ORTAÇAĞ FELSEFESİ I Dersi IOANNES SCOTUS ERIUGENA soru cevapları:

Toplam 47 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Eriugena‘ye göre yaratılışla ilgili en temel özellik nedir?


CEVAP: Eriugena yaratılışta en başta ve temel ayrımının “olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde söz konusu edilebileceğini ileri sürer. Bu ayrımın zihinlerde tam olarak belirginlik kazanabilmesi için de “doğa”nın bu ayrımı kuşattığını ayrıca belirtir.

#2

SORU: Eriugena’nın esreleri hakkında kısaca bilgi veriniz.


CEVAP: Eriugena’nın yapıtları Patrologia Latina’nın 122. cildinde bulunmaktadır. • De Divisione Naturae (Doğanın Bölümlenmesi Hakkında) • De Divina Praedestinatione (İlahi Kader Hakkında) Onun bir diğer önemli başarısı, kendisinden önce yaşamış olan önemli filozof/din adamlarının eserlerini Eski Yunancadan Latince’ye aktarması ve bunlar üzerine çeşitli yorumlar yazmış olmasıdır. • De Mystica Theologiae (Peri Müstikes Theologias - İlahiyatın Gizemi Hakkında) • De Divinis Nominibus (Peri Theion Onomaton - İlahi İsimler Hakkında) • De Caelesti Hierarchia (Peri tes Ouranis Hierarkhia - Göklerin Sıradüzeni Hakkında) Bunların yanı sıra Eriugena’nın Maksimus Confessor (580-662) ile Gregorius Nyssenus (335-394)’un bazı eserlerini Latinceye çevirdiğini biliyoruz. Maksimus Confessor’un Gregorius Nyssenus’un kaleme aldığı insanın doğası hakkında bir inceleme olan De Imagine adlı eserinin üzerine yazdığı yorum da Eriugena tarafından Latinceye çevrildi. Bu eserin çevirisi, özellikle o dönemde pek çok filozofun ilgi duyduğu önemli bir başvuru kaynağı oldu.

#3

SORU: Eriugena’nın Tanrı ve yaratılış anlayışında ortaya koyduğu birlik ve çokluk ilişkisini açıklayınız.


CEVAP: Ioannes Scotus Eriugena, bir Ortaçağ filozofu olarak, tıpkı çağdaşları gibi, en temelde Tanrı ile dünya arasındaki bağlantıyı kendisi için bir ilgi konusu yapmıştı. Tanrı gibi birlik sergileyen bir varlık ile dünya gibi çokluk barındıran bir durum arasındaki ilginin nasıl kurulabileceği konusuna yönelmiştir. Bu birlik ve çokluk ilişkisi, nihayetinde insanın Tanrı’dan nasıl çıktığını ve O’na nasıl geri döneceğine ilişkin bir sorgulama süreci meydana getirir. Bu sorgulama sürecinin temelinde, tıpkı diğer bütün filozofların yaptığı gibi, hakikati arama kaygısı yatar. O halde, Eriugena’nın da Tanrı veya yaratılış ile ilgili olarak sorduğu soruların tümü hakikatle, hakikat sorgusu ile bağlantılıdır.

#4

SORU: Ioannes Scotus Erıugena kimdir?


CEVAP: Eriugena, Karolenj döneminde İrlanda’dan Avrupa’ya göç etmiş olan çok sayıda bilginden birisidir. Ne zaman doğduğunu tam olarak bilinmemekle birlikte 810 yılı civarında doğmuş olabileceği düşünülmektedir. Adının çok genel bir isim olmasından dolayı yazılı belgelerde yaptığı seyahatlerin takibi de güçtür. Bu yüzden yaşamındaki bazı kısımlar kestirme ifadelerden ibarettir. Büyük bir olasılıkla Atina’da, belki Doğu’da bir merkezde eğitim almıştır. Yaklaşık olarak 845 yılında Carolus II’nin (Dazlak Charles olarak da bilinir.) himayesindeki kraliyet okulunda görev almış ve bu görevinde özellikle özgür sanatlar üzerine dersler vermiştir. Eriugena hakkında 870 yılına kadar izini sürebileceğimiz belgeler bulunmaktadır. Bu tarihten itibaren ne yaptığını, nereye gittiğini kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte, bir ihtimal İngiltere’ye geri dönmüş ve 877 yılına kadar dersler vermiştir. Birtakım tarihçilerin kuvvetle inandıkları şey, Eriugena’nın bir ders esnasında öğrencileri tarafından kalem saplanarak öldürüldüğüdür. Bazı metinlerde şehit olarak anılmaktadır.

#5

SORU: Eriugena “doğa”nın tanımlamasını nasıl yapmaktadır?


