GÖRÜŞME TEKNİKLERİ Dersi ÖZEL DURUMLARDA GÖRÜŞME soru cevapları:

Toplam 29 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Standart görüşme ne demektedir?


CEVAP:

İdeal olarak 45-60 dakika süren, oturumlar arasında yaklaşık bir hafta olan, uygun bir görüşme odasında sürdürülen, 8-12 oturumluk süreyi kapsayan, yetişkinlerle gerçekleştirilen görüşmeleri standart görüşme olarak adlandırmak mümkündür.


#2

SORU:

Çocuklarla görüşen bir görüşmecinin dikkat etmesi gereken husus bulunmakta mıdır?


CEVAP:

Günümüz çocuk anlayışı, onun küçük bir yetişkin değil, kendine özgü nitelikleri bulunan bir birey olduğunu vurgulamaktadır. Çocuklarla çalışan bir sosyal hizmet görüşmecisi çocuğun bir sonsuzluk uzantısı ve başlı başına bir birey olduğu gerçeğini aklından çıkartmamalıdır. Bu gerçek, görüşmecinin tüm uygulamalarının arkasındaki inancı oluşturmalıdır.


#3

SORU:

Sosyal hizmet uzmanları hangi gerekçelerle çocuklarla görüşme yapmaktadır?


CEVAP:
  • Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Konvansiyonu kararlarının bağlayıcılığı nedeniyle
  • Risk altındaki ya da ihtiyaç sahibi çocukları değerlendirmek gerektiğinde
  • Evlat edinme çalışmaları sırasında
  • Boşanma kararı alan çiftlerin çocuklarının uyum sürecinde
  • Bakımları yerel makamlar tarafından gerçekleştirilecek çocukların belirlenmesi gerektiğinde
  • Engel ya da sağlık probleminin varlığında
  • Duygusal-davranışsal ya da ruhsal sorunların varlığında
  • Eğitimsel sorunların varlığında
  • Madde kötüye kullanımı sorunu olduğunda
  • Evsiz, sokakta yaşayan çocukların varlığında
  • Suça itilen ya da suç mağduru çocuklar olduğunda
  • Göç etmiş ya da mülteci çocukların uyum sorunlarında
  • Bakım hizmetlerini reddeden çocuklar olduğunda
  • Bulunduğu bakımevi, aile ya da eğitim ortamına uyum sağlayamayan çocuklar olduğunda
  • Travma mağduru çocuklar (ihmal ve istismara uğramış, tecavüze uğramış, savaş mağduru, doğal afet mağduru, parçalanmış aile mağduru çocuklar) olduğunda.

#4

SORU:

Çocuklarla görüşme gerçekleştirirken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?


CEVAP:

Hangi problem alanıyla çalışırsa çalışsın, sosyal hizmet sağlayan görüşmeci, görüşmenin çocuğun doğal haklarından biri olduğunun bilincinde olmalıdır. Diğer bir deyişle, görüşmeci olarak ihtiyaç sahibi çocuklara verdiğimiz hizmet bir lütuf değil, çocukların doğal ve yasal haklarıdır. İkinci nokta, çocuklarla görüşmenin çoğu zaman aileleri ile de görüşmek olduğunun bilinmesidir.


#5

SORU:

Çocuklarla görüşme gerçekleştiren bir uygulamacı neden ailelerle de görüşme gerçekleştirmelidir?


CEVAP:

Ailenin, özellikle de annenin görüşmeye dahil edilmesinin prensipte üç temel nedeni vardır

  • Ailenin çocukların hangi haklara sahip olduğunu öğrenmesi ve çocukla ilgili alınan kararlara katılımının sağlanması
  • Çocukla yanlış iletişime girmenin ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin aileye gösterilmesi
  • Aileye çocuğu ciddi zararlardan koruyabilecek iletişim becerilerinin öğretilmeye çalışılması.

#6

SORU:

Çocuklarla görüşme gerçekleştirirken ailelerle de görüşme yapmanın doğurguları nelerdir?


CEVAP:

Birincisi, görüşmeci çocukla çalışmanın aslında aileyle çalışmak olduğunu içselleştirmelidir. Bu davranış biçimi aynı zamanda sistem yaklaşımının gereğidir. İkincisi, çocukta sağlanan herhangi bir değişimin aile tarafından desteklenmedikçe istendik sonuca gitmeyeceğidir. Aile ile çocuk ne denli bir bütün halinde ele alınırsa görüşme sonucu o kadar etkili olur. Üçüncüsü, birçok aile çocukla nasıl iletişim kurulacağını bilmemektedir. Görüşmecinin bir görevi de aileye etkili iletişim becerilerini öğretmektir. Dördüncüsü, görüşmecinin aileyi çocuk haklarıyla ilgili bilgilendirmesi gerektiğidir. Son olarak, görüşmeci çocukla kurduğu iletişim ile hem çocuğa hem aileye model olmak durumundadır.


