ESKİ TÜRK EDEBİYATININ KAYNAKLARINDAN ŞAİR TEZKİRELERİ Dersi 16.YÜZYIL ŞAİR TEZKİRELERİ-I soru cevapları:

Toplam 44 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Tezkire türünün özellikleri nelerdir?


CEVAP:

16. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden tezkire türü, geniş zaman dilimi içinde farklı biçimsel görünümlerle karşımıza çıkar. Bu eserler Herat ekolü tezkirelerini kendilerine örnek almakla birlikte, başta tertip tarzı olmak üzere birçok değişikliğe de uğramışlardır. Herat tezkireleri tasniflerini tabaka üzerine kurarken bizde bu yöntemi Latifî çok pratik bir şekle dönüştürmüş ve şairleri alfabetik olarak sıralamaya başlamıştır. Latifî’den sonra bu çağdaş usul, küçük istisnaları dışında Türk tezkireciliğinin vazgeçilmez tertip tarzı olmuştur. Latifî sadece tertip tarzıyla değil, biyografiye kazandırdığı ivme ile artık klasik biyografinin sınırlarını çizmiş, Aşık Çelebi ve antoloji tipi tezkireler hariç kendinden sonraki biyografi yazarları büyük ölçüde onu izlemişlerdir. Başka bir ekol olan Aşık Çelebi, tertip tarzının kullanışsızlığı ve ortaya koyduğu geniş biyografi yapısı, çok özel yeteneklere ihtiyaç gösterdiğinden kendisinden sonra pek takipçi bulamamıştır. Sehî ve Ahdî dışındaki 16. yüzyıl tezkirecileri, şairlerin kendilerine has bir sınıf olduklarına, meslek ve diğer sosyal ölçülerine bakılmaksızın bir bütün olarak ele alınmaları gerektiğine inanmışlardır.


#2

SORU:

Türkçe şair biyografisi yazma geleneği nasıl başlamıştır?


CEVAP:

Türkçe şair biyografisi yazma geleneği Doğu Türkçesi’nde başlamış olmakla birlikte bu yazı dilinde gelişimini sürdürememiş, Nevayî’den sonra ancak Sadıkî ile ikinci bir örnek verebilmiştir. 


#3

SORU:

Türkçe Şair biyografisi yazma geleneğinin Osmanlı Dönemi’nde devam edebilmesinin altında yatan başlıca sebep nedir?


CEVAP:

Türün bu coğrafya yerine Osmanlı Devleti içinde hayatını devam ettirebilmiş olmasının sebebi, uzun ve istikrarlı bir devletin varlığı ile mümkün olabilmiştir. Orta Asya’da tersine bir yapı söz konusu olduğu için, başka kültür ve sanat faaliyetleri gibi, 16. yüzyıldan sonra yeni örnek üretilememiştir.


#4

SORU:

Latifi kimdir?


CEVAP:

Latifi (1491-1582), Kastamonu’da doğmuştur. Asıl adı Abdüllatif’tir. Hatibzadeler diye anılan köklü bir aileye mensup olan Latıfi’nin atası, Fatih dönemi şairlerinden Hamdi Çelebi’dir. Kastamonu’da başladığı ilköğrenimini yarıda bırakarak İstanbul’a gelen Latıfi burada katip olmuştur. Gördüğü eğitim süresi ve seviyesi hakkında bilgi yoktur. Ancak, şiir ve inşa alanında iyi bir altyapı ile kendini yetiştirdiği bir gerçektir. 


#5

SORU:

Latifi’nin tanınmasını sağlayan eseri hangisidir?


CEVAP:

Latıfi katiplik mesleğine girdikten sonra, devrin önemli şairlerinden defterdar İskender Çelebi’ye Bahariyye kasidesini sunmuştur. Bu kaside vasıtasıyla hem tanınmış hem de karşılık olarak Belgrad imaret katipliğine tayin edilmiştir. Uzun yıllar Rumeli’de kalan ve imaret katipliklerinde bulunan LAtıfi, 1543 yılında elli iki yaşında İstanbul’a dönmüştür. 


