İKTİSADİ DÜŞÜNCELER TARİHİ Dersi Monetarizm, Yeni Klasik İktisat Teorisi ve Yeni Keynesgil İktisat soru cevapları:

Toplam 52 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Monetarizm’in doğuşunu açıklayınız?


CEVAP:

1929 Bunalımı sonucu eksik istihdama yönelik açıklamaları ile ün kazanmış olan Keynesgil iktisat 1940’lı yıllardan itibaren eleştirilmeye başlanmıştır. Özellikle Chicago üniversitesi mensubu iktisatçılarından Milton Friedman ve yakın çevresindeki iktisatçıların alternatif görüşleri, 1970’lerde ortaya çıkan stagflasyon krizinin Keynesci politikalarla çözümlenememesi durumunda yükselişe geçerek iktisattaki Monetarizm / Keynesyen iktisat tartışmalarını doğurmuştur. Keynesgil teorinin parayı ve fiyatlar genel seviyesindeki değişiklikleri ihmal eden analizlerine yönelik doğan bu tepkisel akım, “Parasalcılar” veya “Monetarizm” olarak adlandırılmıştır.


#2

SORU:

Monetarizm’in temel özelliği nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Monetarizmin temel özelliği, klasik iktisadın “paranın etkisizliği” öngörüsünü kabul etmesi ve Keynes’in uzun dönemi ihmal etmesini ve kamu müdahalelerini içeren politikalarını eleştirmeleridir.


#3

SORU:

Monetarizm nasıl yaklaşımdır, neyi savunmaktadır?


CEVAP:

Monetarizm, nominal milli gelir düzeyinin belirlenmesinde ve değişmesinde parasal faktörlerin önemini vurgulayan doktriner bir yaklaşımdır. Monetaristler, Chicago Okulunun ilk kuşak temsilcileri gibi liberal piyasa ekonomisini savunmuşlardır ve devletin ekonomik yaşama müdahale etmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Serbest piyasanın gücüne, rekabete, ekonomik özgürlüklere ve özel mülkiyete olan güven ve inanç ikinci kuşak Chicago Okulu üyeleri olan Monetaristlerce de devam ettirilmiştir.


#4

SORU:

Monetarizmin zaman içerisindeki vurguları nelerdir?


CEVAP:

Monetarizmin zaman içinde vurgularında önemli değişiklikler olmuştur: 1950’lerde para talebi, parasal gecikmeler, para ve maliye politikalarının etkinliği ve nispi gücü; 1960’larda parasal büyüklüklerin kontrol edilebilirliği ve 1970’lerde enflasyon analizi ve Phillips Eğrisi üzerine tartışmalar önem kazanmıştır. Bu grubun içinde farklı varsayımlarla yola çıkan yeni bir grup Yeni Klasik İktisat doğmuştur. Bu yeni akım da ayrıldığı ana akım Monetaristler gibi, Keynesyen iktisada bir karşı devrim niteliğindedir.


#5

SORU:

Monetaristler nerede ve kim tarafından yetiştirilmiştir?


CEVAP:

Monetaristlerin çoğunluğunu, Chicago çevresinden yetişmiş ve çoğunluğu Friedman’ın öğrencisi olan bilim adamları Gary Becker ve diğerleri (Cagan, Lerner, Selden, Pasek, Macesich, Meiselman, Gibson, Sidrouski, Darby, Laidler) ile St.Louis Federal Reserv Bankası uzmanları (L.Anderson, J.Jordan, Keran, K.Carlson) oluşturmaktadır.


#6

SORU:

Monetarizm’in kurucusu kimdir?


CEVAP:

Monetarizmin kurucusu olan Milton Friedman, John Maynard Keynes’in aksine, piyasanın kendi kendini tedavi edecek güçlere başka bir deyişle, piyasanın kendiliğinden tam istihdamı sağlama ve insanların gereksinimlerini karşılama yeteneğine sahip olduğuna inanmaktaydı.


#7

SORU:

Modern Miktar Teorisi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Monetaristler parasal artışlarının enflasyonist etkilerini kabul etmekle birlikte, bazı yönlerden Klasik Miktar Teorisi’ni eleştirerek, enflasyonu açıklamada yetersiz kaldığını öne sürmüşlerdir. Monetaristlere göre, M.V=P.T şeklinde ifade edilen Klasik Miktar Teorisi formülünde yer alan paranın dolaşım hızı (V) sabit değil, aksine bazı değişkenlerin istikrarlı bir fonksiyonudur. Milton Friedman’ın analizleri ile geliştirilen Monetarizm’e bu nedenle aynı zamanda “Modern Miktar Teorisi” adı da verilmektedir.


#8

SORU:

Portföy Analizi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

İnsanların taşımak istediği aktif türlerinin ve bilançolarının yapısının analizi olan “Portföy Analizi” yaklaşımıyla miktar teorisine bakan bu yeni yaklaşım ilk (özellikle Fisher tipi) yaklaşımlardan oldukça farklı ve detaylıdır. Bilindiği gibi, Keynesyen Teori’de, para ve tahvil birbirini tam ikame etmekte, tahvilin getirisi para tutmanın tek alternatifini oluşturmaktadır. Buna karşın Portföy Teorisi, bir yatırımcının varlıklarını getirisi farklı alternatif yatırım şekilleri arasında nasıl dağıttığını incelemektedir. Teoride, finansal varlıklarla reel varlıklar arasında sınırlı ikame ilişkisi olduğu varsayılmaktadır. Cambridge ve Keynesyen yaklaşımın geliştirilmiş hâli olan bu yeni mikro bazlı Para Talebi Teorisi yaklaşımında hem bireyler (nihai servet sahipleri) hem girişimciler, bir bütçe sınırı (servet sınırı) altında kendileri için en uygun portföy bileşimini oluşturma çabasındadırlar. Teoride, önemli değişiklik, para talebi güdülerinin (ihtiyat, işlem ve spekülasyon güdüleri) dikkate alınmamasıdır.


#9

SORU:

Miktar Teorisinin önemli yeniliklerinden birisi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Paranın miktar teorisinin önemli yeniliklerinden biri bireylerin enflasyon ile ilgili beklentileri dikkate almasıdır. Enflasyon ile ilgili beklentiler dikkate alınınca faiz oranı “nominal faiz oranı ve reel faiz oranı olarak ikiye ayrılır. Bu nedenle Friedman öncelikle Nominal ve Reel Para Miktarı arasında ayrım yapmaktadır; nominal para miktarı (M) fiyat düzeyi ile deflate edildiğinde reel para miktarı (MR ) elde edilmektedir: MR = M / P (1)


#10

SORU:

Klasik Miktar Teorisi ile Modern Miktar Teorisi arasındaki farklar nedir?


CEVAP:

Klasik Miktar Teorisi ile Modern Miktar Teorisi arasındaki farklar aşağıdaki şekilde özetlenebilir; 

  • Klasiklerde paranın dolaşımı sabit (veri) iken, Monetaristlerde sabit değildir. Monetaristlerde paranın dolaşım hızı; sürekli gelir, faiz oranı, beklenen enflasyon oranı gibi gözlemlenebilen birkaç değişkenin istikrarlı bir fonksiyonudur.
  • Klasiklerde Milli Gelir (MG) ifadesi cari işlemlerin nominal değerini ifade eder. Monetaristlerde ise, MG ile kastedilen şey “sürekli gelir” olup servet ile ifade edilmiştir.
  • Klasiklerde para talebini belirleyen unsur gelir düzeyidir. Görüldüğü gibi, Monetarist yaklaşımda paranın getirisi sabitken tahvillerin getirisinin azalması, elde tutulan para miktarını arttırmaktadır. Para talebini belirleyen unsurlar, gelir düzeyi ve faiz oranıdır. 

#11

SORU:

Sabit Oranlı Parasal Büyüme Kuralı nedir, açıklayınız?


