TÜRK DIŞ POLİTİKASI II Dersi HELSİNKİ ZİRVESİ'NDEN ULUSAL PROGRAM'A TÜRK DIŞ POLİTİKASI (1999-2001) soru cevapları:

Toplam 38 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Türkiye’nin Dış ilişkiker’de en çok zorlandığı konuların başında hangi konular gelmektedir?


CEVAP: Kıbrıs konusu ve Yunanistan ile sorunlu ilişkiler gibi konular dış politikada Türkiye’nin en çok zorlandığı konuların başında gelmektedir.

#2

SORU: AB ile Gümrük Birliği hangi yılda sağlanmıştır?


CEVAP: AB ile Gümrük Birliği 1995 yılında şağlanmıştır.

#3

SORU: 1995-1996 yılları arasında Türkiye ile Yunanistan arasında meydana gelen ve iki ülkeyi savaşın eşiğine, hangi olay getirmiştir?


CEVAP: Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı sorunlardan 1995 sonu 1996 başında yaşanan Kardak Krizi, iki ülkeyi neredeyse savaşın eşiğine getirmiştir.

#4

SORU: Türkiye, 1999 yılı sonunda, Yunanistan’ı teröre destek veren ülkeler arasında yer alması gerektiği doğrultusunda açıklamaları neden yapmıştır?


CEVAP: Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı sorunlardan 1995 sonu 1996 başında yaşanan Kardak Krizi, iki ülkeyi neredeyse savaşın eşiğine getirmiştir. Ege Denizi’ndeki sorunlar, Abdullah Öcalan’ın yakalanması sırasında gerilen ilişkiler, 1996-1999 yılları arasında Yunanistan ile olan ilişkileri kopma noktasına getirmiş ve bu olaylar Türkiye’nin, Yunanistan’ı teröre destek veren ülkeler arasında yer alması gerektiği doğrultusunda açıklamalar yapmasına neden olmuştur.

#5

SORU: Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan yakınlaşmanın en önemli nedenleri nelerdir?


CEVAP: Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan yakınlaşmanın en önemli nedenlerinden biri de bu bağlam da Kostas Simitis’in Başbakanlığında başlama sinyali veren yumuşamanın Y.Papandreou’nun Dışişeri Bakanlığına getirilmesiyle devam etmesi ve Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in çabalarının karşılık bulmasıdır. Dışişleri Bakanı İsmail Cem, göreve geldikten bir süre sonra Yunanlı meslektaşı ile çeşitli toplantılarla bir araya geldiğini, muhatabının Türkiye’ye yönelik düşüncelerini bildiğini ve eğilimlerini de bir süre tarttıktan sonra bir barış girişimi başlatmaya karar verdiğini belirtmektedir (Cem, 2004:120). Bu çerçevede İsmail Cem, 24 Mayıs 1999 tarihinde Yunanlı meslektaşına bir mektup göndererek iki ülke arasında terörle mücadele anlaşması yapılmasını önermiştir. Papandreou’da bu mektuba cevaben 25 Haziran 1999’da gönderdiği mektupta anlaşmayı terörle mücadeleyle sınırlı tutmayıp ekonomi, çevre, turizm alanlarında da iş birliği, örgütlü suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göç konularında da birlikte mücadele önerisinde bulunmasıdır.

#6

SORU: 3 Temmuz 1999 tarihinde yapılan Kosova Dostları toplantısında yapılan açıklamalar sonrasında ne gibi çalışmalar yapılmıştır?


CEVAP: Yapılan mutabakat açıklamasına istinaden Dışişleri Bakanlıkları arasında 6 çalışma grubu oluşturulmuş ve bu gruplar arasındaki ilk görüşme 24-27 Temmuz 1999 tarihleri arasında Ankara’da başlamış, 2930 Temmuz 1999 tarihleri arasında Atina’da devam etmiştir. İki ülke arasındaki görüşmeler Türkiye ve AB için önemli olacağı öncesinden belli olan 10-11 Aralık 1999’da düzenlenecek olan Helsinki Zirvesi’ne yaklaşılırken de devam etmiş, Zirve öncesinde bazı konularda anlaşmaların taslağının oluşturulduğu açıklanmıştır.

