ancak bireyin kimi psikomotor becerileri yeterli değilse davranış ortaya çıkmaz.

d) Güdülenme veya pekiştirme: Modelin davranışının pekiştirilmiş olması bireyin bu davranışı tekrar etme olasılığını arttıracaktır.

e) Modelin özellikleri: Davranışının sonucunun yanı sıra modelin özellikleri de gözlem ve taklit yoluyla öğrenmeyi etkilemektedir. Modelin özelliklerinin bireyin özelliklerine benzemesi taklit davranışını arttırmaktadır. Ancak bireyin pozisyonundan daha yüksek statüde ve daha güçlü modelin taklit edilme olasılığı çok daha yüksektir.


#36

SORU:

Model olma yoluyla öğrenmeyi açıklayınız.


CEVAP:

Model alma yoluyla öğrenme, çocuğun yaşamının tüm alanlarında güçlü bir etkiye sahiptir. Onun yaşamında anne-baba kuşkusuz en önemli yere sahiptir. Ancak kardeşler, öğretmenler ve arkadaşlar da çok önemlidir. İnsanlar da model almanın gücünü sezgisel olarak bilirler ve çocuklarına “yaptığımı değil, söylediğimi yap” derler. Gene de gerçek şudur ki çocuklar annebabalarının söylediklerini değil, yaptıklarını yaparlar. Örneğin, çocuğuna sigara içmenin kötülüğünü anlatan bir anne-babanın çocuğu büyük olasılıkla yetişkinliğinde sigara içecektir. Bu nedenle anne-babalar ve öğretmenler, çocukların davranışlarına model oluşturan kişiler olarak çok önemli sorumluluklara sahiptir. 


#37

SORU:

Bilişsel yaklaşımın öncüsü kimdir? Bilişsel yaklaşımın öncüsü olarak tanınan kişi Wertheimer’dır


CEVAP:

Bilişsel yaklaşımın öncüsü olarak tanınan kişi Wertheimer’dır.


#38

SORU:

Gestalt kimdir?


CEVAP:

Gestalt bir kişi değil ‘organize bir bütün’ anlamına gelen Almanca bir kelimedir.


#39

SORU:

Gestaltçı psikologlar neyi savunurlar?


CEVAP:

Gestalt psikologları, duyu organlarının beyne bilgi parçaları getirdiğini, beynin bunları toplayıp düzenleyerek bir anlam yüklediğini savundular. Örneğin; Ehrenfels (1859-1932) bir sabun köpüğüne baktı. Onun yapısı ve güzelliğinin, sabun parçası ve sudan daha fazlasını içerdiğini düşündü. Bir başka ifadeyle bütün, daima parçalarından daha fazlasını ifade ediyordu. ?u hâlde denilebilir ki “gestalt” nesne, olay ya da durumların özüdür ve gerçek elemanlardan değil, ilişkilerden oluşur.


#40

SORU:

Bilişselci yaklaşımlar ne üzerine yoğunlaşır?


CEVAP:

Davranışçı yaklaşımcılar, öğrenmede dış etkenlerin (bitişiklik, pekiştirme gibi) önemi üzerinde durmalarına karşın bilişsel yaklaşımcılar, öğrenmenin “biliş” kelimesinin ifade ettiği bilme, anlama, kavrama, yargılama gibi iç etkenlerin kontrolünde gerçekleştiğini söylerler. Biliş kuramcılarına göre tüm davranışlar amaçlıdır. Davranış, kişinin çevresini algılamasına ve amaçları doğrultusunda yorumlamasına bağlıdır. Bu nedenle aynı uyaran, bireyler tarafından farklı biçimlerde değerlendirilir ve farklı tepkilere neden olur.


#41

SORU:

Fareler ve labirentlerle yaptığı deneylerle tanınan Tolman farenin yolu bulmasını nasıl açıklar?


