SOSYAL HİZMETE GİRİŞ Dersi 21. YÜZYILDA TOPLUMSAL DEĞİŞME SÜRECİNDE SOSYAL ÇALIŞMA ÜZERİNE DEĞERLENDİRME soru cevapları:

Toplam 20 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

1961 anayasası Türk ulusu devlete sosyal hizmet olarak ne görev vermiştir?


CEVAP:

Toplumsal değişme sürecinde sosyal çalışma mesleğinin amaçlarını saptamakta en geçerli kaynak toplumsal hedeflerdir. 1961 Anayasası ile Türk ulusu devlete; “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasi, iktisadi ve sosyal bütün engelleri” kaldırmak, “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları” hazırlamak görevini vermiştir. Kısaca, “herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayı seviyesi sağlanması” devletin görevi olarak kabul edilmiştir.


#2

SORU:

Hangi anayasa Türk sosyal politika tarihinde dönüm noktası oluşturmaktadır?


CEVAP:

27 Mayıs’ın önemine farklı açıdan yaklaşan Tanilli’ye göre, 27 Mayıs, Cumhuriyet’e sahip çıkmak isteyen kimi ordu üyelerinin, üniversite, gençlik ve ‘bir kısım basın’la birlikte, serbest seçimle gelse de karşıdevrimciliğe dönüşen bir gidişe karşı, ‘demokrasiyi devrimci temellere oturtma girişimi’dir. Bu girişim, kuşkusuz daha da başarılı olabilirdi; bir Anayasa ile yetinilmeyip ekonomik ve sosyal yapıda köklü değişikliklere gidilebilirdi. Ne var ki yine de, 27 Mayıs’ın getirdiği kimi kurum ve kavramlar bugün-silinemez biçimde- belleklerde yer etmiştir. Anayasa Mahkemesi ve sosyal devlet bunların başında gelir. Koray ve Alper’e göre ise 27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonra kabul edilen 1961 Anayasası, Türk sosyal politika tarihinde bir dönüm noktasını oluşturmaktadır.


#3

SORU:

1924 ve 1961 anayasası ile daha sonra ortaya çıkan askeri müdahalelerin sosyal hizmet ile ilgili olarak karşılaştırınız.


CEVAP:

1924 Anayasası, ekonomik etkinlikler bakımından daha ‘liberal’ bir yaklaşıma sahipti. Buna karşılık, 1961 Anayasası, ekonomik bakımdan sorumlu ve görevli bir devlet kavramı geliştirmiştir. Başka bir deyişle, 1924 Anayasası’nda öngörülen ‘kapitalizme dönük liberal devlet’ anlayışı yerine, 1961 Anayasası, ‘sosyal refah devleti’ yaklaşımını getiriyordu. Sosyal hizmetlerin gelişimi kuşkusuz bu dinamiklerden etkilenmiştir. Sosyal refah açısından askerlerin 1960 eylemi, toplumu çağdaş toplum modeline uygun olarak değiştirmek isteyen ‘devletçi-seçkinler’ adına yapılan bir başka çabadır. Çağdaş toplum modeli kavramı 1930’lardan beri oldukça değişmişti. Batı’nın gelişmiş kapitalist sınıflarının kimi ayrıcalıklarından vazgeçmeye zorlanması sonunda ortaya ‘sosyal refah devleti’ ilkesi çıkmıştı. Bu model, birtakım önemli demokratik araçlarla birlikte, devletin ekonomik ve toplumsal yaşamı denetleyici kurumlarını içeriyordu. İşte 1960 eylemi ve bu yeni modele uygun bir yapı getirmeyi amaçlıyordu. Bu süreci 12 Mart 1971 Muhtıra’sıyla karşılaştıralım. Sendikal hakların tam olarak güvence altına alınması Türkiye’de 1961 Anayasası ile gerçekleştirilmiş ve 1963 yasaları ile demokratik düzenlemeğe gidilmiştir. Daha on yıl geçmeden 12 Mart 1971’de askeri müdahale gerçekleşmiştir. Buna neden olarak sosyal gelişmenin toplumun önüne geçmesi gösterilmiştir. Kimi önemli kamu özgürlükleri böylece sınırlanmıştır. Büyük gerileme ise 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile gelmiştir. Bu müdahale toplumsal muhalefetin, sendikaların gelişimini ciddi boyutlarda engellemiş, gelir dağılımı adaletinin dramatik ölçülerde bozulmasının nedenlerini beraberinde getirmiştir. Sosyal devlet ilkesinin, 1982 Anayasasında da benimsenmesi ilke olarak olumlu ise de bu ilkenin yaşama geçirilmesinde 1961 Anayasasına kıyasla 1982 Anayasası daha kısıtlayıcıdır. 1980 müdahalesi, sivil politikacıları olduğu kadar, 1961 Anayasası’nın getirdiği sivil Devlet Kurumlarına suçlayıcı bir tutum ve davranış sergilemiştir. Askerler, ülkenin bir iç savaş içine yuvarlanmasının sorumluları olarak bu kurumları görmüşlerdir. Üniversiteler, yargı organları, sendikalar, hep bu kurumlar içinde değerlendirilmişlerdir.


