AİLE EKONOMİSİ Dersi Aile Ekonomisi İle İlgili Öncelikli Araştırma Alanları soru cevapları:

Toplam 69 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Aile kurumundaki dönüşümün görünür hale gelmesini ne sağlar? 


CEVAP:

Aile kurumundaki dönüşümün görünür hale gelmesini sağlayan, basit bir veri kaynağı olan nüfus sayımlarıdır. 


#2

SORU:

Nüfus sayımı sayesinde hangi bilgiler elde edilir? 


CEVAP:

Dünya üzerindeki ülkelerin nüfuslarının sayılması, nüfustaki artış ve azalışların gözlenebilmesini sağlamıştır. Ayrıca nüfusu oluşturan aileler hakkında da bilgi sağlamıştır. Böylece "nüfusun ne kadarı kadın”, “ne kadarı erkek”, "aileler kimlerden oluşuyor" ya da "yaşları nasıl dağılıyor" vb. soruların cevaplanması mümkün hale gelmiştir.


#3

SORU:

Nüfus sayımından elde edilen bilgilerin faydası nedir? 


CEVAP:

Nüfus sayımlarından elde edilen bilgiler, dünya nüfusunun arttığını, azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde daha çok insanın yaşadığını, ailedeki insan sayısının azaldığını, bireylerin daha uzun yaşadığını, daha az evlendiğini, daha az çocuk sahibi olduğunu göstermektedir. Değişim sayılar aracılığı gözlenebilir hale geldiğinde, doğal olarak değişimin nedenleri de araştırma alanı içine girmiştir.


#4

SORU:

Demografi nedir? 


CEVAP:

Demografi, insan nüfusundaki artış ve azalışları, onun yapısındaki değişimleri incelemektedir. Örneğin, “bu yıl kaç kişi doğdu”, “kaç kişi öldü”, “doğanların veya ölenlerin kaçı kadın kaçı erkekti”, “bu insanlar ne kadar yaşadılar, kaç yıl okula gittiler”, “ne zaman evlendiler”, “kaç çocuk sahibi oldular” gibi sorular demografinin konuları içine girer.


#5

SORU:

Nüfus gibi bir kitlenin gelişimini takip etmenin ilk adımı nedir? 


CEVAP:

Nüfus gibi bir kitlenin gelişimini takip etmenin ilk adımı, kitlenin büyüklüğünü takip etmektir. Nüfus sayımları, bu amaçla bilgi toplamak için yapılan araştırmalardır. Örneğin günümüzde dünya nüfusu neredeyse 7 milyardır. Bu bilgi ülkelerin kendi nüfus sayımlarının toplanması sonucu elde edilmektedir.


#6

SORU:

Dünya’da yaşayan insan sayısı, sadece 20.yüzyılda ne kadar artmıştır? 


CEVAP:

Dünya’da yaşayan insan sayısı, sadece 20.yüzyılda, yaklaşık 4,5 milyar artmıştır. Artış hızı 1960’lardan itibaren hız kesmiş olmasına rağmen, diğer bir ifade ile daha düşük oranlarla artıyor olmasına rağmen, dünyada yaşayan insan sayısının 2050’ lerde 9 milyarı aşması beklenmektedir.


#7

SORU:

Dünya nüfusunun hızla artması nüfus konusunda hangi araştırmaların yapılmasına neden olmuştur? 


CEVAP:

Bir bütün olarak bu büyüklükte bir kitlenin dünyanın kendisine ve diğer yaşayanlara etkisi bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu büyüklükte bir insan nüfusunun yiyecekleri, içecekleri, nefes almaları (Dünya üzerindeki insanların sadece nefes alışının ve CO2 (karbondioksit) verişinin bile küresel ısınmada bir katkısının olduğu iddia edilmektedir), barınmaları, eğlenmeleri, yaşadıkları şehirleri, atıkları, hatta cinsiyet veya yaş dağılımı ve bütün bunların sonuçları ayrı ayrı araştırma alanı haline gelmiştir.


#8

SORU:

Yedi milyar insan dünya üzerinde nerelerde yaşamaktadır


CEVAP:

En yaşlı kıta Asya, insanların 1920’lerde de 2010’da da en fazla yaşadığı (4 milyardan az fazlası) yerdir. 1920’de dünya’daki her 100 kişiden 59’u Asya’da, 20’si Avrupa’da, 8’i Afrika’da, 7’si Kuzey Amerika’da, 5’i Latin Amerika’da, 1’i Okyanusya’da yaşarken, 2010 yılında 60’ı Asya’da, 11’i Avrupa’da, 15’i Afrika’da 9’u Latin Amerika’da yaşamaktadır. Diğer bir ifade ile bütün bölgelerde yaşayan insan sayısı artmasına rağmen, bazı bölgelerde diğerlerine göre daha yüksek hızla bir artış yaşanmaktadır.


#9

SORU:

Veriler ekonomik açıdan gelişmiş bölgelerde dünya nüfusunun daha az bir kısmının yaşadığını ve gelecekte yaşayacağını, nispeten daha fakir olan yerlerde nüfusun daha büyük bir kısmının bulunduğunu ve gelecekte bulunacağını düşündürmektedir. Bu sonuçlar dünya nüfusuyla ilgili ne düşündürmektedir? 


CEVAP:

Dünyanın daha az gelişmiş bölgelerindeki ülkeler, gelecekte daha kalabalık olacak nüfuslarının ihtiyaçlarını gidermek konusunda şimdi olandan daha büyük baskı altında olacaklardır. Bu değişim, bu bölgelerdeki devletlerin gelir, üretim ve dağılım problemleri ile birlikte düşünüldüğünde, olası pek çok ekonomik soruna işaret etmektedir. Bu durum nüfusla ilgili bir diğer araştırma alanı olarak ortaya çıkmaktadır.


#10

SORU:

Nüfus artışı nedir? 