CEVAP:

Tolman’a göre farenin labirentte yolunu bulması basit zincirleme uyaran tepki bağlantıları kurmakla değil, bilişsel süreçler yoluyla gerçekleşir. Fare, labirentin alan haritasını geliştirir, davranışı ile amacı arasında bir bağ kurar, uyarıcıların anlamını kavrar, beklentiler doğrultusunda hipotezler geliştirir. Bu işaret uyarıcıları sayesinde fare, labirentin “bilişsel harita”sını zihninde oluşturur. Tolman’a göre en basit öğrenme bile karmaşık değişkenlerin bir araya gelmesinin sonucudur. Değişkenlerden biri de bireysel farklılıklardır. Kalıtım, yaş, geçmiş öğrenmeler ve bireyin o andaki fizyolojik koşulları öğrenmeyi önemli ölçüde etkiler.


#42

SORU:

Tolman’ın en önemli çalışması olarak bilinen gizil öğrenmeyi açıklayınız.


CEVAP:

Bu deneyde iki kontrol ve bir deney grubu oluşturan fareler, değişik pekiştirme durumlarında gözlenmiştir. Birinci kontrol grubu, labirentin çıkışına her ulaştığında yiyecek bulmuş, diğer kontrol grubu ise hiçbir zaman yiyecek bulmamıştır. Deney grubundakiler, 11 gün hiç yiyecek almadıkları hâlde 11. günde labirent çıkışında yiyecek bulmuşlardır. Bu aşamada çıkışa en hızlı ulaşanlar ödül alan birinci gruptur. Ancak 11. gün ödül alan deney grubunun, sonraki denemelerde hep ödül alan grupla aynı sürede çıkışa ulaştığı ve ortalama hata sayısının onlardan farklı olmadığı saptanmıştır. Şu hâlde fareler aslında labirentin bilişsel haritasını oluşturmuşlar, ama ödül almadıkları için davranışı sergilemede acele etmemişlerdir. Gizil olarak öğrenilen labirentin çıkış yolundan hatasız ve hızlı yürümek, ancak yiyeceğin güdülemesiyle performansa dönüştürülmüştür. Özetle ödül, öğrenme üzerinde doğrudan etkili değildir. Sadece öğrenilmiş davranışın hızını ve sıklığını etkiler. Gizil öğrenme, performansa dönüştürülmemiş bir öğrenmedir. Birey, çevreyi amaç ve beklentileri doğrultusunda değerlendirir ve gerekiyorsa bir davranış gerçekleşir.


#43

SORU:

İçgörüsel öğrenmenin aşamalarını açıklayınız.


CEVAP:
  •  Gelişigüzel değil, problemin temel noktalarına odaklanan araştırma ve inceleme. 
  • Tereddüt, duraklama, yoğunlaşan dikkat. 
  • Akıllıca seçilmiş, tahmine dayalı birkaç denemeyanılma davranışı.
  • Başarılı olmayan bir çabanın ardından aniden bambaşka bir yol deneme, dikkati yoğunlaştırma, devam etme. 
  • Ansızın doğrudan ve açık biçimde problemin kritik noktasını kavrama ve problemi çözme, bir başka deyişle içgörü kazanma. içgörü, çizgi roman ve karikatürlerde kafada bir ampulün yanması, öğrenciler arasında “jetonun düşmesi” veya günlük dilde “hah buldum” olarak ifade edilir ya da Arşimed’in dediği gibi “Eureka”...

#44

SORU:

Bilgiyi işleme kuramının işleyişindeki ana basamaklar nelerdir?


CEVAP:
  • Duyusal Kayıt 
  • Kısa Süreli Bellek 
  • Uzun Süreli Bellek

#45

SORU:

Duyusal Kayıt nedir?


CEVAP:

Çevreden gelen uyarıcılar ilk olarak bireyin duyu organlarına gelir. Duyu sinirleri gelen mesajı beyne iletir. Bilgi burada çok kısa süre -yarım saniye ile 4 saniye arasında - kalarak “duyusal kayıt” adı verilen bir işleme girer ve hemen silinir. Beynin duyusal kayıt kapasitesi sınırsızdır. Duyusal kayıt, öğrenmede yaşamsal öneme sahiptir. Eğer o olmasaydı bir cümleyi okur ya da dinlerken başını anımsayamazdık.


#46

SORU:

Kısa süreli belleği ve işleyişini açıklayınız.