#6

SORU:

Latıfi’nin tezkire yazmasında etkili olan olay nedir?


CEVAP:

Latıfi’nin İstanbul’a geldiği yıllarda Anadolu sahasında ilk tezkire örneği olan Sehi Bey’in Heşt-Behişt adlı eseri henüz tamamlanmış ve bu eser edebiyat çevrelerinde büyük ilgi ile karşılanmıştır. Bu olay, Latıfi’de bir tezkire yazma arzusu uyandırmıştır. Dostu şair Zaifi’nin teşvik ve ısrarı üzerine Aşık Çelebi’nin görüşlerinden de faydalanarak eserini yazmaya başlamıştır. 


#7

SORU:

Latıfi tezkiresini kaç yılında tamamlamış ve hangi padişaha sunmuştur?


CEVAP:

Latıfi kendisine şöhret kazandıran tezkiresini 1546 yılında tamamlamış ve devrin padişahı Kanuni Sultan Sülayman’a sunmuştur. Bu eserine karşılık padişah, Latıfi’yi, Taşlıcalı Yahya Bey’in mütevellisi bulunduğu Ebu Eyyub-i Ensari Vakfı’na katip tayin etmiştir. On yıl kadar burada görevde bulunan Latıfi, daha sonra azledilerek Rodos’a, Kanuni İmareti Katipliğine sürgün edilmiştir. Burada ne kadar kaldığı bilinmemektedir.


#8

SORU:

Latıfi’nin yaşamı nasıl sonlanmıştır?


CEVAP:

Bir süre Mısır’da da bulunan Latıfi, hayatının son yıllarında İstanbul’a dönmüştür. Ardından tekrar Mısır’a girmiştir. Mısır’da Yemen’e geçerken, bindiği geminin batması sonucu 1582’de boğularak yaşamını yitirmiştir. Latıfi, yaşadığı dönemde ilgi uyandırmış birçok eserin sahibi olduğu halde sıkıntılı bir hayat yaşamıştır. Eserlerinde çeşitli vesilelerle kıymetinin bilinmediğinden şikayet etmiştir.


#9

SORU:

Latıfi’nin eserleri nelerdir?


CEVAP:
  • Füsul-i Erbaa: Latifi’nin dört mevsimin özelliklerini sanatlı bir dille anlattığı nazım nesir karışımı bir eserdir.
  • Nazmül-cevahir: Hz. Ali’nin 207 sözünün kıtalar halinde tercümesidir.
  • Risale-i Tarif-i Evsaf-ı İstanbul: İstanbul hakkında yazılmış bu eser, önce Kanuni’ye daha sonra mukaddimesi değiştirilerek III. Murat’a sunulmuştur.
  • Subbatü’l-uşşak: Yüz hadisin kıtalar halinde Türkçe tercümesidir.
  • Tezkirettü’ş-şuara ve Tabsıratü’n-nuzema: Anadolu’da, Sehi Bey’in Heşt-Behişt adlı eserinden sekiz yıl sonra yazılmış ikinci tezkiredir. Latifi Tezkiresi olarak da bilinir. Bu eser, bir mukadddime, üç fasıl ve bir hatimden meydana gelmiştir. Latıfi, 1546 yılında tezkiresini tamamladıktan sonra devrin sultanı, Kanuni Sultan Süleyman’a sunmuştur.

Tezkiredeki toplam şair sayısı 334’tür.


#10

SORU:

Latıfi Tezkiresi’ni yazarken hangi şairlerden etkilenmiştir?


