DİN PSİKOLOJİSİ Dersi DİNDARLIĞIN KAYNAKLARI soru cevapları:

Toplam 38 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Hakikat arayışı olarak da tanımlanan anlam arayışında insanın temel hedefi nedir?


CEVAP: Bu arayışta insanın temel hedefi, hayattaki konumunu olumlu yönde belirleyecek nihai bir anlama kavuşmak ve böylece varlığı anlamlandırma ihtiyacını gidermektir.

#2

SORU: V.Frankl’ın düşünce ve tedavi ekolünün adı nedir?


CEVAP: V.Frankl’ın düşünce ve tedavi ekolünün adı “Logoterapi”dir.

#3

SORU: Tanrı’nın beynin sabit bir parçası olduğunu öne süren araştırmacı kimdir ve hangi yöntemi kullanmıştır?


CEVAP: Tanrı’nın beynin sabit bir parçası olduğunu öne süren araştırmacı A. Newberg’dir. SPECT Beyin Haritalama Yöntemini kullanmıştır.

#4

SORU: İnananlar, kendine özgü farklılaşmış bir dindarlık biçimini nasıl geliştirirler?


CEVAP: Yapı ve fonksiyonları itibarıyla tüm sistemli dinler, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel ihtiyaçları için eşsiz imkânlar sunar. İnananlar bu imkânları, kendi kişisel bilgi ve deneyimleri ölçüsünde kullanarak kendine özgü farklılaşmış bir dindarlık biçimi geliştirirler.

#5

SORU: Ölüm korkusunu hangi korku türlerinin oluşturduğu söylenebilir?


CEVAP: Ölüm korkusunu oluşturduğu tespit edilen korku türleri şu şekilde sıralanabilir: 1. Belirsizlik korkusu 2. Bedeni kaybetme korkusu 3. Acı duyma korkusu 4. Yalnızlık korkusu 5. Yakınlarını kaybetme korkusu 6. Denetimi kaybetme korkusu 7. Kimlik duygusunu kaybetme korkusu 8. Gerileme korkusu.

#6

SORU: İnsanları ilahî yardım talebine yönelten kaynaklar nelerdir?


CEVAP: Sebep oldukları engellenme ve çaresizlik duyguları nedeniyle insanları ilahî yardım talebine yönelten başlıca iki kaynaktan bahsedilebilir. Bunlardan biri, deprem, sel, kuraklık, hastalık gibi insanın üstesinden gelemediği için engellendiği tabiat ve dünya olaylarıdır. Diğeri ise, statü, saygınlık, özgüven kaybı; başkalarıyla ilişki ve iletişim güçlüğü; iş ve meslek sorunları gibi yine insanın tek başına kolaylıkla aşamayacağı sosyal mahrumiyetlerdir.

#7

SORU: Freud ve Marx gibi din karşıtı kişiler bireyin dindarlığını nasıl nitelemişlerdir?


CEVAP: Freud ve Marx gibi din karşıtı kişiler bireyin dindarlığını yalnızca çaresizlik durumlarına indirgerler. Onlara göre bir bütün olarak din, esasen yolunu şaşırmış bir insanî arzu, aslı esası olmayan gerçek dışı bir hayal, yanılsama veya sapmadan ibarettir. Dinî tutum ve davranışlar onlar açısından acziyet ve tatminsizlikten doğan hastalıklı yapılardır.

#8

SORU: SPECT yöntemi nedir?


CEVAP: Tanrı tecrübesi yaşayan beynin canlı resmi olarak nitelendirilmektedir. Bu yöntem, daha çok mistik deneyimler sırasında beynin görüntülenmesinde kullanılır.

#9

SORU: Engellenme nedir?


CEVAP: İnsanın bir ihtiyacını, istek ya da arzusunu karşılamak üzere harekete geçtiği sırada gerek kendi içinden, gerekse dışardan kaynaklanan çeşitli nedenlerden dolayı hedefine ulaşamaması durumuna engellenme denir.

#10

SORU: İnsanların ilkokul ve ergenlik dönemlerinde model ile öğrenme yöntemi nasıl işler?