CEVAP:

Dikkat çeken ya da bireyin ilgi ve ihtiyacına cevap veren uyarıcı işleme alınır ve kısa süreli belleğe aktarılır. Bu aşamada, bilgi birey tarafından anlamlı hâle getirilir. Bir başka deyişle algı gerçekleşir. Bireyin haberdar olduğu bilgi burada 20-30 saniye kadar kalır. Kısa süreli belleğin bir diğer sınırlılığı da kapasitesinin 7±2 birim olmasıdır. Biz aslında bu sınırların farkında olduğumuz için bir telefon numarası alınca onu unutmamak için hemen kaydetmeye çalışırız. Ayrıca, kısa süreli belleğe alacağımız birimleri azaltmaya çalışırız. Diyelim 4589765 gibi telefon numarasını 7 birimden 458 97 65 gibi üç birime indirerek belleğe alırız.


#47

SORU:

Öğrenme kavramı nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP:

Öğrenme, bir organizmanın davranış ya da yeteneklerinde nispeten kalıcı değişim üreten deneyim sürecidir.


#48

SORU:

Öğrenme ile performans arasında nasıl bir fark bulunmaktadır?


CEVAP:

Öğrenmeyi davranış potansiyelindeki değişiklik olarak tanımlamak performans ve öğrenme arasındaki farka dikkat çekilmesini gerekli kılmaktadır. Öğrenme, organizmanın neler yapabileceğine kısmen karar veren hipotetik bir sınırdır. Performans ise organizmanın gerçekte ne yaptığıdır. Güdülenme ile ilgili değişkenler, performansın potansiyelin altında kalmasına neden olabilir. Performans, öğrenme ve güdülenmenin bir fonksiyonu olarak düşünülebilir. 


#49

SORU:

Öğrenme ve güdülenme arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP:

Öğrenme ve güdülenme birbirinden ayrılması güç karmaşık yollarla etkileşirler. Öğrenmeyi davranış kazanma olarak tanımlarsak, bizi davranışa iten nedenin de güdüler olduğunu söyleyebiliriz. Organizmada eksikliği olan herhangi bir şey ihtiyaç adını alır. İhtiyacın düzeyi arttığında varlığını bize hissettirir ve dürtü adını alır. Dürtü ise yükseldiğinde güdü adını alır ve bizi eyleme geçirerek o ihtiyacı ortadan kaldırmamızı sağlamaya çalışır. 


#50

SORU:

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiğine ilişkin çalışmalar hangi bakış açıları etrafında şekillenmektedir?


CEVAP:

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiğine ilişkin çalışmalar da bu konuya değişik bakış açılarından yaklaşırlar. Bu yaklaşımlar temel olarak üç grupta ele alınabilir:
1. Davranışçı öğrenme yaklaşımı: Gözlenen davranış üzerine odaklanır.
2. Sosyal öğrenme yaklaşımı: İnsanların grup etkileşimi içinde öğrendiğini ifade eder.
3. Bilişsel öğrenme yaklaşımı: Öğrenmenin bilişsel/ nörolojik bir süreç olduğunu savunur.


#51

SORU:

Davranışçılık yaklaşımı nasıl tarif edilmektedir?


CEVAP:

Davranışçılık, tüm davranışların koşullanmalar yoluyla elde edildiğini öne süren bir kuramsal yaklaşımdır. Koşullanma, çevre ile etkileşim sonucu ortaya çıkar. Davranışçılar, çevredeki uyaranlara yönelik tepkilerimizin davranışlarımızı biçimlendirdiğine inanır.


#52

SORU:

Davranışçı yaklaşımlar öğrenme sürecini nasıl ele almaktadır?


CEVAP:

Davranışçılara göre kalıtım bizim fiziksel yapımızı, iç organlarımızın çalışmasını belirler, ancak geri kalanı öğrenilmiştir. Bu varsayımla tutarlı olarak davranışlarımızdan sorumlu olmadığımız söylenebilir. Yanlış da olsa uyaranlara öğrendiğimiz biçimde tepki veririz. Bu bağlamda davranışçılık, insan davranışını kontrol etmenin güç olmadığını öne sürer. Sadece anlama, öngörme ve kontrol etme değil aynı zamanda davranışı “biçimlendirmenin” de olası olduğunu savunur.


#53

SORU:

Klasik koşullanma kuramında yer alan koşullanma ve tepki türleri nelerdir?