CEVAP:

Nüfus artışı, sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısının iki zaman dilimi arasındaki pozitif farkıdır.


#11

SORU:

Bir bölgedeki insan sayısının 1 Ocak 2010’daki nüfusu ile 1 Ocak 2011’deki nüfusu arasındaki fark neyi gösterir? 


CEVAP:

Bir bölgedeki insan sayısının 1 Ocak 2010’daki nüfusu ile 1 Ocak 2011’deki nüfusu arasındaki fark, sayı artmış ise nüfusun artışı, azalmış ise nüfusun azalışı olarak yorumlanmaktadır. Fark söz konusu bir yıllık süre içinde ölümlerin ve/veya yeni doğanların olmasından ya da insanların başka bir yerde yaşamayı seçmesinden yani göçten kaynaklanabilir.


#12

SORU:

Nüfus değişmelerinin  üç temel nedeni nedir? 


CEVAP:

Doğum, ölüm ve göç, nüfus değişmelerinin temel üç nedenini oluşturmaktadır. Doğal olarak, bir başka gezegene göç söz konusu olmadığı sürece, sadece doğum ve ölüm istatistikleri aracılığı ile inceleme yapılabilmektedir. 


#13

SORU:

Dünya nüfusu açısından, nüfustaki değişmenin kaynağı nedir? 


CEVAP:

Dünya nüfusu açısından, nüfustaki değişmenin iki kaynağı olmalıdır: Doğumların artışı yani doğum oranının artışı ve ölümlerin azalışı yani ölüm oranının düşüşü.


#14

SORU:

Dünyada 1960- 2016 yılları arasında doğum sayısı nasıl değişmiştir? 


CEVAP:

Bölgesel olarak farklı hızlarda olmakla birlikte, tüm dünyada kadınların yaptıkları doğum sayısında düşme olduğu gözlenmektedir. Örneğin 1965’de Avrupa’da ya da Kuzey Amerika’da “kadın başına ortalama doğum” neredeyse 3’tür. Orta Asya ve Kuzey Afrika’da 7’dir. 2016'da ise Avrupa’da 2’nin altına Orta Asya ve Kuzey Afrika’da 3’ün altına düşmüştür.


#15

SORU:

Nüfus artış hızının düşmesi neyi ifade etmektedir? 


CEVAP:

Nüfus artış hızının düşmesi belli ülkeler hariç toplam nüfusta azalma yaratmamaktadır. Sadece nüfusun giderek daha yavaş bir hızla büyümesine neden olmaktadır. Dolayısıyla dünya nüfusu da azalmamaktadır. Bununla birlikte artış içinde doğum oranlarından kaynaklanan pay azalmaktadır.


#16

SORU:

Dünya nüfusunun artması ile ölüm oranlarının düşmesi arasında nasıl bir bağlantı vardır? 


CEVAP:

Dünya nüfusunun artması için ölüm oranlarının düşmesi beklenmelidir.  Elli yılı aşkın süre içerisinde, ölüm oranları hızlı bir düşüş göstermiştir, bunun Avrupa ve Kuzey Amerika'da daha yavaş olmak üzere bütün Dünya'da ortak olduğu gözlenmektedir. 1960'da Asya ve Arap Dünyası'nda her bin kişiden 20'si, Sahra-altı Afrika'sında 24'ü ölmektedir. 2016'da bu Sahra-altı Afrkası'nda 9'a diğerlerinde 5'e düşmüştür. 


#17

SORU:

Ölüm oranlarının düşüşü neyi ifade eder? 


CEVAP:

Ölüm oranlarının düşüşü insanların daha uzun süre yaşadıklarını ve daha uzun süre dünya’da kaldıklarını göstermektedir. Dünya nüfusunun artışında ölüm oranlarının düşüşünün önemli katkısı söz konusudur.


#18

SORU:

Nüfusun yapısı ne demektir? 


CEVAP:

Nüfusun yapısı ile nüfusun çeşitli niteliklerinin dağılımı kastedilmektedir (Macbeth, Collinson, 2002: 19-20). Örneğin nüfusun meslek yapısı, eğitim yapısı, etnik nitelikleri gibi, yaş ve cinsiyet dağılımı nüfusun yapısal nitelikleri arasında sayılabilir.


#19

SORU:

Doğum oranının  artmasından 0-14 ile 15-64 yaş arası nasıl etkilenir? 


CEVAP:

Doğum oranı artıyorsa, nüfus içinde önce 15 yaşından küçükler kısmı, sonrada 15-65 yaş aralığı artacaktır. Doğum oranı düşüyorsa, önce nüfusun genç kısmı, sonrada orta yaş grubunun nüfus içindeki payı düşecektir.


#20

SORU:

Düşük doğum ve ölüm oranı nüfusu nasıl etkiler? 


CEVAP:

Düşük doğum ve ölüm oranı nüfusun 15 yaş altının azalmasına, 65 yaş üstünün artmasına neden olmaktadır. Orta yaş grubu da, daha az bebek olduğu için zamanla azalması beklenmektedir. Diğer bir ifade ile nüfus yapısının bu değişimi yaşlanan bir nüfus yaratmaktadır.


#21

SORU:

Nüfus içinde 15-64 yaş grubunun  daha çok olması neyi ifade eder? 


CEVAP:

Nüfus içinde 15-64 yaş grubu daha çok olan ülkeler,  üretken ve zengin ülkelerdir.


#22

SORU:

0-15 yaş grubu daha çok olan ülkeler nasıldır? 


CEVAP:

0-15 yaş grubu daha çok olan ülkeler genç ve aynı zamanda geleceğin üretken ülkeleridir.


#23

SORU:

65+ yaş grubunun nüfus içinde çok olması neyi ifade eder?


CEVAP:

65+ yaş grubu nüfus içinde çok olan ülkeler yaşlı ülkelerdir ya da 65 yaş üstü grubu giderek büyüyen ülkeler yaşlanan ülkelerdir.


