KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ Dersi KÜLTÜRÜN ÖNEMİ soru cevapları:

Toplam 74 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Kültürün bileşenleri kısaca nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP: Bir toplumun doğaya uyma biçimlerinin bir yansıması ve evreni açıklama şemaları olan inançlar, ahlâk ölçülerinin belirleyicileri olan değerler, bunların yaptırım gücü kazanmış toplumsal kural halleri olan normlar, doğayı dönüştürme yordamlarının alanı olan teknoloji, kültürün ürünlerini soyut düzeyde temsil eden simgeler ve özel bir simge alanı olarak dil iç içe geçmiş temel bileşenlerdirler.

#2

SORU: Kültürün insanlık için önemi nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP: Kültür her durumda, toplumsal ilişkiler sistemi ve örgütlenme biçiminin hem kurucusu hem yansımasıdır. Hangi teori açısından bakılırsa bakılsın, kültürün insan topluluklarının varlıklarını kurmak ve sürdürmek için gerekli temel etkinlik alanı olduğu görülür.

#3

SORU: Bilgi nedir?


CEVAP: İnsanın öznelliğinin süzgecinden geçerek, kendine ait kıldığı özel bilme durumu bilgi olarak tanımlanmaktadır.

#4

SORU: Enformasyon kavramı neyi ifade etmektedir?


CEVAP: Enformasyon kavramı, herkese aynı şekilde ulaşan bir çeşit ham ve seyreltilmiş bilgi anlamına gelmektedir. Okuyucu, dinleyici, kısaca etkileşen birey, enformasyonu çeşitli kaynaklardan alır; kendi düşünsel donanımı bağlamında işleyerek, ondan özel bir anlam türetir.

#5

SORU: Küreselleşme ve enformasyon arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: Küreselleşme, Dünya’nın tamamını bütünleşik bir pazara dönüştürmeyi hedefler. Bu amaçla, son derece yoğun ve hızlı bir iletişim ağını, Dünya’nın her yerini kapsayacak şekilde devreye sokmuştur. İnternet, bu küresel enformasyon akış sisteminin en başarılı ve kapsayıcı aracı olmuştur.

#6

SORU: Teknoloji insan ilişkilerini nasıl etkilemektedir?


CEVAP: Toplumsal ilişki, git gide teknolojiden geçen dolaylı bir hal almaktadır. İnsanlar, daha eski dönemlere oranla çok daha fazla birbirleriyle ve genel olarak enformasyon dünyasıyla ilişki kurmakta, ancak bu, dolaylı ve temsilî bir etkileşim içinde gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle insan ilişkisi, hem çok yoğun bir hal almakta, hem fizikî temastan uzaklaşmaktadır. Bir anlamda, etkileşimsel sanal ortamların toplumsallaştırıcı işlevi arttıkça (sosyal medya), ‘toplum’ adını verdiğimiz ilişkiler sisteminin de önemli ölçüde siberuzaya taşınmakta olduğu ifade edilebilir. Böyle bir taşınma süreci, doğal olarak teknolojinin gelişmesiyle doğrudan belirlenmektedir.

#7

SORU: Teknolojinin ideolojik özelliği, toplumsal yaşam ne tür algılamalar yaratır?


CEVAP: Teknoloji, sadece yordam ve gereçler değil, aynı zamanda teknik hakkındaki meşrulaştırıcı bir söylem yani bir ideolojidir. Bu ideolojik özelliği, teknolojinin toplumsal yaşamda tasavvurunda üç yönlü bir algılama yaratır: • Toplumsal ilişkinin neredeyse bütünüyle teknoloji sayesinde var olabileceği fikri. • Teknolojinin bir değer içermediği, sadece işlevsel nedenlerle var olduğu, dolayısıyla kullanmanın doğal ve kaçınılmaz olduğu vurgusu. • Teknolojinin, teknik nesneler ve onların tüketiminden ibaret olduğu varsayımı. Bu üç boyutlu algılama, teknolojinin, gündelik yaşamı saran söyleminin başlıca özelliğidir. Böylece teknoloji, sürekli artan ihtiyaçların yegâne tatmin edilme biçimi ve toplumsallaşmanın en etkili aracı olarak kendisini dayatmaktadır.

#8

SORU: İnsan etkinlikleri arasında kültürün nasıl bir farklılığı bulunmaktadır?


CEVAP: Kültür, insan etkinlikleri içinde, kendine özgü dinamikleri olan ayrıcalıklı bir alandır. Ayrıcalıklı oluşu ona, toplumsal yaşamın diğer alanları arasında özel bir önem kazandırır. Bu farklılığın kökeninde, kültürün varlık nedeni olan, insanın kendi varlığını sorgulayabilen bir canlı olması yatmaktadır.

#9

SORU: Eski dönemlerden günümüze uzanan süreçte, insanı inceleyen bilimsel disiplinler nelerdir?


CEVAP: İnsanın diğer canlı türlerinden nasıl ayrıldığı, diğerlerine benzemeyen niteliklerinin neler olduğu, tarihsel süreçte felsefenin, dinsel öğretilerin ve biyoloji, antropoloji, sosyoloji, psikoloji gibi farklı bilimsel disiplinlerin konusu olagelmiştir.