CEVAP:

“Para arzındaki büyüme oranı ile nominal gelirin büyüme oranı arasında çok kesin olmamakla birlikte bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü para arzındaki artışların geliri etkilemesi zaman alır. Ayrıca, bunun ne kadar süreceği de belli değildir. Ortalama olarak para arzındaki artış, nominal gelirleri yaklaşık 6 ve 9 ay arasında geçecek bir süre sonunda etkiler. Nominal gelirin büyüme oranındaki artış etkisi ilk olarak üretim üzerinde görülür. Bu daha sonra fiyatlara yansır. Ortalama olarak, fiyat etkisi yaklaşık olarak 6 ve 9 ay arasında değişen zaman boyutu içerisinde ortaya çıkar. Para arzındaki artış ile enflasyon arasındaki toplam gecikme ortalama 12-18 ay arasındadır. Para arzındaki artış ile bunun nominal gelirlere ve daha sonra fiyatlara yansıma ilişkisi ‘çok kesin ve belirli’ değildir. Bu ilişkide bir kayma söz konusudur. Kısa dönemde (5 veya 10 ay kadar bir sürede) para arzındaki değişmeler öncelikle üretimi etkiler. 10 ayı aşan bir sürede para arzının büyümesi fiyatları etkiler.”


#12

SORU:

Milton Friedman, Sabit Oranlı Parasal Büyüme Kuralı dışında parasal istikrar ile ilgili önerileri nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Milton Friedman, Sabit Oranlı Parasal Büyüme Kuralı dışında parasal istikrar için aşağıdaki önerilerin de önemli olduğunu belirtmektedir; 

  1. Açık piyasa işlemlerinin yönetimi parasal büyüme kuralına uygun olarak yürütülmelidir. 
  2. Merkez bankası, ticari bankaların kendi kasasında bulunan mevduatlarına piyasa faiz oranları kadar (örneğin, kısa vadeli devlet tahvillerine ödenen faiz kadar) faiz ödemelidir. 
  3. Merkez bankasının zorunlu rezerv oranlarını değiştirme olanağı ortadan kaldırılmalıdır.

#13

SORU:

Sürekli Gelir Hipotezi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Friedman, para talebi fonksiyonunda “gelirin kapitalize edilmiş bugünkü değeri” olarak tarif ettiği serveti, “sürekli gelir” kavramıyla açıklamıştır. Bireylerin geçmiş ve şimdiki gelirlerinin üstel olarak ağırlıklı bir ortalamasıyla ölçülen servet “beşeri servet” ve “beşeri olmayan servet” şeklinde ikiye ayrılır. Sürekli gelir ise, gerek beşerî (emek geliri, ücret) gerekse beşerî olmayan (taşınır ya da taşınmaz varlıklardan elde edilen kazançlar) servetten (sermayeden) elde edilmesi beklenen uzun dönemli gelirdir. Beşerî servet, likit değildir. Başka bir deyişle, beşerî serveti her zaman gelire dönüştürmek mümkün değildir. Örneğin işsizlik dönemlerinde beşerî servetin gelire dönüşmesi olanağı yoktur. Bu nedenle toplam servet içinde beşerî servetin payı ne kadar büyükse para talebi de o kadar büyük olacaktır.


#14

SORU:

Enflasyon- İşsizlik İlişkisi ve Doğal İşsizlik Hipotezi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Monetaristler, serbest piyasa ekonomisinin kendi iç dinamiği sayesinde istikrarlı bir model olduğunu savunmakla birlikte, klasik iktisatçılardan farklı olarak ekonominin her zaman tam istihdam düzeyinde olmayacağını kabul etmektedirler. Friedman, ekonominin (konjonktürün) inişte olması hâlinde bile, tam istihdam amacıyla devletin önlem almasını reddeden bir yaklaşım sergilemiştir. Ayrıca, devletin sürekli olarak ortadan kaldıramayacağı “doğal bir işsizlik oranı” vardır. Ona göre, devletin istihdam programları, kredi alınmasına ve enflasyona yol açmakta, belirli bir zaman sonra da işsizliğin artışına neden olmaktadır. Devletin görevi, enflasyona karşı, dolaşımdaki para miktarını sınırlayarak savaşmaktır. Böylece enflasyonun temel nedenini para arzının gereksiz yere arttırılması olduğunu düşünen Friedman, bu işin sorumlusu olarak para basma yetkisini elinde bulunduran hükümeti yani devlet müdahaleciliğini suçlamıştır.


#15

SORU:

Doğal İstihdam Seviyesi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Doğal işsizlik oranı ekonominin yapısal özelliklerini ve iş gücü piyasasının koşullarını yansıtan bir olgu olup işsizliğin azaltılması uzun vadede bu koşulların iyileştirilmesine (örneğin, iş gücü piyasalarının tam rekabet koşullarına kavuşturulması, asgari ücret, işsizlik tazminatı gibi piyasa dışı uygulamaların kaldırılması) bağlıdır. Keynesyen yaklaşımda olduğu gibi harcamaları arttırarak işsizliği azaltma çabaları kısa vadede sonuç verse bile, uzun vadede enflasyon -ve belki de daha yüksek oranlı işsizlik- ile sonuçlanacaktır. Monetaristlere göre parasal istikrar işsizliği ‘doğal’ oran civarında tutabilir. O hâlde, Monetaristlerde, ne Klasiklerdeki gibi “tam istihdam” ne de Keynesteki gibi “eksik istihdam” seviyesi yoktur; Doğal İstihdam Seviyesi vardır. Doğal işsizlik oranı ekonominin yapısal özelliklerini ve iş gücü piyasasının koşullarını yansıtan bir olgu olup işsizliğin azaltılması uzun vadede bu koşulların iyileştirilmesine (örneğin, iş gücü piyasalarının tam rekabet koşullarına kavuşturulması, asgari ücret, işsizlik tazminatı gibi piyasa dışı uygulamaların kaldırılması) bağlıdır. Keynesyen yaklaşımda olduğu gibi harcamaları arttırarak işsizliği azaltma çabaları kısa vadede sonuç verse bile, uzun vadede enflasyon -ve belki de daha yüksek oranlı işsizlik- ile sonuçlanacaktır. Monetaristlere göre parasal istikrar işsizliği ‘doğal’ oran civarında tutabilir. O hâlde, Monetaristlerde, ne Klasiklerdeki gibi “tam istihdam” ne de Keynesteki gibi “eksik istihdam” seviyesi yoktur; Doğal İstihdam Seviyesi vardır. 


#16

SORU:

İşsizliğin azaltılması neye bağlıdır, açıklayınız?


CEVAP:

Her ne kadar fiyat istikrarı, reel ekonomik dengelerin sağlanmasında bir ön koşul olarak kabul edilip monetar politikalar bu yönde olsa da işsizliğin azaltılması uzun dönemde üretime bağlı kabul edilmektedir. Bu anlamda hükümetin görevi, işsizliği azaltıcı, üretimi arttırıcı harcama politikaları uygulamak değil, fiyat istikrarını, serbest rekabet koşullarını sağlamak ve ekonomide arz koşullarını iyileştirici politikalar yürütmektir. İşsizlik ve üretim artışı gibi sorunların çözümü, ekonominin doğal yapısı içinde çözüleceğinden, hükümetin görevi ekonomiyi, serbest rekabetin ve asgari müdahaleciliğin geçerli olduğu bir duruma yaklaştırmaktır.


#17

SORU:

Parasal Aktarım Süreci ve Para Politikasının Etkinliği nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Parasal aktarım mekanizması, para politikası ve reel ekonomi arasındaki etkileşimi, yani parasal değişimlerin, toplam talep ve üretimi, hangi yollarla ve ne ölçüde etkilediğini gösteren mekanizmadır. Gerek teoride gerek ise uygulamada oldukça karışık olan bu mekanizmayı tam olarak anlamak veya çözmek mümkün değildir. Ancak, parasal aktarım mekanizması genel olarak iki adımda tanımlanmaktadır: Birinci adım, para politikası uygulamalarındaki değişimlerin piyasa faiz oranları, varlık fiyatları ve döviz kuru gibi finansal piyasa koşullarına aktarımını belirler; İkinci adım ise finansal piyasa şartlarındaki değişmelerin, üretim seviyesi ve enflasyonu nasıl değiştirdiğini gösterir.


#18

SORU:

Monetaristlerin Keynesyen yaklaşımında ayrıldığı nokta nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Monetaristler -Klasik Okula paralel olarak- faiz oranının temelde “reel” bir olgu olduğunu öne sürerek, Keynesyen yaklaşımdan ayrılmaktadırlar. Monetaristlere göre, faiz oranı -çok kısa vadede- parasal faktörlerden etkilense bile, bu geçici bir olgudur. Faiz oranı gerçekte tasarruf ve yatırım eğilimi gibi reel faktörlerce belirlenmektedir. Örneğin, parasal genişleme yoluyla faiz oranlarında geçici olarak bir azalma gözlense bile, sonuçta oluşan enflasyon, bir yanda reel para miktarını azaltması, diğer yanda enflasyon beklentilerinin hesaba katılması yoluyla nominal faiz oranlarının tekrar artmasına yol açacaktır.