#7

SORU: Türkiye’nin AB politikaları konusunda önünün açılmasını ve Helsinki Zirvesi’nde aday ülke olarak açıklanmasını hangi olaylar sağlamıştır?


CEVAP: 1999’un ikinci yarısından itibaren yaşanan ve İsmail Cem ile Yorgo Papandreou’nun kişisel çabalarının büyük etkisinin olduğu Türkiye-Yunanistan yakınlaşması, depremlerin halklar arasında yarattığı yakınlaşma ile de bütünleşince iki ülke arasındaki ilişkilerin hiç olmadığı kadar gelişmesine zemin oluşturmuştur. Bu yakınlaşma, Türkiye’nin AB politikaları konusunda da önünü açmış ve Helsinki Zirvesi’nde aday ülke olarak açıklanmasını sağlamıştır.

#8

SORU: Türkiye halkının AB’ye olan güveni hangi olaydan sonra sarsılmıştır?


CEVAP: Abdullah Öcalan’ın Kenya’da Yunan Büyükelçiliği’nde barındığının ortaya çıkması ve üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunun bulunması, Türkiye’nin bu konudaki haklılığını ortaya koymuş ve Yunanistan’a yönelik çok sert açıklamalar yapılmıştır. Bunun yanında Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldıktan sonra Kenya’da yakalanıncaya kadar geçen süre içinde Türkiye’nin İtalya ve Almanya ile de ilişkileri bozulma noktasına gelmiştir. Suriye’den Rusya’ya, oradan da İtalya’ya gelen Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmeyen İtalya’ya Türkiye’nin tepkisi çok sert olmuştur. İtalya, Öcalan’ı Türkiye’ye değil, hakkında mahkeme kararı olan Almanya’ya vereceğini açıklamış, Almanya ise 1993 yılından beri bir terör örgütü olduğu için yasakladığı örgütün liderini, hakkında tutuklama emri olmasına rağmen, üstelik bu kişinin emri ile Almanya’da terör eylemleri yapıldığı kendi mahkemelerinde tespit edilmiş, kendi istihbarat servislerince defalarca tekrarlanmış olmasına rağmen, ülkesine getirip yargılama cesaretini gösterememiş; ülke içi huzuru, hukuka tercih edecek bir politika izlemiştir. Öcalan’ın teslim edilmesi konusu Türkiye’nin sadece ülkelerle değil AB ile ilişkilerini de germiştir. İtalya ile yaşanan krizde AB’nin İtalya’ya üyesi olması hasebiyle sınırsız dayanışma içinde olduğunu açıklayarak destek vermesi, AB ile Lüksemburg Zirvesi’nden beri zaten sorunlu olan ilişkileri etkilemiş ve Türkiye halkının AB’ye olan güvenini de sarsmıştır.

#9

SORU: ABD Başkanlığının ikinci döneminde daha dışa dönük bir politika izleyen Clinton’ın Türkiye’nin AB adaylığını desteklemesinin nedenleri nelerdir?


CEVAP: • AB’ye tam üyelik Türkiye’nin Batı ile bağlantısını kesinleştirecekti. ABD Türkiye’de radikal islamcı bir rejimin kurulmasını ya da Türkiye’nin Avrupa’dan daha da uzaklaşmasını istemiyordu. Böyle bir gelişme Orta Doğu’daki bütün dengeleri altüst edeceği gibi Orta Asya ve Kafkasya’yla Batı arasındaki bağlantı da kesilecek ve enerji hatlarının geleceği ve ABD’nin buradaki etkinliği tehlikeye düşecekti. • Türkiye daha önce de değinildiği gibi, ABD’yle uzun süredir çok yakın bağlara sahipti ve bu 1990’larda daha da yoğunlaşmıştı. ABD, kendisine bu kadar yakın bir müttefikinin AB içinde yer almasını desteklemeyi çıkarlarına uygun görüyordu. ABD, Türkiye’nin de tam üye olmasıyla İngiltere’den sonra kendisiyle yakın ilişkileri olan bir ülkenin daha AB’de bulunmasını sağlayabilecek ve bu bütünleşme hareketiyle bağlarını artırabilecekti. • ABD 1990’larda Avrupa-Atlantik Topluluğu kavramı çerçevesinde, Avrasya’yı kendisine bağlamak istiyordu. Türkiye coğrafi olarak bu geniş alanın bağlantı noktasında yer alıyordu. • Türkiye’nin üyeliği gerçekleşirse AB’nin homojen yapısı kaybolacak, alanı ve kapsamı genişleyecek, böylece yekpare bir blok olma özelliğinden uzaklaşacaktı. • AB, bu dönemde kendi güvenlik yapılanmasına gidiyordu ve Türkiye’nin tam üyeliği onun, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) içinde de yer almasını sağlayacaktı. ABD, özellikle savunma alanında iş birliği yaptığı Türkiye’nin Batı Avrupa Birliği (BAB) içinde bulunmasını istiyordu. Böylece BAB ya da onun yerine geçecek bir Avrupa savunma yapılanması ile NATO arasındaki bağlantı daha sıkı olabilecekti (Uzgel, 2011:277-278).

