OSMANLI DEVLETİ YENİLEŞME HAREKETLERİ (1703-1876) Dersi ASKERİ DÜZENLEMELER soru cevapları:

Toplam 20 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Zorunlu askerlik uygulamasına dünyada ilk kez ne zaman ve hangi ülkede geçilmiştir?


CEVAP:

Dünya askerî tarihinde her erkek yurttaşın askerlik hizmetiyle mükellef tutulmasına dayanan zorunlu askerlik ilk kez Fransa’da 1793’te ortaya çıktı.


#2

SORU:

Ulus devlet ne demektir ve Fransa modeli ulus devlet nasıldır?


CEVAP:

Ulus-devlet, devlet idaresinin belirli bir hanedana ya da aristokratik zümreye mahsus olmayıp yönetenlerin yönettikleri milletin temsilcisi ve vekili olarak kabul edildiği politik rejimdir. Fransa modeli “üniter ulus-devlet”te, ülke, devlet ve millet bir bütün olarak kabul edilir.


#3

SORU:

Seferberlik ne demektir ve 23 Ağustos 1793 tarihli Fransa seferberlik kararnamesinin çıkış nedeni nedir?


CEVAP:

Seferberlik, savaş ya da âcil durumlarda iktidarlarca belirlenmiş milli amaçları desteklemek için başta ordu olmak üzere milli kaynakların toplanıp askerî kullanıma verilmesine denir.

Devam eden savaşlar asker ihtiyacını arttırınca Mart 1793’te Fransa'da askerlik zorunlu hale getirildi. Beş cephede sürdürülen savaşlara iç isyanlar da eklenince asker ihtiyacı daha da arttı. Hükümet, bunun üzerine 23 Ağustos 1793'te seferberlik kararnamesi çıkardı. 


#4

SORU:

Zorunlu askerlik hizmeti uygulaması ile ulus-devletin doğuşu arasındaki ilişki nedir ?


CEVAP:

Zorunlu askerlik 1783'te Fransa'da ortaya çıktıktan sonra, 19. yüzyılda başta Avrupa olmak pek çok ülkede uygulanır oldu. İmparatorluk ve krallıkların ulus-devlet esaslı cumhuriyetlere dönüşmesinin en önemli sebeplerinden biri, zorunlu askerlikle birlikte siyaset diline giren eşitlik, millet ve vatan kavramlarıydı.


#5

SORU:

19. yüzyılda Osmanlı Devleti'ne karşı başlayan Yunan isyanının ortaya çıkış nedeni nedir? 


CEVAP:

II. Mahmud, 1810’lu yılların ortalarından itibaren âyanları tek tek tasfiyeye yöneldi. 1821 yılı sonlarında görevden alınan ve bu kararı kabul etmeyerek isyan eden Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın kuvvetleri İstanbul’dan gönderilen Osmanlı ordusu tarafından dağıtıldı. Teslim olan Tepedelenli ileride yeni bir muhalif hareket başlatmasından korkularak idam edildi. Ortadan kaldırılması, onun kontrol altında tuttuğu ayrılıkçı Yunan hareketini alevlendirdi. Bugünkü Romanya topraklarına karşılık gelen Ef­lak ve Boğdan ile bugün Yunanistan toprakları içinde kalan Mora yarımadasında bir Yunan İsyanı patlak verdi. 


#6

SORU:

II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması yönündeki kararının nedenleri nelerdir?


CEVAP:

II. Mahmud ve onunla birlikte hareket eden devlet adamları Yunan İsyanı’nın bastırıldığı haberinin gelmesinin ardından toplantılara başladılar. Savaşçı özellikleri iyice zayıf­lamış yeniçerilerle savaş zamanlarında işe alınan ücretli savaşçılardan oluşan Osmanlı ordusu bekleneni veremiyordu. Avrupa ordularıyla Mehmed Ali Paşa’nın kurduğu askeri birliklerde gözlenen disiplin ve düzen ile sürekli talime dayalı ateş ve manevra gücü, Osmanlı devlet adamlarının kendi ordularında da görmek istedikleri başlıca özelliklerdi. III. Selim’in 1792’de kurduğu Nizam-ı Cedid ile 1807’de tahttan indirilmesinden sonra Alemdar Mustafa Paşa’nın oluşturduğu Sekban-ı Cedid birliklerinde de bu ilkeler esas alınmış; ancak, her iki deneme de yeniçerilerin başını çektiği ayaklanmalarla ortadan kaldırılmıştı. 