#19

SORU:

Friedman’ın ekonomik önerileri nelerdir?


CEVAP:

Friedman’ın ekonomik önerilerinden bazıları şunlardır: 

  1. Devletin ekonomik hayat üzerindeki ayrıntılı müdahaleleri ortadan kaldırılmalıdır.
  2. Piyasanın işleyişini engelleyen ve yeni girişimlerin kurulması konusunda cesaret kırıcı olan sübvansiyonlara son verilmelidir.
  3. Enflasyonu kamçılamaktan ve daha önce hiç görülmemiş derecede yüksek bir istikrarsızlık meydana getirmekten başka bir yararı olmayan parasal reformlar, hükümetlerin inisiyatif kullanamayacakları sağlam esaslara bağlanmalıdır.
  4. Devletin sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile topladığı fonlar, sorunları çözmede çare olamaz. Devlet bu işlerle uğraşmamalıdır.
  5. Destekleme alımlarına son verilmelidir. 
  6. İthal kotaları ve ihracat kısıtlamaları kaldırılmalıdır. 
  7. Genel fiyat ve ücret kontrollerine son verilmelidir. 
  8. Belli işlerin ve mesleklerin ruhsat ile sınırlandırılması uygulamasından vazgeçilmelidir.
  9. Kamu toplu konut yapımı ve konut yapımını desteklemeye yönelik yardım programları iptal edilmelidir. 
  10. Ulusal parkların, posta taşıma hizmetlerinin ve paralı otoyolların devlet mülkiyetinde olması ve işletilmesi devletçe yapılmamalıdır.
  11. Bunlarla birlikte devletin yapacağı işler de bulunmaktadır: 1. Devlet teknik tekelleri engellemeli, ekonomik oyunun kurallarının uygulanmasını sağlamalı ve ihtilaflarda hakemlik yapmalı, rekabeti geliştirmeli, parasal çerçeveyi sağlamalı, kişilerce oluşturulan yardım derneklerine ek yardım vermelidir.

#20

SORU:

Yeni Klasik İktisat Teorisi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Yeni klasik iktisat, Monetarist politikalara dayalı olarak doğmuş ancak 1970’li yıllarda bu yaklaşımdan ayrılmış ve farklı bir teori hâline dönüşmüştür. Enflasyon analizinde monetarist makro teori ile aynı görüşleri paylaşmasına karşın, ortaya koydukları iki temel ilke nedeniyle monetarist görüşü eleştirmişlerdir.


#21

SORU:

Yeni klasik iktisatçıların monetarist iktisada yönelik eleştirilerinin kaynağı olan iki temel ilkesi nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Yeni klasik iktisatçıların monetarist iktisada yönelik eleştirilerinin kaynağı olan iki temel ilkesi şunlardır:

  1. Friedman ve öğrencilerinin Klasik Miktar Teorisi’ni yeniden yorumlayarak enflasyon sorununa önerdikleri yeni çözümler dışında, yine aynı üniversitede çalışan ve esasen Friedman’ın öğrencileri olan bir grup iktisatçı -özellikle Amerika’da Robert Lucas (1937-...) ve İngiltere’de Patrick Minford (1943-...) enflasyon konusunu değişik bir açıdan ele alarak, Rasyonel Beklentiler Teorisi (Rational Expectations Theory) adıyla iktisat literatürüne giren bir görüş ortaya koymuşlardır. Makroekonomik değişkenlerin gelecekle ilgili tahminlerinde Monetarist iktisadın kullandığı Uyumcu Beklentiler Hipotezi yerine Rasyonel Beklentiler Hipotezini geliştirmişlerdir. Bu onların “yeni” yanıdır.
  2. Monetarist görüşün konjonktürel dalgalanmaların nedeni olarak tamamıyla para politikasını sorumlu tutmaları şeklindeki görüş yerine, önceden kamuoyuna ilan edilmeyen (beklenmeyen para politikası), bu yüzden ekonomik aktörlerce tahmin edilemeyen para politikasını sorumlu tutmuşlardır. Onlara göre, Merkez Bankasının önceden ilan ettiği dolayısıyla da ekonomik karar birimlerin, beklediği para politikasının (beklenen para politikası) ekonomide hiçbir değişikliğe yol açmayacağını, yani konjonktürel dalgalanmalara yol açamayacağını ileri sürmüşlerdir. Yeni klasik iktisat düşünceye göre, beklenen para politikası ekonominin reel değişkenleri (üretim, istihdam vs.) üzerinde hiçbir etki yapmaz. Etkisiz olduğu için de para politikası uygulanmamalıdır. (Lucas-Sargent-Wallace Politika Etkisizliği Hipotezi). Benzer şekilde genişletici maliye politikasının da kısa dönemde reel değişkenleri etkileyemeyeceği ancak uzun dönemde negatif yönde sonuçlar doğurabileceği örneğin işsizlik veya üretimde azalmaya yol açabileceği öngörülmektedir. Kısaca, Yeni Klasik Teorinin gerek para gerekse maliye politikalarının etkisizliğini ortaya koymaya çalışmıştır. Böylece klasiklerin “piyasaların etkin ve rekabetçi ortamda herhangi bir müdahaleye gerek olmaksızın kendini otomatik dengelediği” görüşü sürdürülmektedir. Bu onların “klasik” yanıdır.

#22

SORU:

Yeni klasik iktisatın öncüleri kimlerdir?


CEVAP:

Yeni klasik iktisadın öncüleri Amerikalı Robert Lucas Jr., Thomas Sargent, Edward Prescott ve Neil Wallace rasyonel beklentiler üzerine önemli çalışmalar yayımlamışlardır. Ayrıca, İngiltere’de Patrick Minford yeni klasik iktisat okulunun önde gelen isimleri olmuşlardır.


#23

SORU:

“Yeni Klasik Reel Konjonktür Teorisi” nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Yeni klasik iktisat teorisi de zamanla kendi içinde ikiye ayrılmıştır. Bir grup iktisatçı kendilerini “Yeni Klasik İktisat Teorisi” üyesi olarak kabul ederken, ayrılan grup “Yeni Klasik Reel Konjonktür Teorisi”ni geliştirmişlerdir. Yeni Klasik İktisat teorisi ile Yeni Klasik Reel Konjonktür Teorisi’nin kökleri aynı olmakla birlikte, konjonktür dalgalanmalarının analizindeki yaklaşımları farklılıklar göstermektedir. Yeni klasik reel konjonktür teorisinin, Yeni Klasik İktisattan kopmasının nedeni yani temel farkı şudur: Yeni Klasiklere göre konjonktürel dalgalanmaların nedeni önceden beklenmeyen para politikası iken Yeni Klasik Konjonktürel teorisyenleri ise buna karşı çıkarak konjonktürel dalgalanmaların gerekçesi olarak “teknolojik şoklar”ı göstermişlerdir. Başka bir deyişle, Yeni Konjonktürel Teoride, konjonktürel dalgalanmaların nedeni parasal değil reel faktörlere dayanmaktadır ve bunlardan en önemlisi de teknolojik şoklardır. Bu yaklaşımın yeni klasik iktisat teorisinden ayrılan önderleri Robert Barro, Charles Polosser, Edwar Prescott, Finn Kynland, Robert King, Alan Stockman ve Sergio Rebelo’dur.


#24

SORU:

Rasyonel Beklentiler Teorisi” nedir, açıklayınız?