CEVAP: Eriugena’nın “doğa”sı varlık veya gerçeklikten daha farklı bir kullanıma sahiptir; onlardan daha geniş bir anlamı bulunmaktadır. Varlık, kabaca dile getirecek olursak, akıl veya duyular aracılığıyla kavranılan herhangi bir şeydir. Bununla birlikte, akılla veya duyularla algılanamayacak olan türden var olanlar da bulunmaktadır. Bu var olanların en başında da Tanrı gelmektedir. Ortaçağın neredeyse tamamını etkilemiş olan bu anlayışa göre Tanrı, hiçbir şekilde aklın veya duyuların nesnesi olamaz.

#6

SORU: Eriugena Periphyseon başlıklı eserinin birinci kitabında doğayı tanımlarken kullandığı maddeleri belirtiniz.


CEVAP: • Yaratan ve yaratılmayan doğa (Creat et non Creatur), • Yaratılan ve aynı zamanda yaratan doğa (Creatur et creat), • Yaratılan ve yaratmayan doğa (Creatur et non creat), • Ne yaratan ne de yaratılan doğa. (Nec creat nec creatur).

#7

SORU: Eriugena’n›n Periphyseon başlıklı eserinin çevirisini yapan Nutritor bu esere göre Tanrı anlayışını nasıl açıklamıştır?


CEVAP: Bu eserin ilk bölümünde “doğa” açıklanmaya çalışılırken aslında görülen o ki bu doğa türünün “Tanrı” olduğudur. Bir yaratıcı olarak Tanrı, her şeyin kendisinden meydana geldiği, dolayısıyla İlk İlke olarak görülen Neden’dir. O’nun ilk bölümlemede en dikkat çekici özelliği bir Yaratan olmasıdır. Daha önce de dile getirildiği gibi “Yaratıcı” özellik felsefeye çok sonraları girmiş bir durumdur. Özellikle Antikçağ felsefesinde “yoktan var etme” yani “yaratma” söz konusu değildir.

#8

SORU: Eriugena Tanrı’yı yaratıcılık özelliğinden dolayı nüfuz ve tarif edilemez bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Eriugena Tanrı’nın bu yapısının kaynağını neye bağlamaktadır?


CEVAP: Tanrı’nın bu yapısının kaynağı, Eriugena’ya göre, O’nun “anarkhos” ve “anaitios” özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Başka kelimelerle ifade edecek olursak Tanrı, “zamanda başlangıcı olmayan” ve kendi varoluşu için “nedensiz” bir yapıdadır. Tanrı’nın, kendisinden önce ilişki içinde olduğu herhangi bir varlık söz konusu değildir. Böyle bir varlık olmuş olsaydı, o zaman o varlık Tanrı’nın başlangıcı veya nedeni olurdu; oysa bunun tam tersi geçerlidir. Tanrı, her şeyin doğasının bizzat yaratıcısıdır ve bu şekliyle de her şeyin Nedeni ve Başlangıcıdır. Bundan dolayı da doğanın ilk ayrımındaki “yaratan ve yaratılmayan” ile Tanrı’nın kastedildiği açıktır.

#9

SORU: “Tanrı, sınırları belli olmayan bir varlıktır”. İfadesini kullanan Eriugena bununla neyi açıklamak istemiştir?


CEVAP: Bundan dolayı Tanrı, kendi kendisini kavramak veya tanımlamak bakımından yetersizdir. Bu durum, hiçbir şekilde Tanrı’ya bir yetersizlik, bir eksiklik durumu yüklemez. Eriugena’ya göre Tanrı kendisinin ne olduğunu bilemez; zira kendisi bir “ne” değildir. Herhangi bir var olan belli terimlerle tanımlanan sınırlı bir şeydir. Bilgi dediğimiz şey de bu tarz bir var olanın tanımı veya kavranışıdır. Tanrı, sonsuzluğu, sınırsızlığı nedeniyle bütün bu tarz var olanların ve bilginin üstünde yer aldığından O’nun kendisini bilmesi imkânsızdır.

#10

SORU: Eriugena’nın çağdaşları olan Ortaçağ filozoflarının “Tanrı Anlayışı” hakkında kısaca bilgi veriniz?


CEVAP: Bazı Ortaçağ filozofları Tanrı’nın, yarattıklarından ve onların niteliklerinden hareketle anlaşılabilir bir Varlık olduğunu düşünmüştür. Yaratılandan Yaratan’a doğru bir nitelik aktarımı neticesinde ortaya çıkan bu kavrayışın biçimlendirdiği ilahiyata “pozitif/olumlu ilahiyat” adı verilmektedir. Bu anlayışa göre, iyilik, merhamet, hakikat, bilgelik gibi nitelikler ya sembolik veya metaforik olarak Tanrı’ya da atfedilmektedir. Bunun karşısında yer alan ilahiyat türü ise negatif/olumsuz ilahiyat olarak adlandırılmaktadır. Buna göre, insani niteliklerin en üstün derecelerini kullansak bile Tanrı hakkında herhangi bir tarifte, tanımda bulunmamız imkânsızdır. Hangi niteliği kullanırsak kullanalım, sonuç itibarıyla bu çaba Tanrı’yı insani hayat ve akıl düzlemine indirgeyecek olduğundan, yanlış ve anlamsızdır.