CEVAP:

Latıfi, tezkiresini yazarken Cami’nin Baharistan’ı, Ali Şir Nevayi’nin Mecalisü’n-nefais’i ve Sehi Bey’in Heşt Behişt’ini model almakla birlikte onların kronolojik tasnifine karşılık, alfabetik sırayı tercih etmiştir. Bu fikir daha önce Arapça biyografi kitaplarında kullanılmış olmakla birlikte Türkçe’de ilk kez Latıfi tarafından denenmiştir. Latıfi, eserinin mukaddime bölümünü besmele, hamdele ve salvele ile başladıktan sonra şiirin özelliklerini anlatmıştır.


#11

SORU:

Latıfi Tezkiresi’nin yazılış sebebi nedir?


CEVAP:

Latıfi o güne kadar on iki adet kitap ve risale kaleme aldığı halde, aklında böyle bir eser yazma düşüncesi yoktur. Böyle bir fikri dostu Zaifî vermiştir. Bir gün elinde Camî’nin Baharistan ve Ali Şir Nevayî’nin Mecalisü’n-nefais adlı eseriyle yanına geldiğini ve kendisinin de Anadolu şairleri için böyle bir eser meydana getirmesini istediğini belirtir. Her ne kadar yazar, yapamam diye ısrar etse de sonunda kabul etmek zorunda kalır.


#12

SORU:

Latıfi Tezkiresi’nin mukaddime bölümü nasıldır?


CEVAP:

Mukaddimede Latifî, tezkiresine aldığı şairleri hangi ölçülere göre seçtiğini, bunları seçerken karşılaştığı güçlükleri de anlatarak bir anlamda divan şiirinin poetikasına ışık tutacak görüşleri ortaya koymuştur. Ardından eserini nasıl ve hangi ölçülere göre tasnif ettiğini belirtir. Latifî, alfabe sırasına göre II. Murat devrinden 1546 senesine gelinceye kadar Osmanlı ülkesindeki şairleri tezkiresine almıştır. Eserin bundan sonraki kısımları üç fasıl hâlinde şairlere ayrılmıştır. I. fasılda Osmanlı ülkesinde yetişmiş veya buraya gelip Anadolulukla şöhret kazanmış 13 şeyh şair; II. fasılda Osmanlı ülkesinde şiir söyleyen 7 sultan şair; III. fasılda yine Osmanlı ülkesi içinde şöhret kazanan 314 şairin hayatı, eserleri ve şiirlerine yönelik bilgi ve değerlendirmeler bulunur.


#13

SORU:

Latıfi Tezkiresi’nin hatime bölümü nasıldır?


CEVAP:

Eserin hatime yani sonuç bölümünde Latifi 953 tarihinde tezkiresini tamamladığını, devrinde şiir ve inşaya itibar kalmadığını, zamane halkının sanatkarın gerçek değerini anlamaktan uzak olduğunu, hırs ve dünya arzularının insanları sarhoş ettiğini, çeşitli sebeplerle tezkiresini istediği gibi yazamadığını belirtir ve okuyucunun dualarını beklediğini söyleyerek eserini tamamlar.


#14

SORU:

Latifi tezkiresinin birden fazla gözden geçtiği çıkarımına nasıl varılmaktadır?


CEVAP:

Latifî Tezkiresi, devrinde çok okunmuş bir kaynaktır, Yazar, eserini bitirdikten sonra ortaya çıkan eleştirilere göre tezkireyi tekrar ele almış ve böylece farklı nüshalarda farklı şair sayıları ortaya çıkmıştır. Buradan Latifî Tezkiresi’nin iki veya üç kez elden geçtiği anlaşılabilir. Tezkire üzerinde yapılan edisyon kritikli doktora çalışması sonucunda toplam 334 şair biyografisine ulaşılmıştır.


#15

SORU:

Edisyon Kritik nedir?


CEVAP:

Edisyon kritik, farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayrılıkları tespit ederek aslına en uygun metne ulaşma işlemidir.