CEVAP:

Rasyonel Beklentiler Teorisi, monetaristlerden bir adım daha ileri giderek fertlerin uyumcu değil, rasyonel beklentiler içinde olduğunu ve bu nedenle iktisat politikaları karşısında hemen aktif bir tavır takınıp iktisat politikasını tamamen etkisiz hâle getirebildiğini ileri sürmektedir. Çünkü Bütün ekonomik birimler doğru modeli ve onun parametrelerini bilirler; politika yapımcılarının bütün reaksiyonlarını hesaba katarlar. Bir
tahmine varabilmek için de ekonomik model çerçevesi içindeki bütün bilgileri elde eder ve kullanırlar. Böylece politika tedbirlerinin etkilerini önceden tahmin edebilir ve davranışlarını şekillendirerek politika uygulamalarını boşa çıkarabilirler. Bu durumda, para arzı ve maliye politikası değişkenleri ile üretim hacmi üzerinde bir etkide bulunabilmek, para arzı ile faiz oranını değiştirebilmek, faiz oranını belli bir seviyede tutmak için sistematik politikalar uygulamak, bu teoriye göre mümkün bulunmamaktadır. Böyle bir politika enflasyonist veya deflasyonist olabileceği gibi, fiyatlar genel seviyesi dengesinin oluşmasını da engelleyebilecektir.


#25

SORU:

Rasyonel beklentiler hipotezi, bazı yönlerden eleştirilere uğramıştır, bunlar nelerdir?


CEVAP:

Rasyonel beklentiler hipotezi, bazı yönlerden eleştirilere uğramıştır. Örneğin, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Kenneth J. Arrow, teoriyi başlıca şu açılardan eleştirmiştir:

  1. Rasyonel Beklentiler Teorisi’nde ekonomik birimler ekonominin gelecek dengesini analiz etme yeteneğine sahip, süper istatistikçiler olarak kabul edilmektedir.
  2. Ekonomide menkul kıymetler piyasası etkin olarak çalışırken, mal ve emek piyasaları bu düzeyde etkin olmayabilir. Aksine bunun tam tersi de olabilir. Arrow’a göre fiyat beklentilerine ilişkin tahminler çoğunlukla sermaye birikimi konusundaki kararlar için doğrudur. Sermayenin akışına ilişkin kararlarda ise fiyat beklentileri önemli hatalar içerebilir. Hisse senetlerindeki fiyat dalgalanmaları buna bir örnek teşkil etmektedir.

#26

SORU:

Nobelli iktisatçı Edmund S. Phelps’ın incelediği yedi okulu açıklayınız.


CEVAP:

Nobelli iktisatçı Edmund S. Phelps’ın İsveç Lund Üniversitesi’nde verdiği konferansın yayınlanan kitabında yedi okul’a indirgenmektedir. Phelps’in incelediği bu yedi okul:
• Keynes makroiktisadı
• Monetarist/Paracı Gelenek
• Yeni Klasik okul
• Yeni Keynesgil okul
• Arz-Yönlü makroiktisat
• Neoklasik ve Neo-Neoklasik Reel Konjonktür/İş
çevrimiTeorisi
• Parasal Olmayan İşsizlik Dalgalanmaları:
Yapısal okul'dur.


#27

SORU:

Günümüzde makro iktisadi düşüncenin  içinde yer aldığı okullar hangileridir, açıklayınız.


CEVAP:

Günümüzde makro iktisadi düşüncenin  içinde yer aldığı okullar;

• Virginia İktisat Okulu
• Avusturya Okulu
• Post Keynesgil Okul


Makroiktisadi düşünce elbette bu okullardan ibaret değildir. Bununla birlikte günümüzde yerleşik düşüncede Keynes sonrası makroiktisadi düşüncede geleneksel temelleri itibariyle üç ana makroiktisadi düşünce okulu bu ünitede incelenmektedir.


#28

SORU:

Monetarizm kavramını açıklayınız.


CEVAP:

1929 Bunalımı sonucu eksik istihdama yönelik açıklamaları ile ün kazanmış olan Keynesgil iktisat 1940’lı yıllardan itibaren eleştirilmeye başlanmıştır. Özellikle Chicago üniversitesi mensubu iktisatçılarından Milton Friedman ve yakın çevresindeki iktisatçıların alternatif görüşleri, 1970’lerde ortaya çıkan stagflasyon krizinin Keynesci politikalarla çözümlenememesi durumunda yükselişe geçerek
iktisattaki Monetarizm / Keynesyen iktisat tartışmalarını doğurmuştur. Keynesgil teorinin parayı ve fiyatlar genel seviyesindeki değişiklikleri ihmal eden analizlerine yönelik doğan bu tepkisel akım, “Parasalcılar” veya “Monetarizm” olarak adlandırılmıştır (1968’de İsviçreli iktisatçı Karl Brunner (1926-1989)’in Federal Reserv Bank Saint Louis Review’de yayınlanan makalesinde “Monetarizm” kavramını ilk kez kullanılarak 1920’lerde bilinen ve sonra unutulan para prensiplerini başka bir deyişle klasiklerin miktar teorisini yeniden hatırlatmıştır).


#29

SORU:

Stagflasyon kavramını açıklayınız.


CEVAP:

Stagflasyon ekonominin eksik istihdam ve potansiyel üretim seviyesinin altında
olmasına karşılık, genel fiyat seviyesinin yükseldiği durumdur. Başka bir deyişle,
ekonominin, aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder. Moneteristlere göre, ekonomi politikası otoritelerinin işsizliği, doğal işsizlik oranın altına çekmek için toplam talebi uyarmaları yönündeki politikalar stagflasyona neden olmaktadır.


#30

SORU:

Monetarizmin temel özelliği nedir, açıklayınız.


CEVAP:

Monetarizmin temel özelliği, klasik iktisadın “paranın etkisizliği” öngörüsünü kabul etmesi ve Keynes’in uzun dönemi ihmal etmesini ve kamu müdahalelerini içeren politikalarını eleştirmeleridir. Monetarizm, nominal milli gelir düzeyinin
belirlenmesinde ve değişmesinde parasal faktörlerin önemini vurgulayan doktriner bir yaklaşımdır. Monetaristler, Chicago Okulunun ilk kuşak temsilcileri gibi liberal piyasa ekonomisini savunmuşlardır ve devletin ekonomik yaşama müdahale etmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Serbest piyasanın gücüne, rekabete, ekonomik özgürlüklere ve özel mülkiyete olan güven ve inanç ikinci kuşak Chicago Okulu üyeleri olan Monetaristlerce de devam ettirilmiştir. Monetarizmin zaman içinde vurgularında önemli değişiklikler olmuştur: 1950’lerde para talebi, parasal gecikmeler, para ve maliye politikalarının etkinliği ve nispi gücü; 1960’larda parasal büyüklüklerin kontrol edilebilirliği ve 1970’lerde enflasyon analizi ve Phillips Eğrisi üzerine tartışmalar önem kazanmıştır. Bu grubun içinde farklı varsayımlarla yola çıkan yeni bir grup Yeni Klasik İktisat doğmuştur. Bu yeni akım da ayrıldığı ana akım Monetaristler gibi, Keynesyen iktisada bir karşı devrim niteliğindedir.


#31

SORU:

Friedman’ın iktisat teorisine yaptığı katkıları kısaca özetleyiniz.


CEVAP:

Friedman’ın iktisat teorisine yaptığı katkıları kısaca özetlersek: Miktar Teorisinin modernize edilmesi (ve para talebi fonksiyonu analizi); Nominal Gelirin Parasal Teorisi; Para talebi ve Dolaşım Hızı Üzerine Yapılan Ampirik Çalışmalar; Kısa ve Uzun Dönem ayrımlarının belirginleştirilmesi; Sürekli Gelir Hipotezi (ve Tüketim Fonksiyonu Analizi); Enflasyon/İşsizlik Analizi ve Doğal İşsizlik Oranı Hipotezi;Transmisyon (Parasal Aktarım) Mekanizması Analizi; Adaptive (Uyumcu) Bekleyişler Hipotezi’dir. Friedman’ın başlıca katkısının, devlet müdahalesinin, özellikle para politikası alanında gerçekleşen müdahalelerin, ekonomik dengelerin bozulmasına, sebep olduğunu, araştırmaları ile ortaya koyması olduğu söylenebilir. Bu durumda Friedman’ın temel sorunsalı, iktisadi / politik düzey ilişkileri içinde piyasanın ve devletin sınırlarını (işlevlerini) belirlemektir. Friedman bu konulardaki görüşlerini üç temel kitabında belirtmektedir: Kapitalizm ve Özgürlük (Capitalism and Freedom) (1962), Seçim Özgürlüğü (Free to Choose) (1980) ve eşiyle yazdığı Statükonun Zorbalığı (Tyranny of The Status Quo) (1983).