#10

SORU: Helsinki Zirvesi’nden hemen önce AB Dışişleri Bakanları’nın Türkiye’nin adaylığı hakkında olumlu görüş bildirmelerinin akabinde ABD nasıl bir tutum izlemiştir?


CEVAP: Helsinki Zirvesi’nden hemen önce AB Dışişleri Bakanları’nın Türkiye’nin adaylığı hakkında olumlu görüş bildirmelerinin akabinde 10 Aralık 1999 tarihinde Başkan Clinton Ecevit’e mektup göndererek Bu, Türkiye, AB ve ABD için kalıcı yararlar getirecek tarihî bir adımdır. Öteden beri Türkiye’nin geleceğinin Avrupa’da olduğuna inanmışımdır. Türkiye’nin 21’inci yüzyılın biçimlendirilmesinde hayati bir rol oynayacağını, AB’nin, bu kararıyla kabul etmiş olmasından memnuniyet duyuyorum beyanında bulunmuş ve Zirve’de verilecek kararların da bu doğrultuda olmasını desteklediğini diplomatik ve dolaylı yoldan tekrar etmiştir.

#11

SORU: Avrupa Birliği’nin kuruluşundan itibaren hangi devletler, Birliğin politikasını belirleme ya da etkileme konusunda özel bir yere sahip olmuşlardır?


CEVAP: Avrupa Birliği’nin kuruluşundan itibaren Almanya, Fransa ve İtalya gibi güçlü devletler, Birliğin politikasını belirleme ya da etkileme konusunda özel bir yere sahip olmuşlardır.

#12

SORU: Türkiye’de AB’ye karşı çok büyük bir tepki oluşturan ve bu tepki AB ile siyasi diyaloğun kesilmesi ile sonuçlanmasına neden olay nedir?


CEVAP: Lüksemburg Zirvesi’nde 12 ülkenin adaylığa açıklanmasına rağmen Türkiye’nin aday olarak değil de sadece adaylığa ehil olarak anılması Türkiye’de AB’ye karşı çok büyük bir tepki oluşturmuş ve bu tepki AB ile siyasi diyaloğun kesilmesi ile sonuçlanmıştır.

#13

SORU: 28 Nisan 1999 tarihinde kurulan DSP Hükûmeti yeni Hükûmet Programı’nda, AB ile ilişkileri nasıl tanımlanmıştır?


CEVAP: Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği, tarihten, coğrafyadan ve anlaşmalardan doğan hakkıdır. Türkiye’nin AB’ye öteki üyelerle eşit hak ve statüye sahip tam üyelik hedefinin gerçekleştirilmesine çalışılacaktır. Avrupa’daki bütünleşme süreci içinde yerini alacak olan Türkiye, bunu gerçekleştirirken ulusal hak ve çıkarların her zaman titizlikle gözetmeye devam edecektir. Bu çerçevede Avrupa Birliği ile ilişkilerimize ivme kazandırabilecek fırsat ve gelişmeler dikkatle izlenecektir. Türkiye, siyasî ve ekonomik planda olduğu kadar güvenlik ve savunma konularında da, Avrupa ve Transatlantik yapılanmaları ve oluşumları içinde tam ve eşit biçimde yer almak için kararlı bir yaklaşım içinde olacaktır. Gümrük Birliği’nin uygulamada ortaya çıkan sakıncalarını gidermek için etkin girişimlerde bulunulacaktır. diye tanımlanmıştır.