#7

SORU:

Çocukla profesyonel yardım ilişkisi kurabilmek için görüşmeciye sunulacak öneriler nelerdir?


CEVAP:
  • Çocuğa gerçekten ilgi gösterdiğinizi belli edin.
  • Sıcak olmak, sempati ilişkisi kurmak değildir; çocukla özünde sosyal bir ilişkiniz olmadığını, profesyonel bir çerçevede hareket etmeniz gerektiğini unutmayın.
  • Çocuğa, yaşantısına ve yaşantısına ilişkin bilgisine saygı gösterin.
  • Empati kurmaya, onun gözünden olayları değerlendirmeye çalışın.
  • Çocuğun anlayacağı düzeyde açık ve basit bir dil kullanın.
  • Oyun oynarken rahat olun, kurallara saplanıp kalmayın.
  • Çocuğun ilgilerini takip edin.
  • Çocuk adına çevresindeki kişilerden hoşlanmamış olsanız da çocuğun çevresindekilerle yapıcı iletişim kurun.
  • Güvenilir olun ve çalışma için yeterli zamanı ayırın.

#8

SORU:

Çocukla profesyonel yardım ilişkisi kurabilmek için sözlü iletişimde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?


CEVAP:
  • Anlamadığı durumlarda sizi uyarması için çocuğu cesaretlendirin.
  • Zaman zaman onu anlamadığınızı söyleyerek bu konuda ona model olun.
  • Yavaş konuşun.
  • Kısa cümleler kurun.
  • Konuşmalarınızı işleyebilmesi için süre tanıyın.
  • Basit bir dil kullanın. Dilin basitliği işi basitleştirmez.
  • Ona seçenekler sunun.
  • Zaman bildirimlerinde kesin olun. Örneğin, “sonra” yerine “saat 4.00’de”, “Bir dahaki görüşmemiz” yerine “Çarşamba günkü görüşmemiz” deyin.
  • Gerekirse anlaşılırlığı artırmak için resim, diyagram ve mimiklerinizi kullanın.
  • Bir kerede bir soru sorun.
  • Hem kapsamlı hem sınırlı sorulara yer verin. Çok fazla “Neden?” sorusu kullanmayın.
  • Edilgen çatılı cümleler yerine etken çatılı cümleler kullanın.
  • Düzeltici geribildirim kullanın.
  • Öykülerden, çizgi filmlerden yararlanın.

#9

SORU:

Birleşmiş milletler kararlarına göre hangi yaş aralığındaki bireyler çocuk olarak kabul edilmektedir?


CEVAP:

Birleşmiş Milletler kararlarına göre 18 yaşın altındaki her birey çocuktur.


#10

SORU:

En zor görüşme gerçekleştirilen grup hangisidir?


CEVAP:

Gelişim döneminin doğası gereği ergenle yardım ilişkisi kurmak, diğer yaş dönemleriyle karşılaştırıldığında daha zordur. Çünkü ergen ne tam bir yetişkin ne de çocuktur. Ergenin bu özelliği sürekli başkaldırma, uyumsuzluk, asilik olarak kendini gösterir. Aslında tüm bunları, zarar verici olmadığı sürece, ergenin özerkleşme, bireyleşme çabasının birer göstergesi olarak algılamak gerekir.


#11

SORU:

Yaşlı terimi yerine kullanılan başka terimler var mıdır?


CEVAP:

Son yıllarda Batı alanyazınında yaşlı terimi yerine ileri yetişkin ya da çok ileri yetişkin gibi terimlerin kullanıldığı, Türkiye’de ise zaman zaman yaş almış teriminin tercih edildiği görülmektedir. Tüm bu kullanımlar yaşlılara yönelik olası bir etiketlemenin önüne geçmek için gösterilen çabaların birer sonucudur.


#12

SORU:

Yaşlılık kavramına ilişkin tarihsel dönüşüm nasıldır?