#7

SORU:

II. Mahmud, nasıl Yeniçeri Ocağı’na hakim olmaya çalışmıştır? 


CEVAP:

Padişah, rical, ulema ve ocak komutanlarının yaptıkları gizli toplantılar neticesinde, Yeniçeri Ocağı içinde Eşkinci adı verilen talimli tüfekçi birliklerin kurulması kararlaştırıldı. Ocağın yeni bir şubesi görüntüsü verilse de, sürekli talime dayalı bir iş düzenine sahip bu birliklerin yeni bir askeri teşkilatın habercisi olduğu açıktı. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı ve ulema içinde önceden kendine yandaşlar buldu. II. Mahmud, Yeniçerilerin Avrupai askeri talime “gâvur talimi” diye karşı çıkmasını engellemek için talimin yabancılardan değil, Mısır’dan alındığının üzerinde durulmasını ulemaya tenbihledi.


#8

SORU:

II. Mahmud ve taraftarları Yeniçeri Ocağını nasıl kaldırmıştır? 


CEVAP:

Yeni birliklerin eğitime başlamasından üç haf­ta sonra beklenen oldu. Gidişatın kendi lehlerine olmadığını düşünen yeniçeriler 14 Haziran 1826 akşamı son kez ayaklandılar. Ertesi gün yapılan acil toplantıdan ayaklanmanın bastırılarak ocağın kaldırılması kararı çıktı. Süleymaniye’deki Yeniçeri Kışlası’na giden padişah yanlısı asker ve siviller, kısa süre içerisinde ayaklanmayı bastırdı. Yeniçeri Kışlası topa tutularak yüzlerce ocaklı öldürüldü. Canlı yakalananların bir kısmına idam veya hapis; bir kısmına ise memleketlerine ya da Tuna boyundaki kalelere sürgün cezaları verildi. Yeniçeri birlikleri olan ortaların mallarına el konuldu. 17 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın resmen kaldırıldığına dair ferman ve mahkeme ilâmı yayınlandı.


#9

SORU:

17 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın resmen kaldırıldığına dair ferman ve mahkeme ilâmındaki kararın gerekçesi neydi? 


CEVAP:

Kararın gerekçesi, ocağın bir süredir düzenini kaybettiği, düşmanın kullandığı teknik ve taktikleri öğrenmeyi reddettiği ve İslâm’ın düşmanlarına karşı devleti savunmaktan âciz kaldığıydı. Ocak içine yabancı devlet casuslarının sızdığı ya da ocaklıların açıkça dine hakaret ettiği gibi zorlama iddialar da suçlamalar arasındaydı.


#10

SORU:

Yeniçeri esamesi nedir? 


CEVAP:

Esâme ya da diğer adıyla esâme tezkeresi, yeniçerilere ulûfelerinin, yani maaşlarının ödenmesi için düzenlenmiş olan resmi evraktır. İlk dönemlerde sadece görevdeki askerlerin elinde bulunan bu belgeler zamanla askerlikle ilgisi olmayan kişilerin elinde satılır olmuş ve devlet hazinesine ilâve yük getirmişti.


#11

SORU:

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının politik ve askeri etkileri neler olmuştur? 


CEVAP:

Sonradan bu hadiseyi değerlendiren Osmanlı vakanüvisleriyle (tarih yazıcıları) dönemin Avrupalı gözlemcilerine göre, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının etkileri askerî alanla sınırlı değildi ve en örgütlü muhalif grup olan yeniçerilerin kaldırılması politik sistemin daha otoriter ve merkeziyetçi bir hal almasına sebep olmuştu. Böylece, devaülasyonlara, yabancılarla yapılan serbest ticaret anlaşmalarına ve yeni vergilere karşı çıkacak organize bir güç kalmamıştı. Yeniçeri Ocağı Osmanlı Devleti’nde halk müslümanlığının ve savaşçı ruhunun da taşıyıcısıydı. Yüzyıllar içinde askerî açıdan etkinliğini yitirmiş olsa da, askerliğe ve orduya dair gelenek ve değerler ocak bünyesinde korunup yeni nesillere aktarılırdı. Ocağın hükmi şahsiyetiyle sembollerine karşı yürütülen mücadele, başta İstanbul olmak üzere Müslüman ahalinin savaş, ordu ve devlete bakışında büyük bir manevi boşluk doğuracaktı.