CEVAP: Artan yaşla birlikte çocuğun anne-babasından bağımsızlaşıp arkadaş gruplarına yönelmesi, model anlayışında da farklılaşmalara yol açar. Çocuğun özdeşim örnekleri değişir. Anne-babanın model etkisi güç kaybeder, yeni modeller güç kazanır. İlkokul yıllarında başta arkadaşlar olmak üzere, öğretmenler, medyada sıkça gündeme gelen çeşitli meslekten ünlüler, yeni özdeşim örneklerini teşkil edebilir. Araştırmalara göre ergenlik döneminde en güçlü model, akranlardır. Bu dönemin ayırıcı özelliği olarak ergenin biyolojik, psikolojik ve sosyal hayatında kritik değişmeler gündeme gelir. Ergen, çocuk ile yetişkinlik arasında sıkışmış bir psikoloji yaşar. Her konuda zihnini meşgul eden soruları vardır ve bu nedenle ciddi bir rehberlik ihtiyacı duyar. Sorunlarını genellikle akranlarıyla paylaşır. Onlardan bilgi almaya çalışır. Bu dönemin ayırıcı niteliklerinden bir diğeri, ergenin etrafındaki çeşitliliğin farkına varmasıdır. Bu fark ediş, onu kendi kabullerinin doğru olup olmadığıyla ilgili sorgulamaya yöneltir. Bu arada dinî kabullerini de sorgular. İşte bu noktada dinî modeller yeniden önem kazanır. Yapılan bir araştırmaya göre özellikle çocukluk döneminde olumlu bir dinî gelişim yaşayanlar, ergenlik döneminde, en fazla dinî açıdan güvendikleri modellere yönelmektedirler. Bu yönelişin amacı, sadece ergenin açıklayamadığı metafizik sorulara cevap bulmak ya da dinî sorunlara çözüm aramak değil; aynı zamanda belirli bir kimlik yapısı ve hayat görüşü geliştirmede uygun davranış kalıpları bulmak amacını da taşımaktadır.

#11

SORU: D. Hamer 2004 senesinde hangi çalışmayı yapmış ve bu çalışmayla neyi bulduğunu iddia etmiştir?


CEVAP: 2004 yılında konuyla ilgilenenlerden birisi olan D. Hamer, Tanrı Geni (The God Gene) adlı çalışmasıyla maneviyatın genini bulduğunu iddia etmiştir. Hamer, maneviyatın böylesine etkili ve evrensel bir güç olmasını, genetik karakterine bağlamıştır. Ona göre insanların manevi değerlere, mutluluktan, sağlıktan ve güçten daha fazla önem göstermeleri, maneviyatın kısmen genlerle bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Hamer, manevi davranışta, genetik karakter, biyolojik desen ve bilinç arasındaki karmaşık örüntünün önemine dikkat çeker. Ona göre bu karmaşık örüntü, genetik ya da çevresel özelliklerin maneviyat üzerinde tek başına etkin olmadığını gösterir. İnsanları manevi inanca yönelten olgu, kişisel tecrübe ve kültürel çevre tarafından şekillendirilen genetik yatkınlıktır. Genler, beynin çeşitli yetenekleri ve bilincin farklı formları ile etkileşmek suretiyle manevi tecrübeler için temel teşkil eder. H amer’ın ifadesine göre Tanrı Geni, aslında öne sürdüğü teorisinin son derece basitleştirilmiş şeklidir.

#12

SORU: Model alma yoluyla öğrenme nedir?


CEVAP: Her insanın kişilik gelişiminde, özellikle taklit ettiği veya benzemeye çalıştığı belirli özdeşim örnekleri ve davranış modelleri vardır. Bunlar; 1. Başta anne baba olmak üzere aile üyeleri 2. Yakın arkadaşlar 3. İlgi alanına göre din, bilim, sanat, spor ve eğlence dünyasından sevilen ve sayılan bireylerdir. İnsanın kişilik ve kimliği, büyük ölçüde seçtiği modellerin görüş ve davranışlarından etkilenerek oluşur. Buna model alma yoluyla öğrenme denir.