CEVAP:

1980’lere kadar yaşlılığın bir gerileme ve kayıp dönemi olarak algılandığını görmekteyiz. Buna paralel olarak da yaşlanmayı durdurma ya da yaşlanmamaya (anti-aging) yönelik bir anlayış gelişmiştir. Ancak 1980’lerden sonra yaşlılık bir gerileme ya da kayıp değil, üretkenliğin ve sağlığın devam ettiği bir gelişimsel aşama olarak ele alınmaya başlamış, bunun sonucunda ise önce sağlıklı-yaşlanma (healthy-aging) ve son olarak başarılı-yaşlanma (successful-aging) anlayışı oluşmuştur. Denilebilir ki, son 30 yılda yaşlılara ilişkin anlayış köklü bir değişim göstermiştir. Bu değişimin dayanak noktası insanların yaşlanmaması değil, sağlıklı ve başarılı bir yaşlılık geçirmesi anlayışıdır.


#13

SORU:

Yaşlı nüfusunun artmasındaki olası nedenler nelerdir?


CEVAP:
  • Tıptaki gelişmeler sayesinde hastalıkların tedavisinin geçmişe oranla daha başarılı olması.
  • Ortalama ömrün uzaması.
  • Çocuk doğum oranlarındaki azalma.
  • İnsanların kendilerine bakma konusunda geçmişe oranla daha bilinçli olması.

#14

SORU:

Unutkanlık sorunu olan yaşlılarla görüşme gerçekleştirirken görüşmenin başarıya ulaşması için neler önerilmektedir?


CEVAP:
  • Yaşlıdan görüşme sonrasında not tutması istenebilir.
  • Görüşme sırasında açık ve anlaşılır konuşulabilir.
  • Dolaylı ve uzun cümlelerden kaçınılabilir.
  • Görüşme kısa tutulabilir.
  • Görüşme sırasında sık sık ara verilebilir.
  • Sık sık benzer sorularla unutkanlık düzeyi test edilebilir.
  • Konuşulanların yaşlı tarafından tekrarlanması istenebilir.
  • Her görüşme oturumunun başında daha önce konuşulanların yaşlı tarafından hatırlanması istenebilir.
  • Hatırlanamayan durumlarda ipuçları kullanılabilir.

#15

SORU:

Hangi toplumsal gruplar azınlık olarak tanımlanabilir?


CEVAP:

Michel Foucault’ya göre herhangi bir toplumsal grubun azınlık olarak adlandırılabilmesi için üç temel özellikten en az birinin karşılanması gerekir:

  • Grubun, toplumdaki ekonomik olanaklardan yararlanma kapasitesi,
  • Grubun, toplumla iletişiminde kendini olduğu gibi ifade etme yoluyla temsil etmesi,
  • Bireyin ya da grubun yaşadığı hayatı seçebilmesidir.

#16

SORU:

İletişimsel azınlık ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

İletişimsel azınlık, iletişim kurulabilmesi için herhangi bir nedenle olağan iletişim modunun ya da biçimin dışında becerilerin kullanılmasının gerekli olduğu birey ya da gruplardır, denebilir.


#17

SORU:

Kültür ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

İçinde bulunulan toplumun genelinden farklı bir dil kullanmak çoğu zaman farklı bir kültüre sahip olmak anlamına gelir. Kültürün çok farklı tanımları vardır. Bir tanıma göre kültür toplumun kişiliğidir. Ulusal Sosyal Çalışmacılar Birliği’ne göre kültür; düşünceler, iletişimler, eylemler, adetler, inançlar ve değerler ile ırksal, etnik, dinsel ve sosyal grubun yerleşik geleneklerini içeren bütünleşik davranış örüntüsüdür.


#18

SORU:

Ortak dili yeterince etkin kullanamayan başvuranlarla görüşme yapan görüşmecinin dilin kullanımına ilişkin özen göstermesi gereken huşular nelerdir?


CEVAP:
  • Karmaşık dil bilgisi yapılardan kaçınılmalı, mümkün olduğunca sade, basit bir dil tercih edilmelidir.
  • Başvuranın neyi anlayıp neyi anlamayacağı tahmin edilmeye çalışılmalıdır. Örneğin, “Şimdi sizinle bir değerlendirme yapacağız.” dediğinizde çok yalın bir cümle kurduğunuzu düşünebilirsiniz, ancak başvuran buradaki “değerlendirme” kavramının ne anlama geldiğini bilmeyebilir.
  • Resimler, farklı nesneler, haritalar gibi iletişimi destekleyici unsurlara yer verilmelidir.
  • Beden dili daha yoğun kullanılmalıdır. Ancak beden dilinin aşırı ve abartılı kullanımı ilişkiye zarar verebilir.