#11

SORU: Eriugena “doğa”yı tanımlarken dört ayrımdan bahsetmiştir. Bu tanımlamalarda yer alan dördüncü ayrım hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Dördüncü ayrımda, bütün yaratılanlar Tanrı’da bir araya geleceklerinden onların yaratılmışlık özellikleri de ortadan kalkmış olacaktır. Eriugena’ya göre, bu durum, güneşin ortaya çıkmasıyla gözden kaybolan yıldızlarınki ile benzerlik taşımaktadır. Sonuç olarak, bu dörtlü doğa ayrımının ilkindeki Tanrı, yaratılanlar açısından bir Başlangıç; dördüncüsü de gene yaratılanlar açısından bir Son olarak düşünülebilir. Her iki durum da, yani Başlangıç ve Son, Tanrı’nın varoluşu bakımından dışarıda bırakıp yarattıklarına yüklediği özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

#12

SORU: Eriugena’nın ikinci doğa ayrımı olan “yaratılan ve yaratan” hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Eriugena’nın ikinci doğa ayrımı olan “yaratılan ve yaratan” doğa, anlaşılması bakımından diğerlerinden biraz daha güç bir ayrımdır. İlk bakışta burada anlatılmak istenilenin, yaratılmışlığından dolayı insan türü olduğunu düşünülebilir. Bununla birlikte, Ortaçağ ilahiyatı açısından insanın yaratma yeteneği olmadığını bildiğimiz için bu seçenek kendiliğinden elenmektedir. O halde bu, “yaratılan ve yaratan” doğa neyi veya kimi işaret etmektedir? Her şeyden önce bu ayrım İlahi İdeaları işaret etmektedir.

#13

SORU: Eriugena açısından ilahi idealar ne anlama gelmektedir?


CEVAP: İlahi idealar, bir yaratıcı olarak Tanrı’nın, yaratmış olduğu fizik dünyaya “elini değdirmemesi” için gereklidir. Eriugena’nın Yaratan Tanrı’sı ise, bunun tersine, düşünme aracılığıyla şeylerin formlarını veya özlerini varoluşa taşır ve bunlar bireysel şeyleri/nesnelerin var olmalarını sağlar. Eriugena’daki doğanın ikinci ayrımı olan ilahi idealar, Yaratıcı tarafından yaratıldıktan sonra, fizik dünyaya düzen verecek bir şekilde, kendi varoluşlarının altındaki bireysel nesneleri yaratmışlardır.

#14

SORU: Eriugena’nın primordiale exempla olarak tanımladığı kavramı açıklayınız.


CEVAP: Eriugena, Augustinus’a benzer biçimde fizik dünyayı meydana getiren nesnelerin ortaya çıkması için gerekli olan ilk nedenler veya orijinal örneklerden söz eder ve bunlara primordiale exempla adını verir. Bununla birlikte Augustinus bu ideaları Tanrı’nın kendisi ile özdeşleştirmişti. Benzer bir durum Thomas Aquinas’ta da gözlemlenmektedir. Eriugena için bu ilk örnekler, tıpkı Platon’un İdeaları gibi, öyle olmak zorunda bırakılan şeylerin değişmez nedenleri olarak anlaşılırlar. Kısaca dile getirilecek olursa, bireysel şeylerin gerçeklik veya doğaları ilahi bir idea olarak başlar ve bu ilahi ideadan bireysel şeyler ortaya çıkar.

#15

SORU: Periphyseon’daki dördüncü ayrım olan analiz sürecini Eriugena nasıl açıklamıştır?


CEVAP: Bu süreci en iyi tarif edecek ifade şudur: “Her şeyin nihai hedefi olarak Tanrı” vardır. Analiz sürecini anlatırken Eriugena’nın başvurduğu kavramlardan ikisi Grekçedeki “füsis” (doğa) ve “ousia” (öz) ile Latincedeki “natura” (doğa) ve “essentia” (öz) kavramlarıdır. Duyulanabilir şeylerin özü, en sonunda, İlahi Bilgelik olan Tanrı’da zaman ve mekândan bağımsız bir şekilde yaşamaya devam edecektir. Bu gereklilikten dolayı bütün yaratılanlarda bir amaçlılık durumu hâkimdir. Eriugena, gene Grekçeden hareketle “telos” kavramına atıfta bulunur. Grekçede “telos” hem başlangıç hem de son/amaç anlamlarını taşımaktadır. Bu yüzden, yaratılışın analiz kısmı, bütün yaratılanların başlangıcı demek olan Tanrı’ya geri dönüşün kesin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu döngüsellik, modern dönemde ilerleme kavramına değişik açılardan yaklaşma fırsatı tanımıştır.