#16

SORU:

Latifi Tezkiresi’nin üslup özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Latifî Tezkiresi, daha önce yazılan Heşt  Behişt’ten birçok yönden üstün bir eserdir. Latifî, eserinde alfabetik usulü ilk kez kullanmakla kalmamış, her harf içinde ayrıca üç harfe kadar bir sıralama yapmıştır. Tezkire, şairler hakkında isabetli eleştiri ve değerlendirmeler ihtiva etmesinin yanı sıra verdiği doğru bilgiler bakımından da oldukça önemlidir. Latifî, eserinde her şaire değer ve yeteneğine göre yer ayırmak suretiyle objektif olmaya çalışmış; beğenmediği şairleri de açıkça eleştirmekten kaçınmamıştır. Şimdiye kadar Latifî Tezkiresi’ne yöneltilen en büyük eleştiri ise birçok şairi Kastamonulu olarak göstermesidir. Oysa bu eleştiride ona haksızlık yapılmaktadır. Tezkirenin dili sade, cümleleri kısa ve seçilidir. Üslubu akıcı, ahenkli ve yer yer alaycıdır.


#17

SORU:

Tezkirecilerin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Osmanlı coğrafyasında ilk örneğine 1538 yılında Sehî Bey’in Heşt-Behişt adlı eseriyle rastladığımız şairler tezkiresi türü, Latifî’nin tezkiresi ile standart bir hüviyet kazanmıştır. Bu tezkirede yer alan Ahmet Paşa maddesi tezkirecilerin bir biyografiyi nasıl ele aldıklarını göstermesi bakımından sadeleştirilip önemli bölümleri açısından izah edilmiştir.

  • Tezkirelerde biyografisi yazılan şairler, asıl isimleriyle değil, mahlaslarıyla bu kaynaklara girerler.
  • Tezkireciler ele aldıkları kişinin şairlik konumu yanında onun sosyal statüsünü de dikkate alarak üsluplarını oluştururlar. Bu konumdaki şairlerin hayatlarını anlatırken daha süslü ve ağdalı dil kullanırlar.
  • Biyografi yazarları eğer ele aldıkları kişi artık hayatta değilse mahlastan sonra ona rahmet dileyen bir dua cümlesi eklerler. Bu dua cümlesi genellikle şairin adı veya mevkii ile ilgili kelimelerden seçilir.
  • Klasik Doğu biyografisi geleneğinde mahlastan sonra verilen bilgi doğum yeridir.
  • Tezkireciler özellikle şairin kabiliyetini vurgulamak açısından cevher (çoğulu cevahir, Farsça, gevher, güher) kelimesini tanımlayıcı bir unsur olarak sıkça kullanırlar. İnci yakut gibi değerli taşlar anlamına gelen bu kelime dizmek anlam› taşıyan nazm kelimesi ile birlikte çok geçer. Bu yüzden şiirin asli maddesi ya da asıl şiir anlamında olmak üzere bu kelime tezkirelerde sık sık karşımıza çıkar.
  • Rum kelimesi 16. yüzyıla kadar umumi olarak Anadolu anlamında kullanılmış bu tarihten itibaren de Rumeli’yi de içine alacak şekilde Osmanlı ülkesi anlamında kullanılmıştır. Tezkirelerde daima bu ikinci anlamı ifade eder.
  • Türkçe yazılmış mensur eserlerde bazı ayet ve hadisler, Arapça özlü sözler, deyimler ve Farsça şiirler metnin bir parçası imiş gibi karşımıza çıkar. Her Osmanlı aydını bunları eğitiminin bir parçası olarak bilmektedir. Bunun dışında yazar düz yazıyla anlattıklarını bir ya da iki beyitle özetler. Doğu anlatım sanatlarına özgü bu uygulamaya bütün mensur örneklerde olduğu gibi tezkirelerde de sıkça rastlarız.
  • Mensur metinler içinde manzum örneklere geçilirken bunlar çoğu zaman aynı satır içinde birbirinin devam› olarak yazıldığı için yazar okuyucuyu, sunacağı manzum metnin konumuna göre nazm, beyit, mısra, rubai, kıta, gazel, matla, makta, şiir gibi bir ifadeyle uyarır. Mısra yerine zaman zaman ayın veya mim harfleri de kullanılabilir. Eğer tezkireci kendi şiirlerini de metne eklemek isterse o zaman li-muharririhi veya li-mü’ellifihi ibarelerini kullanır.
  • Bize özgü biyografi anlayışına göre ele alınan kişinin daha sonra eğitim durumu, hocaları ve görevleri ifade edilir.
  • Tezkirelerde şairlerin babaları eğer önemli biri ise hemen daima belirtilir.
  • Tezkireciler aile ile ilgili bilgilerden sonra söz konusu kişinin şairlik yönüne ve eserlerine dair bilgiler verirler.
  • Her biyografide rastlanmamakla birlikte zaman zaman tezkireciler ele aldıkları kişinin hayatıyla ilgili çeşitli anekdotlara yer verirler.