#14

SORU: Bakanlar Konseyi kararı uyarınca 16-18 Kas›m 1999 tarihinde İstanbul’da yapılması kararlaştırılan AGİT Zirvesi’nin ana gündem konusu nedir?


CEVAP: 16-18 Kasım 1999 tarihinde İstanbul’da yapılması kararlaştırılan AGİT Zirvesi’nin ana gündem konusu, İnsan Haklarıdır.

#15

SORU: AB Helsinki Zirvesi Başkanlık Sonuç Belgesi’nde Türkiye konusundaki paragraflar hangi şekilde kesinleşmiştir?


CEVAP: 12. Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon’un ilerleme raporunda işaret edildiği gibi Türkiye’de son zamanlarda yaşanan olumlu gelişmeleri ve ayrıca Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum yönündeki reformlarını sürdürme niyetini memnuniyetle karşılar. Türkiye, diğer aday devletlere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş bir aday devlettir. Diğer aday devletler gibi Türkiye de mevcut Avrupa stratejisine dayanılarak, reformlarını teşvik etmeye ve desteklemeye yönelik bir kat›l›m öncesi stratejiden istifade edecektir. Bu çerçevede, insan haklar konusu ve 4 ve 9 (a) sayılı paragraflarda belirtilen konular başta olmak üzere, üyeliğin siyasi kriterlerini karşılama yönünde ilerleme kaydedilmesi üzerinde durularak, daha fazla siyasi diyalog söz konusu olacaktır. Türkiye, Topluluk programlarına ve ajanslarına ve katılım süreci bağlamında aday devletler ile Birlik arasındaki toplantılara katılma imkânına da sahip olacaktır. Müktesebatın benimsenmesi için ulusal bir program ile birlikte, siyasi ve ekonomik kriterler ve bir üye devletin yükümlülükleri ışığında üyelik hazırlıklarının yoğunlaşması gereken öncelikleri içeren bir katılım ortaklığı önceki Konsey sonuçları temelinde oluşturulacaktır. Uygun izleme mekanizmaları kurulacaktır. Türkiye’nin mevzuatının ve uygulamasının müktesebat ile uyumlulaşmasını yoğunlaştırmak üzere, Komisyon, müktesebatın analitik tarzda incelenmesine yönelik bir süreç hazırlamaya davet edilir. Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon’dan, tüm katılım öncesi tüm AB mali yardım kaynaklarının koordinasyonu için tek bir çerçeve sunmasını talep eder.

#16

SORU: Helsinki Zirvesinde, 12 ’inci maddede referans verilen ve Türkiye’nin tuzaklı gördüğü maddeler hangileridir?


CEVAP: • Madde 4: Avrupa Birliği Konseyi, şimdi 13 aday devleti tek bir çerçeve içinde kapsayan katılım sürecinin içerici mahiyetini tekrar teyit eder. Aday devletler, üyelik sürecine eşit bir temelde katılmaktadırlar. Avrupa Birliği’nin Antlaşmalar’da ifade edilen değerlerini ve amaçlarını paylaşmalıdırlar. Bu bakımdan, Avrupa Birliği Konseyi, anlaşmazlıkların BM Anayasası’na uygun olarak barışçı yoldan çözülmesi ilkesini vurgular ve aday devletleri, devam eden sınır anlaşmazlıkları ve ilgili diğer konuları çözmek için her gayreti göstermeye davet eder. Bunda başarılı olunamadığı takdirde, anlaşmazlığı makul bir süre içinde Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) götürmelidirler. Avrupa Birliği Konseyi, özellikle üyelik süreci üzerindeki yansımalarıyla ilgili olarak ve en geç 2004 yılı sonuna kadar UAD yoluyla çözüme bağlanmalarını teşvik etmek amacıyla, devam eden anlaşmazlıklara ilişkin durumu gözden geçirecektir. Ayrıca, Avrupa Birliği Konseyi hatırlatır ki Kopenhag’da belirlenmiş olan politik kriterlere uyum, üyelik müzakereleri açılmasının bir ön şartıdır ve tüm Kopenhag kriterlerine uyum AB’ye üye olarak katılmanın temelidir. • Madde 9: (a) Avrupa Birliği Konseyi, 3 Aralık tarihinde New York’ta Kıbrıs meselesinin kapsamlı bir çözümüne yönelik olarak başlatılan görüşmeleri memnuniyetle kaşlılar ve BM Genel Sekreteri’nin bu süreci başarıyla sonuçlandırma yönündeki gayretlerine güçlü desteğini ifade eder. (b) Avrupa Birliği Konseyi, politik bir çözümün Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımını kolaylaştıracağının altını çizer. Üyelik müzakerelerinin tamamlanmasına kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılamamış olursa, Konsey’in üyelik konusundaki kararı, yukarıdaki husus bir ön şart olmaksızın verilecektir. Bu konuda, Konsey tüm ilgili faktörleri dikkate alacaktır.