#10

SORU: Kültür nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Kültür, insanın kendi varlığı üzerine düşünebilme, doğayı kendi varlığını anlamlandırma yönünde dönüştürebilme becerisinin sonunda ortaya çıkan bir simge üretme etkinliği olarak tanımlanmaktadır.

#11

SORU: İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran temel özelliği nedir?


CEVAP: Doğayı olduğu gibi kabul etmek yerine onu, kendi varlığını anlamlandırma yönünde dönüştürme arzusu, insanı diğer canlı türlerinden ayıran temel özelliğidir.

#12

SORU: Primatların yeryüzündeki varlığı ne kadar eskiye dayanmaktadır?


CEVAP: Memelilerin en gelişkin kolu olan, en karmaşık sinir sistemine sahip primatların yeryüzündeki varlığı, ancak 65 milyon yıl olarak ifade edilebilecek kadar yenidir.

#13

SORU: İnsanın simge üretme becerisi ile sanat ve bilim arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: Sanat ve bilim gibi, insanın simge üretme becerisinin doruğa çıktığı özel etkinlikler, simgelerin soyut ifadeler kurmak için nasıl dönüştürüldüğünün bir kanıtıdır. Bu bağlamda sanat ve bilim, sadece özel yetenekleri olan insanların ürettikleri üst düzey ifadeler değildirler. Bir etkileşimin sonucunda, toplumsal ortamda dolaşımda olan simgelerden en estetik, değeri yüksek temsilleri ya da en kesinlikli bilgi biçimleridirler. Sanatçı ya da bilim insanı, insanlar arasındaki simge alış-verişinin sonuçlarını en özgün ve en derinlikli şekilde somutlaştıran kişi olarak düşünülebilir.

#14

SORU: Rönesans’ın insanın varoluşu üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur?


CEVAP: Rönesans, daha önceki çağlarda, dinsel dogmaların hâkimiyeti altına girmiş hakikat kavramını, Tanrı’nın iradesinden insan aklına yönlendirmiştir. Diğer bir deyişle Rönesans’tan itibaren insan, sadece Tanrı’nın iradesine göre şekillenmiş bir varlık değil, kendi iradesiyle kendi kaderini oluşturabilme gücü olan, düşünsel bir birim olarak tasavvur edilmiştir.

#15

SORU: Tarihsel süreçte insanın varlığına bakışa ilişkin nasıl bir değişim gözlenmiştir?


CEVAP: Tarım toplumlarında, kâdir-i mutlak (gücü her şeye yeten) bir Tanrı imgesi ve ona bağlı bir insan topluluğu söz konusudur. Tek birey, tek başına bir anlam ifade etmez. Geleneksel toplumlarda toplumsal eylemin birimi birey değil cemaattir. Birey, bu durumda cemaatin içinde erimiş bir varlıktır. Oysa modern anlayış, bu silik birey tasavvurunun tam zıddı olan, kendini ifade edebilen, cemaat dışında da tek başına var olabilen birey fikrini getirmiştir.

#16

SORU: Dil’in çeşitliliği ile ilgili neler söylenebilir?


CEVAP: Dilin çeşitliliği, bir dil sisteminin içinde (örneğin Türkçe), işlevsel, yöresel, ideolojik, cinsiyet, meslek, yaş ya da toplumsal sınıf konumuna bağlı, hatta iki kişi arasında çok özel bir bağlamda kullanılan düzeylerle de ortaya çıkar. Çocukların, gençlerin, etnik grupların, suçluların, belli bir yörede oturan insanların, vb. kendilerine özgü şekilde Türkçeyi kullanmakta olduğu söylenebilir. Ayrıca bu kullanımlar da bireylere indirgeninceye kadar, küçük gruplara ayrılarak, özel dil düzeylerine ayrışabilirler. Görüldüğü gibi dil, değişken bir simge sistemidir.

#17

SORU: Normların yazılı hale gelmiş olma nedenleri nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP: Normların yazılı hale gelmiş olmaları, yüz yüze ilişkilerden anonim, kişiye bağlı olmayan ilişkilerin gelişmiş olmasındandır.

#18

SORU: Bir toplum için teknoloji kavramı neyi ifade etmektedir?


CEVAP: Çağdaş enformasyon toplumunda neredeyse sadece teknik nesnelere indirgenmiş olan teknoloji kavramı, aslında, araç-gereçten ziyade, onları ortaya çıkaran bilgi, algı, tasavvur, üretim, değerler bağlamının tamamıdır. Diğer bir deyişle teknoloji, çağının ruhunu, toplumsal ilişkilerini ve bunlara hâkim olan iktidar yapılarına ilişkin ön kabulleri de beraberinde getirir.

#19

SORU: Teknoloji ve kültür arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: Teknoloji, kültürün vazgeçilmez bir parçasıdır; çünkü bizatihi kültür üretmek, doğayı belli bilgi, yordam ve araçlarla dönüştürmek demektir. Bu bilgi, yordam ve araçlarla onlara dair ideolojik tasavvurların toplamına teknoloji adı verilmektedir.