#13

SORU: Gareis’e göre insan nasıl bir varlıktır?


CEVAP: Gareis’e göre insan yaratıcısına yönelik bir varlıktır ve böyle bir yönelişe uygun olarak programlanmıştır.

#14

SORU: Aile içi eğitim dini duyguların şekillenmesine nasıl etki eder?


CEVAP: Aile kurumu, dindarlığın eğitim boyutu konusunda da en önemli kurum niteliğini taşımaktadır. Aile eğitimi çerçevesinde çocuk daha çok pasif-alıcı tarafı, anne baba ise aktif-verici tarafı temsil eder. Dolayısıyla aile içi eğitim, psikolojik hazırlık itibarıyla çocuğun en kolay şekillendiği eğitim sürecini teşkil eder. Bu çerçevede çocuğun dinî duygu, düşünce ve tutumlarının büyük bir kısmı, anne-babanın dinî tercihlerine bağlı şekillenir. Ebette, söz konusu dinî yapıların karmaşık ve kararsız ya da düzenli ve tutarlı olması, anne-babanın çocuklarına aktardıkları dinî içeriklerin düzenli ve tutarlı olup olmamasına bağlıdır. Doğal olarak çocuğun dindarlığı, sahip olduğu dinî-ahlakî birikiminin kişiliği üzerindeki bir yansıması olacaktır.

#15

SORU: Zihnin ancak dinin yardımıyla çözebileceği temel problemleri, kaç ana grupta toplamak mümkündür? Bunlar nelerdir?


CEVAP: Zihnin ancak dinin yardımıyla çözebileceği temel problemleri, beş ana grupta toplamak mümkün görünmektedir. Bunlar: 1. Evrenin ve dünyanın yaratılışı; hayatın anlam ve amacı gibi mantıksal çözümü olmayan sorular 2. Acı tecrübeler, doğal felaketler, ölüm gibi hayatın zorlayıcı ve olumsuz görünen yönleri 3. Haksızlık, adaletsizlik, başarısızlık, fakirlik gibi bireysel ya da toplumsal engellenme ve mahrumiyet şekilleri 4. Şuur, yaratıcılık, estetik ve mistik tecrübeler gibi bilimin henüz açıklayamadığı tabii süreçler 5. Zihinsel boyutta ele alınan kimlik problemleri ve hayat felsefesi.

#16

SORU: Anlam arayışı nedir?


CEVAP: Anlam arayışı, düşünce, tutum ve davranışları belirleyen en önemli güdülerden biridir. Hakikat arayışı olarak da tanımlanır.

#17

SORU: Engellenmenin yoğun olduğu durumlarda din ile insan arasındaki ilişki nasıldır?


CEVAP: Çeşitli dönemlerde bilim adamları tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, çaresizlik ve mahrumiyetlerin özellikle yoksul olanları dinî davranışa yönelterek dindar bir kişiliğin oluşumuna katkı sağladığını ortaya koymuştur. Din, dünya ötesi amaç ve hedefler göstererek; çektiklerine karşı çeşitli telafi ve mükâfatlar vaat ederek engellenmiş insana, güven aşılar; gerilimini dengeleyerek rahatlamasını sağlar. Araştırmalara göre insanlar, beklenmedik felaketlerle, savaş, hastalık ve ölüm tehlikesiyle karşılaştıklarında dua ve ibadetlere daha fazla özen göstermekte ve daha fazla devam etmektedirler. Engellenmenin yoğun olduğu böylesi durumlarda dindarlar, Tanrı’nın umulmadık güçlü müdahalelerine büyük bir önem vermektedirler.

#18

SORU: İnsanın kutsal ile etkileşiminde dinlerin temel görevi nedir?


CEVAP: İnsanın kutsal ile etkileşiminde dinlerin temel görevi, inanma ihtiyacını karşılamak ve böylece insanın ruhunda maneviyat için ayrılmış boşluğu en uygun şekilde doldurmaktır.

#19

SORU: Din ile kültür arasında nasıl bir bağlantı mevcuttur?