#17

SORU: Katılım Ortaklığı Belgesi’nde (KOB) belirtilen Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler başlığı altındaki Kısa Vadeli Öncelikler nelerdir?


CEVAP: • Helsinki Zirvesi Sonuçlarının 9(a) paragrafında belirtildiği üzere, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması sürecinin başarılı bir sonuca ulaştırılması yönündeki çabalarının kuvvetle desteklenmesi. • Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile uyumlu olarak, ifade özgürlüğü ile ilgili hukuki ve anayasal garantilerin güçlendirilmesi. şiddet yanlısı olmayan görüşleri dile getirmekten hüküm giymiş kişilerin durumuna eğilinmesi. • Barışçıl toplantı yapma ve dernek kurma özgürlüğüne ilişkin hukuki ve anayasal garantilerin güçlendirilmesi ve sivil toplumun gelişmesinin teşvik edilmesi. • İşkenceyle mücadeleye ilişkin hukuki hükümlerin güçlendirilmesi ve gerekli tüm önlemlerin alınması ve Avrupa işkencenin Önlenmesi Sözleşmesine riayetin sağlanması. • Duruşma öncesi tutuklulukla ilgili hukuki süreçlerin Avrupa insan Hakları Sözleşmesi hükümleriyle ve işkencenin Önlenmesi Komitesi’nin tavsiyeleriyle uyumunun güçlendirilmesi. • Tüm insan haklan ihlallerine ilişkin tashih imkânlarının güçlendirilmesi. • Münferit ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla karşılıklı iş birliği içinde, kanun uygulayıcı memurların insan hakları konularında eğitimlerinin yoğunlaştırılması. • Devlet Güvenlik Mahkemeleri de dahil olmak üzere, yargının işlevselliğinin ve verimliliğinin uluslararası standartlara uygun şekilde geliştirilmesi. Özellikle hakimlerin ve savcıların, insan hakları alanı da dahil olmak üzere, AB mevzuatı hakkındaki eğitimlerinin kuvvetlendirilmesi. • İdam cezasına ilişkin fiilî moratoryumun muhafaza edilmesi. • Türk vatandaşlarının televizyon ve radyo yayıncılığında ana dillerini kullanmalarını yasaklayan hukuki düzenlemeler var ise kaldırılması. • Tüm vatandaşların ekonomik, sosyal ve kültürel imkânlarının arttırılması amacıyla, bölgesel farklılıkların azaltılması ve özellikle Güneydoğudaki durumun iyileştirilmesi için kapsamlı bir yaklaşım geliştirilmesi (KOB, 2001:3-4).

#18

SORU: 2 Ekim 1997 tarihinde imzalanan Amsterdam Antlaşması hangi amaçla yapılmıştır?


CEVAP: AET kurulurken altı üye için tasarlanan kurumsal ve idari yapı, zaman içinde Avrupa Birliği’nin genişlemesiyle birlikte yetersiz kalmaya başlamıştır. Yeni katılacak üyelerle birlikte Birliği’n işleyişini düzenlemek için Amsterdam Anlaşması 2 Ekim 1997 tarihinde imzalanmıştır.

#19

SORU:

Türkiye Helsinki Zirvesi ile 1999 yılında AB aday ülke statüsü kazanmasına rağmen zirvede alınan hangi kararlar Türkiye açısından rahatsız edici bulunmuştur?