#24

SORU:

Nüfusun yaşlanması ne demektir? 


CEVAP:

Nüfusun yaşlanması, nüfusun kendisini üretme, yenileme mekanizmasının iyi çalışmadığını göstermektedir. Yenilenmeyen yani yeni doğanlarla yaşlılarının oranı dengelenmeyen bölgelerin karşılaştıkları ilk sorun, nüfus artışının düşmesi, sonrada durmasıdır.


#25

SORU:

Yaşlanan nüfusun toplam nüfusa etkisi nedir? 


CEVAP:

Çalışma çağı içindeki nüfusun azalışıdır. Çalışma çağı içinde nüfus, toplam nüfusu beslediği için, “nüfusun yaşlanması”, nüfusu besleyen grubun eridiğini de göstermektedir. Tüm Avrupa’da 50 yıl içerisinde Fransa ve İrlanda hariç nüfusun mutlak olarak gerilemesi beklenmektedir (Gürlesel, 2004: 36-37). Bunun sonucu olarak, Avrupa’nın ekonomik gelişmesinin sürekliliğinin ancak genç göç almasına bağlı kalacağı iddia edilmektedir.


#26

SORU:

Yaşlanan nüfusun sosyal güvenlik sistemi üzerine etkisi nedir? 


CEVAP:

Sosyal güvenlik sistemi, hali hazırda çalışanların ödediği primlerle, henüz çalışmayan gençlerin ve geçmişte çalışanların maaşlarının, sağlık harcamalarının ödendiği bir sistemdir. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminin kendini finanse etmesi, çalışan nüfusun diğer iki gruptan yüksek olmasına bağlıdır. Bu yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerini finanse etmekte zorlanmaları ile sonuçlanmaktadır. Grafik, Avrupa'da pek çok ülkenin yüz yüze olduğu bu problemle Sahra-altı Afrikası hariç Dünya'nın geri kalan bölgelerinin de çok hızlı karşılaşacağını düşündürmektedir.


#27

SORU:

Aile Demografisi hangi konularla ilgilenmektedir? 


CEVAP:

Aile demografisi, 1983’de John Bongaarts’ın tanımlaması ile ;

• Ailenin ve hane halkının büyüklüğünün, bileşiminin tanımlanması

• Aile ve hane halkı oluşumun demografik belirleyenlerinin analizi

• Demografik davranış üzerinde aile ve hane halkı bileşiminin etkisinin analizi

• Hane halkı büyüklüğü ve sayısı üzerine projeksiyonlar ile ilgilenmektedir.


#28

SORU:

Aile demograsi alanındaki araştırmaların amacı nedir? 


CEVAP:

Nüfusun gelişiminin izlenmesinde olduğu gibi, aile demografisi alanındaki araştırmalardan beklenen de, toplumun temel yapısı olan ailedeki gelişmelere hazırlıksız yakalanmamaktır ve eğer gerekirse, bu değişimi yönlendirmek amacıyla politikalar üretebilmek amacı taşımaktadır.


#29

SORU:

Sanayi devriminden önce Avrupa' da hangi tür Aile yapısı vardı? 


CEVAP:

Sanayi devriminden önce, Avrupa’da yaygın olarak görülen aile yapısı birkaç kuşağın (örneğin dede, oğul, torun) bir arada yaşadığı geniş aileydi.


#30

SORU:

Avrupa ' da Çekirdek Aile yapısı ne zaman görülmeye başlamıştır? 


CEVAP:

1960’lar ve 70’lerde sosyologlar ve aile demografisi ile uğraşan bilim adamları, sanayi devrimi ile birlikte bu aile yapısının sadece ebeveynler ve evlenmemiş çocuklardan oluşan çekirdek aileye dönüştüğünü savunuyorlardı. Hatta Goode (1963), farklı toplumlarda ciddi farklılıklar olmasına rağmen, çekirdek ailenin tüm toplumlarda zamanla baskın aile yapısı olacağını iddia ediyordu. Sanayi devrimi boyunca Avrupa’da ailenin küçüldüğü gözlemleri, nedeni üzerindeki tartışmalarla birlikte devam etti.


#31

SORU:

Aile yapısının küçülmesini tetikleyen demografik ya da ekonomik değişiklikler nelerdir? 


CEVAP:

Bir grup araştırmacı, sebebin ekonominin sanayi üretim tarzına dönüşmesi olduğunu düşünüyordu. Bu bakış açısına göre geniş aile yapısı tarımsal üretim tarzından kaynaklanmıştı. Tarım toplumu, bir çiftlik üzerinde baba ile birlikte yaşayan pek çok bireyden ve onların eşleri ve çocuklarından oluşan bir yapıya ihtiyaç duyduğu için, geniş ailelerin tarım üretim tarzıyla birlikte görüldüğü iddia ediliyordu. Ekonomik sistemin sanayileşmeyle birlikte dönüştüğü her yerde, geniş ailenin gerektirdiği akrabalık bağlarının çözülerek çekirdek aileye dönüştüğü de gözleniyordu (Goode, 1963: 6). Bu nedenle sanayileşmeyle birlikte, birlikte yaşama kültürü bireysel yaşama kültürüne dönüşmüştü.


#32

SORU:

Ruggles’a göre sanayileşmeyle birlikte, birlikte yaşama kültürünün bireysel yaşama kültürüne dönüşmüşmesinin nedeni neydi?


CEVAP:

Ruggles’a göre, yapının değişmesi ve toplum içinde çekirdek aile yapısına dönüşümüne, öncelikle insan ömrünün uzaması, eğitim alınan dönemin giderek artması, evlilik ve doğum yaşının ötelenmesi neden olmuştur. Bu dönüşüm çekirdek aile de bitmiş değildir. Bu demografik faktörler, tek ebeveynli aileler, akrabalık ilişkilerinin sıcaklığının azalması gibi dönüşümün devam etmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak, bu demografik değişkenlerle aile kurumu arasındaki ilişki ve etkileşim süreci devam etmektedir.