CEVAP: Din, kültürü oluşturan, zenginleştiren ve koruyan önemli bir öğedir. Dinin en büyük işlevi, kültürü tutarlı ve güçlü bir sistem etrafında bütünleştirmesidir. Esasen din, kültürün içinde bir parça değil, onu aşan ve organize eden çok daha güçlü bir değerler sistemidir. Öyle ki, din birçok milli kültürü birbirine bağlayabilir ve bütünleştirebilir. Her kültür, inanılan dinin izlerini taşır. Kültürün ayrılmaz bir öğesi olan din, diğer kültür öğeleri üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Hepsinin yapısında dinin izleri mevcuttur. Bu izleri somut olarak, ibadethanelerde, tarihi eserlerde ya da sanat eserleri üzerinde süsleme ve işleme olarak görmek mümkündür. Bunlar bazen resimler, bazen de yazılar halinde aktarılır. Aynı şekilde dinin soyut ya da manevi izleri de; dinî ve edebî törenlerde, örf ve ananelerde kutsal metinleri okuma, ilahiler, dualar şeklinde icra edilen uygulamalar olarak görülebilir.

#20

SORU: Engellenme durumunda insanda ne gibi değişimler görülür?


CEVAP: Engellenme durumunda insanda gerginlik artar; öfke, korku, kaygı, sıkıntı ve çaresizlik duygusu ortaya çıkar. Engellenen birey, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için çözümler ve tatmin yolları arar. Özellikle insan gücünü aşan engellemeler karşısında dinî inanç ve değerler güçlü telafi işlevi görürler.

#21

SORU: Logoterapi’ye göre insan içine düştüğü anlamsızlıktan nasıl kurtulabilir?


CEVAP: Logoterapiye göre insanda doğuştan var olan anlam arzusu, onu en acımasız ve en korkutucu şartlar altında bile sarılabileceği bir değere, bir amaca veya hedefe yöneltebilir. Ancak, anlam arzusu engellendiği ve engelin çözümlenmediği durumlarda insan, anlamsızlığa düşer. İçine düştüğü anlamsızlıktan ancak anlam arzusuna yeniden işlerlik kazandırmakla kurtulabilir.

#22

SORU: Sosyal mahrumiyetlerin olduğu durumlarda insanların dine yönelişi nasıldır?


CEVAP: Benzer bir eğilim, sosyal mahrumiyetler karşısında da söz konusudur. Yaşadığı toplum içerisinde bireysel kimliğini tehdit eden çeşitli engellerle karşılaşan, ekonomik ve sosyal statüsünü kaybedenler; kendilerini toplumdan soyutlanmış kimsesiz kalmış hissedenler, doğal olarak sosyal destek bulacaklarına inandıkları hedeflere yönelebilirler. Bu noktada özellikle dinî gruplar, cemaat ve tarikatlar, besledikleri birliktelik ve kardeşlik ruhuyla sosyal destek arayanlar için eşsiz ortamlar sunar. Dinî gruplar, sağladıkları maddi ve manevi imkânlarla bir taraftan toplumda haksızlığa ya da başarısızlığa uğramış insanla dayanışmaya yönlendirirken, diğer taraftan da onlara kaybettikleri sosyal statüyü, aidiyet duygusunu ve sosyal kimlik algısını yeniden kazandırabilir. Böylece grup içinde sürüp giden değerler sistemi içselleştirilerek yeni bir dindarlık şekli gelişebilir.

#23

SORU: “Tanrı Noktası” üzerine kimler araştırmalar yapmışlardır?


CEVAP: 1990’lı yılların başında ilk olarak nöropsikolog M. Persinger, daha sonra 1997’de nörolog V. S. Ramachandran ile ekibi, insan beyninde doğuştan var olduğu öne sürülen Tanrı Noktası üzerine araştırmalar yapmışlardır.

#24

SORU: Hamer’a göre “Tanrı Geni” nedir?