#12

SORU:

17 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın yerine kurulan yeni ordu Asâkir-i Mansure-i Muhammediyye adı ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

Asâkir-i Mansure-i Muhammediyye: Kelime manası olarak “Hz. Muhammed’in Muzaffer Askerleri” demektir. Yeni ordunun adında zafere vurgu yapılması, Osmanlı devlet adamlarının güçlü bir orduya sahip olma beklentilerinin ifadesidir. Ordunun adında “Hz. Muhammed’in askerleri” ibaresinin geçmesi ise, hem halkın askerliğe olan meylini arttırmak hem de Avrupai tarzda talimin İslâm’a aykırı olduğu propagandasının önüne geçmek için tercih edilmiş olmalıdır. 1843 yılından itibaren bu ismin yerine düzenli ordu manasına gelen Asâkir-i Nizamiyye kullanılmıştır.


#13

SORU:

II. Mahmud döneminde kurulan yeni Osmanlı merkez ordusunda görev yapan mühendislerin görevleri nelerdi?


CEVAP:

ı. Önceden gidip talim yapılacak alanın genişliğini ve ne kadar asker alacağını hesaplamak ve talim düzenini belirlemek mühendislerin işiydi. Sefer zamanı ise, çadırları kurup askerî istihkâmları inşa etmek, taburun etrafını tabya ve hendeklerle çevirmek, geceleri karakol yerlerini belirlemek, ordunun geçtiği nehirler üzerinde köprü kurmak, muharebe meydanının haritasını çıkarmak, düşmanın yerini dikkate alarak savaşta askerlerin şekil değiştirişlerini hesaplamak, kale kuşatmaları öncesinde komutanlara görüş bildirmek ve öncü olarak gidip ordunun nerede konaklayabileceği hakkında inceleme yapmak gibi hizmetleri yerine getirirlerdi.


#14

SORU:

Osmanlı merkez ordusundaki askerlerin genel özellikleri nelerdi?


CEVAP:

Avrupa ordularında olduğu gibi yeni Osmanlı merkez ordusu da toplumun sosyo-politik ve sosyo-ekonomik olarak en alt zümresinden gelen fakir ya da işsiz delikanlılara dayanmaktaydı. Çünkü, askerlik, uzun hizmet süresi ve nisbeten düşük ücretler sebebiyle pek cazip değildi. Askere yazılanların çoğu, Rumeli ve Anadolu’nun Türkçe konuşan Müslümanlarındandı. Batı, Orta, Güney ve Kuzeydoğu Anadolu, Batı Trakya ve bugünkü Bulgaristan’la Makedonya topraklarına denk düşen sancak ve kazalar başlıca asker kaynaklarıydı. Süvarilik için ilk adres ise göçer Türkmen aşiretleriydi. Düzenli orduya kadrolu asker olarak yazılmaktan uzak duran ve sefer vakti normalin üzerinde bir ücretle geçici hizmet alınabilen bu göçer savaşçılar fırsatı buldukları anda firar etmekteydi. Silistre’de kurulan ilk Asâkir-i Mansure süvari alayı, Tatar, Türkmen ve Hıristiyan Potkalı Kazak kabilelerinden alınan atlılardan oluşturuldu. Bu alay, Asâkir-i Mansure ordusu içinde gayrimüslim asker barındıran ilk ve tek birlikti.


#15

SORU:

Paradigma ordusu ne demektir ve 19. yüzyılda hangi ülkenin ordusu Osmanlı için paradigma ordusu olmuştur? 


CEVAP:

Girdiği muharebeleri kazanan ve teşkilat, teçhizat, taktik ve stratejik etkinliğini ortaya koyan orduya “dönemin paradigma ordusu” denir. Savaş meydanlarında etkinliğini kanıtlamış ordular “paradigma ordusu” haline gelir, yani, çağdaşı diğer ordularca model alınır. O dönemde Avrupa’nın başlıca kara gücü olduğu için, Asâkir-i Mansure için de Fransız piyadesi örnek alındı. 18. yüzyılın ortalarından 19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı ordusu için Fransız ordusu örnek alınmıştır.


#16

SORU:

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askerliğin "vatan hizmeti" olarak görülmeye başlanmasının sebepleri nelerdir?


CEVAP:

Ulus-devletin ve milliyetçiliğin dünya siyasetine hakim olmaya başladığı 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar askerlik mesleği profesyonel bir alan olarak görülüyor; gerek savaşçı topluluklar gerekse rütbeli subay ve generaller kendi ülkelerinin dışında ücret karşılığı hizmet verebiliyordu. Fransız Devrimiyle başlayan ulus-devletleşme sürecinin Avrupa ve dünyada güç kazanmasıyla beraber, hem er hem de subay düzeyinde askerlik bir “vatan hizmeti” olarak görülmeye başlandı. İmparatorlukların dağılmasıyla birlikte orduların aynı ülkede doğmuş, aynı inanç ve kültür kökenine sahip kişilerden oluşması ilkesi yaygınlaştı.