#4

SORU:

Küreselleşme kişiler üzerinde sosyal sorunlarda ne gibi etkisi olmuştur?


CEVAP:

Küreselleşmenin sosyal sorunlara olan etkisini ve sosyal hizmetin sunumunu kısıtlayan yapısını hatırda tutarak kısaca şunu söyleyebiliriz. Türkiye’de özellikle 12 Eylül mantığı bir kuşağın bilimine, kimliğine, yaşam tarzına, düşünce taşlarına, hayatı algılayış biçimine, özlemlerine, tüketim alışkanlıklarına değin birçok bireysel ve sosyal yönüne derinlemesine girmiştir. Küreselleşme süreci bu değişimi beslemiştir. Sonuç olarak ortaya çıkan tabloda sosyal sorunların ağırlığı inkâr edilemez bir hâl almıştır. Özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlaşan neoliberal ekonomi politikaları, gerek sanayileşmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde, yoksullukla mücadele başta olmak üzere, bütün sosyal politika alanlarında ağırlığını hissettirmeye başlamıştır


#5

SORU:

Kongar’a göre toplumsal yapıyı etkileme bağlamında 24 Ocak kararlarıyla ilgili olumsuz miras hangi başlıkar altında incelenmektedir?


CEVAP:

Kongar’a göre toplumsal yapıyı etkileme bağlamında 24 Ocak kararlarıyla ilgili olumsuz miras dört ana başlık altında toplanabilir: Ekonomik miras, siyasal miras; toplumsal miras ve kültürel miras. Bu koşullar çok sayıda insanı yoksullaştırmış, onları sosyal yardıma muhtaç kılmıştır. 12 Eylül, yoksullukla, yoksulluk sosyal yardımlaşmayla gündeme yerleşmiştir. Dolayısıyla buradan çıkaracağımız sonuç şudur. Çağdaş ve demokratik bir cumhuriyet olmanın yolu çağın gereklerini yerine getiren anayasalardan geçiyor. Sosyal çalışma mesleği ve sosyal hizmetler ancak bu temel üzerinde sağlıklı bir kimlik edinebilir.


#6

SORU:

Sosyal çalışma ne ile ilişkili olarak değişir?


CEVAP:

İnsanlar ve toplumlar değişmektedir. Değişecektir, hiç kuşkusuz bu kaçınılmazdır. Sosyal çalışma bu değişimin bilimidir. Toplumsal değişmeden etkilenen ancak onu tam anlamıyla belirleyen altyapının dinamiğini taşır kimliğinde. Bu nedenle sosyal çalışma altyapıyla etkileşim halinde olan, tarihsel-sosyal üstyapısal bir gerçektir. Toplumsal sorunların yapısını toplumsal tarihsel gerçeğin doğası belirler. Sosyal çalışma bu koşullar içinde egemen olan unsurlarla yani değişen devletle sosyo-ekonomik nitelikte bir ilişki geliştirir. Bu oranda bir yapısal değişme aracı olan devletin sürdürülebilirliğine sosyal olanaklarla destek sunar. Sosyal koruma ve sosyal destek amaçlı kullanılır. Böylelikle anlam bulduğu yüzyıllarda olduğu gibi 21. yüzyılda da uygarlığın yarattığı güvensizliklere karşı bir sosyal güvenlik aracı işlevini görebilmektedir.


#7

SORU:

Ortalama başarılı bir kalkınma stratejisinin ögeleri nelerdir?