#18

SORU:

Müraat-ı nazır nedir?


CEVAP:

Müraat-ı nazır, aralarında mana bakımından ilişki bulunan iki veya daha fazla kelimeyi bir ibarede toplama sanatıdır.  Tenasüp, telfik ve mütenasib adlarını da taşımaktadır.


#19

SORU:

Cinas nedir?


CEVAP:

Manzum veya mensur bir metinde manaları farklı lafızlar arasında yazılış ve telaffuz benzerliğine cinas adı verilir. Lafızları meydana getiren harflerin cinsi, sayısı, harekesi ve sırası bakımından tam bir benzerlik söz konusu ise buna tam cinas (tecnis-i tam) denir.


#20

SORU:

Gılman ne demektir?


CEVAP:

Gılman, sarayda padişahın hizmetinde bulunan genç hizmetli erkeklere verilen isimdir.


#21

SORU:

Divan şiirinde en çok geçen yer adları nelerdir?


CEVAP:

Şiraz, Mısır, Buhara ve Semerkant Doğu dünyasının ünlü şehir merkezleridir. Bu merkezler Divan şiirinde en çok geçen yer adlarıdır.


#22

SORU:

Ahdi kimdir?


CEVAP:

Ahdî, Bağdat’ta doğmuştur. Asıl adı Aşık Çelebi ve Riyazî’ye göre Mehdî, Âlî’ye göre Ahmet’tir. Edebiyatımızda, Ahdî-i Bağdadî olarak tanınmıştır. Şemsî mahlasıyla şiirler söyleyen Şemseddin adında birinin oğludur. Öğrenimini tamamladıktan sonra Husrev adlı şair arkadaşıyla birlikte 1552 tarihinde Osmanlı ülkesine gitmek üzere Bağdat’tan yola çıkmıştır. Bu süre içerisinde Ahdî, birçok yeri dolaşır ve pek çok şairle görüşüp tanışma fırsatı yakalamıştır. Kanunî Sultan Süleyman devrinde İstanbul’a gelir. Ahdî, uzun süre burada ve bir süre de Edirne’de kalarak devletin ileri gelen kişileriyle, büyük âlim, bilgin ve şairlerle tanışmıştır; toplantılara katılarak hem bilgisini arttırmış hem de onlar hakkında bilgi toplamıştır. Ayrıca Ahdî, Kanunî Sultan Süleyman’ın şehzadesi Sultan Selim’le de tanışma fırsatını elde eder ve onun yardımlarını görüp toplantılarına katılır. On bir yıl kadar süren bu uzun gezinin sonunda tekrar Bağdat’a döner ve gezisi sırasında topladığı bilgilerle tezkiresini yazar. Ahdî, ömrünün geri kalan kısmını Bağdat’ta geçirir ve 1593 yılında orada ölür.