CEVAP:

Klasik koşullanma kuramında tanımlanan uyaran ve tepkileri şunlardır:

Koşulsuz uyaran: Hiçbir öğrenmeye gerek olmadan doğal olarak koşulsuz tepkiyi harekete geçiren uyarandır.

Koşulsuz tepki: Dış uyaranlar tarafından harekete geçirilen, doğuştan gelen öğrenilmemiş tepkilerdir. Bu daha çok refleks türü bir davranıştır.

Koşullu Uyaran: Başlangıçta özel bir etkisi olmayan ancak koşulsuz bir uyarıcıyla eşleştirilmesi sonucu koşulsuz uyaranın tetiklediği koşullu tepkiyi ortaya çıkaran öğrenilmiş bir uyarıcıdır.

Koşullu Tepki: Koşullu ve koşulsuz uyaranın birlikte verilmesiyle elde edilen ve koşullu uyarana yönelik öğrenilmiş tepkidir.

Nötr uyaran: Herhangi bir tepkiye yol açmayan uyarandır. 

Nötr tepki: Uyarana karşılık vermeme veya uyaranla ilişkisiz tepkide bulunma durumudur.


#54

SORU:

Klasik koşullanma kuramı çerçevesinde ortaya atılan koşullanma, pekiştirme, sönme, genelleme, ayırdetme ve kendiliğinden geri gelme terimleri nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP:

Klasik koşullanma kuramı çerçevesinde ortaya atılan koşullanma, pekiştirme, sönme, genelleme, ayırt etme ve kendiliğinden geri gelme terimleri aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:

Koşullanma: Daha önce sadece koşulsuz uyarana verilen tepkinin koşullu uyarana verilmesidir.

Pekiştirme: Koşullu ve koşulsuz uyaranın birlikte verilmesine pekiştirme denir.

Sönme: Bir kural olarak koşullu uyarana verilen koşullu tepki kalıcı değildir. Koşullu uyaranın gücünün azalmasına sönme denir.

Genelleme: Koşullu tepki yaratan koşullu uyarana benzeyen başka bir uyarıcı da benzer tepkiye
neden olacaktır. Bir başka deyişle bir koşullu uyarıcıya verilen koşullu tepki benzerlerine de verilir.
Buna genelleme denir.

Ayırdetme: İlgili uyaranlar arasındaki farkları algılamaya ayırdetme denir.

Kendiliğinden Geri Gelme (Ani İyileşme): Kendiliğinden geri gelme sönmüş davranışın tekrar ortaya çıkmasıdır.


#55

SORU:

Watson'un ortaya attığı  “en son ve en sık tepki ilkesi" nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP:

Pavlov’un öğrenmeyi sağlayan tek koşulun pekiştirme olduğunu öne sürmesine karşın Watson, pekiştirme olmadan da öğrenmenin gerçekleşeceğini söylemiştir. Ona göre bir uyarıcıya en son ve en sık verilen tepki öğrenilir. Buna “en son ve en sık tepki ilkesi” adı verilmektedir ve bu durum “alışkanlık” adını almaktadır. Watson’a göre anne babalar ve eğitimciler kimi basit kurallara uyarak istedikleri nitelikte çocuk yetiştirebilirler. Örneğin, yemekten sonra sık sık ellerini yıkaması sağlanan bir çocuk bunu alışkanlık hâline getirerek devam ettirecektir.


#56

SORU:

Guthrie'nin bitişiklik ilkesi nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP:

Bitişiklik ilkesine göre önceleri bir tepkiye neden olmayan bir uyaran belki de kazara bir tepkiyle aynı anda gerçekleşirse bu uyaran- tepki bağı öğrenilir. Belli bir tepkinin izlediği uyaran veya uyaran
grubu yeniden ortaya çıktığında aynı tepkiyi oluşturma eğilimindedir. Böylece uyaran-tepki bağı tek denemede tam gücünü kazanır.


#57

SORU:

Guthrie'nin bitişiklik ilkesini istenmeyen davranışların değiştirilmesi amacıyla kullanmayı sağlayan yöntemler nelerdir?


CEVAP:

1. Yorma yöntemi: Bir uyaran, yorgunluk tepkisi ile bitişirse bu uyaranı bir kez daha gördüğünde aklına bu yorgunluk gelecek ve uyaran- tepki bağı kopacaktır.