CEVAP: Hamer’a göre Tanrı Geni, birebir geleneksel dini eğilimlerle ilgili olmaktan çok, insanın mistik bir güce inanmasıyla ilgili manevi seviyesini belirleyen biyokimyasal bir şifredir. Maneviyatı yüksek kişiler, kendini aşarak kutsal bir yücelikle bütünleştiklerini ve o bütünün bir parçası olduklarını hissederler. Bu hissediş onlarda hayata daha iyimser yaklaşma imkânı sağlar. Hamer, kendini aşkınlama ile Tanrı Geni arasında açık bir ilişki bulunduğunu iddia eder. Ona göre bu bölgeye Tanrı Geni ismini vermek, bilimsel olmayabilir. Ancak, insanı yaratıcısını aramaya yönelten bir fonksiyonu bulunduğundan dolayı hiç olmazsa Tanrı’yı Arama Geni adı verilebilir.

#25

SORU: E. D’Aquili beyin-inanç ilişkisiyle ilgili nasıl bir teori ortaya atmıştır?


CEVAP: E. D’Aquili, beynin farklı bölümlerinin din ile ilgili farklı işlevler üstlendiğini iddia etmiştir. Ona göre beynin bir noktası, din açısından büyük önem taşıyan vahdet/birlik fikrini anlamaya odaklanmıştır. Diğer bir noktası ise, Tanrı’nın dünyada olup bitenleri nasıl düzenlediğini anlamakla ilgilenmektedir.

#26

SORU: Tanrı Noktası üzerine yapılan araştırmalarda nasıl bir sonuca varılmıştır?


CEVAP: Tanrı Noktası üzerine yapılan araştırmalar da bu ruhsal merkez, beynin şakak loblarındaki sinir bağlantıları arasında konuşlanmıştır. Beyin görüntüleme yöntemi (Pozitron Emüsyon Topografisi) kullanılarak yapılan taramalara göre denekler, manevi veya dinî konularla ilgili konuştukları her defasında, bu sinir alanları aydınlanmıştır. İncelemelere göre, Batılılar Tanrı’dan bahsedildiğinde, Budistler ve diğerleri ise, anlamlı buldukları dinî sembollerle karşılaştıklarında tepki vermişlerdir.

#27

SORU: Yapılan araştırmalara göre dindarlık ile ölüm, ölümsüzlük arzusu, sonsuzluk duygusu arasında nasıl bir ilişki vardır?


CEVAP: Yapılan araştırmalara göre dindarlık ile ölüm, ölümsüzlük arzusu, sonsuzluk duygusu arasında; 1. Bu araştırmaların bir kısmına göre bu değişkenlerle dindarlık arasında olumsuz bir ilişki vardır; yani ölüm korkusu dinden uzaklaştırmaktadır. İnsanlar sonsuzluk duygularını, dinin dışında başka tecrübelerle doyurmaktadırlar. 2. Bir kısım araştırmalara göre ölüm korkusu ve sonsuzluk duygusu ile dindarlık arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Bu çerçevede olmak üzere özellikle Batı’da yapılan pek çok araştırma, ölüm korkusu ve sonsuzluk duygusunun tek başına tutarlı bir dinî inanç ya da ahiret inancı doğuracak bir etkiye sahip olmadığını göstermiştir. Asıl ilginç olan, Tanrı’nın varlığına inanan bir kısım dindarların yeniden diriliş, hesaba çekilme, cehennemde ceza görme gibi bazı dinî inançlara karşı ciddi şüphe ve hatta inkâr eğilimi taşımalarıdır. 3. Diğer bir kısım araştırmalara göre ise, söz konusu değişkenler ile dindarlık arasında olumlu bir ilişki vardır; yani ölüm korkusu ve sonsuzluk duygusu dine yaklaştırmaktadır. Bu yöndeki bulgular, özellikle tutarlı, içten ve farklılaşmış bir dindarlık geliştirenlerde en üst düzeydedir.

#28

SORU: Nöroteoloji’nin çalışma alanı nedir?


CEVAP: Nöroteoloji’nin çalışma alanı, dinî ve mistik yaşantıların biyolojik temelleridir.

#29

SORU: Nöroteoloji nasıl doğmuştur?