#16

SORU: “Ousia” kelimesini tanımlayarak, Eriugena’nın bu kavrama bakış açısını tartışınız?


CEVAP: Ousia kelimesi karmaşık bir kelimedir. Aristoteles bu kelimeyi iki farklı anlamda kullanmaktaydı. Kategoriler ’de ousia’yı “birincil ousia” ve “ikincil ousia” olarak dile getiren Aristoteles’e göre ilki, Sokrates, Kallias gibi bireyler için, yani işaret edilebilenler için; ikincisi ise “iyilik”, “güzellik” gibi tümel olana kavramlar için kullanılmalıydı. Ortaçağın başlarında, Boethius, birinci anlamıyla ousia için Latincede “substantia”yı, ikinci anlamı için de “essentia”yı kullanmaya başlamıştı. Bu ayrım daha sonra Batı dillerine de geçmiştir. Eriugena’ya göre “ousia” “eimi” fiilinden türetilmiştir. Eimi fiili “ben-im” anlamına gelmektedir. Bu fiilin eril sıfat fiili “hon” dişili ise ousia’nın ortaya çıktığı “ousa”dır. Füsis kelimesi ise Grekçedeki “füomai” yani “doğuyorum”; “ekiliyorum” ya da “meydana getiriliyorum” karşılıklarına sahiptir. Buradan hareketle denilebilir ki, kendi akılsallığı içinde devamlılık gösteren her varlık bir ousiadır. Bununla birlikte, herhangi bir şekilde bir maddesellik katılımı gerçekleştiğinde o bir “füsis”tir. Latinlerde de, tıpkı Greklerde olduğu gibi “essentia” “natura” karşılığında; “natura” da “essentia” karşılığında kullanılmaktaydı.

#17

SORU: Doğanın üçüncü ayrımı olan “yaratılan ve yaratmayan” maddesini kısaca açıklayınız?


CEVAP: İlahi idealar tarafından yaratılan bireylerdir. Bunların hepsi birer yaratılan olarak belli bir nedene bağlı olarak var olmuşlardır. Bundan dolayı, varoluşlarına ilkece yüklenen amaçları doğrultusunda bir hayat sürmek zorundadırlar. Bu üçüncü bölünme, Eriugena’nın Bir’den çıkan ve tüm evrenin görünür hale gelmesine neden olan yaratılışın “bölünme” kısmının tamamlandığının habercisidir. Buraya kadar ele alınanların ışığında dile getirmek mümkündür ki, Eriugena’ya göre yaratılış daha tümel olandan daha az tümel olana doğru bir gidiştir. Bu durum, yaratılışın en azından bölünmenin hâkim olduğu kısmında geçerlidir. Bu görüntü ilahi idealarda benzer bir şekilde ortaya çıkmaktadır. En genel idealar cinslere, cinsler alt cinslere ve onlar da türlere ayrılmaktadır. Bireysellerin de ortaya çıktıkları yapı bu türlerdir.

#18

SORU: Eriugena “yaratılış” sürecini nasıl açıklamaktadır?


CEVAP: Eriugena’ya göre yaratılış adı verilen süreç, kesintisiz bir durumu işaret etmektedir. Tanrı’dan çıkan ve ilahi idealarla devam eden yaratılışın nihayete erdiği yer bireysel olanların vücut bulmalarıdır. Bu bireysel varoluşlar hakkında bütün bir Ortaçağ, aşağı yukarı aynı saptamayı tekrar etmiştir. Bunların içinde melekler maddi olmayan varoluşu sergilemektedir. Maddi varoluşu sergileyenler arasında hem ruh hem de bedene sahip olmaları bakımından insan gelir. Eriugena’ya göre insan gelir.

#19

SORU: Eriugena’nın “insan” tanımını açıklayınız?