#20

SORU: Kültürün bileşenlerinden biri olan simgeler nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Kültür, sadece somutlaşmış nesne ve kullanımlar düzeyinde kalmamakta; bu üretimlerin soyut temsillerini de içermektedir. Kültür sonucunda ortaya çıkan üretimler, onlara dair söylem, fikir, değer ve yargıların soyut temsillere dönüşerek, her bir somut üretimin kendisi yerine, onun yerine geçen daha evrensel ve dolaylı göndermeleri haline gelirler. İşte bu soyut temsillere simge adı verilir. Zira simge, temsil ettiği ya da çağrıştırdığı eylem, nesne, durum, kişi, etkileşim vb.’ni dolaylı yoldan yani imâ ederek, genel bir kategori olarak temsil etme yeteneğine sahiptir.

#21

SORU: Kültürün bileşenlerinden biri olan dil nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Aslında kendinde anlamı olmayan ses birimlerine, toplumsal olarak üzerlerinde uzlaşılmış anlamlar atfedilmesi, en yaygın simge sistemi olan dili ortaya çıkartmıştır. Dil, belli bir büyüklükteki bir toplumda, iletişimi, simge alış-verişini mümkün kılar. Ancak dil, sadece işlevsel olarak çalışan bir olgu değildir; aynı zamanda iletişimsel süreçte yeni anlamlar üretilmesini, mevcut kavram ve ifadelerin, hatta kimi zaman kuralların değişkenlik kazanmasına yola açan etkileşimlerin oluşmasını sağlayan bir düşünsel zemindir.

#22

SORU: İnsanın ölümsüzlük hakkında düşünme süreci nasıl bir işlevselliğe sahiptir?


CEVAP: İnsan kendi varlığı üzerine düşünebildiği anda, ölümlülüğü de idrak eder. Ancak, biyolojik anlamda ölümsüzlüğü elde etmenin olanaksızlığı da aynı süreçte insanın keşfettiği temel olgulardan biridir. Bunun çaresi olarak insan, kendi varlığında bulduğu anlamı, maddi üretime ya da soyutlamalara dönüştürmeyi görmüştür.

#23

SORU: Ölümsüzlüğü elde etmenin olanaksızlığı ile kültür arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: İnsanlar, kendi var oluşunu fark ettiklerinde, ölümlü oluşlarını da fark etmişler ve ölümsüzlüğü arama çabası içine girmişlerdir. Ölümsüzlüğü, biyolojik ömrün ötesinde eserler vererek, simgeler üreterek arama çabası, kültür olgusunun en temel varlık nedenidir. Zira kültür, doğanın dışında insanın, onu dönüştürerek ürettiği her şeyin toplamı olarak da tanımlanabilir.

#24

SORU: İnsanın kendi varoluşunu sorgulayabilme yetisi ne anlama gelmektedir?


CEVAP: İnsan, kendisine bir yabancı ya da dış göz gibi bakabilen, varlığını bu şekilde fark edebilen bir canlıdır. Bugüne kadar elde edilen bilimsel bilgiler, bu yetinin başka hiçbir türde mevcut olmadığını göstermektedir. Böyle bir durumda insan, kendi varlığını sadece ontolojik düzeyde değil, aynı zamanda, bu var oluşa kendine özgü bir anlam katabilme yetisi düzeyinde de deneyimlemektedir.

#25

SORU: Kültürün bileşenlerinden biri olan inançlar nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Kültürün temelini oluşturduğu kabul edilen inançlar, bir toplumun varlık ve evren konularındaki açıklama şemaları olarak tanımlanmaktadır.

#26

SORU: Mitler ve inançlar bir toplum için nasıl bir işleve sahiptirler?


CEVAP: Felsefenin de temelini oluşturan, insanın kendi varoluşuyla ilgili kendisine sorular sorması doğal bir süreç olarak kabul edilmektedir ve insanın bu doğal sorgulaması, toplu yaşayışta kolektif olarak düzenlenmiş anlatılara dönüşmektedir. Belli bir düzeni kurmak ve sürdürmek zorunda olan insanlar, evrensel insanlık durumuna dair belli bir şekilde yanıt veren açıklama şemalarını kullanmaktadırlar. Bu durum, mitler ve inançların evreni açıklama şemaları olarak kullanılagelmesini sağlamaktadır.

#27

SORU: İnsan türünün yeryüzündeki varlığı ne kadar eskiye dayanmaktadır?


CEVAP: Tarihsel süreçte, insan olarak ayrıştırılan türün varlığının tarih içinde en geriye giden bilimsel değerlendirmelerde bile iki milyon yıl olduğu savunulmaktadır

#28

SORU: Günümüzde dünyadaki insan nüfusu yaklaşık olarak ne kadardır?


CEVAP: Bugün dünyada 7 milyara varan insan olduğu bilinmektedir.

#29

SORU: Günümüzdeki insan türü olan Homo Sapiens’lerin ataları kabul edilen canlı türlerinin isimleri nelerdir?


CEVAP: Bugün dünyada yedi milyara varan nüfusa sahip insan türü olan Homo Sapiensler’in ataları Hominidler ve Neandertaller’dir

#30

SORU: Günümüzdeki insan türü olan Homo Sapiens’lerin ataları olan canlı türlerinden ne zaman ayrıştıkları kabul edilmektedir?


CEVAP: Homo Sapiensler’in ataları Hominidler ve Neandertaller’den 300.000 yıl kadar önce ayrışmış oldukları kabul edilmektedir.

#31

SORU: Uygarlık kavramı neyi ifade etmektedir?