#19

SORU:

Bozukluk, Yetersizlik ve Engel terimleri arasında farklılık bulunmakta mıdır?


CEVAP:

Bozukluk psikolojik, fizyolojik ya da anatomik yapıda veya işlevde görülen herhangi bir kayıp ya da anormallik durumudur. Yetersizlik bir bozukluktan kaynaklanan, insan için normal olduğu düşünülen etkinlikleri yerine getirme yeteneğinde görülen herhangi bir sınırlanma ya da eksikliktir. Engel ise, bir bozukluk ya da yetersizlik sonucunda ortaya çıkan, bireyin normal sosyal rollerini (yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel faktörlere dayalı) gerçekleştirmesini sınırlayan bir dezavantajlılık durumudur.


#20

SORU:

Engelliliğin azınlığı modeli işitme engelini nasıl değerlendirmektedir?


CEVAP:

Engelliliğin azınlık modeline göre işitme engeli bir tanı grubu değil ayrı bir kültürdür. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sosyo-politik yapılanmanın başını çektiği “sağır kültürü” temsilcileri, işitme engelini “sağırlık” olarak kullanmaktan yanadırlar. Bu yaklaşıma göre, bir kültür olarak sağırların dili işaret dilidir. Birçok insan işaret dilinin evrensel olduğunu, yani dünyadaki tüm sağır bireylerin aynı işaret dili ile iletişim kurduklarını düşünmektedir. Oysa işaret dilleri İngilizce, Fransızca, Almanca gibi ayrı dillerdir.


#21

SORU:

Sözlü dil kullanan işitme engelli bireylerle görüşmede nelere dikkat edilmesi gerekmektedir?


CEVAP:
  • Kişinin işitme cihazını takıp takmadığı, taktıysa cihazın doğru çalışıp çalışmadığından emin olunmalıdır. Bunun için bir odyoloğa danışılabilir. Odyolog işitme ve cihaz konularında uzman kişidir. Çünkü cihaz takılmadığı ya da doğru çalışmadığında yeterli işitsel girdi sağlanamayacağından sözlü iletişim kurulamayacaktır.
  • Taraflar birbirlerini anlamıyorlar ise işitme engellilerle sözlü iletişim kurmada uzman birilerinden, örneğin işitme engelliler öğretmenlerinden, yardım istenmelidir.
  • Kısa, net cümleler kurulmalıdır.
  • Mecaz, atasözü, deyim gibi soyut ifadelerden kaçınılmalıdır.
  • Sözlü dil kullanan işitme engelli bireyler bile iletişimde dudak okuma gereksinimi duyabilirler. Görüşmeci kendi dudaklarını sürekli görünür kılmalıdır.
  • Beden dili (özellikle jest ve mimikler) kullanılmalıdır.
  • Sesi yükseltmek amacıyla bağırarak konuşulmamalıdır.
  • İşitme cihazı ile koordineli çalışan yardımcı cihazların kullanılıp kullanılmayacağı konusunda bir uzmana danışılmalıdır.
  • Resim, yazı, kitap, bilgisayar, harita, nesne gibi iletişime yardımcı araçlar kullanılabilir.

#22

SORU:

İşitme engelli yerine “sağır” ifadesinin kullanılmasından yana olan ve iletişimde işaret dili kullanan bireylerle görüşmede dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?


CEVAP:
  • Sağırlığın bir kültür olduğu görüşüne ve kişinin işaret dilini kullanma tercihine saygı gösterilmeli ve bu konuda kişiye yönelik herhangi bir önyargıdan kaçınılmalıdır.
  • Görüşmecinin işaret dili kullanması. Bu olasılık ideal olmakla birlikte oldukça güçtür. Türkiye söz konusu olduğunda henüz standart bir işaret dilinin bulunmayışı ve işaret dili öğrenmenin zorlukları gibi nedenler bu seçeneği neredeyse olanaksız kılmaktadır.
  • Görüşmede aracı olarak yeminli, profesyonel işaret dili çevirmenleri kullanmak. Batı ülkeleri için geçerli olan bu uygulama henüz ülkemizde var olan bir uygulama değildir.
  • Kişinin işaret dili bilen anne baba gibi yakınlarından yardım almak. Bu seçenek zaman zaman kullanılmakla birlikte bazı sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Birincisi, bu durum gizlilik ilkesini zedeleyeceğinden güven ilişkisini bozma riskini barındırmaktadır. İkincisi, sağır bireyin yakını görüşme gereksinimine yol açan birey olabilir.
  • Başvuran okuma yazmayı biliyorsa yazı yoluyla görüşme yapılabilir, ancak birçok sağır bireyin okuma yazma konusundaki yetersizliği bilinmektedir. Dolayısıyla bu yolla etkili bir görüşme gerçekleştirmek olanaksızdır.
  • Bu konuda şu an için belki de en iyi seçenek, sağır bireyle akıcı iletişim kurabilen diğer uzmanlardan yardım istemektir.