CEVAP: Son yıllarda nöroloji alanında yapılan çalışmalar, insanların davranış, duygu, tutum ve inançlarının beyindeki karşılıklarını bulma konusunda oldukça ilerleme kaydetmiştir. Geliştirilen beyin görüntüleme yöntemi sayesinde, insanlar olumlu ya da olumsuz duygular yaşadıklarında beynin hangi bölgesinin aktif olduğu tespit edilebilmektedir. Tespitlere göre dinî ve mistik tecrübeler yaşandığı durumlarda özellikle beynin belirli bölgelerindeki aktivite artmaktadır. Beyninin bir bölümü hasar görmüş kimselerin dinî yaşantılarında gözlenen değişim, konuya dikkatleri çekmiş ve yapılan araştırmalarda önemli bulgular elde edilmiştir. Tüm bu çalışmalar sonucunda yeni bir yaklaşım olarak Nöroteoloji doğmuştur.

#30

SORU: Logoterapi’nin amacı nedir?


CEVAP: Logoterapi’nin amacı, bir taraftan insanın en temel ihtiyacı olan anlam arzusunu tatmin etmek suretiyle anlamlı bir hayatın teşekkülüne yardımcı olmak, diğer taraftan ise, modern insanı içine düştüğü çağın hastalığı anlamsızlıktan kurtarmaktır.

#31

SORU: İnsanın din ile tanışıklığı nasıl gerçekleşir?


CEVAP: Bebeklik döneminden itibaren birey, toplumun kültür özellikleriyle tanışır ve onları içselleştirerek zamanla toplumun bir üyesi olur. Din, kültürü düzenleyen ve şekillendiren en önemli kurumların başında gelir. Çocuğun kültürle tanışması, aynı zamanda din ile tanışması anlamına gelir. Bu tanışıklık, bir taraftan model aldığı kişilerin etkisiyle; bir taraftan toplumdaki dinî kurumlarla olan etkileşimiyle ve son olarak da eğitim yoluyla gerçekleşir.

#32

SORU: Ölüm korkusu nasıl tanımlanabilir?


CEVAP: Ölüm korkusu, birbirinden farklı korku ve kaygı türlerini bünyesinde barındıran karmaşık ve büyük ölçüde belirsiz bir duygusal yapı olarak tanımlanabilir.

#33

SORU: Din insana nasıl hizmet eder?


CEVAP: Hemen her alanda doyurucu cevaplar veren değer sistemiyle din, sahip olduğu anlam imkânlarıyla insanın arayışlarına hizmet eder. En temel işlevlerinden biri olarak din, kültür veya ideolojilerin açıklamaktan aciz kaldığı zihinsel ya da ruhsal pek çok konuda, bilgi kaynakları sunar. Semboller sistemi olarak din, insanın yaşadığı dünyayı daha iyi anlayabilmesine yardım eder. İnsan psikolojisinin temel ihtiyaçlarına yönelik bu kuşatıcı karşılıklarıyla dinî inanç, bir başka şekilde cevaplanamayacak gibi gözüken varlık nedeni ve hayat ile ilgili pek çok soruyu cevaplamakla zihni ve ruhu rahatlatır. Diğer taraftan din, zihnin aşmakta zorluk çektiği mantık-ötesi sorulara hazır cevaplar sunmakla onu gereksiz detaylardan ve kısır döngülerden korur.

#34

SORU: Yaygın ve örgün eğitim kurumlarında verilen dinî eğitimin, dindarlık adına önemli işlevleri nelerdir?


CEVAP: Gerek yaygın ve gerekse örgün eğitim kurumlarında verilen dinî eğitimin, dindarlık adına temelde iki önemli işlevinden bahsedilebilir: Her şeyden önce bu kurumlarda verilen din eğitimi, aile çevresi ve diğer dinî kurumlardan aktarılan önceki dinî birikimin doğruluğunu ve yeterliliğini test etme imkânı verir. Diğer taraftan ise, daha yeni, güncel dinî bilgi ve deneyimlerin kazanılması noktasında önemli imkân ve fırsatlar sağlar. Eğitim süreci; çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde yoğunluğu değişmekle birlikte kesintiye uğramayan bir süreçtir. Dolayısıyla birey, ihtiyaç duyduğu her dönemde dinî öğretim ve eğitim alma imkânına sahiptir. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre yetişkinlerin önemli bir bölümü, başta TV olmak üzere, radyo, CD, DVD, gazete, dergi gibi kitle-iletişim araçlarından yararlanarak dinî bilgi ve deneyimlerini artırmaktadırlar. Diğer bir bölümü ise, Diyanet İşlerine Başkanlığına bağlı din hizmetlerinden ya da özel vakıf, dernek ve cemaat etkinliklerinde doğrudan yararlanmayı yeğlemektedir.