CEVAP: Uygarlık kavramı, insanın yaşam biçiminin belli bir süreklilik, örgütlülük ve karmaşıklık arz etmesi durumunu ifade etmektedir ve kısaca, insan toplulukları örgütlenmesi olarak tanımlanmaktadır.

#32

SORU: Uygarlık teriminin ortaya çıkış süreci nasıl gerçekleşmiştir?


CEVAP: Uygarlık adı verilen üst düzey ve karmaşık yaşam örgütlenmelerinin ortaya çıkışı yalnızca 5000 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Türkçede uygarlık olarak tanımladığımız insan toplulukları örgütlenmesi, Avrupa dillerinin birçoğunda civilisation sözcüğüyle karşılanır. Bu ise, “kent” anlamına gelen Latince “Civitas” kavramından türemiştir. Nitekim aynı kavram Arapça’da Medeniyet ve Medine (hem genel anlamda kent hem şu an Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan Medine kenti) ilişkisinde açıkça görülür. Öyleyse insanın yaşam biçiminin belli bir süreklilik, örgütlülük ve karmaşıklık arz ettiği durum olan uygarlığın, öncelikle ve belirleyici olarak, kent tipi bir yerleşmenin ortaya çıkışıyla yakından ilgisi olduğu kabul edilmektedir.

#33

SORU: Kent ve kent yaşamına ilişkin olarak bilinmesi gereken nelerdir?


CEVAP: Kentin birçok özelliği ve tanımı yapılabilmekle birlikte, önemli olan, kentin yalnızca bir barınma ve ortak yaşama ihtiyacına karşılık gelen bir mekân örgütlenmesi olarak kalmayan, bunun ötesine geçen, özel bir ortak yaşamın ruh hali olmasıdır. Kent, avcı-toplayıcı ya da hayvancılıkla geçinen toplulukların yeri değildir. Kent yaşamı, belli bir yerde sabit kalmayı gerektiren üretim ilişkilerine bağlıdır. Tarihsel süreçte, düzenli tarım, istikrarlı ticaret ve daha ileriki aşamalarda da sanayi, kentin varlık nedeni olagelmiştir. Bu tür üretimler, belli bir toplumsal ilişki karmaşıklığı ve buna bağlı düzenleme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir.

#34

SORU: Yazının icadını tetikleyen en temel unsur nedir?


CEVAP: Kent yaşamı, düzenli tarım, istikrarlı ticaret ve sanayi gibi belli bir yerde sabit kalmayı gerektiren üretim ilişkilerine bağlıdır. Bu tür üretimler, belli bir toplumsal ilişki karmaşıklığı ve buna bağlı düzenleme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Üretilen, depolanan ve ticarete konu olan tarım ürünlerinin hesabını tutma zorunluluğu, yazının icadını tetikleyen en temel unsurdur.

#35

SORU: Yazının icadının insanlık için nasıl bir önemi bulunmaktadır?


CEVAP: Yazının icadı, insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmesinin nedeni, insanın üretiminin, üretimine kattığı anlamın, bu anlamlar etrafında örgütlenen toplumsal yaşamın, bunların simgeler düzeyindeki soyutlamalarının, hep yazı sayesinde kayda geçirilmiş, bu şekilde kuşaklar boyu taşınabilmiş olmasıdır.

#36

SORU: İnsanın simge üretme becerisi nasıl bir işlevselliğe sahiptir?


CEVAP: İnsanın başka hiçbir türde var olmayan ayırıcı özelliği, zekânın kullanılışına bağlı olarak simge üretme becerisidir. Zira çeşitli doz ve şekillerde zekâ kullanan diğer türlerin yapamadıkları tek şey, bu etkinliklerin sonucunda ortaya çıkan durumun öğrenilmesi ve öğrenimin, bireyin yaşamını aşan bir birikimine dönüşmesidir. Diğer bir deyişle zekâyı az ya da çok, şu ya da bu amaçla kullanabilen diğer türlerin hiçbirinde, bu etkinliği (üremek, sürü halinde kalmak ya da göç etmek için iletişim kurmak, yiyecek edinmeyi öğrenmek, koşma ya da uçma becerisi kazanmak, vb.) ve onun sonuçlarını, bireyden başka bireylere aktarma becerisi mevcut değildir. Kısaca, insanın simge üretme becerisi, öğrendiklerini diğerlerine aktarma işlevi görmektedir ve bu durum, kültürün temel varoluş nedenini oluşturmaktadır.

#37

SORU: Artı ürün kavramı neyi ifade etmektedir?


CEVAP: Bir toplumun ihtiyacından fazlasını üretebilme durumu, artı ürün olarak tanımlanmaktadır.

#38

SORU: Kültürün bileşenleri nelerdir?


CEVAP: Kültür, iç içe geçmiş, birbirlerine işlevsel ve tarihsel bağlarla bağlanmış bileşenlerden oluşmaktadır. Bunlar; inançlar, değerler, normlar, teknoloji, simgeler ve dildir. Kültür, bunların tümünün bileşimidir.

#39

SORU: Artı ürün durumunun ortaya çıkmasının sonuçları nelerdir?


CEVAP: Artı ürün durumu, bu durumun kontrol edilmesi sorununu ortaya çıkarmakta ve bu sorunun çözümü için de, bürokrasi ve mutlak yetkeye sahip hükümdar imgesi ortaya çıkmaktadır.