#32

SORU:

Bazı amprik çalışmalar Monetarist Teoriye güçlü dayanak oluşturmuştur, bunlardan Milton Friedman’ın A. Schwartz'ın yaptığı araştırmayı  açıklayınız.


CEVAP:

Bazı amprik çalışmalar Monetarist Teoriye güçlü dayanak oluşturmuştur. Özellikle
Milton Friedman’ın A. Schwartz ile birlikte yapmış olduğu araştırmanın sonuçları,
Modern Miktar Teorisi’nin pek çok iktisatçı tarafından benimsenmesine yol açmıştır. Friedman ve Schwartz, ABD’deki parasal değişmelerin etkilerine
ilişkin yaptıkları bir çalışmada (Friedman and Schwartz, 1963) para miktarı artış oranı ile reel iktisadi büyüme oranı arasında büyük ölçüde paralellik bulunduğu
ve etkinin belirli bir gecikmeyle ortaya çıktığı sonucuna ulaşmıştır. Böylece, parasal büyümeden reel büyümeye bir nedensellik ilişkisinin bulunduğu şeklindeki teorik düşüncelerine ampirik teyit elde etmişlerdir. Friedman bir yandan “Parasal Aktarım Süreci”ni açıklamış, diğer yandan hipotezini geniş ampirik bulgulara dayandırmıştır.


#33

SORU:

“Modern Miktar Teorisi” kavramını açıklayınız.


CEVAP:

Monetaristler parasal artışlarının enflasyonist etkilerini kabul etmekle birlikte, bazı yönlerden Klasik Miktar Teorisi’ni eleştirerek, enflasyonu açıklamada yetersiz kaldığını öne sürmüşlerdir. Monetaristlere göre, M.V=P.T şeklinde ifade edilen
Klasik Miktar Teorisi formülünde yer alan paranın dolaşım hızı (V) sabit değil, aksine bazı değişkenlerin istikrarlı bir fonksiyonudur. Milton Friedman’ın analizleri ile geliştirilen Monetarizm’e bu nedenle aynı zamanda “Modern Miktar Teorisi”
adı da verilmektedir. Friedman’a göre Chicago geleneği, 1930’lar ve 1940’lar boyunca parasal konulara ve para teorisine eğilen, paranın problem olduğunu öne süren ve miktar teorisini geliştiren bir yaklaşımdır; İlk kuşak Chicago Miktar Teorisinden farkı öncelikle, V sabit veya istikrarlı değildir. Piyasadaki para
sabit kalsa bile banka sisteminin özellikleri nedeniyle para miktarı değişmektedir; bu nedenle hükümet V’deki değişmeleri dengelemek için M’yi ayarlamalıdır.


#34

SORU:

Portföy Teorisi kavramını açıklayınız.


CEVAP:

İnsanların taşımak istediği aktif türlerinin ve bilançolarının yapısının analizi olan “Portföy Analizi” yaklaşımıyla miktar teorisine bakan bu yeni yaklaşım ilk (özellikle Fisher tipi) yaklaşımlardan oldukça farklı ve detaylıdır. Bilindiği gibi,
Keynesyen Teori’de, para ve tahvil birbirini tam ikame etmekte, tahvilin getirisi para tutmanın tek alternatifini oluşturmaktadır. Buna karşın Portföy Teorisi, bir yatırımcının varlıklarını getirisi farklı alternatif yatırım şekilleri arasında nasıl dağıttığını incelemektedir. Teoride, finansal varlıklarla reel varlıklar arasında sınırlı ikame ilişkisi olduğu varsayılmaktadır. Cambridge ve Keynesyen yaklaşımın geliştirilmiş hâli olan bu yeni mikro bazlı Para Talebi Teorisi yaklaşımında hem bireyler (nihai servet sahipleri) hem girişimciler, bir bütçe sınırı (servet
sınırı) altında kendileri için en uygun portföy bileşimini oluşturma çabasındadırlar. Teoride, önemli değişiklik, para talebi güdülerinin (ihtiyat, işlem ve spekülasyon güdüleri) dikkate alınmamasıdır.


#35

SORU:

''Nominal faiz oranı'' ve ''Reel faiz oranı'' kavramlarını açıklayınız.


CEVAP:

Paranın miktar teorisinin önemli yeniliklerinden biri bireylerin enflasyon ile ilgili beklentileri dikkate almasıdır. Enflasyon ile ilgili beklentiler dikkate alınınca faiz oranı “nominal faiz oranı ve reel faiz oranı olarak ikiye ayrılır. Bu nedenle Friedman öncelikle Nominal ve Reel Para Miktarı arasında ayrım yapmaktadır; nominal para miktarı (M) fiyat düzeyi ile deflate edildiğinde reel para miktarı
(MR) elde edilmektedir:
MR = M / P (1)
Friedman ABD ile ilgili yaptığı çalışmalarında, nominal para arzının gerçekte merkez bankası tarafından, reel para miktarının ise, iktisadi aktörler tarafından belirlediğini tespit etmiştir. İktisadi aktörler veri reel gelir düzeylerinde belirli bir reel ankes tutmayı arzulamaktadır. Bu kararları ile aynı zamanda harcama düzeyleri hakkında da karar vermekte ve böylece mal arzı veri iken fiyat düzeyini
belirlemiş olmaktadırlar. Dolayısıyla reel para miktarı tanımından (Eşitlik 1), nominal para miktarı veri iken iktisadi aktörlerin reel para miktarını belirledikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. O halde, reel para miktarı Para Talebi Teorisi ile açıklanmaktadır. Friedman’ın Para Talebi Fonksiyonu’nu aşağıdaki gibi ifade etmek mümkündür;

MD /NP = f (Y/NP) (2)

Yukarıdaki 2’nci eşitlikte nüfus artışı ile reel gelirdeki değişimler dikkate alınmaktadır. Buna göre, kişi başına tutulmak istenen reel ankes miktarı

(MD /NP), kişi başına düşen reel gelirin bir fonksiyonudur. Bir ekonomide parasal denge para talebinin para arzına eşit olması şeklinde tanımlanmaktadır.Parasal dengenin örneğin para arzındaki artış nedeniyle bozulması sonucu gelir ve fiyatların her ikisinde de artış ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, Merkez Bankasının para arzını arttırması hâlinde parasal denge bozulmakta, eldeki fiili para miktarı tutulmak istenen miktarın üzerine çıkmaktadır. Bu durumda iktisadi ajanlar, harcamalarını arttırmak suretiyle ellerindeki fazla ankesi azaltmaya çalışmaktadır. İlave mal talebi, fiyatları ve üretimi arttırmaktadır. Üretim ve böylece milli gelirin artması bir taraftan reel para talebini arttırırken, diğer
taraftan fiyat artışları nominal para miktarının reel değerini azaltmaktadır. Bu şekilde gerçekleşen bir uyum sürecinin ardından yeniden dengeye ulaşılmaktadır.


#36

SORU:

Modern Miktar Teorisi’ne göre, Reel Para Talebi Fonksiyonu'nu açıklayınız.


CEVAP:

Fonksiyonu kısaca aşağıda belirtilen değişkenlerin bir fonksiyonu olarak da düşünülmektedir:
MD = f (Yp, R (rb,re), Pe, u, w)
MD = Reel para talebi
YP = Sürekli gelir
R = Tahvil (rb) ya da Hisse senedi (re) gibi finansal aktiflerin getiri oranı
Pe = Beklenen enflasyon oranı
u = Para talep edenlerin zevkleri ve tercihleri
w = Beşeri sermaye
Burada w ile gösterilen beşeri sermaye kavramı da yine Chicago Okulundan başka bir iktisatçının (G.Becker’in) literatüre kattığı bir kavramdır.


#37

SORU:

Klasik Miktar Teorisi ile Modern Miktar Teorisi arasındaki farkları özetleyiniz.


CEVAP:

1. Klasiklerde paranın dolaşımı sabit (veri) iken, Monetaristlerde sabit değildir. Monetaristlerde paranın dolaşım hızı; sürekli gelir, faiz oranı, beklenen enflasyon oranı gibi gözlemlenebilen birkaç değişkenin istikrarlı bir fonksiyonudur.
2. Klasiklerde Milli Gelir (MG) ifadesi cari işlemlerin nominal değerini ifade eder. Monetaristlerde ise, MG ile kastedilen şey “sürekli gelir” olup servet ile ifade edilmiştir.
3. Klasiklerde para talebini belirleyen unsur gelir düzeyidir. Görüldüğü gibi, Monetarist yaklaşımda paranın getirisi sabitken tahvillerin getirisinin azalması, elde tutulan para miktarını arttırmaktadır. Para talebini belirleyen unsurlar, gelir düzeyi ve faiz oranıdır.