2. Eşik yöntemi: Guthrie’nin ikinci yöntemi, yeni uyaranı eskisinin varlığında eklemek ve tepkiyi korumaktır.

3. Zıt tepkiler yöntemi: Uyaran eski tepkiyle yarışan yeni bir tepkinin varlığında sunulduğunda uyaran, eski tepki yerine yeni tepkiyle bağlanır.


#58

SORU:

Thorndike, öğrenmede "seçme-birleştirme" sürecini nasıl açıklamaktadır?


CEVAP:

Thorndike, hayvanlarda da insanlarda da öğrenmenin “deneme-yanılma” ya da sonradan verdiği isimle “seçme-birleştirme” süreciyle gerçekleştiğini söylemiştir. Ona göre canlı, bir problem durumuyla karşılaştığında çevresindeki uyaranlara çeşitli tepkiler verir. Bunları sonuçlarına göre sınar ve uygun sonuç verenleri seçerek yeni uyaran-tepki (U-T) bağları oluşturur. Bu arada önceden edindiği U-T bağlarından da önemli ölçüde yararlanır.


#59

SORU:

Thorndike'ın çalışmaları sonucunda ortaya koyduğu hazıroluşçuluk, tekrar ve etki kanunları nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP:

Thorndike çalışmaları sonunda üç temel kanunun olduğunu öne sürmüştür:

1. Hazıroluşçuluk kanunu: Eğer bir organizma, belli bir konuda tepki vermeye hazırsa öğrenme kolay olacaktır. Ancak bu tepkiye hazır olmayan bir organizma öğrenmeye zorlanırsa sorun çıkacaktır.

2. Tekrar kanunu: Elde edilen uyaran-tepki bağlarının kalıcı olması bunların kullanılmasına bağlıdır. Ancak tekrar kanunu, etki kanunu ile birlikte anlam kazanır. Bir başka ifadeyle öğrenmeyi güçlendirecek olan uyaran-tepki bağının basitçe tekrarı değil, tepkiden sonra ödülün alınmasıdır. Sonunda ödül alınmayan tepki ne denli tekrarlanırsa tekrarlansın öğrenme gerçekleşmeyecektir.

3. Etki kanunu: Etki kanununa göre, eğer bir davranışı tatmin edici bir sonuç (ödül) izliyorsa o davranış öğrenilir ve güçlenir. Eğer rahatsız edici bir durum, davranışı izlerse (ceza) o davranış zayıflar ve tekrar edilmez.


#60

SORU:

Edimsel koşullanma nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP:

Edimsel koşullanma, davranışın sonuçları tarafından belirlendiği öğrenme biçimidir.


#61

SORU:

Skinner'ın edimsel koşullanma kuramına göre davranışın olası sonuçları nelerdir?


CEVAP:

Bir davranış, canlı üzerindeki etkisine bağlı olarak işlem görmektedir. Bu doğrultuda davranışın
dört olası sonucu olabilir:
1. Olumlu pekiştirme: Davranış yapılır, ortaya olumlu bir durum çıkar. Bu davranışın tekrar olasılığını arttırır. Çocuğun harçlığının arttırılması olumlu pekiştirmedir. Bu sonucu getiren davranış yine yapılacaktır.
2. Olumsuz pekiştirme: Davranış yapılır, olumsuz durum ortadan kalkar. Böylece davranışın tekrar olasılığı artar. Diş çektiren kişi olumsuz durumdan kurtulur. Dişi ağrıdığında yine dişçiye gider.
3. I. Tip ceza: Davranış yapılır, olumsuz durum ortaya çıkar, davranışın tekrar olasılığı azalır. Çocuğun yanlış bir davranışı için odasına hapsedilmesi böyle bir durumdur.
4. II. Tip Ceza: Davranış yapılır, olumlu durum ortadan kalkar, davranışın tekrar olasılığı azalır. Bir davranışından sonra artmış olan harçlığının yeniden kesilmesi buna örnektir.


#62

SORU:

Sürekli ve aralıklı pekiştirme tarifeleri nelerdir?