#17

SORU:

Osmanlı tarihinde ilk kez zorunlu vatandaş askerliğine geçileceğinin işaretlerini veren siyasi belge nedir?


CEVAP:

II. Mahmud’un yerine tahta geçen oğlu Sultan Abdülmecid’in saltanatının (1839-1861) hemen başında, 3 Kasım 1839’da ilân ettiği Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat Fermanı olarak bilinen siyasi belgedir. Bu belge ile, padişah, bürokrasi ve halk arasındaki ilişkiler hukuk çerçevesinde yeniden ele alındı. Fermanda, halkın vergi ve askerlik konularındaki mükellefiyetlerinde yeni bir düzenlemeye gidileceğinin işareti verilir. Vergi salarken ve seferberlikte asker toplarken bazı kesimlere fazla yüklenildiği belirtilerek bundan böyle vergi ve asker toplarken âdil davranılacağına vurgu yapılır. Ancak burada önemli bir ayrıntıya yer verilir ve her Müslümanın “vatan savunması”na katılmasının dini bir vecibe olduğu ifade ile Osmanlı tarihinde ilk kez zorunlu vatandaş askerliğine geçileceği ima edilir.


#18

SORU:

Osmanlı döneminde “erkân-ı harp”, günümüz Türk ordusunda hangi rütbeye denk gelmektedir ve özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Osmanlı döneminde “erkân-ı harp”, Cumhuriyet döneminde “kurmay” olarak adlandırılan subaylar, Harbiye mezunu devre arkadaşlarından farklı olarak stratejik düzeydeki büyük birlikleri ve farklı askerî sınıf­ların ortaklaşa icra edeceği müşterek harekâtları sevk ve idare etmek üzere eğitilirler. Stratejik birlik denildiğinde kasdedilen alay üstü askerî birliklerdir (tugay, tümen, kolordu, ordu). Alay ve daha küçük birliklere ise taktik-operatif birlikler denir. Kurmaylar da diğer subaylar gibi kıta görevi yapabilir; ancak esas meşguliyetleri karargâhlardaki planlama ağırlıklı işleri yapmaktı. Ordularda genelkurmayların öne çıkması 1860’larda Prusya’da başlamış ve Osmanlı dâhil pek çok ülkeye Prusya Genelkurmayı örnek olmuştur.


#19

SORU:

19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin askeri gücünün zayıflamasının, askeri teknoloji açısından nedenleri nelerdi? 


CEVAP:

İngiltere’de başladığı kabul edilen buharlı makinaya dayalı endüstriyel üretim hayatın her alanını olduğu gibi savaşların da tabiatını değiştirmiş; Batı ülkeleriyle Osmanlı Devleti arasındaki askerî güç dengesini birinciler lehine bozmuştu. Ordu ve donanmanın yeniden yapılandırıldığı 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin silâh ve teçhizat alanında giderek ithalata ağırlık vermesi bunun bir neticesidir. Hammadde eksiklikleri, teknolojiyi geliştirmek için gerekli bilgi altyapısının kurulamaması, tarıma dayalı ekonominin büyük ölçekli askerî sanayi yatırımlarını finanse etmekten uzak oluşu ve karar vericilerin yanlış tercihleri bu durumun kalıcı olmasını sağladı.


#20

SORU:

Sultan Abdülaziz döneminde, Osmanlı ordu ve donanmasına silâh ve teçhizatın temini için yapılan uygulamalar nelerdi? 


CEVAP:

Sultan Abdülaziz dönemi, Osmanlı ordu ve donanmasının doğrudan dış alımlarla donatılmasının en ileri noktasını teşkil eder. ABD, İngiltere, Prusya, Fransa, Belçika ve Avusturya’daki firmalardan tüfek, top, fişek ve kurşun alımları yapıldı. Bu dönem, Osmanlı donanmasının ahşap gemilerden zırhlı gemilere geçişine tanıklık etti. Yerli gemi sanayi teşvik edildi. Osmanlı donanması, kısa bir süre içerisinde gemi adedi bakımından dünyanın dördüncü büyük filosu oldu. Ancak böylesi bir donanmanın bakımını yapma ve modernize etmenin orta vadede getireceği mali yük hesaplanmamış; teçhizata ağırlık verilirken işin personel tarafı ihmal edilmişti. Bu yüzden Osmanlı donanması askerî ve siyasi açıdan devlete umulan faydayı sağlayamadı.