#23

SORU:

Ahdi’nin Gülşen-i Şuara tezkiresinin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Şehzade Sultan Selim adına yazılmış olan Gülşen-i Şuara, Anadolu sahasında Sehî ve Latifî tezkirelerinden sonra kaleme alınan üçüncü tezkiredir. Ahdî Tezkiresi olarak da bilinen Gülflen-i Şuara, ilk olarak bir mukaddime, ravza adı verilen üç bölüm ve bir hatime hâlinde düzenlenmifş olmakla birlikte Ahdî, eserine sonradan sancak beyleri ve defterdar şairleri içeren bir bölüm ekleyerek dört ravzaya çıkarmış, diğer ravzalara da bazı şairleri eklemiştir. Böylece Ahdî, eserinin ilk tertibini yaptıktan sonra eserinde bazı değişiklikler yapmıştır. Bu bakımdan Gülşen-i Şuara’nın yazılış tarihini Ahdî’nin ölümüne kadar uzatmak gerekir. Eser, son şekliyle bir mukaddime, dört ravza ve bir hatimeden meydana gelmiştir. Ahdî, eserinin mukaddime kısmında Kanunî Sultan Süleyman ve Şehzade Sultan Selim’i övdükten sonra Sebeb-i Nazm-ı Kitâb başlığı altında yolculuğunu, İstanbul’da bilim adamları ve şairlerle tanışıp görüşmesini, sonra da Bağdat’a geri dönüşünü anlatır. Ayrıca şairler hakkında topladığı bilgiler kaybolmasın diye tezkiresini yazdığını belirtir. Eserin birinci ravzasında başta devrin padişahı olmak üzere Şehzade Sultan Selim ve diğer şehzadeleri (17 şair), ikinci ravzada devrin ileri gelen devlet adamlarını (14 şair), üçüncü ravzada ulemâ ve müderrisleri (25 şair), dördüncü ravzada ise alfabetik olarak dönemin şairlerini anlatır (325 şair). Esere sonradan ilavelerin yapılmasından dolayı alfabetik sistemde bazı düzensizlikler vardır. Ahdî, hatime kısmında ise kusurlarının bağışlanması için temennilerde bulunur ve eserini övdüğü bir şiire yer verir. Eserin mukaddime kısmında olduğu gibi devlet büyüklerinden ve tanınmış şairlerden söz edilirken ağır bir dil ve sanatlı üslup kullanılmıştır. Diğer bölümlerde ise dil, bilgi ve düşüncenin aktarıldığı araç konumundadır. Tezkiredeki bazı şairler Sehî ve Latifî tezkirelerinden alınmıştır.


#24

SORU:

Ahdi’nin Gülşen-i Şuara tezkiresini diğer tezkirelerden ayıran özellikler nelerdir?


CEVAP:

Tezkire, daha önceki devirlerde yaşamış eski şairleri kadrosu dışında tutup yalnız kendisinin çağdaşı olan şairleri alması bakımından farklılık arz eder. Bu asrın diğer tezkireleri, zamanca çerçevelerini 14. yüzyılın sonlarına kadar çıkarırlarken Ahdî eserini sadece kendi yaşadığı çağ ile hatta ilk tertibinde Kanunî Sultan Süleyman devri ile sınırlandırmıştır. Gülşen-i Şuara’nın en önemli tarafı, büyük çoğunluğu Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu bölgesindeki şairleri ihtiva etmesi ve bunlar hakkında ilk ve tek kaynak durumunda olmasıdır. Eser, Bağdat ve çevresinde yetişen şairler hakkında verdiği bilgiler bakımından çok önemlidir ve bu hâliyle edebiyatımızda yaklaşık 147 şair için tek kaynak durumundadır.


#25

SORU:

Kendisine haklı bir şöhret kazandıran tezkiresini 1546’da tamamlayan ve devrin padişahı Kanunî Sultan Süleyman’a sunan, ayrıca devrin önemli şahsiyetlerinden defterdar İskender Çelebi’ye Bahariyye kasidesini sunan şahsiyet kimdir ?


CEVAP:

Latifî


#26

SORU:

 Latifî’nin dört mevsimin özelliklerini sanatlı bir dille anlattığı nazım nesir karışımı eserinin adı nedir ?