CEVAP:

Ortalama başarılı bir kalkınma stratejisinin temel ya da siyasal diyebileceğimiz üç ögesi vardır, bunların değiştirilmesi söz konusu olmadığı gibi, gerçekleşmelerine büyük özen gösterilmesi gerekir. Bunlar, sosyal adalet, teknolojik gelişme ve bağımsızlıktır. Bu ögelere sosyal refahı da eklemek alınmış doğru bir karar olacaktır. Türkiye toplumu için bu dört unsur hep bir sorunsal olarak varlık bulmuştur. Bazı tarihsel dönemlerde bu unsurlara daha çok önem verilip, toplumsal bütünleşme açısından işlevi değerlendirilirken kimi dönemlerde göz ardı edilmişlerdir.


#8

SORU:

Toplum kalkınması nedir? Toplum kalkınmasının ana öğeleri nelerdir?


CEVAP:

Toplum kalkınması; küçük toplulukların içinde bulundukları ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulları iyileştirmek amacıyla giriştikleri çabaların devletin bu konudaki çabalarıyla birleştirilmesi, bu toplulukların ulusun bütünüyle kaynaşması, ulusal kalkınma çabalarına tam biçimde katkıda bulunmalarının sağlanması sürecidir. Toplum kalkınmasının önemli bir yönü toplumsal bütünleşmeyi sağlamak üzere ana toplumla küçük topluluklar arasında gerekli ilişkiyi kurmaktır. Ufak ufak yerel toplulukların çabalarını ulusal amaçlara yöneltmek, kalkınmaya katkıda bulunmalarını, kalkınmanın sonuçlarından bunların da yararlanmalarını sağlamak amacı ağır basmaktadır. Kendine yardım ve destekli imece, duyulan ihtiyaçlardan hareket ve gönüllülük, topluluğun bir bütün olarak ele alınması toplum kalkınmasının dayandığı ana ögelerdir.Toplum kalkınması geri kalmış yerel ve genel anlamdaki toplumların hızla gelişmişlik düzeyine ulaşabilmeleri amacıyla, insansal, doğal ve özdeksel kaynaklarının devletin katkısı ve desteğiyle bir araya getirilerek örgütlendirilmesi ve işletilmesi yoludur. Toplum kalkınması programlarında sosyal çalışma mesleği toplumla çalışma yöntemini kullanarak etkin rol alır.


#9

SORU:

Güneydoğu Anadolu Projesi ne sağlamıştır?


CEVAP:

GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) suya dayalı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin topyekün sosyoekonomik kalkınmasını amaçlayan insan odaklı bir bölgesel kalkınma projesidir. Dicle ve Fırat nehirleri havzasında uygulanan program kapsamında 22 baraj, 19 hidroelektrik santral ve 1.7 milyon hektarın sulanmasını sağlayacak sulama kanalları inşaası öngörülmüştür. Proje tamamlandığında yılda 50 milyar m3 su akıtan Fırat ve Dicle üzerindeki Türkiye toplam su potansiyelinin %28’ini kontrol altına alacaktır.


#10

SORU:

Sosyal hizmetin amaçları nelerdir? Bu amaçların gerçekleşmesi için ne gerekir?


CEVAP:

Sosyal hizmetin amaçları: Bireyin toplumsal işlev ve rollerini yerine getirebilmek, toplumsal koşulları bireyin gelişmesine olanak sağlayacak biçimde değiştirmek ve geliştirmek, insan haklarını güvence altına almak, toplumun gelir ve hizmet dağılımını dengelemek olarak sıralanır (Kut, 2001, 9-15). Bu amaçların gerçekleştirilmesi içinse sosyal adaletin kurumsallaşması, gelişmiş sosyal hizmet kurumlar sistemi, yeterli sayıda ve nitelikte meslek elemanlarının varlığı, kamusal bütçe ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerekiyor.


#11

SORU:

Devletin sosyal sorunlar karşısında etkin bir rol oynamaya başlaması ve bu amaçla uygulamaya koyduğu sosyal politika önlemleri hangi devlet biçimiyle anlatılır?


CEVAP:

Sosyal devlet


#12

SORU:

Sosyal refah kavramı Türkiye'de hangi Anayasada hukuksal temelleri ortaya koyulmuştur?


CEVAP:

Sosyal refah kavramı da 1961 Anayasası’nda hukuksal temelleri koyularak Türkiye’ye getirilmiştir. 9 Temmuz 1961 gün ve 334 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Genel Esaslar başlıklı Birinci Kısmın Cumhuriyetin Nitelikleri başlıklı 2. maddesindeki, Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir, maddesi sosyal refah ilkesinin temel taşı olarak kalırken hak temelli sosyal hizmet düşüncesinin serpilmesine ve gelişmesine öncülük etmiştir.