#40

SORU: Mitler ve inançlar bir toplum için nasıl bir işleve sahiptirler?


CEVAP: Değerler sayesinde toplumun bireyleri, doğrudan iletişime gerek kalmadan eylemlerin anlamlarını üretir, algılar, paylaşır ve yeniden üretirler.

#41

SORU: Kültürün bileşenlerinden biri olan değerler nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Kültürün temelinde bulunan inançların, belli toplumsal alışkanlıkları ve sorun çözme yordamlarını biçimlemesi, değerleri oluşturmaktadır.

#42

SORU: İnsanın ölümlü olduğunu bilmesine karşın ölümsüz kalma arzusu nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP: İnsan, kendisine dışarıdan bir gözle bakabilir; kendi varoluşunu, sanki bir başkasının bilinci ve bakışıyla değerlendiriyormuşçasına gözlemleyebilir. Bunun sonucunda, bir yandan kendi varlığının farkında olmanın ayrıcalığını yaşar (hayvandan ayrışma bu noktada gerçekleşir), diğer yandan ölümlü olduğu gerçeğini bilinciyle idrak eder. Bunun üzerine, insan her eylemine bir anlam katarak, simge üretir; benzerleriyle simge değişiminde bulunur.

#43

SORU: Her türlü mit, efsane, destan ve masal ile insanın varoluş farkındalığı arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: İnsanın benzerleriyle etkileşim içinde olmayı arzulaması, modern bir olgu değildir; tersine her türlü mit, efsane, destan, masal, belli biçimler altında ve kültürel özelliklere göre değişiklik göstererek, bu temel insanlık durumunu ortaya koymak için oluşturulmuş anlatılardır. Bu metinler aracılığıyla insanın yaratılışı, türeyişi, insan olmaktan kaynaklanan kusur ve üstünlükleri, bunların sonucunda yaşadığı acı ve sevinçler gibi evrensel temalara değinilmektedir.

#44

SORU: Sekülerleşme kavramı nasıl açıklanmaktadır?


CEVAP: Modern düşüncenin temelini oluşturan sekülerleşme; Dünya’nın, varlığın, insanın bu oluş içindeki amacının, mutlak ve değişmez Tanrı iradesinden, yanlışlanabilir ve değişken insan aklının egemenliğine geçmesi anlamına gelir.

#45

SORU: Modern düşünce ile kapitalizm arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?


CEVAP: Modern düşünce, doğayı hesaplanabilir birimlere ayırıp kategorileştirmeyi, kapitalizm aracılığıyla da bunları, mümkün olduğu kadar piyasada ticarete konu olabilir nesnelere (metalar) dönüştürme iddiasını içerir. Diğer bir deyişle modernlik, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ideolojik ve düşünsel alt-yapıyı sunar.

#46

SORU: Modern çağın insan üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur?


CEVAP: Modern Çağ, bir yandan insanı dinin ve cemaatin boyunduruğundan kurtarmış, diğer yandan, sorgulanmaz hakikat fikrinin getirdiği bütüncül yaşayışın dışında, onu, sürekli olarak bireyliğini en iyi şekilde ifade etmek zorunda olduğu hareketli bir düzene tâbi kılmıştır.

#47

SORU: Birincil ve ikincil toplumsallaşma süreçleri ne anlama gelmektedir?


CEVAP: Bireyin doğumundan ölümüne kadar olan süreçte, topluma uyum göstermesini sağlayan toplumsal norm ve değerlerin öğrenilmesidir. Birincil toplumsallaşma genellikle bireyin ilk çevresi olan ailede gerçekleşir. İkincil toplumsallaşma ise bireyin kendi çevresinden uzaklaşıp (örneğin okula gitmek gibi), geniş toplumsal ve kurumsal ilişkiler içine girmesi ile gerçekleşir. Birincil toplumsallaşma bireyin doğumundan erişkin olana kadar geçen zamanı kaplarken, ikincil toplumsallaşma ömür boyu sürer.

#48

SORU: İnsan ve hayvan davranışları arasındaki farklılıklar nelerdir?


CEVAP: Hayvan davranışı, temel yaşamsal güdülerin tatminine yönelik eylemlere dayalı iken (beslenme ve türün devamını sağlama gibi); insan davranışıysa, her ne kadar yaşamsal işlevlere dayalı olsa da bu düzeyde kalmayıp, varlığını anlamlandırma çabasıyla çeşitlenen ve karmaşıklaşan bir ifadeye dayalıdır. Bu durum, doğal olarak insanın benzerleriyle etkileşimini önemli kılar. Zira etkileşim, insanın, kendisi gibi, kendi varlığı üzerinde düşünüp ona anlam katma etkinlikleri içinde bulunan benzerleriyle simge alış-verişine girmesine neden olur.

#49

SORU: İnançlar ve değerler arasında nasıl bir farklılık bulunmaktadır?


CEVAP: Kültürün temelini oluşturan inanç düzlemi, tek başına bir toplum düzeni oluşturmak için soyut kalmaktadır. İnsan eylemlerinin iyi-kötü, doğru-yanlış, adil olan-olmayan, hakkaniyet-haksızlık gibi ölçüler ekseninde somutlaştırılabilmesi için köklerini inançlardan alan değerlere ihtiyaç duyulmaktadır. Değerler, ortak kurucu unsurlar olarak kabul edilmekte ve toplu yaşamın varlığını sürdürmesine hizmet etmektedirler.