CEVAP:

Füsul-i Erbaa


#27

SORU:

Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayrılıkları tespit ederek aslına en uygun metne ulaşmaya ne denir ?


CEVAP:

Edisyon Kritik


#28

SORU:

Türkçe’de ilk kez Latifî tarafından denenmiş olan şey nedir ?


CEVAP:

 Kronolojik tasnife karşılık, alfabetik sırayı tercih etmiştir. 


#29

SORU:

Osmanlı şairlerinden şairler tacı Tacizade, hangi kitabında Ahmet
Paşa’yı kasdederek birşeyler söylemiştir ?


CEVAP:

Hevesname


#30

SORU:

Osmanlı devletinde kadıların başı konumunda olan kişiye hangi unvan verilirdi ?


CEVAP:

Kazasker


#31

SORU:

Ahmet Paşa Yedikule’de müebbed hapiste iken günahı için özür dileyip hatasının bağışlanması dileğiyle Sultan Mehmet'e hangi kasideyi yazmıştır ?


CEVAP:

Kerem kasidesi


#32

SORU:

Osmanlı coğrafyasında ilk örneğine 1538 yılında Heşt-Behişt adlı
eseriyle rastladığımız şairler tezkiresi kimindir ?


CEVAP:

Sehî Bey


#33

SORU:

Osmanlı coğrafyasında ilk örneğine Sehî Bey’de rastladığımız şairler tezkiresinin adı nedir ?


CEVAP:

Heşt-Behişt


#34

SORU:

Klasik Doğu biyografisi geleneğinde mahlastan sonra verilen bilgi nedir ?


CEVAP:

Doğum yeri


#35

SORU:

Tezkireciler neden cevher (çoğulu cevahir, Farsça, gevher, güher) kelimesini sıkça kullanırlar ?


CEVAP:

Şairin kabiliyetini vurgulamak için


#36

SORU:

Eğer tezkireci, aynı şairin art arda farklı şiirlerini ya da beyitlerini veriyorsa hangi kelimelerle bunu belirtir ?


CEVAP:

Lehu veya eyzan


#37

SORU:

Manzum veya mensur bir metinde manaları farklı lafızlar arasındaki yazılış
ve telaffuz benzerliğine ne adı verilir ?


CEVAP:

Cinas


#38

SORU:

Özellikle gazelde doğu dünyasının en tanınmış ismi olup Türk şairleri üzerinde de çok etkili olan İranlı şair kimdir ?


CEVAP:

Hâce Hafız


#39

SORU:

Bir şairin diğer bir şairin şiirinden bir parçayı kendi şiirinin içinde zikretmesine ne denir ?


CEVAP:

Tazmin


#40

SORU:

Ahdî'nin, Şehzade Sultan Selim adına yazılmış olan, Anadolu sahasında Sehî ve Latifî tezkirelerinden sonra kaleme alınan üçüncü tezkiresinin adı nedir ?


CEVAP:

Gülşen-i Şuara


#41

SORU:

Latif'nin, Hz. Ali’nin 207 sözünün kıtalar hâlinde tercümesini kaleme aldığı tezkiresinin adı nedir ?


CEVAP:

Nazmül-cevahir


#42

SORU:

Latif'nin, İstanbul hakkında yazılmış olan, önce Kanunî’ye daha sonra mukaddimesi değiştirilerek III. Murat’a sunulan eserinin adı nedir ?


CEVAP:

Risale-i Tarif-i Evsaf-ı İstanbul


#43

SORU:

Divan şiirinde en çok adı geçen, doğu dünyasının ünlü şehir merkezleri hangileridir ?


CEVAP:

Şiraz, Mısır, Buhara ve Semerkant


#44

SORU:

Tezkireci kendi şiirlerini de metne eklemek isterse hangi ibareleri kullanır ?


CEVAP:

li-muharririhi veya li-mü’ellifihi