#13

SORU:

Sosyal devlet sistemi ne sağlar?


CEVAP:

Devletin sosyal sorunlar karşısında etkin bir rol oynamaya başlaması ve bu amaçla uygulamaya koyduğu sosyal politika önlemleriyle, ‘sosyal devlet’ ya da ‘refah devleti’ adını alan yeni bir devlet anlayışı ortaya çıkmıştır. Sosyal devlet (social state) sistemi, kapitalist ekonomi düzenini koruyan, ancak sosyal sınıflar arasında uzlaşma sağlanmasını amaçlayan, bunun için gerek ekonomik, gerek sosyal gelişmeler açısından bu düzenin daha iyi işlemesini sağlayıcı önlemlerin alınması gereğini duyan bir devlet sistemi olmaktadır. Sosyal devlet anlayışı benimsendiği zaman, Batı toplumları, ekonomik kalkınmalarını yapmış, sermaye birikimini gerçekleştirmişti. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ise hem hızlı bir ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek, hem de sosyal refahı sağlamak zorundadırlar. Dolayısıyla sosyal devlet, kişileri sosyo-ekonomik yaşamda yalnız bırakmayarak klasik demokrasinin sosyal demokrasiye dönüşmesinde en büyük rolü oynamaktadır.


#14

SORU:

Sosyal refah nedir? Hangi mekanizmaları içerir?Nasıl bir sistemdir?


CEVAP:

Sosyal refah (social welfare); aile, din, ekonomi, politika gibi geleneksel sosyal kurumların yanında, daha sonra yer alan bir sosyal kurumdur. Diğer sosyal kurumlara nazaran daha yeni olmasına rağmen, sosyal çalışma mesleğinden daha eskidir. Sosyal refah kurumu, toplumun üyelerine yardım etmedeki kolektif sorumluluğunu ifade eden karşılıklı dayanışma mekanizmalarını içerir. Sosyal refah kişilerin ve grupların verim kabiliyetlerini tam olarak geliştirebilmeleri ve aileleri ile toplumlarının ihtiyaçlarını karşılayarak refaha ulaştırabilmeleri için doyurucu bir hayat ve sağlık standardına ulaşmalarını ve aynı zamanda bireysel ve sosyal ilişkilerini dengeli olarak devam ettirmelerini sağlamak amacı ile sosyal hizmetler ve sosyal kurumların organize edilmiş bir sistemidir.


#15

SORU:

Kamu refahı şlkesi nedir?


CEVAP:

Kamu refahı ilkesi en saf şekliyle ödeme gücündeki eşitsizliği dikkate alınmayan, ihtiyaçtaki eşitliktir.


#16

SORU:

Sosyal politikaların aracı nedir?


CEVAP:

Genel olarak sosyal politikaların iki büyük aracı vardır. Bunlardan biri devlet eli ile oluşturulan ve mevzuat denilen (yasa, tüzük, yönetmelik ve kararnameler) yol, öteki de doğrudan ilgililerin yani çalışanların örgütleri, başka bir deyimle sendikaların etkinlikleri yoludur.


#17

SORU:

Sosyal politika nasıl bir olaydır?


CEVAP:

Sosyal politika, sosyal planlamada sosyal adaleti, sosyal dengeyi, sosyal eşitliği gerçek anlamlarıyla yaşama geçirebilecek ve toplumdaki herkese ve her kuşağa sosyal risklerle karşılaşmada ve sosyal mobilitede eşit şanslar tanınmasını gerçekleştirebilecek siyasal kadroların iş başına gelmesiyle kotarabilecek bir olaydır. 


#18

SORU:

Sosyal adaletin amacı nedir?


CEVAP:

Sosyal adaletin (social justice) amacı, kişilerle toplum arasında iyi ilişkiler kurulmasını ve herkese uygar bir yaşayış düzeyini sağlamayı öngörür. Çağdaş değişmeler sosyal adalet düşüncesini geliştirdi ve demokratik rejimlerde amaç haline getirdi. Demokratik ve hümanist düşünce, toplumlarda sosyal adaletin gerçekleşmesini sağlayan ortamların yaratılmalarını gerektirmektedir. Sosyal adalet, toplum ve devletin güçlenmelerine, demokrasilerin sosyalleşmelerine yardımcı olmuştur. Kalkınma ve çağdaşlaşma uğraşlarında sosyal adalet ilkesinin çok büyük payı vardır.