#33

SORU:

20. yy ' da insan ömrü nasıl değişmiştir? 


CEVAP:

İnsan ömrü, 20. yüzyıl boyunca hemen her ülkede uzamıştır. Daha önce ölüm oranlarının düştüğünden bahsedilmişti. Ölüm oranlarının düşmesi, insanların daha önceki yüzyıllara göre daha fazla yaşadığını da göstermektedir. Örneğin, 1300-1400’lerde, Çin’de başlayıp ticaret yolları ile İngiltere’ye kadar ulaşan Veba (kara ölüm, kara humma) nedeniyle çok fazla insan kaybedilmişti. Londra’nın nüfusunun yarısını bu olay sırasında kaybettiği düşünülmektedir. Bu yıllarda insanların en fazla 24’üne kadar yaşayabildiği varsayılmaktadır.


#34

SORU:

Günümüzde insan ömrü ne kadardır?


CEVAP:

İnsan ömrü ifadesi ile bir insanın değil bir insan topluluğunun ortalama yaşam uzunluğundan söz edilmesine rağmen, kullanılacak bilgi bireylerin ölüm istatistikleri aracılığı ile elde edilmektedir. Ölüm istatistikleri, ölen bireyin nerede, hangi nedenden, kaç yaşında öldüğü gibi bilgileri içermektedir.


#35

SORU:

İnsan ömrünün uzaması, aile yapısını nasıl değiştirir? 


CEVAP:

İnsan ömrünün uzaması, aile yapısını da değiştirmektedir. Daha uzun yaşamaları beklenen bireyler, evlilik yaşlarını, çocuk sahibi olma yaşlarını ertelemektedirler. Geç evlilik ve/veya geç çocuk sahibi olma, çocuk sayısının (doğurganlık oranının) düşmesi, o da nüfusun yaşlanması ile sonuçlanmaktadır.İlk doğumun gecikmesi ya da sağlık sektöründeki gelişmeler nedeniyle yaşayan çocuk sayısının artması, ebeveynlerin arzu ettiği çocuk sayısını değiştirmiştir. Çocuk sayısının düşmesi, belki de sanayileşmenin doğal sonucu olarak, her bir çocuk için yapılan yatırım da artmıştır. Sürecin birbirini doğuran, hareketlendiren yapısı, eğitim oranlarının yükselmesi ve kadının aile içindeki rolünün değişmesi ile de takip edilebilmektedir.


#36

SORU:

Aile içindeki kadının rolündeki değişme neyi ifade eder? 


CEVAP:

Yüzyılın başından günümüze gelen süreçte, aile içindeki kadının rolündeki değişme, demografik ve ekonomik değişimle paralellik taşımaktadır. Kadının rolünün evin dışında yeniden tanımlanması, pek çok değişimin birlikte oluştuğu bir süreçte gerçekleşmiştir. Kadınların toplumsal olarak görevleri kabul edilen ev işlerinden teknolojinin geliştirdiği ev aletleri nedeniyle kurtulmalarını içermektedir. Bu bakış açısına göre kadınlar ev dışında çalışmak için zamanı bu şekilde bulmuşlardır. Bir diğer bakış açısına göre hizmetler sektörünün ekonomide ağırlığının artışı, nispeten bedensel yükü az olan bu sektördeki işlerde kadın istihdamını mümkün kılmıştır. Kadının evin dışına çıkışı ek bir finansal kaynak yaratmış ve evliliğin ya da çocuk sahibi olmanın kadın açısından maliyeti de artırmıştı.


#37

SORU:

Aile yapısında evlenme konusunda ne gibi değişiklik olmuştur? 


CEVAP:

1960-2016 arasındaki elli yıllık süreçte, farklı kıta ve gelişme düzeylerinden seçilmiş olan ülkelerin hepsinde, az ve çok oranlarda evlilik oranlarının düştüğü görülmektedir. Tüm Dünya'da sanki insanlar birlikteliklerini daha az kurumsal bir çerçeveye oturtur hale gelmektedirler. Aile yapısındaki değişim bundan ibaret de değildir. Aileyi oluşturan anne, baba, daha büyükler gibi düşünülen yapı da farklılaşmaktadır. tek başına yaşayanlardan, sadece annenin ya da babanın olduğu tek ebeveynli ailelere, benzer cinslerin evliliklerine ya da evlilik dışı birlikteliklerin kanun önünde tanınır hale gelmesine ilk bakışta sayılabilecek bir çeşitlenme söz konusudur.


#38

SORU:

Çocuk sahibi olma konusunda ne gibi değişimler olmuştur? 


CEVAP:

Farklı topluluklar içinde, çocuk sahibi olmanın da farklı biçimleri gözlenmektedir. Annenin, babanın kimliğini bilmediği sperm bankası örneklerinden, 2 ya da daha fazla çocuğa sahip annelerin, en az bir çocuklarının babasının hali hazırda birlikte olunan babadan farklı olduğu örneklere uzanan bu farklılaşma, genç doğurganlığı ile daha çeşitlenmektedir. Bu çeşitliliğin içinde eğer bir yön olduğu varsayılırsa, ailelerin giderek artan oranda evlilik hukuksal birliği altında olmadığı söylenebilir.


#39

SORU:

Aile çeşitliliği artarken devlete düşen görev nedir? 


CEVAP:

Ailenin çeşitlenmesi ve çekirdek aileden daha küçük yapılara dönüşmesi, ailenin bazı fonksiyonlarının devlet tarafından üstlenilmesini gerektirmektedir. Örneğin yaşlılara, çocuklara ya da gençlere bakacak yeni kurumlar düzenlenmekte ve bu işlerin yapılabilmesi için devlet bütçesinden ödenekler ayrılmalıdır. Gelecekte aile destek programlarının devlet bütçesinde ciddi bir yer tutmasını beklemek gerekecektir. Bu durumda aile için yapılan harcamaların kamu fonları üzerindeki yükü artacaktır. Sonuç olarak toplumun istikrarını korumak için, geleneksel aile yapısının terk ettiği her noktada, kurumsal düzenleme ve kamusal fonlar boşluğu doldurmaya çalışacaktır. 