#38

SORU:

Milton Friedman'ın parasal istikrar için sunduğu öneriler nelerdir?


CEVAP:

Friedman, para stokundaki artışların konjonktüre paralel olarak düzenlenmesi görüşünü kabul etmemekte ve bunun parasal kuralı zaman içerisinde giderek anlamsız hâle getireceğini ifade etmektedir. Friedman’a göre parasal istikrar için ihtiyarî (isteğe bağlı) para politikalarına son verilmeli ve sabit bir kural ile siyasi otoritenin parasal otorite üzerindeki müdahaleleri ortadan kaldırılmalıdır. İstisna olarak, Friedman savaş ve olağanüstü durumlarda bu sabit kuralın değiştirilebileceğini belirtmektedir. Friedman, kamu harcamalarının enflasyonist
olup olmayacağı, kamu harcamalarının nasıl finanse edildiği ile ilgilidir. Kamu harcamaları para arzını artırarak finanse edilirse enflasyon, borçlanma yoluyla
finanse edilirse dışlama etkisini ortaya çıkarır. Milton Friedman, Sabit Oranlı Parasal Büyüme Kuralı dışında parasal istikrar için aşağıdaki önerilerin de önemli olduğunu belirtmektedir;
1. Açık piyasa işlemlerinin yönetimi parasal büyüme kuralına uygun olarak yürütülmelidir.
2. Merkez bankası, ticari bankaların kendi kasasında bulunan mevduatlarına piyasa faiz oranları kadar (örneğin, kısa vadeli devlet tahvillerine ödenen faiz kadar) faiz ödemelidir.
3. Merkez bankasının zorunlu rezerv oranlarını değiştirme olanağı ortadan kaldırılmalıdır.


#39

SORU:

Doğal işsizlik oranı kavramını açıklayınız.


CEVAP:

Doğal işsizlik hipotezinde, ekonomi her zaman klasiklerin iddia ettiği gibi tam istihdam düzeyinde dengede değildir. Monetaristler, insanların daha iyi bir iş arama veya işsizlik yardımından yararlanmaları neticesinde belirli bir süre işsiz kalabileceklerini, böylece ekonomide her an bir “doğal işsizlik” olabileceğini öne sürmüşlerdir. Doğal işsizlik oranı ekonominin yapısal özelliklerini ve iş gücü piyasasının koşullarını yansıtan bir olgu olup işsizliğin azaltılması uzun vadede bu koşulların iyileştirilmesine (örneğin, iş gücü piyasalarının tam rekabet koşullarına kavuşturulması, asgari ücret, işsizlik tazminatı gibi piyasa dışı uygulama ların kaldırılması) bağlıdır. Keynesyen yaklaşımda olduğu gibi harcamaları arttırarak işsizliği azaltma çabaları kısa vadede sonuç verse bile, uzun vadede enflasyon -ve belki de daha yüksek oranlı işsizlik- ile sonuçlanacaktır. Monetaristlere göre parasal istikrar işsizliği ‘doğal’ oran civarında tutabilir. O hâlde, Monetaristlerde, ne Klasiklerdeki gibi “tam istihdam” ne de Keynesteki gibi “eksik istihdam” seviyesi yoktur; Doğal İstihdam Seviyesi vardır.


#40

SORU:

Monetarist politikada işsizlik kavramını açıklayınız.


CEVAP:

Monetarist politikada işsizlik yine uygulanan politikaların ve müdahalelerin bir sonucu olarak doğmaktadır. Nominal enflasyon beklenen enflasyona eşit olduğunda ekonomi, doğal işsizlik tam istihdam seviyesindedir. Para otoriteleri cari işsizlik seviyesini doğal işsizlik seviyesinin altına indirmek için para arzını
genişlettiklerinde, cari işsizlik seviyesi , geçici olarak. sadece enflasyonun yükselmesi pahasına, doğal işsizlik oranının altına düşebilir. Yani para politikası kısa dönemde işsizliği önlemede geçici olarak etkilidir. Halk enflasyon beklentilerini yükselttiğinde, kısa dönem Phillips eğrisi sağa doğru kayarak ekonomi, eski doğal işsizlik dengesi seviyesine geri döner. Uzun dönem Phillips eğrisi, kısa dönem Phillips eğrilerinin, doğal işsizlik seviyesi doğrusu ile kesişme noktalarından oluşur ve fiyat / enflasyon eksenine paraleldir. Kısa dönem Phillips
eğrileri işsizlik ile enflasyon arasında geçici bir değiş tokuşun bulunduğunu gösterse bile, uzun dönem Phillips eğrisine göre işsizlik ile enflasyon arasında kesinlikle bir değiş tokuş yoktur. Phillips eğrisi analizi kısa dönemde geçerli, uzun dönemde geçersizdir.


#41

SORU:

Keynesgil ve Monetarist görüşte Parasal Aktarım Mekanizması’nın farklı yönlerini özetleyiniz.


CEVAP:

1. Keynesgil görüşte para ve tahvil olmak üzere sadece iki varlık hesaba katılırken, Monetarist görüş reel varlıkları da hesaba katmaktadır.
2. Keynesgil görüşte para politikasının reel ekonomiye aktarımı faiz oranı üzerinden işlemektedir. Monetarist görüşte ise para politikası portföyde yer alan varlıkların nispi fiyatlarını değiştirmek suretiyle reel ekonomiyi etkilemektedir.


#42

SORU:

Neoliberal düşüncenin çağımızdaki güçlü temsilcisi Milton Friedman'ın  ekonomik önerilerinden bazılarını açıklayınız.


CEVAP:

• Devletin ekonomik hayat üzerindeki ayrıntılı müdahaleleri ortadan kaldırılmalıdır.
• Piyasanın işleyişini engelleyen ve yeni girişimlerin kurulması konusunda cesaret kırıcı olan sübvansiyonlara son verilmelidir.
• Enflasyonu kamçılamaktan ve daha önce hiç görülmemiş derecede yüksek bir istikrarsızlık meydana getirmekten başka bir yararı olmayan parasal reformlar, hükümetlerin inisiyatif kullanamayacakları sağlam esaslara bağlanmalıdır.

• Devletin sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile topladığı fonlar, sorunları çözmede çare olamaz. Devlet bu işlerle uğraşmamalıdır.
• Destekleme alımlarına son verilmelidir.
• İthal kotaları ve ihracat kısıtlamaları kaldırılmalıdır.
• Genel fiyat ve ücret kontrollerine son verilmelidir.
• Belli işlerin ve mesleklerin ruhsat ile sınırlandırılması uygulamasından vazgeçilmelidir.
• Kamu toplu konut yapımı ve konut yapımını desteklemeye yönelik yardım programları iptal edilmelidir.
• Ulusal parkların, posta taşıma hizmetlerinin ve paralı otoyolların devlet mülkiyetinde olması ve işletilmesi devletçe yapılmamalıdır.
• Bunlarla birlikte devletin yapacağı işler de bulunmaktadır.
• Devlet teknik tekelleri engellemeli, ekonomik oyunun kurallarının uygulanmasını sağlamalı ve ihtilaflarda hakemlik yapmalı, rekabeti geliştirmeli, parasal çerçeveyi sağlamalı.


#43

SORU:

Yeni klasik iktisatçıların monetarist iktisada yönelik eleştirilerinin kaynağı olan iki temel ilkesi nelerdir, açıklayınız.