#19

SORU:

Küreselleşmenin sosyal çalışmaya etkisi nedir?


CEVAP:

Küreselleşme 21. yüzyılda bilindiği gibi yeni sorun alanları inşa ediyor. Yoksul insan gruplarının küresel hareketliliği iç savaşlarla birlikte modern düzenin endişe duyduğu en etkili sosyal sorun haline geldi. Sosyal çalışma mesleğinin hedef kitlesinde yer alan mülteciler, sığınmacılar, yabancılar, dışlananlarla ilgili yaşananlar küresel vicdanda yeni arayışları beraberinde getiriyor. Ne var ki durum pek de sağlıklı görünmüyor. Bauman (2016, 327)’ın yasa ve düzenin sürekli gündeme taşınması açısından küreselleşmenin yeni yüzlerini ele alış biçimiyle: Suçla mücadeleye ve suçluların yakalanmasına, ya da kuşkulu, güvenilmez ve dolayısıyla korkulan ögelerin, genellikle yabancıların, farklı veya dışa kapalı gelenekleri ve yaşam tarzları bulunan ve günümüzde, geçmişin ‘tehlikeli sınıflar’ının veya ‘kirleten ırkları’nın bıraktığı yerleri dolduran insanların denetimine, mobilitenin hızla katmanlaşmanın, ayrıcalığın ve ayrımcılığın en önemli faktörlerinden birine dönüştüğü bu çağda yasa ve düzen kaygılarının giderek büyüyen bir bölümü, gittikçe daha yabancı, düzensiz ve değişken hale gelen ‘Umwelt’e (çevre) karşı dağınık korkuların yoğunlaştığı, sinsice dolaşanlar, takipçi sapıklar, gezginler, göçmenler gibi tiplere odaklanıyor; polisin güçlendirilmesine, hapis cezalarının uzatılmasına, hapishanelerin sağlamlaştırılmasına, idam cezasına ve bunun yanı sıra ‘sakıncalılar’ın tecridine, sınır dışı edilmesine, tüm bunlara ve mekân değişkenliğinin tuhaf, itici, rahatsız edici yaşantılarına karşı diğer varsayımsal çarelere… Küreselleşme sürecinde devlet, sosyal işlevlerinden arındırılıyor. Tıpkı bir gece bekçisi olması isteniyor. Şimdi bir gece bekçisi ne yapar? Görece karanlık bir yerde oturup sıkıntıdan parmaklarıyla oynar, uykuya dalmadığı zamanlarda ara sıra copunu ya da silahını evirip çevirir ve bekler. Görevi, mülk çalmak isteyen yabancıları uzak tutmaktır. Bunu da aslen sadece orada bulunarak yapar. Burada işin temeline, mülkiyet haklarını güvence altına almaya yönelik, her yerde rastlanan talebe gelmiş oluyoruz. Eğer elinizde tutamayacaksanız sermaye biriktirmenin anlamı yoktur. Küreselleşme süreci 21. yüzyılın ekonomik, sosyal, kültürel işleyişinin anlaşılmasında bizlere çok fazla veri sunmaktadır. Özellikle ekonominin mekânsız ve esnek hareketliliği sosyal ve kültürel yapılardan tutun da mikro milliyetciliğe kadar çok çeşitli alanlar açmıştır. Konumuz açısından baktığımızda küreselleşmenin toplumsal sonuçlarının aslında olumlu özellikler sergilemediğidir. Küreselleşmenin en radikal tepkisi ulusdevletlere-sosyal devlete-milli ekonomilere verdiği zararlar ve ortaya çıkardığı sosyal sorunlarla irdelenebilir. Örneğin yoksulluk küreselleştiği gibi sosyal devlet mekanizmasının işlevsizleşmesi, kamu kaynaklarının kısıtlanması, sosyal hizmetlere gereksinim duyan insan gruplarının sayısını artırmıştır. Bu nedenle sosyal çalışma uygulamaları günümüz toplumları için daha yaşamsal bir yön almıştır.


#20

SORU:

Toplum kalkınmasının özelikleri nelerdir?


CEVAP:

Küçük toplulukların içinde bulundukları ekonomik koşulları iyileştirmek, Küçük toplulukların içinde bulundukları toplumsal koşulları iyileştirmek, Küçük toplulukların içinde bulundukları kültürel koşulları iyileştirmek, Ana toplumla küçük topluluklar arasında gerekli ilişkiyi kurmak