CEVAP:

1. Sürekli pekiştirme: İstenen davranış her ortaya çıktığında pekiştirme alınmasıdır. Bu tarifede canlı, davranışı pekiştirme aldığı sürece gerçekleştirecek ve pekiştirme kesildiğinde çok kısa sürede sönme ortaya çıkacaktır.
2. Aralıklı pekiştirme: Aralıklı pekiştirmeyle elde edilen davranışlar sönmeye daha dirençlidir. Aralıklı pekiştirme oran ve zaman aralıklı olmak üzere sabit ve değişken bazda uygulanabilir. 


#63

SORU:

Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme kuramının, klasik ve edimsel koşullanmadan farkı nedir?


CEVAP:

Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme kuramı klasik ve edimsel koşullanmadan farklıdır. Bu kuramların her ikisinde de gözlenen davranışın çevredeki uyaran ya da sonuçlarla ilişkisi üzerinde durulur. Organizmanın içinde olup bitenler dikkate alınmaz. Bandura ise bitişiklik ve pekiştirmenin önemini kabul etmekle beraber canlının çevresindeki uyaranlara dikkat etme, bilgiyi saklama ve gerektiğinde ortaya çıkarma gibi kimi iç süreçler aracılığıyla tepki verdiğini söylemiştir.


#64

SORU:

Gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenme arasındaki fark nedir?


CEVAP:

Gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenme birbirinden farklı şeylerdir. Gözlem yoluyla öğrenmede taklit olabilir veya olmayabilir. Örneğin; çok konuştuğu için azarlanan arkadaşını gözleyen çocuk, taklit kullanmaz. Gözleminden çıkardığı sonuca göre istenen davranışı yapar ve susar. Bunlara “Dolaylı Pekiştirme” ve “Dolaylı Ceza” adı verilir. Dolaylı pekiştirme ve dolaylı ceza, modelin davranışının sonuçlarına göre bireyin davranışını sıklaştırması veya azaltmasını ifade etmektedir.


#65

SORU:

Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme kuramında hangi süreçler yürürlüktedir?


CEVAP:

Bu öğrenme kuramında şu süreçler yürürlüktedir:

1. Dikkat etme: Birey gözlediği kişinin, yani modelin davranışlarına ve sonuçlarına dikkat eder. Bu öğrenmeyi başlatan en önemli basamaktır.
2. Bilgiyi saklama: Birey sonradan gerektiğinde kullanmak üzere bunları zihnine kaydeder ve saklar.
3. Davranış oluşturma: Öğrenilen bilgi gerektiğinde performansa dönüşür. Ancak bireyin kimi psikomotor becerileri yeterli değilse davranış ortaya çıkmaz.
4. Güdülenme veya pekiştirme: Modelin davranışının pekiştirilmiş olması bireyin bu
davranışı tekrar etme olasılığını arttıracaktır.
5. Modelin özellikleri: Davranışının sonucunun yanı sıra modelin özellikleri de gözlem ve taklit yoluyla öğrenmeyi etkilemektedir. Modelin özelliklerinin bireyin özelliklerine benzemesi taklit davranışını arttırmaktadır. Ancak bireyin pozisyonundan daha yüksek statüde ve daha güçlü modelin taklit edilme olasılığı çok daha yüksektir.


#66

SORU:

Gestalt psikologlarına göre öğrenme nasıl gerçekleşmektedir?


CEVAP:

Gestalt psikologları, duyu organlarının beyne bilgi parçaları getirdiğini, beynin bunları toplayıp düzenleyerek bir anlam yüklediğini savundular. Bir başka ifadeyle bütün, daima parçalarından daha fazlasını ifade ediyordu. Şu hâlde denilebilir ki “gestalt” nesne, olay ya da durumların özüdür ve gerçek elemanlardan değil, ilişkilerden oluşur 


#67

SORU:

Bilişsel öğrenme yaklaşımı, davranışçı öğrenme yaklaşımından nasıl farklılaşmaktadır?


CEVAP:

Davranışçı yaklaşımcılar, öğrenmede dış etkenlerin (bitişiklik, pekiştirme gibi) önemi üzerinde durmalarına karşın bilişsel yaklaşımcılar, öğrenmenin “biliş” kelimesinin ifade ettiği bilme, anlama, kavrama, yargılama gibi iç etkenlerin kontrolünde gerçekleştiğini söylerler. Biliş kuramcılarına göre tüm davranışlar amaçlıdır. Davranış, kişinin çevresini algılamasına ve amaçları doğrultusunda yorumlamasına bağlıdır. Bu nedenle aynı uyaran, bireyler tarafından farklı biçimlerde değerlendirilir ve farklı tepkilere neden olur. 