#40

SORU:

Yaşlı bireylerin bakımı nasıl sağlanır? 


CEVAP:

Yaşlı bireylerin bakımının sağlanması, geleneksel aile yapısının hâkim olduğu toplumlarda, aile içinde düşünülmektedir. Bu geniş yapıda, dedeler ya da anneanne ve babaanneler, ailenin ana karar noktalarından biri rolünde bulunmaktadırlar. Çekirdek aile yapısında ise, aile bağları geniş aile yapısına göre daha zayıf olduğu için, yaşlıların bakımı için ek düzenlemeler gerekecektir. Hele yaşlanan nüfuslara sahip ülkelerde, pek çok kişi hiç evlenmeden ya da çocuk sahibi olmadan yalnız yaşamayı tercih ettiği için, çocukları ve torunları olmayacağı ya da olmadığı için bakımlarının mutlaka düşünülmüş ve kaynak ayrılmış olması gerekecektir.


#41

SORU:

Dünya’da ekonomik olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki gözlenen gelişmeler nelerdir? 


CEVAP:

Dünya’da ekonomik olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki gözlenen gelişmeler iki ayrı yolda gelecek için kaygıların oluşmasına neden olmaktadır. Gelişmekte olan dünyada, hızlı nüfus artışı, istikrarsız ekonomik ve sosyal çevrenin ortasında, sağlık koşullarındaki eksikliklerle yaşamını sürdüren ailelerin, çocukları üzerinde dezavantaj oluşturmasını engellemek gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise, bireylerin yaşlanması, iki ebeveyne sahip ailelerin hatta onların koruyucusu gibi duran büyük anne ve büyük babalardan tek ebeveynli ailelere dönüşüm, geleceğin nesillerinin güvenlik kalkanlarının eksilmesi gibi algılanmaktadır. Bireylerin bu değişimin ortasında yalnız bırakılmasının gelecek nesillerin yaşamlarını etkileyecek bozulmalara neden olabileceği düşünülmektedir.


#42

SORU:

Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde finans kaynakları nası sağlanmaktadr? 


CEVAP:

Uluslararası örgütler aracılığı ile kaynak aktarımı yapılmakta ve proje kredileri kullanılmaktadır. Birleşmiş Milletler veya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar veya çeşitli fonlar ve vakıflar aracılığı ile bu ülkelere yardım edilmeye çalışılmaktadır. Bu bakış açısından ilk araştırma alanı, gelişmekte olan veya az gelişmiş bu ülkelerdeki hangi problemli alanların öncelikli müdahale alanı olması gerektiğidir.


#43

SORU:

Uluslararası örgütler aracılığı ile ülkelere ne tür yardımlar yapılmaktadır? 


CEVAP:

Özellikle Sahra-altı Afrika’sı denilen Afrika’nın ortasında kalan ciddi gelişme problemleri olan ülkeler için, son derece basit konularda müdahale noktaları belirlenerek, sorunun bir ucundan tutulmaya çalışılmaktadır. Araştırmalar kadına, özellikle de hamile kadına bakım göstermenin, gelecek nesillerin yaşam kalitesini artırdığını iddia etmektedir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler ve Sağlık Örgütü’nün destek programları arasında annenin hamileliği sırasında aşılanması, kalsiyum (tuz) almasına dikkat edilmesi, bebeğin ilk ayında beslenmesinin kontrolü gibi bazı temel alanlara müdahale bulunmaktadır.


#44

SORU:

Gelişmiş ülkelerde kamu fonları nasıl kullanılmaktadır? 


CEVAP:

Gelişmiş ülkelerde ailenin bütünlüğünün boşalttığı her alanı, sosyal devlet politikaları ile doldurmak zorunda kalmak, kamu fonları için ciddi bir yük oluşturmaktadır. Sadece çocuklar için değil, gelişmiş ülkelerin yüz yüze olduğu kamu fonlarının kullanılması için bir başka zorunlu alanı göstermektedir. Engelliler, yaşlılar, çocuklar, vb. sorumlulukları giderek kamu fonları ve kamu hizmetleri ile yürütülen alanlar haline geldiği için, daha çok fon ihtiyacı ya da mevcut fonların daha verimli kullanılması temel çözülmesi gereken sorun olarak ortaya çıkmaktadır.


#45

SORU:

Ünlü iktisatçı Thomas Robert Malthus' a göre  insanların artış hızıyla yiyeceklerin artış hızı arasındaki bağ nedir? 


CEVAP:

Ünlü iktisatçı Thomas Robert Malthus (1766-1834), 18.yy sonlarında, “Nüfus’un Prensipleri Üzerine Araştırma” (An Essay on the Principle of Population) adlı çalışmasında insanların artış hızının yiyeceklerin artış hızından fazla olduğunu söylüyordu. Ona göre, insanların sayısı artmaya devam ederse, yiyecekler için rekabet kaçınılmaz olacaktı. Sonuçta da nüfus artışının ya evliliklerin sınırlandırılması aracılığı ile (önleyici kontrol) ya da insan sayısını yiyecek sayısına eşitleyen bir ölüm oranı ile (pozitif kontrol) (Macbeth, Collinson, 2002: 105) kontrol edileceğini iddia ediyordu.


#46

SORU:

İnsan sayısının yani nüfusun artış hızını kontrol amacıyla dünya üzerinde ne gibi yöntemler denenmektedir? 