CEVAP: Eriugena’ya göre insanın bir yönü “insan hayvandır” önermesini kurmamıza yetecek kadar bedenseldir. Duyuları, duyu hafızası, akılsal olmayan iştahı, türlü yönelimleri ile insan bütün öteki hayvanlarla ortak özellikler sergilemektedir. Bununla birlikte insanın, öteki hayvanlarda olmayan bazı özellikleri de bulunmaktadır. Eriugena bunların akıl, zihin, iç duyu, erdem olarak adlandırılabilecek akılsal hareketler ile ilahi ve ezeli ebedi olan şeylere ait hafızası olduğunu ileri sürer. Bunların hepsi de ilahi varlıkların sahip olduklarına benzer özelliklerdir. Eriugena’ya göre insan tek ve aynı akılsal ruh ile birleşmiş olan bedenden meydana gelir. Bu birleşmenin nasıl olduğu açık değildir. Bu birleşmiş yapı harika ve anlaşılabilir bir şekilde ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesinin içinde insan, Yaratıcı (Creator)’nın imgesinde (imago Dei) ve benzerliğinde yaratılır. Bu yaratılmışlığın bütün özellikleri insanı hayvani olandan mümkün olduğu kadar uzaklaştırır; hayvanlıkla ilgili hiçbir paylaşım içine sokmaz. Öte yandan, diğer kısım ise hayvan doğası ile belli türden bir iletişim kurar ve topraktan meydana gelir. Bu durum, insanın şeylerin ortak doğasından meydana geldiğini ve tümel hayvan cinsinde içerildiğini göstermektedir.

#20

SORU: Eriugena bütün yaratılışı kaç parçaya ayırarak açıklamaya çalışmıştır?


CEVAP: Eriugena’ya göre bütün bir yaratılış beş parçaya ayrılmıştır: bir yaratılan ya bir bedendir; ya bir canlı varlık; ya duyulanabilir varlık; ya akılsal varlık veya zihinsel varlık. Bu beş parçanın hepsi de her şekilde insanda bulunur. İnsan bedeninde hayatını devamlı kılacak bir temele sahiptir; dahası bedeni yöneten bir seminal hayat vardır; bu hayatı yöneten duyu; akıldan aşağıda yer alan doğal kısımları yöneten aklın kendisi ve son olarak, bunların hepsinden daha yüksek bir mevkide yer alan Ruh. Tanrı’nın imgesinde yaratılan kısım da işte bu ruhtur. İnsanın Tanrı’yla ilişkisini kuran, O’nu anlamak için O’na yönelen kısım da gene aynı kısımdır.

#21

SORU: Ortaçağ’da melekler üzerine yapılan felsefi tartışmalar hakkında kısaca bilgi veriniz?


CEVAP: Ortaçağ boyunca, meleklerin ne türden özellikleri olduğuna ilişkin pek çok tartışma yapılmıştır. Genel kanaat, onların maddesiz varoluşlar oldukları yönündeydi. Bazı filozoflar, iddialarını sağlam bir temel dayandırabilmek arzusuyla Antikçağdan bazı filozofların da melekler hakkındaki - sözde- düşüncelerini aktarıyordu. Örneğin Eriugena, meleklerin hayvan olmadıklarının kanıtı olarak, onlar hakkında Platon’un söylediklerine başvuruyordu. Eriugena’ya göre Platon, meleklerin akılsal ve ölümsüz hayvanlar olduklarını söylemişti.

#22

SORU: Eriugena “insan”ı açıklamaya çalışırken hangi filozofun düşüncelerini örnek alarak açıklamaya çalışmıştır?


CEVAP: İnsanın Tanrı’nın imgesinde yaratılmış bir yaratık olduğunu söylemek, ona en başta dini birtakım nitelikler ve tarih yüklemek anlamına gelmektedir. Aslına bakılacak olursa bu tarz bir yaklaşım, kaynağını Platon felsefesinden almaktadır. Platon’a göre de logistikon ilahi ve ideaların izlerini taşıyan, hatırlama (anamnesis) eyleminin gerçekleşmesine neden olan ve ruh göçünü (metempsychosis) olanaklı hale getiren bir yapıdır.

#23

SORU: Eriugena’ya göre insanda cinsiyet nasıl orataya çıkmıştır?


CEVAP: İnsan sadece ruh kısmıyla varolmuş olsaydı, o takdirde hiçbir zaman günah işlemeyecek; Eriugena’ya göre, hatta üremek için cinsiyetlere bile ihtiyacı olmayacaktı. Zira sadece akılsal ruha sahip olmak, insanla melek arasında herhangi bir fark ortaya çıkarmayacaktı. Eriugena’ya göre melekler hayvani özellikleri olmayan varlıklardır. Üreme, çoğalma ve yok olma hayvani düzlemin nitelikleri arasında yer alır. Onlar aynı zamanda duyulama yeteneği olmayan varlıklardır. Aslına bakılacak olursa, insan başlangıçta ilahi hakikatin seyri (temaşa) ile vakit geçiren ilahi bir varlıktı. Günah işledikten sonra bu seyirden ayrılmak ve hayvani düzeyin özelliklerini de almak zorunda kaldı. Hayvani olan özelliklere kavuştuktan sonra, başka kelimelerle ifade edecek olursak, bir bedene sahip olduktan sonra da cinsiyetler ortaya çıkmıştır.

#24

SORU: Eriugena’ya göre insanı diğer canlılardan ayıran özellikler nelerdir?