#68

SORU:

Tolman'ın ortaya attığı gizil öğrenme terimi nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP:

Gizil öğrenme, öğrenildiği hâlde bireyin davranışlarında görülmeyen ancak teşvik edici bir ortamda ortaya çıkan davranışlardır. Özetle ödül, öğrenme üzerinde doğrudan etkili değildir. Sadece öğrenilmiş davranışın hızını ve sıklığını etkiler. Gizil öğrenme, performansa dönüştürülmemiş bir öğrenmedir. Birey, çevreyi amaç ve beklentileri doğrultusunda değerlendirir ve gerekiyorsa bir davranış gerçekleşir.


#69

SORU:

Köhler'in içgörüsel öğrenme yaklaşımının aşamaları nelerdir?


CEVAP:

Bu öğrenmenin aşamaları şu şekilde ifade edilebilir:

1. Gelişigüzel değil, problemin temel noktalarına odaklanan araştırma ve inceleme.

2. Tereddüt, duraklama, yoğunlaşan dikkat.

3. Akıllıca seçilmiş, tahmine dayalı birkaç deneme-yanılma davranışı.

4. Başarılı olmayan bir çabanın ardından aniden bambaşka bir yol deneme, dikkati yoğunlaştırma, devam etme.

5. Ansızın doğrudan ve açık biçimde problemin kritik noktasını kavrama ve problemi çözme, bir başka deyişle içgörü kazanma.


#70

SORU:

Bilgiyi işleme kuramına göre, duyusal kayıt işlemi nasıl gerçekleşmektedir?


CEVAP:

Çevreden gelen uyarıcılar ilk olarak bireyin duyu organlarına gelir. Duyu sinirleri gelen mesajı beyne iletir. Bilgi burada çok kısa süre -yarım saniye ile 4 saniye arasında - kalarak “duyusal kayıt” adı verilen bir işleme girer ve hemen silinir. Beynin duyusal kayıt kapasitesi sınırsızdır. Duyusal kayıt, öğrenmede yaşamsal öneme sahiptir. Eğer o olmasaydı bir cümleyi okur ya da dinlerken başını anımsayamazdık. 


#71

SORU:

Bilgiyi işleme kuramına göre kısa süreli belleğin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Dikkat çeken ya da bireyin ilgi ve ihtiyacına cevap veren uyarıcı işleme alınır ve kısa süreli belleğe aktarılır. Bu aşamada, bilgi birey tarafından anlamlı hâle getirilir. Bir başka deyişle algı gerçekleşir. Bireyin haberdar olduğu bilgi burada 20-30 aniye kadar kalır. Kısa süreli belleğin bir diğer sınırlılığı da kapasitesinin 7±2 birim olmasıdır. Biz aslında bu sınırların farkında olduğumuz için bir telefon numarası alınca onu unutmamak için hemen kaydetmeye çalışırız. Ayrıca, kısa süreli belleğe alacağımız birimleri azaltmaya çalışırız. Diyelim 4589765 gibi telefon numarasını 7 birimden 458 97 65 gibi üç birime indirerek belleğe alırız. 


#72

SORU:

Bilgiyi işleme kuramına göre belleğin son aşaması olan uzun süreli belleğin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Kısa süreli bellekte anlamlandırılan bilgi, algının seçiciliği doğrultusunda gerek görülürse uzun süreli belleğe alınır. Bilginin burada kalış süresi belirsizdir ve kapasitesi sınırsızdır. Uzun süreli bellekte bilgiler kodlanmış olarak bulunur. Bilgisayardaki dosya sistemine benzeyen bu süreçte bir dosya adıyla kodlanarak depolanan bilgi gerek duyulduğunda geri çağrılır ve tepki vermede kullanılır. Tepkilerimiz kısa veya uzun süreli belleğe göre verilebilir ya da ikisi birlikte işleyebilir.  Bilgi, uzun süreli bellekte anısal, anlamsal ve işlemsel bilgi olarak depolanır.