#35

SORU: İnsanların çocukluk dönemlerinde, model ile öğrenme yoluyla dinî kavramlar, söz ve uygulamalar nasıl pekişir?


CEVAP: Çocuk en yakını olarak anne-babasının söz ya da davranışlarını merakla izler ve çoğu zaman acemice tekrarlamaya çalışır. Bilindiği üzere çocuğun bu taklit çabaları, ebeveynlerin hoşuna gider ve sevgi gösterileriyle ödüllendirilir. Zamanla bunun farkına varan çocuk takdir ve onay kazanmak için dinî davranışlar da dâhil taklitlerini sıklaştırır ve daha özenli davranır. Böylece dinî kavram, söz ve uygulamalar yaygınlık kazanarak pekişir. Araştırmalara göre, çocuğun bulunduğu bir ortamda ibadetlerin yerine getirilmesi; çeşitli ödüllerle ibadetlere katılmaya özendirilmesi, dindarlığının temellenmesinde model davranışlar olarak büyük bir rol oynamaktadır. Bu noktada dikkat çekilen başlıca husus, namaz kılma, dua etme ya da Kur’an okuma gibi ibadetler yerine getirilirken bunların beğenilen, takdir edilen iyi bir davranış biçimi olarak yüceltilen davranışlar halinde ortaya konmasıdır.

#36

SORU: Suç ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?


CEVAP: Suçun dindeki karşılığı günahtır. Vicdanın mahkûmiyetini ifade eden suçluluk duygusunun dindeki karşılığı günahkârlık duygusu; vicdanî mahkemenin karşılığı ise, ilahî mahkemedir. Dinin emirlerine uymadığı ya da yasaklarını çiğnediği zaman, dindarda günahkârlık duygusu doğar ve neticede kendini ilahî mahkemede mahkûm edilmiş hisseder. Doğal olarak o da, mahkûmiyetten doğan gerilimden kurtulabilmek için dinî telafi arayışlarına girer. Bu durumda suçluluk ve günahkârlık duyguları dine yönelten kaynaklar arasında sayılabilir. Nitekim yapılan pek çok araştırma sonucunda, bu kabulü doğrulayacak bulgular otaya çıkmıştır. Dinî inanç ve değerler, suçluluk ve günahkârlık duygularının yaşanmasına yol açtığı kadar, bu duyguların kıskacında vicdanı sızlayan kimseler için de telâfi ve teselli kaynağı oluşturmakta, böylece çift yönlü bir güdüsel etkinlikte bulunmaktadır.

#37

SORU: Freud ve onun takipçileri ölüm ötesiyle ilgili inançları nasıl yorumlamaktadır?


CEVAP: Freud ve onun takipçilerine göre ölüm ötesiyle ilgili inançlar, dünyada yüz yüze gelinen sıkıntı ve engellemeler karşısında teselli bulmak amacıyla insanın uydurduğu hayali tatmin kaynaklarıdır.

#38

SORU: Jung ve onu izleyenler ölüm ötesiyle ilgili inançları nasıl yorumlamaktadır?


CEVAP: Jung ve onu izleyenler, ölüm ötesi bir hayata inanmanın insan için kaçınılmaz zorunlu bir yöneliş olduğu üzerinde birleşmişlerdir. Bu görüşte olanlara göre ölümden sonra yeniden dirilişi ve sonsuz bir hayatın varlığını haber veren dinin en önemli fonksiyonlarından birisi, inananların ölüm kaygısını gidererek sonsuzluk duygusunu tatmin etmesidir.