#50

SORU: Değerlerin değişkenliği ile ilgili yapılan açıklamalar nelerdir?


CEVAP: Değerler, sadece kalan ve değişmeyen unsurları değil, değişmeye dair olanları da harekete geçirmektedirler. Dolayısıyla kültür, hiç değişmeyen sabit bir alan değil; hatta tam tersine, değerlerin sürekli değişmesi sonucu yeni yapıların ortaya çıktığı bir süreçtir.

#51

SORU: Kültürün bileşenlerinden biri olan inançlar nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP: Değerlerin toplumsal düzeni tam anlamıyla kurmak için gerekli olan dayatma gücünden yoksun olmaları nedeniyle, kurumsallaşmış kurallara ihtiyaç duyulmaktadır. Değer ve geleneklerin somut kurallara dönüşmesi, normların belirginleşmesi ile mümkün olmaktadır. Bu durumda normlar, yaptırımı olan toplumsal kurallar şeklinde tanımlanmaktadır.

#52

SORU: Normların yazılı olmasıyla ilgili neler söylenebilir?


CEVAP: Normlar, yazılı olmak zorunda değildirler. Bir kuralın norm sayılabilmesi için, toplumsal düzeyde bir baskı unsuru olabilmesi, ona uyulmadığı takdirde de olumsuz bir karşılığı olması beklenmektedir. Modern toplumda, yazılı hale getirilmiş yasalar ve hukuki metinler toplumsal normların büyük kısmını oluşturmaktadır.

#53

SORU:

Bugünkü insan türü dünya tarihinin ne kadarlık zaman dilimini kapsamaktadır?


CEVAP:

Dünya’nın yaklaşık dört buçuk milyar (4.500.000.000) yaşında olduğu, farklı disiplinlerdeki çeşitli araştırmalarla ortaya çıkmıştır. İnsan olarak ayrıştırabileceğimiz bir türün varlığıysa bu kısa tarihin içinde en geriye giden bilimsel değerlendirmelerde bile iki milyon yıldır. Bugün dünyada yedi milyara varan nüfusa sahip insan türü (Homo Sapiens), ataları olan Hominidler ve Neandertaller’den ancak 300.000 yıl kadar önce ayrışmıştır.


#54

SORU:

Uygarlık ve kent arasında nasıl bir ilişki vardır?


CEVAP:

İnsanın yaşam biçiminin belli bir süreklilik, örgütlülük ve karmaşıklık arz ettiği durum olan uygarlığın, öncelikle ve belirleyici olarak, kent tipi bir yerleşmenin ortaya çıkışıyla yakından ilgisi olduğunu ifade edilir. Kentin birçok özelliği ve tanımı yapılabilir. Ancak önemli olan, kentin yalnızca bir barınma ve ortak yaşama ihtiyacına karşılık gelen bir mekân örgütlenmesi olarak kalmayan, bunun ötesine geçen, özel bir ortak yaşamın ruh hali olduğu belirtilmelidir.


#55

SORU:

Yazının icadının insanlık tarihindeki önemi nedir?


CEVAP:

Yazının icadı, insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Zira insanın üretimi, üretimine kattığı anlam, bu anlamlar etrafında örgütlenen toplumsal yaşam, bunların simgeler düzeyindeki soyutlamaları, hep yazı sayesinde kayda geçirilmiş, bu şekilde kuşaklar boyu taşınabilmiştir.


#56

SORU:

İnsanın başka hiçbir türde var olmayan ayırıcı özelliği nedir? Açıklayınız.


CEVAP:

İnsanın başka hiçbir türde var olmayan ayırıcı özelliği, zekânın kullanılışına bağlı olarak simge üretme becerisidir. Örneğin bir filin bilgi birikimi, bilginin çoğalması, kuşaklar boyu taşınması, dönüşümü söz konusu olamayacağı için, bir fil uygarlığı ve tarihinden söz edilemez. Sadece insan türü, bu birikim, aktarım ve dönüşümü gerçekleştirebildiği için kültür üretir. Kültürü oluşturan bilgi ve ürünler, soyutlamalar aracılığıyla (örneğin resim, müzik, dil, yazı) insanlık belleğine aktarılırlar. Zaten bu sayede bir insanlıktan bahsetmek mümkündür.


#57

SORU:

Diğer canlılardan farklı olarak insan varoluşsal olarak nasıl bir canlıdır?


CEVAP:

İnsanın, kendisini ‘kendisini düşünen’ bir canlı olarak düşünebilmesidir. Diğer bir deyişle insan, kendisine yabancı ya da dış göz gibi bakabilen, varlığını bu şekilde fark edebilen bir canlıdır. Bugüne kadarki bilimsel bilgilerimiz, bu yetinin, başka hiçbir türde mevcut olmadığını göstermektedir. Öyleyse insan, kendi varlığını, sadece ontolojik (kendi bedeninde biyolojik var oluş durumu ve buna bağlı olan kendini benzerlerinden ayırt etme potansiyeli; örneğin kendini besleme, tehlike karşısında savunma, vb.) düzeyde değil, aynı zamanda, bu var oluşa kendine özgü bir anlam katabilme yetisi düzeyinde de deneyimler.