CEVAP:

Tek çocuğun hukukî bir zorunluluk olduğu ülkeler sözkonusudur. Daha demokratik ülkelerde ise az sayıda çocuğa ikna etmek için yapılan aile planlaması uygulamaları, istemeden çocuk sahibi olmanın önlenmesi için doğum kontrol hapları, cinsel ilişki sırasında kullanılan araçlar vb. arasında nüfus kontrol çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmaların bir yan etkisi, nüfusun yaşlanması olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte hala nüfus artış hızının kontrol edilmesi beslenme sorunları açısından hayati öneme sahip görünmektedir.


#47

SORU:

Gelir artışı ile yiyecek sayısı arasında nasıl bir bağ vardır? 


CEVAP:

Bireylerin gelirlerinin büyük bir kısmını gıdaya harcayacakları varsayımı ile nüfus dışında gıda talebini körükleyecek bir diğer unsur olarak gelir artışı ortaya çıkmaktadır. Bu daha ileri bir kıtlık problemini düşündürmektedir. Dünya Vahşi Yaşam Vakfı’ndan (World Wildlife Fond) Jason Clay’in söylediği gibi, gelecekte “daha çok insan, daha çok para, daha çok tüketim, fakat aynı gezegen” olacaktır. Hatta bu çerçeve içerisinde, gıda maddelerinin üretimleri ve fiyatları konusunda dünya üzerinde yaşayan her bireyin, gelecekte sorununun olmasını beklemek, bir kehanet sayılmaz. Nitekim 1968’de Paul Erlich insanoğlunun kendini besleme konusundaki savaşı çoktan kaybettiğini açıklamıştı.


#48

SORU:

İnsan sayısının artmasıyla gıda üretimi arasında nasıl bir bağlantı vardır? 


CEVAP:

İnsan sayısının artışından daha fazla gıda üretme baskısının, insan sağlığı açısından zararlı bir noktaya gelmesi de mümkündür. Bir ürünün normalden hızlı büyümesi, tarım ürünlerine zarar veren böceklere karşı daha dayanıklı olması genetik teknolojileri aracılığı ile sağlanabilmektedir. Günümüzde, genetik mühendisliği, bir hayvandan aldığı bir geni bir bitkiye nakledebilmektedir. Örneğin böcek öldüren bir bakterinin geni bitkilere nakledilebilmektedir. Böylece, tarım ürünlerinin verimin arttırılması, ürünlerin zararlılardan etkilenmemesi sağlanmaktadır.


#49

SORU:

Güvenli gıda nedir? 


CEVAP:

Genetik yapısı ile oynanmış ürünlerin insan üzerindeki uzun vadeli etkileri bilinmediği için bu ürünler üzerinde tartışma bulunmaktadır. Güvenilir gıda için genetik düzenlemeyi dikkate alan “güvenli (sağlıklı) gıda besin değerini kaybetmemiş, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan temiz olan bozulmamış gıda maddesi” gibi tanımlamalar yapılmaktadır. Genetik değiştirmelerin kontrol altında tutulabilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde hukuki düzenlemeler için kamuoyu oluşturmaya çalışılmaktadır.


#50

SORU:

Yiyecek güvenliği nedir? 


CEVAP:

Yiyecek güvenliği bütün insanların, her zaman, aktif ve sağlıklı bir yaşamı sürdürebilmeleri için gereken yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel, sosyal ve ekonomik erişimlerinin olması anlamına gelmektedir. Örneğin, dünyanın en fakir ülkelerinin bulunduğu Sahra-altı Afrika’sındaki ülkelerde yapılan gözlemlerde, yoksul nüfusun yüzde 90’ından daha fazlasının modern tarzda yemek pişirmek için yakıttan, yüzde 60’ından fazlasının elektrik enerjisinden uzak yerlerde yaşadığı görülmüştür. Enerji kaynaklarının olmadığı bir ortamda yemek için çevre koşullarına bağımlılık oranı artmaktadır.


#51

SORU:

Beslenme konusundaki ilk problem nedir?


CEVAP:

Dünya üzerindeki bazı bölgelerde zaman zaman temel maddelerin yetersiz üretimi ile sonuçlanan kıtlıklar görülmektedir. Bu nedenle beslenme konusundaki ilk problem temel besinlerin yeteri miktarda üretiminin sağlanmasıdır. Yeterli miktarda temini, besin maddelerinin ucuz, bol, ulaşılabilir ve çeşitli olması anlamına da gelmektedir.


#52

SORU:

Dünya Gıda Zirvesi nedir? 


CEVAP:

Gıda güvenliğinin küresel düzeyde organize edilmesi için, 1996’da Dünya Gıda Zirvesi düzenlenmiştir. Zirve 2015 için, “bütün ülkelerde açlığı ortadan kaldırmayı ve yetersiz beslenmeyi azaltmayı öncelikli hedef” olarak önermiştir.


#53

SORU:

Yetersiz beslenme ne gibi olumsuzluklara neden olur? 


CEVAP:

Yetersiz beslenme, yoksulluğun hem nedeni hem de sonucu olarak değerlendirilebilir. Fakirlik nedeniyle iyi beslenemeyen çocuklar, öğrenme güçlüğü çekmekte, büyük bir ihtimalle kötü bir sağlığa sahip olmaktadırlar. Bu iki özellik onların yetişkin olduklarında güvenli bir işlerinin olmasını da engellemektedir. Bu nedenle yetersiz beslenme kendi sürekliliğini sağlayan bir kısır döngüye neden olmaktadır. Bu sadece bireysel bir sonuç değildir. Aynı zamanda bir çocuğun bedenen ve zihnen büyümesi ve gelişmesi için gerekli besinlerden yoksun kalmasının sonucu olarak, ülkelerin gelecek kapasitelerinden ve güçlerinden yoksun kalmalarıdır. Bu nedenle birbirini takip eden bu çemberin kırılması hem birey, hem de gelişmekte olan ülkeler açısından önemlidir.


#54

SORU:

1990-92 döneminde Dünya’da ne kadar  insan yetersiz beslenmiştir? 


CEVAP:

1990-92 döneminde Dünya’da 828 milyon insan yetersiz beslenmiştir. 