CEVAP:

Türkiye’yi rahatsız eden hususlar karar metnin 4. paragrafında yer alan Ege sorunları ile 9. ve 12. paragrafta yer alan Kıbrıs ile ilgili hükümlerdi. Türkiye, AB adaylığı karşısında kendisinden talep edilen hususların çok ağır koşullar olduğunu, ileride Yunanistan ve GKRY’nin ciddi sorunlar yaratabileceğini ifade etmiştir.


#20

SORU:

GKRY 1997 yılında AB aday ülke olmasının Türkiye açısından olumsuz sonuçları nelerdir?


CEVAP:

Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB adayı olması güney yönetiminin adanın bütününü temsil etmesine yol açmaktadır. Türkiye’den önce aday ülke olması GKRY’nin Türkiye’den daha önce birlik üyesi olmasını sağlamıştır. Bu durum Türkiye'nin AB üyesi olmak için Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanınmasını zor kılmakta, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahip olduğu veto hakkı ise Kıbrıs sorunun çözümünde Türkiye'nin pazarlık imkanlarını daraltmaktadır.


#21

SORU:

Türkiye'nin 90’larda Yunanistan ile yaşadığı krizlerin sebepleri nelerdir?


CEVAP:

Ege denizinde yaşanan anlaşmazlıklar ile başlayan kriz dönemi Abdullah Öcalan’ın Kenya'daki Yunan Büyükelçiliği’nde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu ile kaldığının ortaya çıkması sonucu doruk noktasına ulaşmıştır.


#22

SORU:

Yunanistan ile kriz sonrası döneminde ikili ilişkileri geliştirmek için Yorgo Papandreou hangi adımları atmıştır?


CEVAP:

Dönemin dışişleri bakanı İsmail Cem'in iki ülke arasında işbirliğinin arttırılması talebini kabul eden Papandreou, daha sonraki süreçte Lozan Anlaşması’nın "dini azınlıklar" üzerine yaptığı tanımı eleştirerek, Yunanistan’da yaşayan Türk azınlığın varlığının tanınması yolunda adım atmıştır.


#23

SORU:

17 Ağustos'ta Türkiye'nin yaşadığı ve ardından Yunanistan'da 7 Eylül'de meydana gelen depremlerin iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinde hangi açılardan etkili olmuştur?


CEVAP:

Medyanın ve sivil toplumun etkili olduğu bu karşılıklı anlayış ve yardımlaşma döneminde iki halkın birbirlerini düşman olarak değil de birbirinin yardımına ihtiyaç duyan "komşu" olarak görmesi, iki tarafın da arzuladığı diplomatik görüşmeler ve yumuşamayı sağlayacak adımlar için bir zemin sağlamış ve hükumetleri iç politikada aşırı eleştiriden korumuştur.


#24

SORU:

Soğuk savaş sonra ABD dış politikasında Türkiye'nin stratejik önemi nedir?


CEVAP:

Türkiye, ABD'nin politikalarını uygulamada destek için başvurduğu ve diğer ülkelere model gösterdiği bir ülke olmuştur. Orta Doğu'nun içinde bulunduğu düzensiz durum ve ABD'nin bu durumu kendi lehine çevirme ve oradaki politikalarda söz sahibi olma ihtiyacı ile yönlendirilen Orta Doğu politikası bağlamında da Türkiye, Batılı değerleri benimsediği ve Batı ile yakın ilişkiler kurması nedeniyle İsrail’le birlikte ABD için özel bir öneme sahiptir. Türkiye'nin ABD politikasındaki bu öncelikli konumundan kaynaklı olarak ABD, Türkiye'nin Batı ile iyi ilişkilerini koruması ve ABD politikalarında destek alabileceği bir ülke olarak kalması için Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde Türkiye’ye destek olma politikası benimsemiştir.


#25

SORU:

ABD'nin Türkiye'nin AB adaylığını desteklemesinin nedenleri nelerdir?