CEVAP: İnsan, dünya üzerinde yaşayan canlılar içinde Tanrı imgesinde yaratılmış olan tek varlıktır. Bir başka deyişle insan, akılsal özellikleri olan tek hayvandır. Tanrı, insanın bu özelliğinden dolayı, görünen ve görünmeyen bütün yaratıkları insanın içinde yaratmıştır. İnsanın yaratılmasından önce bu her iki varlık türünden ne mekân ne de zamanda söz etmek mümkün değildir. Burada sözü edilen görünen ve görünmeyen bütün yaratıklardan kastedilen aslında evrenin kendisidir. Dolayısıyla evrenin köken itibarıyla insanda yaratıldığını söylemek gerekir. Bir şekilde insanın ve evrenin kaderi birbiriyle bağlantılı ve ayrılmaz karakterdedir.

#25

SORU: Eriugena, Periphyseon adlı eserinde insan tanımını nasıl yapmaktadır?


CEVAP: Eriugena, Periphyseon’da insanın tanımını şöyle yapmaktadır: “Öyleyse insanın tanımını şu şekilde yapabiliriz: İnsan Tanrı’nın Zihninde ezeli ebedi bir şekilde biçimlenmiş belli bir zihinsel kavramdır.” Tanrı’nın zihninde belirlenmiş olan bir kavrayış olduğu için insanın bilginin içine doğmuş olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, tıpkı Platon’da olduğu gibi Eriugena’da da bilgi insana içkin bir durum gösterir. Bununla birlikte insan, işlediği günahtan dolayı Tanrı’ya belli bir anlamda yabancılaştığından, onun bilgiye sahip olması ancak tedrici bir süreç içinde mümkündür.

#26

SORU: Eriugena’ya göre bilgi kaça ayrılır ve her bir ayrım hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Bilgi, ilahi ve insani olmak üzere ikiye ayrılır. İlahi bilgi, Yaratıcı Bilgelik’te bulunur ve bu bilgi bütün bir yaratılışı için birincil öneme sahiptir. Buna karşılık yaratılmış olan varlıktaki bilgi ikincil öneme sahiptir ve daha yüksek bilginin etkisini sürdüren bir karakteri bulunmaktadır. Burada iki farklı türden bilginin olması, Tanrı’nın zihnindekilerle insanın zihnindekiler arasında bir kavrayış farkı bulunduğu anlamına gelmemelidir. Bu daha çok, bir ve aynı özün, zihin tarafından iki farklı bakış açısına göre temaşa edilmesi sorunudur. İnsanın dünyaya düşmesi sonucunda açığa çıkan bu iki farklı bilgi türüne karşılık, gene aynı olayın bir sonucu olarak da duyulanabilir dünya meydana gelmiştir. İşte, insanın bildiği dünya, duyularımıza karşılık gelen ve hakkında yargıda bulunabildiğimiz bu dünyadır. Eriugena’ya göre, içinde yaşadığımız dünya, duyularımıza karşılık gelen bir dünyadır ve bunlar elbette duyulanabilir olan nesnelere yönelmişlerdir. Duyulanabilir nesne, kesin olarak belli bir zaman ve belli bir mekândadır; oluş ve bozuluşa tabidir. Eriugena’da tıpkı Aristoteles’in Kategoriler’inde (Kategoriae) yaptığı gibi bu nesneye çeşitli nitelikler yüklemektedir. Gene Aristoteles’in bize öğrettiği gibi, duyulanabilir nesneler bir doğa ve onunla birlikte ortaya çıkan çeşitli ilinekler içerirler. Bu yönleriyle de onların bileşik yapılar olduklarını söylemek gerekir. Eriugena’ya göre bu nesneler bir bileşik oldukları sürece duyularımızca algılandıkları halde, onları meydana getiren kısımların her biri ayrı bir şekilde asla duyular tarafından algılanamaz. Ayrı kısımlar artık aklın bir nesnesi haline gelirler. Buradaki temel anlayış gene Platoncu bir anlam içermektedir. Eriugena’ya göre görülebilir cisimler görülemeyen şeylerden meydana gelmektedir. Ona göre “görülebilir maddenin form ile birleşmesi belli türden ilineklerin bir araya gelmesinden başka bir şey değildir”.

#27

SORU: Erigena’nın Periphyseon veya Doğanın Bölümlenmesi Hakkında başlıklı eserleri Papa III. Honorius zamanında neden suçlanmış ve yargılanmıştır?


CEVAP: Erigena’nın Periphyseon veya Doğanın Bölümlenmesi Hakkında başlıklı eseri bütün bir Ortaçağ boyunca çok rağbet gören bir çalışma olmuştur. Papa III. Honorius zamanında özellikle içindeki şu üç madde nedeniyle suçlanmış ve yargılanmıştır. Bunlar: 1) Her şey Tanrı’dır; 2)İlahi İdealar yaratılmıştır ve yaratırlar; 3) Dünyanın sonunda (kıyamette) cinsiyet farkı ortadan kalkacaktır. Bu ve benzeri yaklaşımları onun günümüze kadar süren etkisini güçlendiren önemli anlayışlardır.