#58

SORU:

René Descartes'a göre var olmanın ön koşulu nedir? Açıklayınız.


CEVAP:

René Descartes, var olmanın ön koşulunu, var olmanın bilincine bağlamıştır. Diğer bir deyişle varoluş, var olduğunu fark edebilme yetisinin mevcudiyetiyle mümkündür. Descartes’ın ünlü deyişi “düşünüyorum öyleyse varım” (cogito ergo sum), işte bu kendi üzerine düşünebilme yetisini ifade eder. Descartes’a göre, insan, kendisini (kendi varlığını) bir dış göz gibi görebilen, kendisine dışarıdan bakabilen bir canlıdır. Diğer canlılar, örneğin hayvanlar, içgüdülerinin yönlendirmesiyle doğanın dayattığı biçim ve koşullarda yaşama etkinliklerini sürdürürler. Böyle bir varoluşta, kendi varlığını algılamak, ona anlam katma çabasıyla bütünleşmez.


#59

SORU:

Rönesans’tan itibaren insan nasıl tasavvur edilmiştir?


CEVAP:

Rönesans’tan itibaren insan, sadece Tanrı’nın iradesine göre şekillenmiş bir varlık değil, kendi iradesiyle kendi kaderini oluşturabilme gücü olan, düşünsel bir birim olarak tasavvur edilmiştir.


#60

SORU:

Dil insan yaşamındaki hangi etkinliğin sonucunda ortaya çıkmıştır?


CEVAP:

İnsan davranışı, her ne kadar yaşamsal işlevlere dayalı olsa da bu düzeyde kalmayıp, varlığını anlamlandırma çabasıyla çeşitlenen ve karmaşıklaşan bir ifadeye dayalıdır. Bu durum, doğal olarak insanın benzerleriyle etkileşimini önemli kılar. Zira etkileşim, insanın, kendisi gibi, kendi varlığı üzerinde düşünüp ona anlam katma etkinlikleri içinde bulunan benzerleriyle simge alış-verişine girmesine neden olur. Bu eğilimin en somut ve gündelik yaşamda en yaygın gözlemlenen hali, bir ortak dil sistemi aracılığıyla iletişim kurmaktır.


#61

SORU:

Toplumbilimsel yaklaşımlara göre toplumsallığın temeli neye dayanmaktadır?


CEVAP:

Etkileşim konusu, toplumbilimsel kuramlarda da önemli yer bulmuştur. Max Weber (1864-1920), Georg Simmel (1857-1918) gibi Alman düşünürlerinin esin kaynağı olduğu bir grup toplumbilimsel yaklaşım, etkileşimi, toplumsalın temeli hatta yegâne varoluş durumu olarak kabul etmiştir. A.B.D.’de yirminci yüzyıl başlarından itibaren şekillenmeye başlayan bir toplumbilim anlayışı insanı, sürekli etkileşen, bu etkileşimlerden simge değişimi sağlayan, böylece toplumsal olguların oluşumunda bireysel düzeyde söz sahibi olan bir konuma yerleştirmiştir.


#62

SORU:

İnsan yaşamındaki ölümsüzlük arayışı neye dayandırılır?


CEVAP:

Ölümsüzlük, biyolojik varlıkta değil, o varlığın yaşarken kalıcı olması arzusuyla yaptığı üretimlerde görülmeye çalışılır. Bu üretimler, ne denli simgesel güce sahiplerse o ölçüde kalıcı olabilirler. Zaten insanın, sanat ve bilim başta olmak üzere, çeşitli etkinliklerle ürün vermesinin temel anlamı da budur.


#63

SORU:

Bürokrasi ve mutlak yetkeye sahip hükümdar imgesi nasıl ortaya çıkmıştır?


CEVAP:

Artı-ürün adı verilen "bir toplumun ihtiyacından fazlasını üretebilme durumu" onu kontrol etme sorununu beraberinde getirmiş ve böylece bürokrasi ve mutlak yetkeye sahip hükümdar imgesi ortaya çıkmıştır.


#64

SORU:

İnanç sisteminin kurumsallaşması neye dayanmaktadır?


CEVAP:

Her toplum, kendi örgütlenme biçiminin cinsinden bir inanç sistemi geliştirir. Bu sistem, insanın temel varoluş sorularına doyurucu yanıtlar vermek zorundadır. İnsanın bu sorularına, tatmin edici yanıtları en başarılı şekilde veren inanç sistemi, en fazla kurumsallaşmayı sağlar.


#65

SORU:

Toplu yaşamların varlıklarını sürdürebilmeleri neye dayanmaktadır?


CEVAP:

Toplu yaşam, ister tanıdıklardan oluşan küçük grup düzeyinde (aile, arkadaş, meslektaş grupları) olsun, ister karmaşık örgütlü yapılar olsun (büyük cemaatler, sanayi toplumu, küresel toplum), var kalmak ve düzen içinde varlığını sürdürebilmek için, daima doğruyu, iyiyi, güzeli tanımlayan değerlere yaslanmak zorundadır.


#66

SORU:

Toplumsal düzenin ayakta kalması neye bağlıdır?