#55

SORU:

İnsan yaşamının anahtar yıllarında (özellikle ilk iki yıl) hangi önlemler yetersiz kilo alımını azaltmaktadır? 


CEVAP:

İnsan yaşamının anahtar yıllarında (özellikle ilk iki yıl) alınan basit önlemler, yetersiz beslenme ve yetersiz kilo problemini azaltmaktadır. Annenin beslenmesi ve bakımını desteklemek, doğumun ilk bir saati içinde bebeğin emzirilmesini sağlamak, yaşamın ilk altı ayında anne sütü ile beslenmesini sağlamak, 6-24 ay arasında uygun tamamlayıcı besinlerin verilmesini sağlamak, bebeklerin birkaç yıllık gelişimlerinin düzenlenmesinde son derece başarılı olabilmektedir. 


#56

SORU:

Yetersiz gıda alımından kaynaklanan  hastalıklardan olan veremin görülme sıklığı nasıl değerlendirilir? 


CEVAP:

Yetersiz gıda alımından kaynaklanan verem gibi bir hastalığın görülme sıklığı, insan yaşamının kalitesinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Verem, gıda ile bağlantısı yüzünden, gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir. 


#57

SORU:

Yetersiz gıda alımından kaynaklanan ve sık görülen hastalıklar nelerdir? 


CEVAP:

Yetersiz gıda alımından kaynaklanan ve sık görülen hastalıklar ; Verem ve  AIDS' tir. 


#58

SORU:

AIDS en fazla hangi ülkelerde görülür? 


CEVAP:

AIDS, Afrika’nın güney ve güney doğu ucunda (Sahra Çölü’nün altındaki Afrika’nın bir kısmında) çok sık karşılaşılan bir hastalıktır (özellikle Namibya, Botswana, Zimbabve, Mozambik, Güney Afrika, Kenya, Malavi, Uganda, Tanzanya’da). AIDS sadece sağlık harcamaları açısından bir problem değildir. 1985-2020 yılları arasında, en yüksek oranda Namibya’da (yüzde 26) en düşük oranda Tanzanya’da (yüzde 13) olmak üzere fakat son derece yüksek oranlarda tarımsal iş gücünün bu hastalık nedeniyle kaybı beklenmektedir.


#59

SORU:

20. yy hangi kayıpların yaşandığı bir yıldı? 


CEVAP:

20 yy. ister insan eliyle olsun ister doğanın kendi düzeninden kaynaklansın, insanlar için ciddi kayıpların olduğu bir yüzyıl olarak hafızalara kazındı. Bu yüzyıla iki büyük dünya savaşı, birkaç nükleer kaza ve büyük salgın, sayısız deprem sığdı. 1918’de İspanyol gribi 30 bin insanı öldürdü. 1920’de Gansu’da (Çin) 8,5 büyüklüğünde bir deprem 200 bin kişiyi, 1939’da Erzincan’da 8 büyüklüğündeki deprem 33 bin kişiyi, 1970’de Kuzey Peru’da 67 bin kişiyi, Japonya’daki 1995 Kobe’de 6 bin kişiyi öldürdü. 1952’de Londra, hava kirliliğine bağlı zehirli sis oluşumu 4 bin ölü, 4 bin hasta, 1945’de Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombaları ilk yılında 214 bin kişiye mal oldu.


#60

SORU:

20. yy' da sadece insanlarla sınırlı olmayan diğer doğal feleketler nelerdi? 


CEVAP:

2000 yılında Tuna’da siyanür sızıntısı balık ölümlerine; Alaska Körfezi’nde 11-30 milyon galon petrolün denize akışı (1989), 250 bin kuş, 2800 samur, 300 fok, 250 kartal ve milyonlarca som balığı yumurtasının yok olmasına; Hindistan'da Bhopal'de bir böcek ilacı fabrikasının yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazını dışarı atması 18.000 kişinin ölümü haricinde 20 yıl sonra bile toprakların zehirlenmesine neden oldu.


#61

SORU:

Felaketlerin maliyeti nedir? 


CEVAP:

Büyük felaketlerin, insanı korkutan olayların iki yönden maliyete sebep olma ihtimali vardır. İster deprem gibi doğadan kaynaklansın, ister nükleer bombalar, kazalar, terör olayları vb. insanın kendi kusurlarından kaynaklansın felaketler, olaydan hemen sonra ve çok sonra çalışmak üzere hazır ekipler gerektirmektedir. Olay sırasında ve hemen sonrasında çalışan kurtarma ve tedavi amaçlı ekipler çok önceden kurulmuş ve teknik ve bilgi desteği ile donatılmış olmalıdır. Eğer söz konusu depremse, insanların binalardan nasıl çıkarılacağı, ya da yıkılmış bir binanın altındayken nasıl canlı tutulacağı vb. gibi bilgi ve bunları yapabilmek için gereken teknik donanım için yatırım, felaket sadece olasılıkken yapılmış olmalıdır.


#62

SORU:

Felaketlerdeki ikinci maliyet nedir? 


CEVAP:

İkinci maliyet , felaketin kendisinden değil korkusundan kaynaklanmaktadır. Örneğin depremin kendisi değil korkusu, bireylerin kendini güvensiz hissetmesine ve huzursuz bir yaşam sürmesine neden olmaktadır. Bu felaketlerden sonra önemli miktarda kayıp altında kalan hane halkları için bir güvenlik açığı doğmaktadır. Duygusal, sosyal ve finansal kayıplar, aile üyelerinin kaybı, kişisel sağlık, iş, ev, ev eşyası, araba, finansal gelirler, servet ve kişilerarası ve toplumsal düzeyde sosyal destek kaybı nedeniyle, insanlar gelecekleri düşünemez hale gelmektedirler.


#63

SORU:

Doğal ya da insan eliyle oluşturulan felaketler veya terör olaylarının   çözümlenmesinde bulunması gereken basamaklar nelerdir? 