#28

SORU:

Eriugena’nın kelime anlamı nedir?


CEVAP:

Eriugena’nın kelime anlamı “İrlandalı”, “İrlanda’da doğmuş” demektir.


#29

SORU:

Ioannes Scotus'a Erıugena ismi kim tarafından verilmiştir?


CEVAP:

Eriugena ismi ona çok geç bir tarihte, Dublin başpiskoposu Ussher tarafından verilmiştir.


#30

SORU:

Ioannes Scotus’a Eriugena ismi kim ile karıştırılmasını engellemek için verilmiştir?


CEVAP:

Eriugena isminin ayrıcalığı, Ioannes Scotus’un, on üçüncü yüzyılda doğmuş olan Duns Scotus ile karıştırılmasını engellemek düşüncesi olmuştur.


#31

SORU:

Eriugena hangi dönemde İrlanda'dan Avrupaya göç etmiştir?


CEVAP:

Eriugena, Karolenj döneminde İrlanda’dan Avrupa’ya göç etmiş olan çok sayıda bilginden birisidir.


#32

SORU:

Eriugena hakkındaki belgeler kaç yılına kadar dayanmaktadır?


CEVAP:

Eriugena hakkında 870 yılına kadar izini sürebileceğimiz belgeler bulunmaktadır. Bu tarihten itibaren ne yaptığını, nereye gittiğini kesin olarak söylemek mümkün değildir.


#33

SORU:

Eriugena'nın Eski Yunancadan Latince’ye çevirdiği iki eser ismi yazınız.


CEVAP:

Eriugena'nın bir diğer önemli başarısı, kendisinden önce yaşamış olan önemli filozof/din adamlarının eserlerini Eski Yunancadan Latince’ye aktarması ve bunlar üzerine çeşitli yorumlar yazmış olmasıdır. Bu bağlamda, özellikle ünlü Atinalı filozof Dionysius Areopagita’nın (Sahte Dionysios olarak da bilinmektedir.) De Mystica Theologiae (Peri Müstikes Theologias - ilahiyatın Gizemi Hakkında), De Divinis Nominibus (Peri Theion Onomaton - ilahi isimler Hakkında) ve De Caelesti Hierarchia (Peri tes Ouranis Hierarkhia - Göklerin Sıradüzeni Hakkında) eserleri önem taşımaktadır. (AS-PELL, 73). Bunların yanı sıra Eriugena’nın Maksimus Confessor (580-662) ile Gregorius Nyssenus (335-394)’un bazı eserlerini Latinceye çevirdiğini biliyoruz. Maksimus Confessor’un Gregorius Nyssenus’un kaleme aldığı insanın doğası hakkında bir inceleme olan De Imagine adlı eserinin üzerine yazdığı yorum da Eriugena tarafından Latinceye çevrildi. Bu eserin çevirisi, özellikle o dönemde pek çok filozofun ilgi duyduğu önemli bir başvuru kaynağı oldu (Steel & Hadley, 1988: 397).


#34

SORU:

Ioannes Scotus Eriugena diğer ortaçağ filozoflarına benzer şekilde hangi konuyla ilgilenmiştir?


CEVAP:

Ioannes Scotus Eriugena, bir Ortaçağ filozofu olarak, tıpkı çağdaşları gibi, en temelde Tanrı ile dünya arasındaki bağlantıyı kendisi için bir ilgi konusu yapmıştı.


#35

SORU:

Eriugena’nın Tanrı veya yaratılış ile ilgili olarak sorduğu soruların tümü ne ile ilişkilidir?


CEVAP:

Eriugena’nın Tanrı veya yaratılış ile ilgili olarak sorduğu soruların tümü hakikatle, hakikat sorgusu ile bağlantılıdır.


#36

SORU:

Eriugena Periphyseon başlıklı eserinin birinci kitabında, Usta şeylerin en başta ve temel ayrımının ne şekilde olabileceğini ileri sürmüştür?


CEVAP:

Eriugena’nın Periphyseon başlıklı eserinin birinci kitabında, Usta (Nutritor; bkz. Okuma Parçası) şeylerin en başta ve temel ayrımının “olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde söz konusu edilebileceğini ileri sürer.


#37

SORU:

Eriugena doğayı kaça ayırmaktadır ve ayırdığı bu doğa türleri nelerdir?