CEVAP:

Her ne kadar geleneğin egemen olduğu toplumlarda, geleneklerle taşınan değerler, cemaat yaşamını ayrıntılarıyla düzenleme ve bireylere kendini güçlü bir şekilde dayatma özelliğine sahiplerse de toplumsal düzen, ancak kurumsallaşmış kurallarla ayakta durabilir. Hele karmaşık ve modern toplumlarda, değerler ve gelenekler, tek başlarına baskı unsuru olamazlar. Değer ve geleneklerin somut kurallara dönüşmesi, normların belirginleşmesiyle olur.


#67

SORU:

Alman filozof Martin Heidegger’e göre teknoloji nasıl bir olgudur?


CEVAP:

Alman filozof Martin Heidegger’e göre, doğayı dönüştürme etkinliklerinin bilgisi, sadece nesnelere şekil vermek ve gündelik yaşamda işlevsel kılmak için gerekli değildir. Bu teknik düzeyin ötesinde, o nesneleri neden, nasıl, hangi toplumsal dinamiklerin gereği olarak, hangi tarihsel koşulların içinde, nasıl bir doğa-insan ilişkisi kapsamında kavramsallaştırmak gerektiğine dair fikir de teknoloji dediğimiz alana dâhildir.


#68

SORU:

Teknoloji kültür için nasıl bir öneme sahiptir?


CEVAP:

Teknoloji, kültürün vazgeçilmez bir parçasıdır; çünkü, bizatihi kültür üretmek, doğayı belli bilgi, yordam ve araçlarla dönüştürmek demektir. Bu bilgi, yordam ve araçlarla onlara dair ideolojik tasavvurların toplamına teknoloji adı verilmektedir.


#69

SORU:

Kültürel bağlamda simgenin anlamı nedir?


CEVAP:

Kültür sonucunda ortaya çıkan üretimler, onlara dair söylem, fikir, değer ve yargıların soyut temsillere dönüşerek, her bir somut üretimin kendisi yerine, onun yerine geçen daha evrensel ve dolaylı göndermeleri haline gelirler. İşte bu soyut temsillere simge adı verilir. Zira simge, temsil ettiği ya da çağrıştırdığı eylem, nesne, durum, kişi, etkileşim, vb.’ni dolaylı yoldan yani imâ ederek, genel bir kategori olarak temsil etme yeteneğine sahiptir.


#70

SORU:

Toplumlarda dil sistemi nasıl ortaya çıkmaktadır?


CEVAP:

Dil, kendi başına anlamı olmayan ses birimlerinden oluşur. Zira sözcüklerin kendi başlarına ve kendileri olarak bir anlamları yoktur; hatta sözcüklerin özünde saçma oldukları söylenebilir. Sözcükler, ancak belli bir anlam bağlamında değer kazanırlar; dili konuşan bireyler arasında, sanki bir anlamları varmış gibi muamele görürler. İşte bu, aslında kendinde anlamı olmayan ses birimlerine, toplumsal olarak üzerlerinde uzlaşılmış anlamlar atfedilmesi, en yaygın simge sistemi olan dili ortaya çıkartmıştır.


#71

SORU:

Enformasyon kavramının Türkçe ve İngilizce dillerindeki anlamsal farklılığı nedir?


CEVAP:

İngilizce veya Fransızca’da “information” olarak ifade edilen kavram, “bilgi” kavramının karşılığı değildir. Bilgi, insanın öznelliğinin süzgecinden geçerek, kendine ait kıldığı bir özel bilme durumudur. Oysa enformasyon (eski dilde “mâlumat”), herkese aynı şekilde ulaşan bir çeşit ham ve seyreltilmiş bilgidir. Okuyucu, dinleyici, kısaca etkileşen birey, enformasyonu çeşitli kaynaklardan alır; kendi düşünsel donanımı bağlamında işleyerek, ondan özel bir anlam türetir.


#72

SORU:

Bireylerin düşünme ve enformasyonu özelleştirme olanağını bulamamasının başlıca nedeni nedir?


CEVAP:

Bireyler düşünme ve enformasyonu özelleştirme olanağını bulamamaktadırlar. Bu durumun başlıca nedeni, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren, sanayi kapitalizminin yerini, aşamalı olarak finans kapitalizmine terk etmesidir.


#73

SORU:

Finans kapitalizmi nedir?


CEVAP:

Finans kapitalizmi, fizikî olarak üretilen malların değişimine değil, sanal değerlerin dünya ölçeğinde dolaşımına dayalıdır. Borsada menkul kıymetlerin spekülatif bir şekilde değer kazanmaları ya da kaybetmeleri, bu dolaşımın sonucudur.


#74

SORU:

Teknoloji günümüzdeki toplumsal ilişkilerde nasıl bir role sahiptir?


CEVAP:

Toplumsal ilişki, git gide teknolojiden geçen dolaylı bir hal almaktadır. İnsanlar, daha eski dönemlere oranla çok daha fazla birbirleriyle ve genel olarak enformasyon dünyasıyla ilişki kurmakta, ancak bu, dolaylı ve temsilî bir etkileşim içinde gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle insan ilişkisi, hem çok yoğun bir hal almakta, hem fizikî temastan uzaklaşmaktadır. Bir anlamda, etkileşimsel sanal ortamların toplumsallaştırıcı işlevi arttıkça (sosyal medya), ‘toplum’ adını verdiğimiz ilişkiler sistemininde önemli ölçüde siberuzaya taşınmakta olduğu ifade edilebilir.