CEVAP:

AB’ye tam üyelik Türkiye'nin Batı ile bağlantısını kesinleştireceği için ABD için Türkiye’de radikal İslamcı bir rejimin kurulmasını engellenmiş olacaktır. Böyle bir gelişme enerji hatlarının geleceği ve ABD'nin buradaki etkinliği tehlikeye düşürme ihtimali yüksektir. Ayrıca Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşirse AB'nin homojen yapısı kaybolacak, alanı ve kapsamı genişleyecek, böylece yekpare bir blok olma özelliğinden uzaklaşacaktır.


#26

SORU:

Türkiye'nin AB aday ülkesi olarak kabul edilmesinden sonra üyelik sürecinin aşamaları neler olmuştur?


CEVAP:

Üyeliğin ilan edilmesinden sonra Türkiye, AB Komisyonu'nun hazırlayacağı ve AB Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilecek olan, Türkiye'nin yapması gerekenleri belirten yol haritası KOB ve Türkiye'nin KOB’da belirlenen hususları nasıl ve hangi takvim içinde gerçekleştireceğine dair belge olan Ulusal Program ile adaylığın ilk adımını oluşturmuştur.


#27

SORU:

2000 yılında imzalanan Nice Anlaşması hangi konulara yönelik düzenleme getirmektedir?


CEVAP:

AET kurulurken altı üye için tasarlanan kurumsal ve idari yapı, zaman içinde birliğin 27 ülkeye genişlemesiyle birlikte yetersiz kalmaya başlamıştır. Bu anlaşma ile AB'nin genişlemesi sonrasında karar alma mekanizmalarının tıkanmamasını sağlamak için gerekli yapısal reformlar düzenlenmiştir.


#28

SORU:

AB’ye üyelik için kabul edilen Ulusal Program’ın genel özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Ulusal Program aday ülkelerin AB üyeliğinin gereklerini yerine getirebilmek adına üstleneceği mevzuat uyumu ve yapısal değişikliklerin bir takvime bağlandığı tek taraflı irade beyanıdır. Türkiye'nin kabul ettiği UP; "giriş", "siyasi kriterler", "ekonomik kriterler", "üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği", "müktesebatın uygulanmasına yönelik idari kapasite" ve "reformların mali açıdan değerlendirilmesi" olmak üzere altı ana başlıktan oluşmaktadır.


#29

SORU:

Türkiye'nin kabul ettiği Ulusal Program'a yönelik içeriden ve dışarıdan gelen eleştiriler hangi konular üzerinde temellenmektedir?


CEVAP:

Ege, Kıbrıs sorunları ile idam cezasının kaldırılması ve ana dilde yayın konuları tartışma konusu olmuştur.


#30

SORU:

Türkiye'nin 2001 yılında yaşadığı ekonomik kriz sonrası hangi gerekçeler ile halkın AB üyeliğe yönelik talebi artış göstermiştir?


CEVAP:

Kriz ile birlikte görülen yüksek işsizlik ve enflasyon, AB üyeliğin ekonomik istikrar ve ekonomik gelişme getireceği yolunda halkın beklentisini arttırmıştır. Türkiye halkının gözünde AB, sadece siyasi değil aynı zamanda ve hatta daha çok ekonomik istikrar ve gelişmişlik bakımından daha da önemsenen bir hedef haline gelmiştir.


#31

SORU:

11 Eylül saldırısından sonra ABD'nin dış politikası nasıl bir dönüşüm yaşamıştır?


CEVAP:

ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra tek başına hareket etmeyi çok taraflı iş birliğine tercih etmeye başlamıştır. Bu terci­hini ABM (Anti Balistik Füze) anlaşmasından tek taraflı ayrıldığını, Kyoto Anlaşmasını ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Sözleşmesi’ni ise onaylamayacağını açıklayarak da belli etmiştir.


#32

SORU:

11 Eylül saldırısının Türkiye'nin dış politikasındaki etkileri nelerdir?


CEVAP:

Saldırı sonrası ABD tarafından terör destekçisi olarak tanımlanan ülkelerin üçünün Türkiye'nin komşusu olması Türkiye'nin jeopolitik konumunu dünya siyasetinde ön plana çıkarmıştır. Bu doğrultuda Türkiye, Orta Doğu politikasında İsrail ve ABD ile ilişkilerini bölge politikalarında caydırıcı ve Avrupa'daki yalnızlığını dengeleyici bir politika olarak yürütmüştür.