CEVAP:

Doğal ya da insan eliyle oluşturulan felaketler veya terör olaylarının   çözümlenmesinde İlk adım belirsizlikse, ikinci adım da önlemin kimin tarafından ve nasıl alınacağı olarak düşünülebilir.


#64

SORU:

Belirsizlik nedir? 


CEVAP:

Belirsizlik analiz edilirse, araştırmalar felaket algısının (ya da risk beklentisinin), olayların sıklığı ve teknoloji ile değiştiğini göstermektedir. Yüzyılda bir kere olması ihtimali olan bir deprem için bireylerin ve ailelerin tepkileri düşük olabilir. Fakat günümüzde iletişim teknolojileri, farklı bölgelerdeki bilgileri herkese ulaştırmaları yüzünden, daha sık felaket olacağı hissi yaratmaktadırlar. Japonya’da olan bir nükleer kaza, Türkiye’deki bir nükleer santral için, (sanki kaza Türkiye’de olmuş gibi) aleyhte kamuoyu oluşmasına neden olabilmektedir. Diğer yönden, teknoloji tehlikeli olayların olması ve yayılması ihtimalini de artırmaktadır. 


#65

SORU:

Felaketlerin çözümlenmesinde iletişim teknolojilerinin önemi nedir? 


CEVAP:

İletişim teknolojileri risk algısını artırdığına göre, hazırlıklı olma düşüncesini de kuvvetlendirmelidir. Bireyler, kendilerinin ya da ailelerinin başlarına kötü bir olay geleceğine inanırlarsa, kaybın bir kısmını önlemek için, bugünden hazırlık yapabilirler. Ayrıca bireylerin felaketler konusunda eğitilmeleri de önemlidir. Çünkü eğitilmiş insanlar, yaşadıkları yerle ilgili felaketlerin sıklığı ve olasılığı konusunda daha doğru tahminde bulunabilirler, yapacakları ya da alacakları evler konusunda ve geleceğin sigortalanması konusunda daha gerçeğe yakın hareket edebilirler.


#66

SORU:

Feleketlerde sigortanın önemi nedir? 


CEVAP:

Sigorta gelecekte kötü bir şey olması ihtimaline karşı bir hazırlık yapmaktır. Evinizde yangın çıkma ihtimaline karşı yangın söndürücü almaktan, yangın sigortası yaptırmaya kadar pek çok unsuru içerebilir. Daha üst düzeyde itfaiye teşkilatının olması da benzer şekilde bir sigorta yatırımıdır. Depreme ya da bir terör olayına acil müdahale ekipleri benzer şekilde kamusal düzeyde sigorta unsurlarıdır. Dolayısıyla felaketler için hazırlık yapabilecek iki ayrı grup söz konusudur: Kendini risk altında hisseden birey ve kamu otoritesi.


#67

SORU:

Felaketlerde Kamusal düzeyde maliyetler nasıl karşılanmaktadır? 


CEVAP:

Kamusal düzeyde maliyetler, vergiler aracılığı ile finanse edilmektedir. Kamu otoritesi olarak da önlemler almak bazı zorluklar içermektedir. Bu noktada da, politikacılar (siyasi otorite) sınırlı sürelerle iktidara geldikleri için, örneğin “yüzyılın içinde bir defa” olma ihtimali olan bir felaketin olasılığını düşük tahmin edebilirler ya da ülkenin güncel pek çok problemi arasında şimdilik problem olmayan bir şeye dikkatlerini vermekte zorluk çekebilirler.


#68

SORU:

Belirsizliğin aile yapısını yönlendirici etkisi nedir? 


CEVAP:

Belirsizliğin aile yapısını yönlendirici bir etkisi de vardır. Sigorta, sosyal güvenlik ya da bireysel önlemlerin gelişmediği toplumlarda, geleneksel geniş aile yapısının daha yaygın görüldüğü iddia edilmektedir (Becker, 1993: 344). Bu aile yapısı içinde, geleceğin belirsizliğin engellenmesi için, bireyler babaları ve dedeleri ile aynı mesleği yapıyor (Japonya’da çok sık görüldüğü gibi), çevrelerindeki insanları iyi tanıyor ve gerektiğinde birbirlerine yardım ediyorlardı.  Belirsizliğin eğitim, sağlık, sigorta gibi farklı kamu müdahaleleri ile azaltılması, geleneksel aile yapısının da çözülmesinde katkı sağlamış olabilir. 


#69

SORU:

Kamu hizmet alanlarının genişlemesi niye gereklidir? 


CEVAP:

Doğum ve ölüm oranlarındaki düşüş, nüfusun yaşlanması sorunları, ya da Afrika’nın, Güney Asya’nın, Latin Amerika’nın artan nüfusları ile genç nesillerin yetiştirilmesi, gıda güvenliği ya da felaketlere hazırlıklı olma problemleri, bütün bu başlıklar, bütün Dünya’da kamu eliyle yürütülen, karara bağlanan alanların giderek arttığı, bireysel karar alanlarının giderek azaldığını düşündürmektedir. Nüfusun artışı, çocukların iyi beslenmeleri, iyi yetiştirilmeleri, iyi sağlık hizmeti alması sorunlarını, uluslar arası örgütler aracılığı ile küresel kamu alanı içine taşınmaktadır. Kamu müdahale alanının büyümesi, daha büyük kamu finansmanı sorununu da beraberinde getirmektedir. Gelişmekte olan ülkeler de alt yapı yatırımlarının yapılması, şimdikilerin ve gelecek nesillerin yaşam kalitelerinin geliştirilmesi açısından gereklidir. Fakat finansmanın sadece ülke kaynakları ile sağlanması mümkün görülmemektedir. Gelişmiş ülkeler açısından ise, zaten büyük olan kamu hizmet alanının, yaşlanan nüfus nedeniyle daha büyük kaynağa ihtiyacı söz konusudur.