CEVAP:

Eriugena, Periphyseon’da doğayı dörde ayırmaktadır:

1) Yaratan ve yaratılmayan doğa (Creat et non Creatur),

2) Yaratılan ve aynı zamanda yaratan doğa (Creatur et creat),

3) Yaratılan ve yaratmayan doğa (Creatur et non creat),

4) Ne yaratan ne de yaratılan doğa. (Nec creat nec creatur) (Periphyseon, 441B442A).


#38

SORU:

Eriugena’ya göre Tanrı'nın nüfuz ve tarif edilemez bir varlık olması Tanrı'nın hangi özelliklerinden kaynaklanmaktadır?


CEVAP:

Eriugena’ya göre Tanrı’nın bu yapısının kaynağı, O’nun “anarkhos” ve “anaitios” özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Başka kelimelerle ifade edecek olursak Tanrı, “zamanda başlangıcı olmayan” ve kendi varoluşu için “nedensiz” bir yapıdadır.


#39

SORU:

Eriugena  İncil’in başında “Başlangıçta söz vardı” ifadesinde geçen ''söz'' kelimesinin başka hangi anlamlarda çevirebileceğini ileri sürmüştür?


CEVAP:

Eriugena, doğanın ikinci ayrımı meselesini tartışırken, ilginç bir İncil yorumuna da imza atar. Hıristiyanların Kutsal Kitabı olan İncil’in başında “Başlangıçta söz vardı” ifadesi yer almaktadır. Eriugena, Periphyseon’un üçüncü kitabında bu konuya değinir. Ona göre Grekçedeki “logos” kelimesini “söz” olarak çevirmek seçeneklerden sadece bir tanesidir. Logos kelimesi aynı zamanda “akıl” veya “neden” anlamlarına da gelmektedir. Dolayısıyla “Başlangıçta akıl vardı” veya “başlangıçta neden vardı” demek de, ilki kadar geçerli olabilecek bir tercih kullanımıdır.


#40

SORU:

Eriugena, Tanrı’yı yaratılanların varlığı ile özdeşleştirdiği için ne olmakla suçlanmıştır?


CEVAP:

Eriugena, Tanrı’yı yaratılanların varlığı ile özdeşleştirdiği için panteist olmakla suçlanmıştır.


#41

SORU:

Eriugena'nın Periphyseon’daki dördüncü doğa ayrımına genel olarak ne ad verilmektedir?


CEVAP:

Periphyseon’daki dördüncü ayrıma genel olarak “analiz” adı verilmektedir.


#42

SORU:

Eriugena’ya göre kendi akılsallığı içinde devamlılık gösteren her varlık nedir?


CEVAP:

Eriugena’ya göre kendi akılsallığı içinde devamlılık gösteren her varlık bir ousiadır.


#43

SORU:

Eriugena doğanın üçüncü ayrımı olan “yaratılan ve yaratmayan'' ile neye işaret etmektedir?


CEVAP:

Doğanın üçüncü ayrımı olan “yaratılan ve yaratmayan”da işaret edilen ise, ilahi idealar tarafından yaratılan bireylerdir. Bunların hepsi birer yaratılan olarak belli bir nedene bağlı olarak varolmuşlardır. Bundan dolayı, varoluşlarına ilkece yüklenen amaçları doğrultusunda bir hayat sürmek zorundadırlar.


#44

SORU:

Eriugena’ya göre yaratılış daha … olandan daha az … olana doğru bir gidiştir.

Yukarıdaki cümlede boşluk hangi sözcük ile doldurulmalıdır?


CEVAP:

Eriugena’ya göre yaratılış daha tümel olandan daha az tümel olana doğru bir gidiştir.


#45

SORU:

Eriugena’ya göre Tanrı’dan çıkan ve ilahi idealarla devam eden yaratılışın nihayete erdiği yer neresidir?


CEVAP:

Eriugena’ya göre yaratılış adı verilen süreç, kesintisiz bir durumu işaret etmektedir. Tanrı’dan çıkan ve ilahi idealarla devam eden yaratılışın nihayete erdiği yer bireysel olanların vücut bulmalarıdır.


#46

SORU:

Eriugena’ya göre bütün bir yaratılış kaça ayrılmıştır ve yaratılışın bu ayrıldığı parçalar nelerdir?


CEVAP:

Eriugena’ya göre bütün bir yaratılış beş parçaya ayrılmıştır: bir yaratılan ya bir bedendir; ya bir canlı varlık; ya duyulanabilir varlık; ya akılsal varlık veya zihinsel varlık.


#47

SORU:

Eriugena’ya göre insanın, akılsal özellikleri olan tek hayvan olması Tanrı'nın görünen ve görünmeyen bütün yaratıkları ne yapmasına neden olmuştur?


CEVAP:

İnsan, akılsal özellikleri olan tek hayvandır (Periphyseon, 757A). Tanrı, insanın bu özelliğinden dolayı, görünen ve görünmeyen bütün yaratıkları insanın içinde yaratmıştır (Periphyseon, 763D).