#23

SORU:

İleri düzey dil ve konuşma bozukluğu olan bireylerle görüşme yaparken uzmanın dikkat etmesi gereken huşular nelerdir?


CEVAP:
  • Kısa, net, karmaşık olmayan cümleler kullanmak önemlidir.
  • Bu kişilerin çoğu okuma yazma bildiklerinden iletişimde yazılı unsurlardan yararlanılabilir.
  • Bir dil ve konuşma bozuklukları uzmanı ile eşgüdüm halinde çalışmak gerekebilir.
  • Konuşulanların doğru anlaşılıp anlaşılmadığı sık sık denetlenmelidir.
  • Özellikle kekemeliği olan bireylerde konuşma bazen uzayabilir, görüşmeci bu gerçeğin farkındalığı ile sabırlı olmalıdır.

#24

SORU:

Psikoz ve Şizofreni kavramları ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

Psikoz, diğer adıyla psikotik bozukluklar, kişinin gerçeklikle bağının kopmasıyla karakterize ileri derecede ruhsal bozukluk kümesidir. En yaygın karşılaşılan biçimi ise şizofrenidir. Şizofreni, gerçek olan ile gerçek olmayan arasındaki ayrımın yapılamadığı, uygunsuz düşünce, duygu, iletişim biçimi ve davranışların gözlendiği ruhsal bozukluk olarak betimlenebilir.


#25

SORU:

Depresyon ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

Depresyon bilişsel, duygusal, davranışsal ve bedensel belirtilerle karakterize bir duygudurum bozukluğudur. Depresyon, psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak betimlenecek düzeyde yaygın bir ruhsal sorundur. Temel belirtileri ise üzüntü, karamsarlık, ağlama veya ağlamaklı olma, ilgi-istek kaybı, benlik saygısında azalma, değersizlik düşüncesi, pişmanlık/suçluluk duyguları, hayattan zevk alamama, umutsuzluk, halsizlik-güçsüzlük, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk, cinsel ilgi, istek ve etkinlikte azalma, iştah ve uyku düzensizlikleri (ya çok ya da az uyuma ve yeme), ölme-intihar düşünceleri ve bedensel belirtilerdir.


#26

SORU:

Korku ve kaygı kavramları arasında fark var mıdır?


CEVAP:

Korku ile kaygı genellikle birbirine karıştırılır. En ayırt edici özellikler şunlardır: Korkuda çoğu zaman insanlar neden korktuklarını bilirler; ancak kaygıda, çoğunlukla neden korkulduğu bilinmez.


#27

SORU:

Kaygının psikolojik ve fiziksel belirtileri nelerdir?


CEVAP:

Kaygının fiziksel belirtileri titreme, terleme, hareketlerde huzursuzluk, yorgunluk, sık sık idrar yapma, solunum güçlüğü, kalp atış hızında artma, ağız kuruluğu, sırt ve baş ağrısı, yutkunma güçlüğü, dişleri sıkma ve gıcırdatmadır. Psikolojik belirtileri ise yaşam enerjisinde azalma, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, boğazda düğümlenme hissi, midede hareketlilik, aşırı uyarılmışlık ve sürekli tetikte olma halidir.


#28

SORU:

Psikolojik travma ne anlama gelmektedir?


CEVAP:

Genel tıpta travma herhangi bir fiziksel etkene bağlı olarak oluşan yaralanma, zedelenme, örselenmedir. Psikolojik travma ise istenmeyen ve olumsuz yaşam olaylarının bireyin duygulanımında ve bilişsel süreçlerinde oluşturduğu ani ve ciddi sarsıntılardır.


#29

SORU:

Görüşmeye gönülsüz katılımın olası nedenleri nelerdir?


CEVAP:
  • Kişinin adli makamlarca görüşmeye gönderilmesi
  • Kişinin yöneticileri tarafından görüşmeye yönlendirilmesi
  • Kişinin yakınları tarafından görüşmeye yönlendirilmesi
  • Kişinin bireysel bir tercih olarak görüşmeye katılmaması