CEVAP:

1. Friedman ve öğrencilerinin Klasik Miktar Teorisi’ni yeniden yorumlayarak enflasyon sorununa önerdikleri yeni çözümler dışında, yine aynı üniversitede çalışan ve esasen Friedman’ın öğrencileri olan bir grup iktisatçı -özellikle Amerika’da Robert Lucas (1937-...) ve İngiltere’de Patrick Minford (1943-...) enflasyon konusunu değişik bir açıdan ele alarak, Rasyonel Beklentiler Teorisi (Rational Expectations Theory) adıyla iktisat literatürüne giren bir görüş ortaya koymuşlardır. Makro ekonomik değişkenlerin gelecekle ilgili tahminlerinde Monetarist iktisadın kullandığı Uyumcu Beklentiler Hipotezi yerine Rasyonel Beklentiler Hipotezini geliştirmişlerdir. Bu onların “yeni” yanıdır.
2. Monetarist görüşün konjonktürel dalgalanmaların nedeni olarak tamamıyla para politikasını sorumlu tutmaları şeklindeki görüş yerine, önceden kamuoyuna ilan edilmeyen (beklenmeyen para politikası), bu yüzden ekonomik aktörlerce tahmin edilemeyen para politikasını sorumlu tutmuşlardır.
Onlara göre, Merkez Bankasının önceden ilan ettiği dolayısıyla da ekonomik karar birimlerin, beklediği para politikasının (beklenen para politikası) ekonomide hiçbir değişikliğe yol açmayacağını, yani konjonktürel dalgalanmalara yol açamayacağını ileri sürmüşlerdir. Yeni klasik iktisat düşünceye göre, beklenen para politikası ekonominin reel değişkenleri (üretim, istihdam vs.) üzerinde
hiçbir etki yapmaz. Etkisiz olduğu için de para politikası uygulanmamalıdır. (Lucas-SargentWallace Politika Etkisizliği Hipotezi). Benzer şekilde genişletici maliye politikasının da kısa dönemde reel değişkenleri etkileyemeyeceği ancak uzun dönemde negatif yönde sonuçlar doğurabileceği örneğin işsizlik veya üretimde azalmaya yol açabileceği öngörülmektedir. Kısaca, Yeni Klasik Teorinin gerek para gerekse maliye politikalarının etkisizliğini ortaya koymaya
çalışmıştır. Böylece klasiklerin “piyasaların etkin ve rekabetçi ortamda herhangi bir müdahaleye gerek olmaksızın kendini otomatik dengelediği” görüşü sürdürülmektedir. Bu onların “klasik” yanıdır. Özetle, Yeni klasik yaklaşım, uyumcu beklentiler hipotezine karşı geliştirdiği rasyonel beklentiler hipotezi
ve merkez bankalarının ekonomiye müdahalesine karşı geliştirdiği politika etkisizliği hipotezi ile makro iktisadi düşüncede devrim yaratmıştır.


#44

SORU:

Yeni klasik iktisat teorisi de zamanla kendi içinde ikiye ayrılmıştır, bu oluşumu açıklayınız.


CEVAP:

Yeni klasik iktisat teorisi de zamanla kendi içinde ikiye ayrılmıştır. Bir grup iktisatçı kendilerini “Yeni Klasik İktisat Teorisi” üyesi olarak kabul ederken, ayrılan grup “Yeni Klasik Reel Konjonktür Teorisi”ni geliştirmişlerdir. Yeni Klasik İktisat teorisi ile Yeni Klasik Reel Konjonktür Teorisi’nin kökleri aynı olmakla birlikte, konjonktür dalgalanmalarının analizindeki yaklaşımları farklılıklar
göstermektedir. Yeni klasik reel konjonktür teorisinin, Yeni Klasik İktisattan kopmasının nedeni yani temel farkı şudur: Yeni Klasiklere göre konjonktürel
dalgalanmaların nedeni önceden beklenmeyen para politikası iken Yeni Klasik Konjonktürel teorisyenleri ise buna karşı çıkarak konjonktürel dalgalanmaların
gerekçesi olarak “teknolojik şoklar”ı göstermişlerdir. Başka bir deyişle, Yeni Konjonktürel Teoride, konjonktürel dalgalanmaların nedeni parasal değil reel faktörlere dayanmaktadır ve bunlardan en önemlisi de teknolojik şoklardır. Bu
yaklaşımın yeni klasik iktisat teorisinden ayrılan önderleri Robert Barro, Charles Polosser, Edwar Prescott, Finn Kynland, Robert King, Alan Stockman ve Sergio Rebelo’dur.


#45

SORU:

Rasyonel Beklentiler Teorisini açıklayınız.


CEVAP:

Rasyonel Beklentiler Teorisi’ne göre uzun dönemde bütçe açıklarının borçlanarak
finanse edilmesi, para basarak finanse etmeye göre daha fazla enflasyonist sonuç doğurur. (Borçlanma imkânının ortadan kalkması durumunda) Diğer bir ifadeyle, parasal finansmandan kaçınmak uzun dönemde daha fazla enflasyona yol açar. Monetaristler enflasyonun nedeninin para basmak olduğunu varsaydıklarından bu olgu “Hoş Olmayan Monetarist Aritmetik” (T. Sargent ve N.Wallace) olarak adlandırılmıştır.

Rasyonel Beklentiler Teorisi’nin iktisat bilimine getirdiği yenilik “beklentiler” konusunda olmuştur. Gerçekte, beklentiler konusu, Rasyonel Beklentiler Teorisyenleri’nden önce, Keynesyenler ve daha sonra Monetaristler tarafından
da incelenmiştir. Gerek Keynesyenler ve gerekse Monetaristler, fertlerin genel fiyat seviyesindeki değişmeleri önceden tahmin etmede “Uyumcu Beklentilere” sahip olacaklarını belirtmişlerdir. Uyumcu Beklentiler Teorisi’ne göre gelecekteki
fiyat seviyesi önceki dönem(ler)deki fiyatların seviyesine göre belirlenir. Bu teoriye göre özellikle son dönemdeki fiyatlar genel seviyesi ortalaması,
gelecekteki fiyatların tahmin edilmesinde önemli rol oynar. Örneğin, enflasyon oranı önceki yıl %20 ise bireyler cari yıl enflasyon oranının da %20 olacağını beklerler. Eğer cari yıl içerisinde enflasyon oranı artarsa (azalırsa) bireyler sonraki yıldaki enflasyon oranının da artacağını (azalacağını) tahmin ederler ve davranışlarını buna göre ayarlarlar. Rasyonel Beklentiler Teorisi ise bireylerin, uyumcu (adaptive) değil “rasyonel” (rational) beklentilere sahip olacaklarını ve bu nedenle iktisat politikası uygulamaları karşısında derhal aktif bir tavır alıp
bu politikaların beklenen sonuçlarını değiştireceklerini öne sürmektedir.

Rasyonel Beklentiler Teorisine göre bireyler, iktisat politikası uygulamaları ve bu uygulamaların yaratacağı etkiler konusunda tam bir enformasyona sahiptirler ve dolayısıyla bireylerin sistematik bir hata yapmaları söz konusu olamaz. Kısaca, fertlerin rasyonel hareket etmeleri sonucunda, iktisat politikası kendinden beklenen etkileri yaratamaz. Rasyonel Beklentiler Teorisi taraftarlarına göre, devlet kısa dönemde dahi, vergiler, kamu harcamaları ve para arzı gibi araçları kullanarak üretim, istihdam, fiyat istikrarı vb. ekonomik değişkenler üzerinde
etkili olamaz. Bu bakımdan “aktif” iktisat politikaları yerine “istikrarlı” politikalar kullanmalıdır. Bu teoriye göre, devlet sadece oyunun kurallarını belirlemeli;
fertler de hangi imkânların kendilerine açık olduğunu bilip kararlarının muhtemel sonuçlarını önceden kestirebilmelidir. Örneğin; vergi politikası ve kamu harcamaları politikası ile ilgili kararlar önceden belirlenmeli ve sık sık değiştirilmemelidir. Politika değişiklikleri zorunlu olduğu zaman ise bu değişiklikler yavaş yavaş yürürlüğe konulmalıdır.


#46

SORU:

Rasyonel beklentiler hipotezi'ni açıklayınız.