#33

SORU:

11 Eylül sonrası Türkiye’nin terörle mücadelede ABD ile işbirliği yapmasının getirdiği riskler nelerdir?


CEVAP:

Türkiye, 11 Eylül sonrasında ABD öncülüğündeki NATO güçleri ile Taliban ve El-Kaide'ye karşı mücadele etmiştir. Ancak bu durum Türkiye'nin El-Kaide tarafından düşman olarak görülmesine neden olmuş ve El-Kaide 2003 yılında Türkiye'ye saldırılar düzenlemiştir. Ayrıca ABD'nin Türkiye'ye komşu olan ülkelere operasyon düzenlemesi bölgenin istikrarsızlaşmasına yol açacağı için siyasi ve ekonomik kayıpların yaşanması Türkiye adına olası riskleri oluşturmaktadır.


#34

SORU:

Türkiye 2000’lerin başında girdiği ekonomik krizden çıkmak için hangi adımları atmıştır?


CEVAP:

2000 yılında başlayan ekonomik kriz IMF desteği ile bastırılmış ancak 2001 yılında MGK toplantısında cumhurbaşkanı ile başbakan arasında başlayan tartışma bastırılan ekonomik krizi derinleştirmiştir. Krizden çıkabilmek için gerekli olan yapısal reformların uygulanması için dönemin Dünya Bankası başkan yardımcısı olan Kemal Derviş ekonominin başına getirilmiştir.


#35

SORU:

Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi konusunda İtalya ve Almanya ile yaşanan gerilimin sebepleri nelerdir?


CEVAP:

İtalya Öcalan’ı, Türkiye yerine hakkında mahkeme kararı olan Almanya’ya vereceğini açıkladığı için ikili ilişkilerde gerilim yaşanmıştır. Almanya ise 1993 yılından beri bir terör örgütü olduğu için yasakladığı örgütün liderini, hakkında tutuklama emri olmasına rağmen, üstelik bu kişinin emri ile Almanya’da terör eylemleri yapıldığı kendi mahkemelerinde tespit edilmiş, kendi istihbarat servislerince defalarca tekrarlanmış olmasına rağmen, ülkesine getirip yargılama cesaretini gösterememiş; ülke içi huzuru, hukuka tercih edecek bir politika izlemiştir.


#36

SORU:

Almanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine yaklaşımı Gerhard Schröder’den önce nasıl bir çizgiye sahiptir?


CEVAP:

AB içerisinde Türkiye'den en fazla göç alan ve en çok Türk nüfusunu barındıran Almanya,  Türkiye’nin AB’ye üyeliği ve serbest dolaşım konularınında isteksiz davranmıştır. Soğuk Savaş sonrası iki Almanya’nın birleşmesi ile birlikte Almanya’da işsizlik sorunu başlamış, bu durum Türkiye’nin AB üyeliği talebinin reddi konusundaki cepheyi de genişletmiştir. Birleşmenin ardından yeni AB’yi bir kültür-medeniyet alanı olarak tanımlamayı ön plana çıkaran Almanya, ülkesindeki ve Avrupa’daki genel işsizliği de dikkate alarak Türkiye’ye üyelik yerine başka formüller öneren ülkelerin başında gelmeye başlamıştır.


#37

SORU:

Avrupa Birliği ile doğrudan bağlantılı olmayan AGİT (1999) zirvesinin Türkiye’nin dış politikası için önemi nedir?


CEVAP:

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’un ev sahipliğinde yapılması Türkiye’nin yeni dünya düzeninin önemli bir merkezi olduğunu göstermektedir. Ayrıca ABD başkanının bizzat katıldığı toplantıda Bakü-Ceyhan boru hattı ile Hazar geçişli Türkmen doğalgaz projelerine imza atılması zirvenin çıktıları arsındadır.


#38

SORU:

1999 yılında yayınlanan ilerleme raporunu hangi başlıklar ön plana çıkmaktadır?


CEVAP:

Terörle mücadele yöntemleri, insan hakları, idam cezasının kaldırılması ve Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin karşılanması raporda vurgulanan başlıklardır.