CEVAP:

Rasyonel beklentiler hipotezi, günümüz dünyasının dinamik, rasyonel ve enformasyona kolay erişebilen bireyine (ekonomik karar birimine) dayanmaktadır. Bu birey hata yapabilir fakat sürekli olarak hata yapmaz ve sürekli olarak aldatılamaz. Rasyonel beklentiler hipotezine göre; ekonomik
karar birimleri bir değişkenin gelecekte alacağı değerle ilgili bir tahmin yaparken, bu değişkenin değerini etkileyeceğini tahmin ettikleri faktörlerin tamamı ile ilgili elde mevcut bulunan bütün enformasyonu (bilgiyi) en etkin şekilde kullanır. Rasyonel Beklentiler Teorisi’ne göre ekonomide para arzı artırıldığı zaman, bireyler, bunun belli bir dönem sonra fiyatlar genel seviyesi ile birlikte
nominal faiz oranını da yükseltebileceğini tahmin edebilirler. Bireyler para arzının enflasyonist bir etki yaratacağını bildikleri için buna karşı rasyonel davranışlarda
bulunacaklardır. Örneğin, işçiler nominal ücretlerin enflasyon oranında artırılmasını isteyeceklerdir. İşçilerin bu taleplerinin işverenler tarafından kabul edilmesi olasılığı yüksektir. Zira işverenler de fiyatlar genel seviyesinin artmasının kendi kârlarını arttıracağını önceden “rasyonel” bir şekilde tahmin
edebileceklerdir. Sonuç olarak, para arzının arttırılması reel milli gelir ve istihdam düzeyinde önemli bir değişiklik yaratmayacak sadece enflasyonist bir etki doğuracaktır. Dahası, ücret artışları ile fiyat artışları birbirini kovalayacaktır. 


#47

SORU:

Rasyonel beklentiler hipotezi, bazı yönlerden eleştirilere uğramıştır, bunlar nelerdir?


CEVAP:

Rasyonel beklentiler hipotezi, bazı yönlerden eleştirilere uğramıştır. Örneğin, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Kenneth J. Arrow, teoriyi başlıca şu açılardan eleştirmiştir:
1. Rasyonel Beklentiler Teorisi’nde ekonomik birimler ekonominin gelecek dengesini analiz etme yeteneğine sahip, süper istatistikçiler olarak kabul edilmektedir.
2. Ekonomide menkul kıymetler piyasası etkin olarak çalışırken, mal ve emek piyasaları bu düzeyde etkin olmayabilir. Aksine bunun tam tersi de olabilir. Arrow’a göre fiyat beklentilerine ilişkin tahminler çoğunlukla sermaye birikimi konusundaki kararlar için doğrudur. Sermayenin akışına ilişkin kararlarda
ise fiyat beklentileri önemli hatalar içerebilir. Hisse senetlerindeki fiyat dalgalanmaları buna bir örnek teşkil etmektedir.
Sonuç olarak denilebilir ki Rasyonel Beklentiler Hipotezinin eleştirilecek yanlarına rağmen, beklentilerin ekonomik modellerin içerisine dahil edilmeye ihtiyaç duyduğu belirlendiğinden, bu metot bu beklentileri şekillendirmek için sahip olduğumuz en elverişli metottur. Piyasadaki beklentilerin rasyonel olup olmadığıyla ilgili sonuçlar çok net olmamakla birlikte, bazı deneysel çalışmalar beklentilerin rasyonel olduğunu desteklemektedir.


#48

SORU:

Yeni Keynesgil İktisatçılarla Yeni Klasikler Arasındaki Temel Farkları açıklayınız.


CEVAP:

• Yeni Klasiklere göre Keynesgil İktisat, mikroiktisat temelleri üzerinde olmadığı için teorik olarak yetersizdir. Buna göre, makroiktisat modelleri mikro iktisat temelleri üzerine kurulmalıdır.
• Yeni Klasikler, piyasa dengesi üzerinde dururlar. Piyasalardaki dengesizliğin fiyat ve ücret esnekliği sayesinde sürekli olarak dengeye eğimli olduğu görüşündedirler.
• Yeni Keynesgil iktisatçılar ise kısa dönemdeki iktisadi dalgalanmaların denge modelleri esas alınarak açıklanamayacağını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla fiyat ve ücret katılıklarına dayalı modelleri tercih etmektedirler.

• Yeni Keynesgil iktisatçılar işsizliğin nedenini piyasa katılıkları ile açıklamaktadır.
• Keza para politikasının da ekonomi üzerindeki kuvvetli etkisini fiyat ve ücret katılıkları ile açıklamaktadırlar.

Yeni Keynesgiller, Keynes İktisadının mikro temelinin eksik olduğunu kabul etmektedirler. Ancak piyasalardaki eksik bilginin varlığı üzerinde durarak piyasaların tam rekabet şartları içinde işlemediğini ileri sürmektedirler.
Buna karşılık Yeni Klasikler tam rekabet modelini esas almaktadırlar.


#49

SORU:

Yeni Keynesgil İktisadın Temel Varsayımları ve Katkılarını açıklayınız.


CEVAP:

Yeni Keynesgil İktisat esas olarak heterojen (çok kökenli) bir yapıda olmakla birlikte iki konudaki varsayımları açıktır.
• Yeni Klasik iktisadın rasyonel beklentilere dayalı varsayımı; kişiler, elde edebildikleri en iyi bilgiler çerçevesinde geleceğe ilişkin kararlarını verirler.
• Keynesgil iktisata ilişkin varsayımı; fiyatlar ve ücretler katıdır/yapışkandır.

Yeni Keynesgil İktisat rasyonel beklentiler varsayımını kabul ederek Yeni Klasik iktisadın çekirdeğini kabul etmiş bulunmaktadırlar. Buna karşılık Keynes İktisadının temel bir varsayımını da muhafaza etmektedirler.


#50

SORU:

Reel ücret katılıkları konusunda bazı teoriler geliştirilmiştir, bunları açıklayınız.


CEVAP:

Yeni Klasik emek teorisine göre emek piyasası sürekli denge ücret düzeyini takip etmektedir. Fakat istek dışı işsizlik için bu yaklaşım yeterli olmamaktadır.
Yeni Keynesgil İktisat, reel ücret katılıklarının ve uzun dönemdeki işsizlik sorununun kökenlerini açıklamaya çalışmıştır. Buna göre reel ücret katılıkları
konusunda bazı teoriler geliştirmişlerdir.


• Asimetrik enformasyon modeli

Bazı kişilerin diğerlerinden daha fazla bilgi sahibi olmasını ifade etmektedir. Buna göre firma sahipleri, firmaları hakkında işçilerinden daha fazla bilgi sahibi olmaktadırlar.


• Zımni sözleşme teorisi

İşverenlerin zımni bir sigortalama sağlayarak işçilerinin risklerini yüklenmeleri durumudur. Resmi ve aleni sözleşmeye girmeyen bazı zımni güvenceleri ifade etmektedir.


• İçerdekiler-dışardakiler teorisi

Mevcut işçilerin işsizlere göre pazarlık üstünlüğünü kullanarak denge ücret seviyenin üstünde bir ücret sağlamalarıdır.

• Etkin ücret teorisi
Yüksek ücretler işçilerin etkinliğini ve verimliliğini artırmaktadır. Ancak Yeni Keynesgiller bu yaklaşımın reel ücret katılığına yol açtığını ileri sürmektedirler. Zira, firma ücretleri denge ücret seviyesine çektiği taktirde verimliliğin düşmesi ve maliyetlerin düşmesi durumu vardır. İşveren ise buna katlanamaz. Bu ücret seviyesine etkin ücret denilmektedir.


#51

SORU:

Bazı Yeni Keynesyen iktisatçılara göre iktisadi durgunluğun bir nedeni nedir, açıklayınız.


CEVAP:

Koordinasyon Hataları
Bazı Yeni Keynesyen iktisatçılara göre iktisadi durgunluğun bir nedeni de koordinasyon sorunlarıdır. Fiyat ve ücret kararlarını alanların, aynı alandaki diğer karar vericilerin kararlarını da öngörmek durumunda olmalarıdır. Başka bir deyişle firmalar ve sendikalar diğerlerinin kararlarını da kollamak durumundadırlar.


#52

SORU:

Yeni Keynesgil İktisadın Politika Tercihlerini açıklayınız.


CEVAP:

Yeni Keynesgil İktisatçılar belirli bir iktisat politikasında birleşmemekle birlikte genel olarak iktisadi durgunlukları etkin işleyen bir piyasa modelinden sapma olarak görmektedirler. Bu noktada Yeni Klasiklerden ayrılmaktadırlar. Bununla birlikte Yeni Keynesgiller piyasaların çeşitli sebeplerle denge durumundan uzaklaşabileceklerini dikkate alarak hükümetin dengeleyici paracı/moneter ya da maliye politikalarına başvurabileceğini kabul ederler.